garip insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
garip insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2011

Bir BEN var benden içeri- Hiç Susmayan bir ben-




Bugün anneme ' benim ergenliğimde birşey görmediniz ama bununkinde yanıcaksınız..' dedim kardeşim için...
'Seni gördük mü ki ergenliğini görelim..' dedi...


Haklı.. Ortaokulda dershanede okul ve buz pateni üçgeninde döndümdurdum.. Okuldakilerle savaşımın çok küçük bir kısmı yansıdı onlara.. Üstümdeki tüm ağırlığı buza bırakırdım haftada iki gün..kondüsyonlarda hayatla savaşırcasına koşardım ..


Lisede ise kaçtım.. Çok uzağa değil ama kendi hayatımı kurabilecek, gücümü hissedebilecek kadar kaçtım.. Yaptığım ya da yapacağım herşeyden haberleri oldu ama kendi kararlarımı kendim verdim hep..'gerçek Ben'i hiç göstermedim onlara.. Acıdan kıvranan beni görmediler mesela ya da gözlerimin parladığı, yüzümden gülümsenin eksik olmadığı mutlu cocuk hallerimi.. Liseli aptal aşkımı.. kavgalarımın bende yarattığı kırgınlıkları hiç bilmediler.. sadece onlar değil gerçi, çogu insan da görmedi bunları..



Zaten biraz da o yüzden.. bu yalnızlık savaşımdan, hayata bakış açımdan bugün bol keseden arkadaşım olmayışı..



Üniversite de bitmek üzere şimdi.. Kimse bu saatten sonra toplanıp eve dönmemi beklemiyor mesela.. Başı sıkıştığında arayan bir çocuk yok.. Hiç olmadı.. Kimse hala tam olarak ne yaptığımı bilmiyor.. Büyüyünce ne olucağmı da.. Sadece bitip tükenmeyen temenniler, gönle göre istekler var o kadar.. Umursamıyor değiller yanlış anlaşılmasın..

Bir çok şeyi hala 'benden daha çok ' istiyorlar..

Hala, İdil bunu yaptı, yapıyor, yapıcak.. demek istiyorlar...

Hala, belki de hala, çoğunlukla bundan kaçtığımı anlamıyorlar..


Herşeye rağmen yaptığım hiçbirşeyden pişman değilim ben.. Seçimlerimden.. Savaşlarımdan.. Sonuçlarından...


Ve tüm bu zaman içerisinde, harika bir hayat arkadaşıyla mükafatlandırıldığımdan, en doğru seçimi yaptığımı her defasında söylemekten vazgeçemiyorum..

21 Temmuz 2011

Düşünüyorum da..

'Aşk'ı yazmayı hiç beceremedim ben..

Yazdım, yanlış olmasın.. Ama çoğu gerçeğin dışındaydı aslında.. Var olandan daha fazla.. Biraz abartı.. Çoğu takıntı.. Bir çeşit 'zorunlu hissetme' kendini.. Yarım elma gönül alma misali..


Şimdilerde O’nu yazmaya bu yüzden cesaret edemiyor olmalıyım..

Abartı olsun istemiyorum kelimelerimde..

Anlatırken büyütmeye çalıştığım aşk, ben farkında olmadan alçalsın istemiyorum..

Gerçek o kadar garip ki aslında..

Neyse ki yalnız olmadığımı biliyorum..

Bu kez oyun oynamadığımı da..

Kimse için değil..

Karşımdaki için hiç değil..

Yalnızca kendim için bir adamla birlikte olduğumu da..

Sanırım bu ilk..Bi adam için ‘ölse de bu ilişki bitse..’ demiyişim mesela...

Gerçek.. Evet bunu diledim..

Ben aslında kötü biriyidim.. Ama kimseyi yarı yolda bırakmamak içindi dilediklerim..

Yalnızca herkesin mutlu olmasını istedim..



1 Haziran 2011

-Okuyorum ben Yea-



Okuyorum iyi güzel hoş da..

Alırken kitabın yazarının kadın olduğunu düşünmüştüm.. Kitabın adının ‘Arzu’lu olması bende yazarın böyle hafif esmer, uzun dalgalı saçlı, genç bir abla tadında olması gereği izlenimi yaratmıştı.. Okurken de hep bir kadının ağzından dinliyormuş gibi yaptım.. Ta ki.. Ta ki bugün yüce Google’a sormayı akıl edene kadar.. Yıkıldım yaa..

‘İsimden zaten erkek olduğunu çıkarabilirdin!’ diyebilirsiniz de yabancı dille arası hiç olmayan birinin elin gevurunun ismine bakarak cinsiyetini çıkarması pek mümkün olmuyor..

Hele de geçenlerde staj başvurusu için aradığım adı Ender olan bir Embriyoloğa ‘Ender Bey’ yerine ‘Ender Hoca’ diye hitap etmeye karar verip o uyku sersemi halimle kocaman bir çam devirmekten son anda kurtulan biri olarak..

Son zamanlarada hayal gücümün biraz ayar istiyor galiba.. :D

24 Mayıs 2011

Bazen, okuduğun bir kitap geçmişte çaresizce karaladığın bir kaç cümleyi anımsatır sana..


''Acı gelecekse, hemen gelsin, dileğinde bulundum. Çünkü yaşamım önümde duruyordu ve onu elimden geldiğince en iyi şekilde kullanmam gerekiyordu. Bir seçim yapacaksa, bunu hemen yapmalıydı. Bu seçime göre onu bekleyecektim. Ya da unutacaktım. Beklemek insana acı verir. Unutmak acı verir. Ama ne karar vereceğini bilememek, acıların en büyüğüdür.''

Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum,Ağladım - Paulo COELHO


Kitap okumanın en güzel yanı yalnız olmadığını hissetmektir bence.. Normal zamanlarda kendimi çok yalnız hissettiğimden değil elbet ama oralarda bir yerlerde benim yaşadıklarıma ortak olmuş insanlar olduğunu bilmek güzel şey.. Acı olsun.. Mutluluk olsun.. Paylaşmabilmek en değerlisi..

Coelho okurken mesela, aynaya bakıyormuş gibi hissediyorum bazen..



31 Ocak 2011

....

Günlerden ne olduğunu unuttum...
Dönüşe ne kadar kaldı sayamıyorum korkudan... Çok gelir gözüme.. Dayanamam..
Saydıkça büyüyor sanki rakamlar bende.. Neden bilmem..
Hani nerede çabuk geçen sayılı günler..?



Oyunlar Köyü/Erzurum

8 Temmuz 2010

...


Bir minicik kız çocuğu..Bak, duruyor orada hala...
Anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa...

22 Haziran 2010

2.Gün : Kara Kedi Mırnav Pistt!




Bir kaç gündür bir küçük velet dolaşıyor evde.. Yalvarıyodum bana müsamerede dans ettikleri palyaço şarkısını söylesn diye bir iki mırıldanıyodu ama hep de bildiğim yerleri söylüyodu deli oluyodum..

Bugün gene yalvarırken en sonunda daldım nette buldum şarkıyı.. İçim rahat etti.. İndirdim.. Birlikte söyledik dans ettik:D

Uzun zamandır aklımda ama bir türlü hatırlayamıyodum sözlerini adam gibi.. Derdim de neyse.. İnternet de aklıma gelmiyodu hiç kıvranıp duruyodum..Kaç sene önce anasınıfında kardeşime öğretmediler diye bile söylendiğim oldu:D

"Anasınıfına gidip Palyaço Şarkısı öğrenmeyen var mıdır ki?? Artık çocuklara palyaço şarkısını öğretmiyorlar mı?"

Derken öğrenmiş bir küçücük veletcik buldum ki hafızamı tazelememe yardım etti..

"Düşe kalka düşe kalka düşe kalka düşe kalka koşuşuruz
Şaka yolu şaka yolu şaka yolu şakayolu konuşuruz
Pinpon topu burnumuzda biz sevimli paylaçoyuz

Askılıdır pantolonumuz kocamandır papyonumuz
Pinpon topu burnumuzda biz sevimli paylaçoyuz

Düşe kalka düşe kalka düşe kalka düşe kalka koşuşuruz
Şaka yolu şaka yolu şaka yolu şakayolu konuşuruz
Tüm dünyanın gözünde biz neşe veren palyaçoyuz

Çocukların gözdesiyiz güldürüde biz öndeyiz
Pinpon topu burnumuzda biz sevimli paylaçoyuz"

İşin garibi hiç de sevmem palyaçoları küçüklüğümden beri :S Korkmam ama sevmem de..Hala sevmiyor olmamda Sevgili S.King Amcanın "O" adı romanındaki Pennywise karakterinin de payı yok değil tabi:D


Lakin bunun yanında kafama daha fena birşey takıldı ki çıkamıyorum içinden..
Aynı bu şekilde yıllardır -unuttuğumu farkettiğim zamandan buyana- sayıkladığım bir çocuk oyunu daha vardı ki o da "KARA KEDİ"

Bu zamana kadar hangi çocuğa sorduysam öyle birşey öğrenmemiş hiç oynamamış..
Ne kadar da eksik büyüyor çocuklar..
Oynadığımız yerleri,oynadığım insanları,o anları bile hatırlıyorum da "Kara kedi mırnav pistt" den öteye geçemiyorum..

Bugün palyaço şarkısını ararken bir forumda gözüme takıldı.. Görünce o takılan gözlerim parladı tabi.. Açtım baktım ki sadece sözleri var... Şöyle ki;

1. kara kedi 1. çocuklar


Dolaştım bodrum kiler Aramızda işin ne
Bulamadım hiçbir av Kara kedi mırnav pist
Aç kaldı bizimkiler Mutfakta bak işine
Mır mır mır mırnav. Kara kedi mırnav pist.


2. kara kedi 2.çocuklar

Olaydım ben bir köpek Kirlidir ağzı yüzü
Isırırdım hav hav hav. Üstü başı pis mi pis
Üstüme varmayın pek Kovalım şu yüzsüzü
Mır mır mır mırnav. Kara kedi mırnav pist

Peki ya melodisi?? Oynanışı??
Aradım o kadar ama yok.. İnsanlar ya sözlerini yazmışlar ya da melodisini soruyorlar zaten.. Nolcak şimdi takılır kalır aklıma... Anaokulu Örtmenimi mi bulsam acaba o hatırlıyordur muhakkak hala:D

Çok da severdim kendisini sevgili Nevin Alpaslan.. Anaokulu yıllarımın ayrı bir yeri vardır bende onun sayesinde..Zaten o yuzdendir bu arayışlarım hatırlama çabalarım...

Sonuç olarak daldım çıkamıyorum.. Var mı elini uzatıp benimle 'kara kedi mırnav pistt!' oynayacak olan??


1.GüN: KuNdaLini UyaNışı

Tatilde günleri saymaya, blog ve twitterı da çetele olarak kullanmaya karar verdim.. Wirelessımın kapsama alanı dışına çıkmadığım sürece hergün tweetleyip Blogumda mümkün olduğunca paylaşmaya söz verdim günlerimi.. Tabi, "tatil=kendine verdiğin sözleri tutmamak"tır biliyorum ama bu sebeptendir ki üstüme bir sayım sorumluluğu aldım.. Kendimi gerçekten birilerine sorumlu hissedersem yaparım biliyorum:) (Otokontrolümü seviyorum:P)

Bugün tatilimin resmi olarak 1. günüydü. Pazartesi günleri sevgili ananeme gitme ritüelini tamamlama dışında değişik birşey yaptım ve KipPa HipPerMaRrketT'in Aile klubünde ilk Yoga dersime girdim.. O 15 dakika bile hayatımda 'Enteresan' olarak tabir edebileceğim bir zaman dilimiydi..

Bu yaz hem değişik bir ortama girmek hem de kafamı biraz dağıtmak için bir kursa gitmek niyetindeydim.. Yoga ihtiyacım olan şeyin üstüne 'cuK' diye oturdu.. Bugun aslında biraz dolaşmak hem de şu kursu sormak için gittik Kipa'ya. Sekreter abla dedi ki kurs bugun başladı daha yeni girdiler falan istersen gir katıl ya da otur izle.. Dedim noluyoz ben alışkın deilim ani şeylere kıyafetim uygun deil kotla nası "ommm" yapcam falan kız biyandan annem bi yandan gazladı "Ya dersi bölmiyim şimdi.. öle gir çık olur mu.. hiç sevmem öle şeyleri.. Vakit yok daha ananeme gitcez.." falan derken giriverdim içeri.. Oturdum kapının kenarında bir sandalyeye..

İçerde hafif bir tütsü kokusu.. Ortam öyle egzotik falan değil ama bildiğiniz ufak çaplı bi spor salonu.. Genel itibariyle teyzeler yerde bağdaş kurmuşlar enerji moddalar..En önde de bir abla telkin edici bir sesle yönlendiriyor onları.. Tam da sonuna yetişmişim meditasyonun son esintilerini de hissedip normal hayata geri döndüler.. O arada yogacı abla beni de davet etti bağdaş kurmaya "fazla vaktim yok bi sonraki derse" diyerek gülümseyip uzaktan dnledim anlattıklarını.. Zaten meditasyon da bitmişti.. Ama ortamda tarif edemediğim bir enerji dolanmaya devam etmekteydi..

Sonra anlattı abla.. Adını da söylemişti ama unuttum tatli bi isimdi ama neyse şimdilik adı "Abla" kalsın:) Kundalininin enerjisinden bahsetti.. Sinirlerden.. Düğüm noktalarından nam-ı değer 'çakra'lardan.. Bir yanım içinde bulunduğum halle ölümüne kafa bulmak isterken öbür yanım ciddiyetle dinledi anlattıklarını.. Kafama yattı.. Hissettim.. Anlattıklarını bitirince yeniden meditasyona geçmeden kalktım.. Her gün sabah akşam bi 10 dakka yapmamızı istiyordu meditasyonu.. Kendimiz için, kendimizi bulmak ruhumuzu tanımak için.. Çıkmadan önce bir kez daha katılmamı teklif etti meditasyona.. 'Vaktim yok, çıkıyım' dedim annemin 'kal sonuna kadar' demesine ragmen.. 'O zaman gel' dedi 'Aç avcunu'.. Açtım o da açtı ellerimin üstüne doğru..Heycanlandım.. Bi yanım hala dalga geçio durumla bir yanım da enerjiyle uçtu gitti.. Aydınlanma istetti benden.. Bir kaç defa tekrar ettim cümleyi "Aydınlanma istedim" Zaten 2.de mi ne bi karıncalanma hissettim ellerimde onun ellerine doğru.. Sustum.. Şapşallaştım.. 'hissettim.. karıncalanma..' falan birşeyler geveledim... 'bu kadarı bile yeter şimdilik sana' dedi.. Çıktım.. Etkileyiciydi.. Ha bir de aydınlanmanın kaynağı olan insanın (başka zaman olsa teyze derim ama diyemiyorum okadar etkilendim) fotoğrafları da vardı 'bunlardan da al' dedi meditasyon köşemize koycakmışız,sonuçta onun enerjisinden faydalanıcaz, bi tuhaf oldum görünce tırstım almadım..Baktıkça dalga geçerim diye korktum:D

Sonra anneme anlattım tabi olanları 'sana da lazm gel' dedim o da gelicek bundan sonraki derslere sıkılmassa tabi:)

Gece eve gelince baktım tabi netTen de baya birşeyler buldum..
Aydınlanmanın kaynağı olan insanın fotoğrafı falan da var burda blog sayfama koyamıyorum bakınca bir garip oluyorum çünkü:D
Merakı olan varsa bakabilir, ben de devam ettikçe daha ayrıntılı bir biçimde bahsedicem zaten, enerjimin izin verdiğince:P

3 Nisan 2010

karmaşık mışık

içime sıkışan şeyler var yazmak istiyordum ama toparlayamadım cümlelerimi...

Yazsam rahatlıycam ama beceremedm bir türlü..

Göçebeliğimin bedelleri..
Buz pateni... O Saha.. O ruh..
Geçmişteki onca şey.. Onca anı..
Kulağımda bir bir yankılanan sesler.. Tekerrürler..
Boş trübünlerde gördüğüm, kafamdaki onlarca insan.. Sevdiklerim.. nefretlerim.. rakiplerim.. dostlarım.. Karşilarında tüm benliğimden sıyrıldığım..
Bugün artık dönüşlerimde, kendi mekanımda bir yabancı gibi dolaştığım..

Öylece acaip bişe işte..

Konuşmak da faydasız biliorum konuşmaya başladıkça daha derine dalıyorum.. çıkamıyorum.. susamıyorum..
İyisi mi hazır saklanmışken kelimelerim tutayım çenemi...

19 Mart 2010

dönüyorum sanırsam yeniden sana:)

Uzun zamandır yazamıyorum yine. Hep aklımda hep özlemle anılıyor adı kalemin kağıdın..
Sanki hep bi vakitsizlik var gibi gözükse de aslında internetsizlik idi bloğuma ulaşamanın kaynağı..

Son zamanlar da pek bi heves ettim. Haftada bir iki gün net buldum mu oyuna dalardım hemen eskiden. Bu ara oyunu bıraktığımdan olsa gerek depreşti blog özlemim.. :)
Bir iki gündür yazıyorum, karalıyorum bişeyler kendimce. Bundan sonra mümkün oldukça yazmaya ve net buldukça da blogumda paylaşmaya karar verdim..

Hadi hayırlsı:)



16.03.2010

Yazmayı özlüyorum. Yazabilmeyi. Gerçekten.

Her yazıma da böyle başlıyorum biliyorum. Sanırım körelmişim bir hayli ki nereden başlayacağımı bilemiyorum bir türlü. Oysa içimde bir tutku, bir kıvılcım var hala yüreğimdekileri beyaz sayfalara akıtmak adına..

Belki çok okumadığım için böyleyim son zamanlarda.. yahut bulamadığımdan kanatacak bir yara.. belki de bulup da korktuğumdan anlatmaya…

İçimin garipçe sıkıldığı bir andayım. İnsanın içi garipçe olmayan bir şekilde nasıl sıkılır onu da bilmiyorum ya neyse..

Sıkıntımın bir telaffuzu var evet ama.. ama..

Anlatamam ki..!

Boş bir sıkıntı olduğuna inanma eğilimindeyim çünkü.. Belki de işin garipçe olan kısmı budur, kendi kendime sıkıntılar doğurabilecek kadar acımasızım kendime ve bir o kadar da ilacım sıkıntıma kendi adıma.. Kendi kendime anlamsız kendilikler içindeyim.. Hadi bakalım hayırlısı:)



16.03.2010

22:48

Sevgili blogum,

Acaba doyumsuz biri olabilir miyim?

Peki ya kıskanç?

Yahut hep daha da fazlasını isteyen? Ah pardon blogcum doyumsuzdan kastım zaten buydu elbet!


00:11

Sevgili blogum,

Bence sen benden daha garip birisin.

Bunu neden dedim nerden çıkardım bilmesem de ölesin işte!



30 Aralık 2009

:)

Tembellikten yorulmuş artık bedenim... İçim geçmiş yıllarla birlikte...
Şimdi eski heycanları yenileriyle birleştirmek niyetinde... İhmal Ettiğim bloguma bile..
Dönüşümm muhteşem olur muuu acaBA??

24 Eylül 2009

bir kez daha...

Nasi geçtiğni anlamadığım uzun bi aradan sonra yeniden yazmaya karar verdim..
Aslında artık hiç yazmama kararı almış da değildim... üşenmekle başladı önce uzaklaşmam blog dünyasından sonrası vakitsizlikle geldi.. çok da yoğun olduğumdan da değil hoş.. Kışı okulla geçirdim zaten eve sık dönmeyince bilgisayara da yazmaya da uzak kaldım.. Yazınsa bilgisayarı yalnbızca oyun oynamak için açtım:D
Bir dönem zaten pek de takip edilmediğimi düşündüğüm için yazmamak da bi sakınca görmedim.. Arkasında kimse olmadığını sanıp çekip giden insanlar gibi..

Bir de acı cekmeden için daralmadan yazmak pek zormuş bir kez daha anladm.... harika bir sene geçirdim ve yaşadığım mutululuğu huzuru anlatsam sanki tüm büyüsü kaçicakmış gibi susmayı seçtim..

Ama özledim... okumayı.. başka hayatlara ortak olmayı.. paylaşmayı.. yazmayı... anlatmayı..
İste bu yüzden elime geçen güzel imkanların da sayesinden artık daha sık yazmaya karar verdim..

Şimdilik kısa kesiyim.. Belki anlatıcak şey çok ama kelimelerim körelmiş biraz önce bilemek gerek..

31 Mayıs 2009

Bulantı...

25.05.2009
(23:35)







Gökyüzünün kül rengi derinliğinde, gri atkısıyla, midesi bulanan bir patenci kayıyordu.. Ve midesine inat spin atıyordu havada.. durmadan.. bıkmadan.. usanmadan...
Tutkuyla bağlıydı çünkü gökyüzüne ve vazgeçmesi içinmidesinden çok daha fazlası gerekliydi..
Üzerinde durduğu çelik kadar sert ve keskindi patenci.. Ve bir bulut kadar doluydu içi...



Midem bulanıyor...
Biliyorum, akşam yemeğini bir iki parça hamur işiyle geçiştirmeye çalışmasaydım böyle olmayacaktı.Oysa ne kadar da hevesliydim yemeğe.Yurda gelirgelmez ilk işim ne yemek olduğuna bakmak oldu.Daha yeni çıkmıştı yemekler ve benim yemek istediğim hiçbirşey gözükmüyordu.Sonra da canım istemedi yemek.
Aç kaldıkça midem bulandı ve midem bulandıkça daha da yemek istemedi canım.. Kısacası midesel bir kaosa kurban gittim..


Uyumak istedim...
Yorgundum oysa.Uyumak istedim bütün gün.Uyukladım..Gelince ve yemekten vazgeçince yine uyumak istedim; uyuyamadım. Öğlen içtiğim o sert kahve miydi beni uyutmayan yoksa BEN miydim?



Gökyüzünün kül rengi derinliğinde kayan gri atkılı,midesi bulanan ve uyuyamayan patenci bir bulutun üzerinde durdu.
Ve gök gürledi. Bir şimşek çaktı o an...
Ve bir bulut içini boşalttı dünyaya...
Ve 'bir patenci'nin gözünden bir damla yaş aktı...



26.05.2009
(00:26)



hayat ayrıntıda gizli: Gökyüzünün kül rengi derinliğinde kayan gri atkılı patenci Ayna İçinde Ayna adında çok enteresan kitapta geçen bir cümleden aklımda kalmadır..

26 Şubat 2009

boş kalmasın die...

uzun zamandır susuyorum.. uzun zamandır hiç bişey yapmıyorum aslında.. Koca bir ay tatil evde nasi geçer derken oyalanmak için düşündüğüm hiçbirşeyi yapamadan geçti gitti bile...

ilk hafta acaba fizikten kaldımmı telaşı vardı.. Sonra yaşasın kalmamişimin rahatlığı.. bir sonraki hafta WOw merakı sardı ki 2 haftadır onunlayım.. BEn ki böyle gelişmiş oyunları beceremeyen insan aşka geldim kalkamıyorum başindan... GEce onunla yatıyorum rüyalarımı süslüyor kestiğim yaratıklar.. Peşlerinden koşuorum büyü yapıorum onlara.. SAbah onunla uyanıorum .. sonra biraz oynıyım derken akşam ediyorum...

evden dışarı çıkmak istemiyor canım.. şu artık ucube bi yer gelen odamdan bile çikamiorum onun sayesinde.. Güya odamı yeniliodum.. bi köşesinden başladım.. sonrası yok...

Tatilim bitti.. En azından evdeki tatilim.. şimdi bu son 3 güne neler sığdırsam diye bakıyorum hernekadar hiçbirini yapamıycağmdan emin olsam da...

Son haftamı ise istanbula ayırdım yoğunluğu planlanmış bi şekilde.. doğum günleri, partiler, seminerler, yemekler... Ve tabi daha özel geceler=)
Artık her gün oyun da oynayamıycam.. Özliycem sanırım onu da.. başindan ayrılamadığım blogdan bile vazgeçirdi beni.. Bi yemekten vazgeçemiorum onu da hızlıca yiip hemen dönüyorum, bir de 3 senedir izlediğim acınası dizimden..

bu aralar içmden birşeyler yazmak da gelmiyor zaten.. durgun geliyor blog dünyası da..

koyverdim artık evimi, odamı, tatili.. düşündüklerimi, yaşadıklarımı , hissettiklermi.. Yazarak kendimi yormak yada bir kez daha düşünmek istemiyorum.. Hafif alıngan depresif garipçe bir haldeyim.. Kendimi oyuna veriyorum.. İyi geliyor.. Vakit geçiyor çok güzel...

Tavsiye ederim;)

20 Şubat 2009

...

garip hayatlar.. garip insanlar.. garip insanların anlamsız inatları...
Kimsenin beceremediği buluşturmalara sebeb olan cansız bi beden...
Ve rüyalar da garip aslında.. Belli tek bir konuya dair görülmüş rüaların neredeyse herbirinde bulunmayı başarabilen nacizane(!) bir insan ve hala o insanı kendi iğnesiyle sokan ben...

Ve tüm bunlara ragmen hala herşei olduundan da normal karşilamaya başaran ben..
Yokum bi iki gün.. Pc yok Wow yok blog dünyası yok.. ama tüm bunlar yokken de mutlu ve huzurlu olabildiğim nadir yerlerden birinde olucam..
SOnra da istanbula gidicem daha da huzurlu olucam... =)

2 Ocak 2009

UnuTmak mı doğru kelime yoksa aLışMak mı?

'unutmak' gerçekten var mıdır? yoksa bir çeşit yalan bir avuç avuntumudur kendisi.. Unuttum demek, neyi unuttuğunu bilmek demek değil mi? Bilirken unutmak mümkün mü?
Bir şeyi, bir günü..bir yılı.. 4 yılı.. bir şehri değil de, o 4 yılda..bir şehirde yaşadıklarını, acılarını, sıkıntılarını ve hatta mutluluklarını bile unutmak mı UnUTMAK gerçekten.. Yoksa tüm o olanların acısına alışmak mı?

'AlışmAK' belki de en doğru kelime bu.. Artık düşünmenin..görmenin.. yada hissetmenin canını yakmadığı unuttuğunu mu gösterir alıştığını mı?

Dün aylar sonra yeniden o 'unutulan' yahut 'alışılan' şehre düştü yolum.. biraz tedirgindim.. ve korkak.. oysa ne okuldu amaç ne da arkadaşlar.. Son 10 yıldır, yılda bi kaç defa Adapazarına yaptığım sıradan bir akraba ziyaretiydi sadece.. O şehirde yeniden açılan ikinci bir kapı için toplanan Hayırlı Olsun kalabalığı..

Kimse zorla götürmedi beni aksine ben istedim özellikle benim evde olduğum bi gün gidilmesini.. evin yeni halini görmek istedim.. İnsanları görmek istedim.. 4yılımı geçirip sonra hızla terkettiğim şehri görmek değil cocukluğumdan beri gittiğim sıradan bi şehre yeniden gitmek istedim... Liseye dair tek düşündüğüm şey dershaneme gidip hala garip bi şekilde çok sevdiğim ve acayip bi sıcaklık hissettiğim öğretmenlerimi görmekti ama tatil gününe denk getirdikleri için gidemedim.. Bir yanım buna çok sevindi aslında ki zaten 'bi aksilik çıksa da gitmesek'cilerdendi.. bir yanım da üzüldü içten içe.. Sonra 'kısmet' dedi.. demekki böylesi daha iyiymiş..

Tedirgindim.. binlerce defa geçtiğim yollar geçmişimi vurursa yüzüme die korktum.. Ya düşman olmuşsa o şehir yeniden bana.. Gerçi.. beni en son ne zaman sevdi ki yağmurlarını üstümden çektiğinden beri..

Kitabıma gömdüm kendimi giderken.. bakmadım yollara.. Ta ki o şehre girdiğimi hissedip kafamı kaldırana kadar.. Camdan dışarı bakarken 8-9 yaşlarındaki idil vardı yanımda ve yıllar önce geldiğim şehir karşimda.. Şehrin her bir yanı değişmiş olsa da 10 senede ve ben bugun 18yaşında olsam da değişmeyen tek şey Adapazarına girişin bende yarattığı heycanmış aslında.. O söylerken en uzak gözüksede en yakınım en sevdiğim insanları görücek olmanın verdiği mutluluklumuş değişime katılmayan..
Ve rahatladım bunları hissettikten sonra.. Karıştım kalabalığa..Sevdiğim insanların arasına.. Çocuklarla oynadım oynaştım.. Daha çok onlar benimle oynadı aslında.. İzin verdim tepeme çıkmalarına :)

Keyfimi babamın herzamanki halleri bozdu.. Sayesinde adapazarının Tek alışveriş merkezine gitmek zorunda kaldık.. Hele de o tatil gününde kalabalık olması kaçınılmaz olan alışveriş merkezine.. İnsan görmek istemedim.. gerildim..canım yanmadı yada korkmadım.. sadece sinirlendim.. babamın yaptığına sinirlendim.. oraya gitmek zorunda kalmama sinirlendim.. Neyse ki acelemiz vardi ve tek bi mağzaya girdik alıcağmızı aldık ve çıktık..
Ve hızla terk ettik o şehri karanlıkta...

Artık düşünmenin..görmenin.. yada hissetmenin canını yakmadığı unuttuğunu mu gösterir alıştığını mı?
Gördüğümde hiçbirşey hissetmediğimi farkettim son 4 yılıma dair.. Öss soruları gibi çikip gitmiş herbiri aklımdan.. unutmuşum yada alışmışım herneyse.. geride bi cocukluğum kalmış bir de çok sevdiğim insanlar...

28 Kasım 2008

yeNi blogumun ilk mimi..

girip de haftanın analizini yapiyim iki çizik attırıyım bloğuma derken bi de baktım ki Pharos aplamdan mim gelmiş.. '' garip Huylar''
bEni biraz zorliycak ama aklima geldiği kadar artık..



*En sevdiğim şeyi genelde en sona bırakırım ki tadını çıkarıyım.. yemeğin en sevdiğim kısmını sona saklarım, en sevdiğim insani en son öperim(çok özlem duyduğum durumlar hariç;)) gibi..Çok sevdiğim bişei çok yavaş yerim bitmesin hemen die bazen de günlerce yemem..

*Aynı mantikla bana en zor geleni önce yapip kolayı sona saklamayı tercih ederim..

* uyum.. Bunu biraz hastalık olarak da tanımlayabilirz aslında ama.. üstümdeki başımdaki tepeden tırnağa uyumlu olamali.. hatta mümkünse saç rengime kadar.. giydiğim çorabın rengi o gün ayağımdaki ayakkabıyı çikarmicak bile olsam kıyafetimin rengine hatta mümkünse üstümdeki tshirt kazak vs.. rengine uymali.. Nolur nolmaz..

* bi rafta bişiler diziliyse onlar ya tam simetrik yada tam asimetrik olmali.. mutlaka kendimce bi düzeni olmali.. Hatta birden fazla gruplamayı içinde barindirmali.. şöyleki, mesela kitaplarım hem boy sırasına hem yazarına hem de türüne göre aynı anda 3 kriterde sıralanmali.. olmadi mi kafayı sıyırırım..

*kendi odamın, dolabimin dağınıklığına ve karişikliğina rağmen özümde düzen hastasi bi insan olmam en garip huyum kategorisine girebilir sanırım..

*yemeğe tuz biber yada çaya kahveye şeker atarken önce az doldururum kaşiği sonra biraz daha az sora biraz daha.. bi kerede atsam dolu bi kaşık etcek ve yeticek belki ama yok olmaz.. bazen bi kaç kristal tuz şeker bişi dökülse de kaşiktan illa onu 3e 5e tamamlicam..

*dışardan sıradan gibi gözüken insanların yiip içtikleri yada ne biliyim çöp diye attıklari şeyleri saklarım.. hatırası vardır.. misal 3senelik leblebi tanesi, şeker, kırılmış erik çekirdekleri vs..

* bişeyi unuttuğumda hafızamı geri sarıp yeniden yaşayarak hatırlamaya çalişirim.. mesela odaya geldim aklima bişi geldi gidip anneme söylicem.. o arada aklımadan binbir türlü şey geçebilir kafası yoğun bi insanım normaldir.. odamdan çikip annemin yanına gidene kadar ne diceğmi unuturum.. Ben sana bişi dicektim ama der arkamı dönerim.. odama doğru yürürüm.. bi önceki odama yönelişimde neler düşündüğümü hatrlarım.. tekrar ederim.. odamın kapısına gelirim olmassa geri dönerim hatrlayana kadar koridorda volta atarım ve genelde çok sürmeden hatırlar anneme koşarim..

*bi kelimeyle hafızama dalıp onlarca şey hatırlayabilicek bi insan olduuğumdan bazen konuşurken neden konuştuğumuzu unutur alakasız şeyler anlatmaya başlarim..( bana göre bi bağlantısı vardır ama konuyla alakası yoktur) Laf lafı açar durumu biraz da.. bu durumda da aynı taktiği uygular hafızamı geri sararım.. 'bunu dedim ondan önce bunu konuşmuştuk oraya burdan geldim heh hatırladım aslinda bundan bahsedioduk..' gibi:)

*tarihleri günleri olayları birbirleriyle bağlantılandırarak hatırlarım.. kafamda bi zincir kurarım tek bi günle bi sürü olay anı alakalı alakasız onlarca şey anlatabilirm.. çorap söküğü misali ardı arkası kesilmez.. gören hafızam çok kuvvetli zanneder oysa benimki sadece anılara çalışır..

*telefonun sesi açikken ve çalsa duyabilicekken bile sürekli telefona bakarım bi beklentim varsa.. duymamam imkansiz gibi gözüksede hiç bişi imkansız diildir bence..

*ya çok konuşurum ya da hiç konuşmam bi ayarım yoktur.. Hayatı uçlarda yaşamaya başladim iyice:)

*Çok güzel cümleler duyduğumda konuşamam karşilik veremem.. bende güzel şeyler düşünüyo olsam bile söyleyemem.. Hem benim söliceğim kelimeler hislerimi tamamen anlatamicak die korkarım hem de karşimdaki söylediği cümleler karşisinda ayıp olmasin die söylüyorum sanar die..

*biri bişei yap derse yapacağım varsa da yapmak istemem çünkü yap dendi diye yaptığmı zanederler diye korkarım.. Misal.. Birine kötü bişi yaptım özür dilemelisin idil derim.. yeltenirim.. o arada ordan biri gelir özür dile bilmem kimden hadi git der ve gidip özür dilemekten vazgeçerim.. Göster bakiyim amcalarına şeyini gibi bişi bu benim için..

*yazı yazarken yazdıklarımı döner döner tekrar okurum.. acaba bunu beğenirler mi? saçma mi oldu? bilmem kimin yazdığına benzedimi acaba ondan kopya çektiğimi düşünürler mi? gibi gibi bi sürü soru sorarım kendime şuan olduğu gibi..

bi kısmı hastalık bi kısmı takıntı tuhaf huylar.. herneyse işte.. Aklıma gelmio pek bişi insana sorulunca aklına gelmez ya öle oluyo işte.. Aslında garip huylarını okuduğum insanların garip huylarının arasında ''Aha aynı beN!'' dediğim şeyler oldu ama onları yazmamaya gayret ettim hem kopyacı gibi hissetmemekten hem de artık onların pek garip olduunu düşünmediimden.. Ee iki kişinin bildiği sır nasi sır değilse bi kaç insanın sahip olduğu garip özellik de garip özellik diildir dime =)

Geldik olayın en zor kısmına.. Mimliycek bi insanım var mı bakmalıyım.. ben çok insan takip ediorum ama bunların kaçi beni takipte.. bi önceki blogumdaki mimimi de aynı tereddütle attığım ve karşiliğini aldiğim Kaldırım çocuklarına gitsin mimim.. Hadi bakalım.. :)