ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2011

She said; It is an Emergency kiT!



Yes, it is an emergency kiT!

Yanılmışım.. Hevesle sarılmıştım oysa ki kutuma.. İçine doldurduğumuz o alakasız metaryallerle değişik bir oyun oynayacağız ve takım olma hissimizi geliştireceğiz sanmıştım.. Gerçi öyle olsa bile, o bilince sahip olamamış insanların o toplantıda bile olmaması sebebiyle değişen hiçbirşey olmayacaktı ama en azından daha mutlu olacaktım..

Sabah, daha ayılamadan yaptığımız ilk programın faciaya dönüşmesinden sonra Christina'nın bizi bordların dibine sıralayıp 'Bu yaptığınızı benim Novice takımım bile yapmaz!' naralarının ardından söylediği bir cümle aslında mesajını vermişti bu kutunun..
'Şimdi elimize bi silgi alıyoruz ve bu yaptığınızı siliyoruz kafamızdan! Ve baştan alıyoruz..'

Biz, herseferinde olduğu gibi, resmi antremandaymış gibi en baştan aldık tabi kareografiyi.. Ve o da anons etti bizi yine, havaya girelim diye.. 'Begining Ten Minutes.. And ANkara University Synchronized Team! ' Alkışlayıp tezahurat bile etti hatta :)

Günün sonunda öğrendik ki kutumuza dolduruduğumuz onca şey aslında birer öğüt niteliğindeymiş.. CAnkurtaranmış bir çeşit.. Bizim tabirimizde 'Yangında ilk kurtarılacak'..

*Çikolata; genellikle biz kızların en ufak bir depresiflikte kendimize gelmek için kullanırken, başkaları beni sevmese de ben kendimi seviyorum deme biçimimizdir ya hani.. İşte o kutunun içinde olmasının sebebi baktıkça 'I love me!' diyebilmemiz içinmiş..
*Sakız;şekilden şekle girer çiğnedikçe.. Bitmez tükenmez, çiğnersin tekrar tekrar.. Antremanlar da böyledir.. Tekrar tekrar denemelisin demek istemekteydi bize kendini bozmadan.. Bıkmadan usanmadan..
*Jelibon; yutamayacağın kadar atarsan ağzına boğulabileceğimiz bir şekerleme olduğundan, kendi çapında 'Ayağını yorganına göre uzat' mesajı vermeliymiş bize..
*Silgi; hatalarımızı silip yeniden başlayabilceğimizi hatırlatmak içinmiş.. Yarışmada bu kural elbette geçerli değil ama antremanlarda milyonlarca hakkımız var..
*Ataç;aslında en büyük sorunumuzu yansıtmaktaydı bize.. Tek başına bir anlamı yoktu tıpkı takımda hiç kimsenin tekbaşına işe yarar bir fügürcü olamayacağı (hatta figür kökenlilerin de zaten figürde adam olamadıkları için bu takımda olduğu) gibi.. Ancak renkli renkli birkaç tanesinin bir araya getirip bileğine yada boynuna taktığında bir mücevher edasıyla hoş görüneceklerdi.. Bizim SeNKRONİZE olduğumuzda çok daha güzl gözüktüğümüz gibi..
*Lastik;esnekliğimizdi.. Kendimizi zorladığın kadar.. Zira buzda en önemli şeylerden biri de kayarken esnek olabilmekti..
*Kilitli iğne;aramızdaki boşlukları kapamak,kopuklukları bağlamak için girmişti o kutunun içine..
*Kürdan;dişlerimizin arasına kaçan ufak şeyleri kurcalayıp bulduğumuz gibi, hataları ve doğrularıda o incelikle araştırıp bulabileceğimiz inancını temsil etmekteydi..
*Parfüm;güzel kokmak içindi elbetteki.. Belki biraz makyaj, güzel bir parfüm bizi iyi hissettirirdi kendini..Ve ne kadar iyi hissedersen o kadar relax olurdun.. Sakin ve keyifli olmak temiz bir kareografi kaymak için en temel şarttı aslında..
*5 kuruş ise kafamızdaki küçük fikirleri temsil etmekteydi.. Küçük da olsalar paylaşmak gerekti, işe yarayabilirlerdi.. 5 kuruş küçücük bir şeydi fakat çöpe atabiliyor muyuz? Hayır.. Çünkü ona da muhtacız.. Aynı en küçük bir fikre muhtaç olduğumuz gibi..

Ve tüm bunları içine doldurduğumuz şefaf kutu, bizim Emergency Kitimizi oluşturmaktaydı..

Evet belki beklediğim kadar eğlenemedim bu kutuyla,lakin yine de hoşuma gitti bu cankurtaran hikayesi.. Keşke bu konuşmaya gerçekten ihtiyacı olanlar da o toplantıya lütfedip katılabilseydi..

4 Ocak 2011

Synchronized Skating is a TeaM SporT


*Çikolata
*Sakız
*Jelibon
*Silgi
*Ataç
*Lastik
*Kilitli iğne
*Kürdan
*Parfüm
*5 kuruş
ve hepsini koymak için şefaf bir kutu

Tüm bunlar, 2011 ile hayatımıza giren ve İtalyan bir senkronize antrenörü olan Christina'nın bugün toplantıda bizden istediği birbirinden alakasız materyeller.. Ve fotoğraftaki de benim kutum..
Sanıyorum ki, bize takım ruhunu kazandırabilmek için kullanıcak tüm bunları lakin nasil bir yöntem izleyeceğini henüz bilmiyorum.. Heycanla bekliyorum başımıza gelecekleri..

Son 3 gündür yabancı antrenörle çalışıyoruz.. Hayallerimizde yığınla ülke gezmiş olsak da sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte bütün yurt dışı kamp,yarışma vs. projelerinin önüne engeller çekildiğinden son çareyi yurt dışında çalışacağımız hocayı Ankara'ya getirmekte buldular..
Sonuç; daha 3 günde kareografide ve bizlerde muaazzam değişiklikler.. Sanki sihirli değnek..
Elbette her toplulukta olduğu gibi ne yaparsan yap eğitilemeyen,sorumluluk sahibi olmayı beceremeyen insanlar da hala yok değil..
Bu sebepten ki kadın, daha ilk günden senkronizenin bir takım sporu olduğunu söylemeye başladı üstüne basa basa.. Baktı ki hala anlamayanlar var, bize bu egzotik parçaları aldırmayı uygun gördü..

Geçirdiğimiz 3 aylık süreçte milyon defa tekrar ettiğimiz, aynı zamanda bazılarının hala anlamak istemediği TAKIM kavramını bu sihirli kutuyla pekiştirebilirsek eğer, işte o zaman Christina sayesinde kocaman bir yol katetmiş olacağımızı sanıyorum..
Umuyorum..
Diliyorum...

23 Ekim 2010

Göçebe Derdim Adresimi Soranlara

Çok yollar gittim ben yalnız başima.. mesafeler kısaydı aslında.. ve gerekçeler hep aynı...
Eğitim adı altına sakladım hep evden kaçışlarımı..


Henüz 14 yaşındaydım bavullarımı toplayıp cıktığımda.. Evden ayrı, ailemden uzak kalmaya alışkın olsam da bir başkaydı artık bana ait olacak olan bir ranzada geçirilen gecenin tadı..

O günden sonra misafirdi o şehirde varlığımın adı.. Her hafta sonu sırtımda -bugün yine benimle olan- çantamla git gel yapardım.. Tatiller işkence olurdu sonra.. Evde durmak zorlaşırdı 2günden fazla..

Göçebe dedim ikametimi soranlara..Ev dediğin benden ibaretti aslında,kaplumbağa gibi evimi sırtımda taşıdım..

18imde büyüttüm mesafeleri, otobüsleri... Kocaman bir şehire saldım bu kez kendimi..Eve dönüş seferlerini azalttım, tatilsiz günleri uzattım..

Bugün yollarda geçirdiğim 7.yılımda, 3.bir şehir daha ekledim hiç beklemediğim bir anda göç güzergahıma.. Şimdi 3 günden fazla kalamıyorum aynı şehirde,aynı yatakta.. Ailemle ancak sabahın kör saatinde eve uğrayıp merhaba-hoşcakal oynayarak vakit geçiriyorum mesela..

Ve bugün ilk defa, tek başıma çıkıyorum böyle uzun bir yola.. Ömrü hayatımda 3 günden fazla kalmadığım, bir iki caddesinden başka yerini tanımadığım ve yalnızca son 2 haftadır yolcu otobüsü kullanarak yanımda birkaç arkadaşımla gittiğim Ankara'ya.. İstanbul'dan hiza aldım bu defa..Zaten bu sebepten yalnız yola çıkışım.. Yolun çoğunu geride bıraktım..
Aslında biliyorum ki, geride bıraktığım her adımda önüme yenilerini kattım..

12 Ekim 2010

Ah yağmur dönerken kara.. Yine yol var falımda... Ankara..

9 saatte 3 farklı şehre ayak bastı dün yorgun bedenim..Savruldu ruhum birinden diğerine..Karıştı geceler gündüze.. 3 farklı şehirde 3 farklı ben.. 3 farklı hayat.. 3 farklı amaç..

Dün gece yarısı Ankara'dan bindim otobüse.. Sabaha karşı evimde, İzmitteydim.. Gün ağardığında ise yeniden yola çıkıp şehrime, İstanbul'a geldim.. Pazar öğlen attım kendimi sokaklara.. Akşam antremana kadar Ankara,Belpa, antreman.. Gece yol.. İzmit.. Sonra yeniden yol..ve İstanbul.. okul.. Staj arayışı.. sonra yurt.. derken huzurlu bir uykuya kavuşmam pazartesi akşamını buldu ama olsun.. o huzur herşeye bedeldi.. :)

Ankara'da geçirdim bu haftasonunu.. Geçen hafta gelen beklenmedik bir haberle.. 13 yıldır verdiğim emeğin karşılığını alabilmek adına, başta okul olmak üzere çokça şeyi bir kenara bırakarak..


Ocak sonunda başlayacak olan Universiad Kış Olimpyatları'nda, Erzurumda, Senkronize dalında Türkiye'yi temsil etmek için Ankara'da başlayan çalışmalara davet edildik geçen hafta.. İzmit'teki ufak çabalarımızla, darmaduman takımımızla gerçekleştiremeyeceğimiz bir fırsattı bu..

Artık her haftasonu Ankaradayım.. Ve tabi bazı hafta içeleri de.. Ve sadece Ankara değil, bazen başka şehirlerde belki başka ülkelerde.. Yıllarca kurduğum hayalleri gerçekleştirebilme çabası içinde.. :)

5 Temmuz 2010

16.Günün ilk saatleri :Gelin olmuş gidiyorsun...

Nikah masasına oturdun işte.. Dayanmak çok zormuş böyle sevince.. Sana mutluluklar sözüm kardeşce.. At artık imzanı git biranönce...



İlk defa bir yanım bu denli eksik kaldı bir gelin giderken.. İlk defa bu kadar ağlamaklı oldum onca kalabalığın arasında herkes gözyaşi dökerken..

Oysa mutsuz değildi kalan da giden de, belki alışması zordu, biraz aceleye geldi ama vakitsiz, habersiz de değildi ya işte.. 27 yıl boyunca bunun olacağını bilerek bakmamış mıydı ona ailesi..
Gelinler hem ağlarım hem giderim derken, ardında bıraktıkları da hem ağlarım hem el sallarım ardından dememektemiydi ki, bir gece kendi elleriyle yabancı birinin kollarına bırakıp kızlarını giderken sanki..

13 yıl oldu az değil.. Ablam dedim içtenlikle.. Sorana kardeşim diye tanıtırdı bazen.. Kızı sananlar da olurdu beni kardeş olduğumuza inanlar da.. Annemden çok ona benzetirlerdi gözlerimiz birörnek diye...
Sadece o değil diğer iki kardeşiyle de aynı şekildeydi bağımız.. Ablasını düğünden sonra Ankara'ya bırakıp dönerken de garip olmuştum.."Ee sen şimdi bizimle gelmiyor musun?" diye sormuştum hatta.. Ablama iyi bak demiştim eşine.. Baktı sağolsun O da abim oldu sonra..
En küçükleriyle ise hep kavga ederdik küçükken,bana işkence etmeyi pek severdi.. Sonra büyüdük de vazgeçti kavga dövüşten biraz,abilik yapmaya başladı.. Bir defa Fanta konserine götürdü de bizi yerimizden kıpırdatmadı..Babamdan aşşağı kalır yanı yoktu bodyguartlık konusunda üstelik daha lise çağındaydı..

Dün gece-yine ablasıyla aynı yerde- Ankara'da bırakıp döndüğümüz ablamsa biraz daha farklıydı.. Aramızdaki 7 yaşi çok rahat kapatırdık birlikteyken.. Genelde o benimle çocuk olurdu,yerine göre de ben büyürdüm onunla.. Son yıllarda onun yoğun iş hayatından benim okulumdan pek fırsatımız olmasa da hayli vakit geçirdik birlikte..Güldük,eğlendik.. Birlikte halay çektik boş sokaklarda yada evin balkonunda.. Konserler,filmler,piknikler.. Tiyatroya hatta tatile bile gittik beraber tüm kardeşlerle.. Fuar arkadaşımdı ayrıca.. En son gittiğimde o da olmayınca yanımızda binemedim hiçbir oyuncağa yalnız başima,birdaha onunla çığlık çığlığa eğlenemeyeceğimi bilerek.. En son konser günüyse kınasını yaptık işte yine fuarda..
Dün sabah da kardeşinin kolunda çıkardık evinden.. Herkesin gözleri dolu, kimi tuttu kendini kiminin dayanmaya gücü yoktu..

Saçma gelirdi bana aslında.. Sonuçta Allah korusun ölmüyor ya ne var bu kadar gözyaşı dökecek ardından..Hele gelin dediğin niye ağlar ki isteyerek de evleniyorsa.. Sevdiğin adamla bir ömür yaşamaya gidiyorsun daha ne.. Ama öyle olmuyormuş işte..
Bir de düşün ki geride kalansan..Ve az da olsa uzağa bırakıyorsan bir parçanı.. Ben düşündüm,garipsedim.. Kendimi koydum yerine.. Herkes ağlarsa ben de ağlarım dayanamam diye korktum.. Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar tabi bir de.. Sonra daha da ileriye gittim.. Bir gün kızım olursa da o da böyle giderse.. Bu fikri daha da garipsedim.. En iyisi kızım olmasın benim..

Erkek tarafının yerinde de koydum kendimi elbet.. Davulla zurnayla gelip aminle duayla kızı alıyorsun,konvoyla kornayla götürüyorsun.. Kız tarafı ister gelsin peşinden ister gelmesin..Kim gelmiş, kim gitmiş demeden nikahını kıyıyor düğününü yapıyorsun.. Sen kızın bırak soyadını kütüğünü bile kendi üstüne alıyorsun.. Evet bir oğlum olsa daha iyi sanırım.. O zaman da oğlunun 'senden başka bir kadını sevme' durumu var ama olsun.. Gelin alıyorsun,damat vermiyorsun..

Aslında tüm bu sıkıntıyı yaratan gelin alma merasimi oluyor.. İmza atarken kimse ağlamıyor..Nikah kıyıldıktan sonra herkes güle oynaya dans ediyor,göbek atıyor.. Bir de üstüne altınlar takıyor, al da bunu keyfine bak dercesine.. En sonuda da herkes "hoşçakal" diyip evine dönüyor.. Gelinle damat da güle oynaya çıkıp salondan arkalarına bile bakmadan uçup gidiyor..
Geriye 'hayat arkadaşı' olmanın değerini bilmek kalıyor...

31 Mayıs 2009

özlemek...


















22-23 Haziran 2002 Türkiye Artistik Paten
ve Senkronize Gençlik Kupası, Ankara


















2003,İzmit


















26-27 Haziran 2004 Türkiye Artistik Paten ve Senkronize Gençlik Kupası, Ankara











Artık yalnızca özlemekten ibarek olabilen dünya....

28 Aralık 2008

UGDOS

1.Ulusal Genetiği Değiiştirilmiş Organizmalar Sempozyumu için ODTÜ'deydim geçen hafta cumartesi günü.. İlk seminerimdi..Çok hevesliydim ama üzülerek itiraf ediyorum ki çok sıkıldım.. (burayı da iyice itiraf duvarına cevirdim :S ) Neyseki ilerde işe yarıyabileceğine inandığmız bi sertifika vardiler de sempozyumu kurtaran o oldu.. Gerçi sertifikayı daha girerken vermeleri seminerin 2.oturumunda salonun yarısının boşalmasına sebeb oldu olsun.. Biz de, kulağmıza 'çıkışta sertifika onaylancak' gibi yanıltıcı ve bütün günü ODTÜ'nün koltuklarında uyuyarak geçirtici bi söylenti çalındığından salonun kalan yarısına dahildik 3-5 arkadaş.. Allahtan koltuklar pek rahattı..

Aslında hevesim seminere değildi.. konusu daha çok tarım olan -ki hiç ilgi alanım değildir- seminerde sıkılıcağmı biliyordum..

Tek derdim yıllar sora yeniden Ankara'ya gitmekti.. Ankara'yı çok sevdiğimden deil ama yanlış anlaşılmasın.. Anılarımı çok sevdiğimden.. Ankara yolculuklarımı özlediğimden.. Çok mu güzel çok mu eğlenceliydi her biri.. sahte dostlar.. yalnızlık.. kandırmacalar..
Ortaokul yıllarım önce Ankara.. Hep 2.likle dönülen Türkiye Şampiyonaları, Gençlik kupaları.. 'yine hakkımızı yediler' haykırışları.. Ve daha bir sürü şey.. Bi son gidişimin dünüşü hafifce gülümsetir beni.. Yol hiç bitmesin isteyişlerimiz gelir aklıma.. Ah çocucukluğum.. Sözde yaralarım..
Ve lisemdir Ankara.. Nisan başı.. 2006.. zincilerinden kurtulmuş ve ilk defa özgürlüğün tadına varmış Tt düşer yollara.. Yeni yeni kararmaya başlamış.. üstünde kendi imalatı gururla giydiği tshirtü.. Bu kez amaç ünivetsite gezileri.. İlk gidilen yer ODTÜ.. o devasal mekana, yemyeşil çimenlerine duyulan hayranlık.. 'Hocaaamm!! Bırakın bizi burdaa!!' 41 saat süren uykusuzluk.. Yol boyu yerine oturmayan hep ayakta hep konuşan hep bagıran insan.. ben..
Oysa hiç de yaşancak gibi değilmiş ODTÜ kışın.. rengi soluktu bu defa, ağaçlar çıplak etraf cansız.. Onların koca kampüsü varsa benim İsTanbuLum var!!

Bu kez gitme amacım da yeni hatıralar edinmekti Ankara yollarında.. Sabaha kadar süren yolculuk.. seminer.. ve ardından bir geceyi daha sabaha bağlayan geri dönüş.. Cuma sabahı uyandım..sonra pazar sabahı Ttli bir kucakta yumdum gözlerimi.. :) Ve harika bi haftasonu geçirdim..

Cuma gecesi 11de Taksimden kalktı otobüs.. Yolun yarısında en önce şöförün yanında yerde mekan yaptım kendime ve muhteşem sesimizle sabaha kadar uyutmadık otobüstekileri.. En çok şöförün işine yaramış olcak ki dönüşte artık herkesin sızdığı vakitlerde söför hala bana seslenmekteydi.. 'İdil uyumadın dime?? Uyuma İdil lazımsın sen bize?' :D O gece dağıtcağından en çok korkulan ben hepsinden sağlam çıktım adam bi bana güvendi tabi:D ben bile şaştım kendime ;P
cumartesi akşam 11de Kızılay'da başlayan yolculumuz da sabahın 6sında Taksim'de son buldu.. Taksim meydanında sabah ezanını dinleme şerefine de nail oldum ya.. daha ne isterim..:)
Ve İstiklalden -o saatte- akın akın gelen insanlara şaşkın, uykulu,yorgun ama bi o kadar da halinden memnun Ttnin yolculuğu edinilmiş yeni anılarla, sıcak bi yatakta son buldu.. :)