Bazen sonsuza uçup gider kelimeler.. Bulamazsın.. Aklından aynı anda onlarca düşünce geçer.. Tutamazsın.. Ve duramazsın da yerinde.. Aklından geçenler binip birkaç kelimenin üstüne ucup gitmedikçe dilinden, tıkanır boğazına.. Rahat bir nefes alamazsın..
15 Haziran 2011
"Sınavadan Bir Gece Öncesi Sendromu"
bir tablet Kahve Dünyası -Dia’dan ‘bir alana bir bedava’ olarak alınmış ki Dia kartım olmamasına ragmen o acaip kasiyer kızın alttan çıkarttığı bir barkodu okutup bana ‘hadi sana kıyak geçtim’ bakışları attarak almama vesile olduğu- biTter çikolatası
ve atıştırmalık grisini eşliğinde ders notlarına bir yabancı gibi bakmak…
“Bunu sana yazdığımı bilmeezsinn.. Bir yabancı şarkı gibi diinlersinn… Benim için önce Tanrı sonra seeeensinn.. Birtek dileğim vaarr, Siktir git yeterr!!”
(bknz: Karpuz kabuğundan gemiler yapmak yerine şarkılarda sınavları bulmak sendromu)
9 Haziran 2011
!!!
Bunu bu zamana kadar yapmaktan neden çekindim bilmiyorum.. Ama artık benim de bir balığım var.. Haydi hep birlikte büyütelim..
Düşünüyorum da.. Ben küçükken de hiç 'Bilim İnsanı' olamak istememiştim..
Çok uzak gelirdi bana.. Hiç öyle bilimi seven bir çocuk olmadım.. Saygı duyardım yalnızca çünkü ulaşılmazdı..
Bir kere erkekti hepsi bilim adamıydı onlar.. Göbekleri vardı bir de üzerine aklar düşmüş saçları.. sakalları.. Hem herşeyi bulmuştu onlar zaten.. Beni neyi bulacaktım ki..
İnsanların içinde ne var diye hiç merak etmedim.. Birbirimize neden benzeriz.. ya da neden bu kadar farklıyız hiç bilmek istemedim.. Genmiş genommuş.. Onlar da neymiş..
Herkes gibi öğretmen.. doktor.. mühendis de olmak istemedim.. Fazlasıyla Tv izlesem de ne oyuncu olmak geçti aklımdan ne de dansçı.. Tabi Tv dünyası da ulaşılmazlardandı..
Müziği sevsem de müzisyenlik meslek değildi.. Ne topçu ne popçu.. Buz pateni yaptım yıllarca büyük bir aşkla ama ilerde onun bile meslek olabileceğini düşünmemiştim mesela.. Hocalarım vardı.. Onlar gibi olamazdım ki..
Daha maceracı.. daha göçebe bir ruh vardı içimde.. Polis olmak istedim mesela.. Şöyle organize işlerde.. Evet kabul ediyorum Memolinin bunda etksi vardı.. Sonra kesmedi polislik beni 'dedektif' olmak istedim.. Fazla Agatha okuyordum.. ve bu iş tam bana göreydi.. Ah şu 'küçük gri hücreler'.. Ve bastırıldım elbette ki.. Ülkemde özel dedektiflik yok denecek kadardı çünkü.. İş olmazdı ki..
Ömrümü doğada kamplarda çadırlarda geçirebilrdim veya..Ama bu da meslek değildi.. Daha ilkokula başlamadan biriktirdiğim paralarla uyku tulumu almışlığım var mesela.. Çadırımız da vardı.. Lakin bir kampa gidebilmem 10 yılımı aldı.. Ve uyku tulumum yanımda olamadı.. Hala duruyor ama bir gün onu gerçek bir kampa götürmekse hayallerimin arasında gerçekleştirilmeyi bekliyor..
Arkeoloji de dikkatimi çekerdi mesela.. Yönelmeyi hiç denemedim ama.. Sebeb aynı tabi..Türkiye'de adam gibi arkeolog mu vardı??..
En çok veterinerlik isterdi babam.. Bir de Pet shop açarız yanına ben de kasada dururum derdi.. Çok severdim hayvanları.. Ne kuşlar büyüttük biz.. tavşanlarla dost ettik.. Kaç köpeğin arkasından ağladım ben ve kaç bıldırcından beslendim, besledim büyüttüm önce.. Kabul yeri gelince yemeyi de severdim hala damağımdadır o tadı bıldırcının.. Mm.. Balıklar.. Civcivler.. Lisede, Öss'ye birkaç hafta kala 'Madem veteriner olmamı istiyorsun neden çalışıyorum ki?? Oraya gözüm kapalı girerim zaten!!' haykırışımla bitti o da içimde.. Babam bir daha veterinerlik demedi.. Zaten o işi yapabilmek için de sermaye gerekti.. Hem o zamanlar kaç insanın hayvanı vardı ki..
İleride ne olacağını düşünmeden Fen Lisesi'ne girdim ben.. Sadece 'Kazanamaz!'lara inat koşmaktı benimkisi..
Lakin, koşarken farketmemişim bile yolun nereye gittiğini... En sonunda yorulup şöyle bir etrafıma baktığımda çıkmaz bir sokakta bulmuştum kendimi.. Psikiyatriye sarılmıştım sonra tıp okumak doktor olmak istemesem de.. Kendime en yakın, ben gibileri bulmuştum ancak.. Çok şey öğrenmişim hayattan ve yardım edebileceğime inanmıştım.. Tam yolumu buldum derken.. Elbetteki ÖSS... Sevgili dostum.. 'Sen kimsin ki Tıp kazanacan' dedi bana.. Haklıydı..
Şuan sınıfımda bulunan birçok insan gibi tıp yakın olduğu için bu bölümü seçtim ben... En kötü eczacılık yazarım derken moleküler biyoloji ve genetiği ancak tutturan da bendim evet.. Dönemimde en düşük puan alanlardan biri de..
Elbet bir şey olur, bir çıkış yolu bulurumlarla başladığım üniversite maceram da bitecek neredeyse ama ben hala bir yol bulamadım kendime.. Tek bildiğim bilime bulaşmak istemediğim...
Olmak istediğim çok şey aslında çocukluğumun sakinliğine inat..
En çok kapıp tencere tavayı aşçı olmak var ya içimde.. Bastıramadığım.. Genetik bittikten sonra Mengen'e aşçilik okuluna gitmek var mesela.. Kimseye inandırıcı gelmese de.. Belli mi olur..
Ha bir de şu yazıyı artık bitirmek var aklıda.. Vakit sabaha karşı.. İçimde hala cır cır konuşan bir çocuk.. Hala belirsiz aklı.. Hala kafası karışık..
Sahi ya büyüyünce ne olucam ben???
1 Haziran 2011
-Okuyorum ben Yea-

Okuyorum iyi güzel hoş da..
Alırken kitabın yazarının kadın olduğunu düşünmüştüm.. Kitabın adının ‘Arzu’lu olması bende yazarın böyle hafif esmer, uzun dalgalı saçlı, genç bir abla tadında olması gereği izlenimi yaratmıştı.. Okurken de hep bir kadının ağzından dinliyormuş gibi yaptım.. Ta ki.. Ta ki bugün yüce Google’a sormayı akıl edene kadar.. Yıkıldım yaa..
‘İsimden zaten erkek olduğunu çıkarabilirdin!’ diyebilirsiniz de yabancı dille arası hiç olmayan birinin elin gevurunun ismine bakarak cinsiyetini çıkarması pek mümkün olmuyor..
Hele de geçenlerde staj başvurusu için aradığım adı Ender olan bir Embriyoloğa ‘Ender Bey’ yerine ‘Ender Hoca’ diye hitap etmeye karar verip o uyku sersemi halimle kocaman bir çam devirmekten son anda kurtulan biri olarak..
Son zamanlarada hayal gücümün biraz ayar istiyor galiba.. :D