cocukluğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cocukluğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2011

24 Kasım bugün.. Öğretmenler günü..

Çoğu kendini bi bok sanan.. kendi egolarını tatmin etmek için senelerce ağzıma sıçmış.. haddi olmayan şeyler yapıp hayatıma burnunu sokmaya çalışmış.. Babasının parasının tadına baktığı yahut ilerde reklamını yapıcağını bildiği öğrencilerin oyuncağı olup sıradan insanların her yaptığına anca köstek olmuş.. karşısındakileri sadece sınav kagıdı olarak görmüş.. ve saymakla bitmeyen saçmalıkların mucidi öğretmenlerimin öğretmenler günü…

Elindeki kitapta yazandan bile haberi olmayan.. Öğretmekten çok kendinin birşeyler öğrenmeye ihtiyacı olan.. Hasta olduğu için sürekli dersi sınıf başkanına bırakıp hastaneye giden.. Ailevi meseleriyle boğuşmaktan öğrencilerine birşey katmak için hiç çaba göstermemiş.. kendi sorduğu soruları bile çözmeyi beceremeyen.. bir şekilde öğretmen olmuş zavallı öğretmenlerimin de öğretmenler günü…

Dahası.. Hayatımda kocaman yeri olan.. Karşısındakini her zaman anlamaya çalışıp, onun dilinden konuşmayı bilen… İnsanlara bir şeyler öğretebilmek için çaba gösteren…Her sıkıldığımda yanında gidebildiğim.. Hep sevdiğim ve saygı duymaktan hiç vazgeçmediğim..

Başta.. Sık sık düşünsem ve hiç aramasam da, senede bir görmeye gitmeyi minnet borcu bildiğim, hep meşgul olduğu için ancak beş dakka sohbet edip beşbin kez mutlu olduğum, öss çilemi benimle çekmiş ve aldığım bok gibi puana rağmen benden vazgeçmemiş dershane öğretmenimin de öğretmenler günü…

Kutlu olsun…

9 Haziran 2011

Düşünüyorum da.. Ben küçükken de hiç 'Bilim İnsanı' olamak istememiştim..

Çok uzak gelirdi bana.. Hiç öyle bilimi seven bir çocuk olmadım.. Saygı duyardım yalnızca çünkü ulaşılmazdı..

Bir kere erkekti hepsi bilim adamıydı onlar.. Göbekleri vardı bir de üzerine aklar düşmüş saçları.. sakalları.. Hem herşeyi bulmuştu onlar zaten.. Beni neyi bulacaktım ki..

İnsanların içinde ne var diye hiç merak etmedim.. Birbirimize neden benzeriz.. ya da neden bu kadar farklıyız hiç bilmek istemedim.. Genmiş genommuş.. Onlar da neymiş..


Herkes gibi öğretmen.. doktor.. mühendis de olmak istemedim.. Fazlasıyla Tv izlesem de ne oyuncu olmak geçti aklımdan ne de dansçı.. Tabi Tv dünyası da ulaşılmazlardandı..


Müziği sevsem de müzisyenlik meslek değildi.. Ne topçu ne popçu.. Buz pateni yaptım yıllarca büyük bir aşkla ama ilerde onun bile meslek olabileceğini düşünmemiştim mesela.. Hocalarım vardı.. Onlar gibi olamazdım ki..


Daha maceracı.. daha göçebe bir ruh vardı içimde.. Polis olmak istedim mesela.. Şöyle organize işlerde.. Evet kabul ediyorum Memolinin bunda etksi vardı.. Sonra kesmedi polislik beni 'dedektif' olmak istedim.. Fazla Agatha okuyordum.. ve bu iş tam bana göreydi.. Ah şu 'küçük gri hücreler'.. Ve bastırıldım elbette ki.. Ülkemde özel dedektiflik yok denecek kadardı çünkü.. İş olmazdı ki..

Ömrümü doğada kamplarda çadırlarda geçirebilrdim veya..Ama bu da meslek değildi.. Daha ilkokula başlamadan biriktirdiğim paralarla uyku tulumu almışlığım var mesela.. Çadırımız da vardı.. Lakin bir kampa gidebilmem 10 yılımı aldı.. Ve uyku tulumum yanımda olamadı.. Hala duruyor ama bir gün onu gerçek bir kampa götürmekse hayallerimin arasında gerçekleştirilmeyi bekliyor..

Arkeoloji de dikkatimi çekerdi mesela.. Yönelmeyi hiç denemedim ama.. Sebeb aynı tabi..Türkiye'de adam gibi arkeolog mu vardı??..

En çok veterinerlik isterdi babam.. Bir de Pet shop açarız yanına ben de kasada dururum derdi.. Çok severdim hayvanları.. Ne kuşlar büyüttük biz.. tavşanlarla dost ettik.. Kaç köpeğin arkasından ağladım ben ve kaç bıldırcından beslendim, besledim büyüttüm önce.. Kabul yeri gelince yemeyi de severdim hala damağımdadır o tadı bıldırcının.. Mm.. Balıklar.. Civcivler.. Lisede, Öss'ye birkaç hafta kala 'Madem veteriner olmamı istiyorsun neden çalışıyorum ki?? Oraya gözüm kapalı girerim zaten!!' haykırışımla bitti o da içimde.. Babam bir daha veterinerlik demedi.. Zaten o işi yapabilmek için de sermaye gerekti.. Hem o zamanlar kaç insanın hayvanı vardı ki..


İleride ne olacağını düşünmeden Fen Lisesi'ne girdim ben.. Sadece 'Kazanamaz!'lara inat koşmaktı benimkisi..

Lakin, koşarken farketmemişim bile yolun nereye gittiğini... En sonunda yorulup şöyle bir etrafıma baktığımda çıkmaz bir sokakta bulmuştum kendimi.. Psikiyatriye sarılmıştım sonra tıp okumak doktor olmak istemesem de.. Kendime en yakın, ben gibileri bulmuştum ancak.. Çok şey öğrenmişim hayattan ve yardım edebileceğime inanmıştım.. Tam yolumu buldum derken.. Elbetteki ÖSS... Sevgili dostum.. 'Sen kimsin ki Tıp kazanacan' dedi bana.. Haklıydı..

Şuan sınıfımda bulunan birçok insan gibi tıp yakın olduğu için bu bölümü seçtim ben... En kötü eczacılık yazarım derken moleküler biyoloji ve genetiği ancak tutturan da bendim evet.. Dönemimde en düşük puan alanlardan biri de..

Elbet bir şey olur, bir çıkış yolu bulurumlarla başladığım üniversite maceram da bitecek neredeyse ama ben hala bir yol bulamadım kendime.. Tek bildiğim bilime bulaşmak istemediğim...

Olmak istediğim çok şey aslında çocukluğumun sakinliğine inat..

En çok kapıp tencere tavayı aşçı olmak var ya içimde.. Bastıramadığım.. Genetik bittikten sonra Mengen'e aşçilik okuluna gitmek var mesela.. Kimseye inandırıcı gelmese de.. Belli mi olur..

Ha bir de şu yazıyı artık bitirmek var aklıda.. Vakit sabaha karşı.. İçimde hala cır cır konuşan bir çocuk.. Hala belirsiz aklı.. Hala kafası karışık..

Sahi ya büyüyünce ne olucam ben???


5 Nisan 2011

MSN bir kahin olabilir Mi??

Sıkıntıdan Msn'in naçizane testlerinden birine tıkladım.. Buyrun Efenim hangi çizgi Kahramanmışım:D

Şeker Kız Candy

Kement atmayı, ağaçlara tırmanmayı seven ve erkek çocuklarla oynayan bir kız çocuğu gördük önce. Ama büyüdükçe içindeki zarif kadının ortaya çıkışına da tanık olduk. Her ne kadar kendinizi hep ikinci planda tutup dostlarınızın rahatını daha çok düşünseniz de, aslında onların mutlu olduğu zamanlarda siz de mutlu oluyorsunuz. Sadece dostlarınıza değil düşmanlarınıza karşı da hep iyi yürekli bir yanınız var. Kimse için kötülük istemiyorsunuz...


Yalnız anlamadığım bir şey var gerçekten.. Msn, sorduğu 10 tanecik soruyla beni nasıl bu kadar iyi tanımlayabiliyor.. Oha lan.. Bahsettiği cidden benim:S Üstelik soruları öyle çok da özenli yanıtlamadım.. Ve çocukken Şeker Kız Şeker hayranı bir kız çocuğu da değildim.. (bknz: erkek çocuklarla oynayan bir kız çocuğu) Hayırdır İnşallah.. :D

23 Ocak 2011

Çocukken kurduğun hayaller gerçek olur bazen..


Ankara Üniversitesi Senkronize Buz Pateni Takımı Avusturya-Salzburgda Eisarena'daydı bugün..
İsveç,Finlandiya,ABD gibi Dünya dereceleri olan takımların bayrakları arasında Türk bayrağı da dalgalandı.. Ve yalnızca 3 ay önce çalişmalara başlamış bir takım olarak ilk resmi yarışma deneyimimizde elimizden gelenin en iyisini yaparak temsil ettik ülkemizi bugünkü kısa programda.. Darısı yarınki uzun programa.. :)

10 yıl önceydi ilk katıldığım yarışma.. Türkiye Şampiyonasıydı.. Ve o yıllarda yurt dışında bi yarışma hayaldi yalnızca.. Hani gerçekleşmeyeceğni bile bile kurduğun hayaller vardır ya.. En pembesinden.. Bugün buza çıkarken o alkışlar arasında farkettim ki;çocukken hiç inanmadan kurduğun hayaller bile gerçek olabilir bazen.. Bugün uluslar arası bir yarışma olan Mozart Cup, iki hafta sonra Universiade Kış Olimpiyatları.. Belki de Nisanda Dünya Senkronize Şampiyonası..
Daha ne isteyebilirim ki.. :)

28 Haziran 2010

11.Günün ilk saatlerinde: Söz verdiğim gibi.. FanTa FesTivaLi..



Reklamlarda Şebnem'in sesini her duyduğumda içimi yakıyor Fanta Festivali ..
Fanta'yı pek sevmem festivallare katılan sanatçı kitlesi de genel olarak pek tarzım değildir ama yine de gider(D)im kimlerin geldiğiyle pek ilgilenmeden..Ayrı bir yeri vardır bende, dile kolay bu yıl 9.su düzenleniyor ve ben 7 yıl boyunca kutu kutu fanta içip -içirip- gittim o festivale..Hatta bir seferinde 10-belki de 20-kutu birden almıştık da açma halkalarını koparıp gerisini eve istiflemiştk:D
Hatta o yıldı sanırım, misafir cocuklarla falan nerdeyse bütün mahelleyi toplayıp götürmüştü babam.. Küçücük arabaya babam dahil 8kişi sığışıp gitmiştik.. Arabada yer olsa daha da kalabalık olabirldik.. Ölümüne yağmur bastırmıştı konserde de babam arabanın güneşliklerini getirmişti kafamıza tutalım diye.. Almamıştım.. Candan Erçetin vardı o sene sahnede, önümdede orda olması hiç beklemediğim bir arkadaşım..Islanmıştık hep birlikte..

Aslında ilk konsere kuzenim-in ısrarıyla babam- götürmüştü.. 1 biletimiz eksiikti de 3 kişi 5 şişe fantayı bitrcez diye uğraşmıştık kapıda.. Sonunda 4 kapağı bir de şişeyi vermeyi teklif ederek girmiştik içeriye:) Sıkış tepiş bi yerde en tepeden seyretmiştik.. Sanırım o ilk gerçek konserimdi.. İlk Teomandı.. Ve son olmadı..
Ondan sonraki senelerde hep bir şekilde gittim o konserle.. Kimi zaman babam topladı bütün mahalleyi gittik kimi zaman karşı komşumuzun çocukları.. En çok da ablam vardı yanımda heralde bu evlenicek olan.. Son yıllarda-büyüyünce- babam bize katılmaktan vazgeçmiş çıkışlarda bazen erkenden bazen de tüm alan boşaldıktan sonra bizi almaya gelir olmuştu.. Bu arada İlköğretim yıllarından kalma bir avuç arkadaş grubumla da her festivalde bir araya gelir olmuştuk.. Yanımızda kim olursa olsun.. Senede birkaç defa düzenleyebildiğimiz buluşmalarımızn bir ayağıydı Fanta..

2008 yılıydı en gariplerinden biri.. Sanırım ben bozunca geleneklerden birini bütün Fanta lanetlendi.. O yıl ilk defa o kadar özgür gittim konsere..Bir o kadar da esirdim gerçekte.. Yanımdaki ne ablamdı ne de babam.. O dönemin saplantısıydı belki de yalnızca..Uğruna çok şeyden vazgeçtiğim-vazgeçirildiğim- biriydi.. O bir avuç dostum yanımdan geçti.. Ben başımı eğdim... Arkalarından bakmakla yetinebildim sadece.. Bu yanımdakinin değil benim suçumdu elbette.. Dostlarım, durumu öğrenince beni affetti ama o Saplantı, günü gelince beni hiç dinlemeden terkedip gitti.. Hiç üzülmedim..

O fesitival son Fanta Festivali oldu benim için.. Geçen yıl o gece ani bir kararla tatile gittim gene ablamlarla.. Çok üzülmedim çünkü tatil her zaman bulabildiğim bir şey değildi.. Seneye dedim.. Bu yıl da ablamın düğününden dolayı katılamıyorum festivale,sevdiklerime.. Bu yıl daha çok üzülüyorum ama, Şebnem her daim bulunabilen birşey değil çünkü..

Koskoca haziran poşete girdi sanki.. Üstelik son iki yıldır Rdmi de sokmak hevesindeyken o bir avuç arkadaş grubumun arasına, nasib olmuyor birtürlü.. Öğrendiğim günden beri o reklamlar Şebnemin sesiyle de bir araya gelip oturuyor içime.. Bi ümit konserin tarihin değişmesini umuyorum hala..
Bugün en sonunda arkadaşlarımdan birine haber verdim de gelemeyeceğimi "Olsun Tottis seneye artık" dedi.. Canım, geçen yıl da böyle söylemişti:)

Napalım artık,seneye:)

7.Günü 8.Güne bağlarken.. : Eksik günlerin özeti



Daha 3.günden itibaren kendime verdiğim sözü bozmaya başladım.. Farkındayım.. Demek ki yaz tatili gerçekten başlamış:D

Gerçi çok da keyfi bi durum deildi bu günlerdir bir telaş..bir koşturmacadır gidiyor.. Bu hafta içinde bi düğünümüz var, karşi komşumuzun kızı evleniyor.. Tabi böyle diyince dış kapının mandalı olarak anlaşılmasın 13sene oldu birlikteyiz.. komşuluktan öte artık abi abla kardeş statüsündeyiz birbirimize..

Çok kısa zamanda oldu herşey, 6ay içinde tanışmadan evliliğe giden bir süreç olunca tabi çeyizin gideceği sabaha kadar anca tamamlandı eksikler.. Hele son bir kaç gün sabahlara kadar eşyaları toparlamakla uğraştık ve dün sabah da İstanbula götürüp yerleştirdik..


Tabi bu telaşın yanında uzun zamandır düğünde giymek için elbise arıyorum kendime.. Şöyle kolu paçası düzgün,özellikle bloğumun renginde.. İstanbul'da baktım bi iki yere gelmeden,İzmitTe de gidilebilcek heryere gittim ama bi türlü işte bu diyebileceğim bir modelle karşilaşmadım.. İstediğim de çok birşey deil ha, sade bir şey de arıyorum.. Kırk yılda bi siyah olmayan bir elbisem olsuun istedim güya bu mavi de moda ama en sonunda siyaha minnet etcek hale de geldim... Günlerdir gündüzleri elbise ararken geceleri de çeyizlere al atıyordum..

Artık yarın da itibaren "Dikim Mod"a geçiyoruz bir aksilik çıkmazsa istediğim renkte ve asırlık bir Burda kitabında bulduğum bir modelde elbise diktirivericez..

Bu arada cumartesi günkü Yoga dersi çeyiz telaşına kaynadı, yarın ki de bu elbise kumaş derdine gidicek.. Bir sonraki cumartesi de Düğün var zaten.. Yalan oldu benim Kundalini Enerjim:D

Ha bir de reklamlarda Şebnem'in sesini her duyduğumda içimi yakan Fanta Festivali var ki o da kına gecesi akşamına denk geliyor.. Aslında konser de kına da Fuar içinde ama festival de 'geçerken uğranılacak' bi yer değilki.. Fanta Festivallerinin ayrı bir yeri vardır bende bir de.. Çocukluğumdur.. Gençliğimdir.. Güzeldir :)

Şimdi burda derinlere inerek yazının 'özet' başlığını bozmayayım ama bir sonraki postum Fanta için gelsin:)


Dipp:Yukardaki resim gelinimizle damadımız olup, gelinin 4 yaşındaki yeğeni şu minik palyaço tarafından,çeyizler açılırken süpriz olsun diye yapılmıştır:)

22 Haziran 2010

2.Gün : Kara Kedi Mırnav Pistt!




Bir kaç gündür bir küçük velet dolaşıyor evde.. Yalvarıyodum bana müsamerede dans ettikleri palyaço şarkısını söylesn diye bir iki mırıldanıyodu ama hep de bildiğim yerleri söylüyodu deli oluyodum..

Bugün gene yalvarırken en sonunda daldım nette buldum şarkıyı.. İçim rahat etti.. İndirdim.. Birlikte söyledik dans ettik:D

Uzun zamandır aklımda ama bir türlü hatırlayamıyodum sözlerini adam gibi.. Derdim de neyse.. İnternet de aklıma gelmiyodu hiç kıvranıp duruyodum..Kaç sene önce anasınıfında kardeşime öğretmediler diye bile söylendiğim oldu:D

"Anasınıfına gidip Palyaço Şarkısı öğrenmeyen var mıdır ki?? Artık çocuklara palyaço şarkısını öğretmiyorlar mı?"

Derken öğrenmiş bir küçücük veletcik buldum ki hafızamı tazelememe yardım etti..

"Düşe kalka düşe kalka düşe kalka düşe kalka koşuşuruz
Şaka yolu şaka yolu şaka yolu şakayolu konuşuruz
Pinpon topu burnumuzda biz sevimli paylaçoyuz

Askılıdır pantolonumuz kocamandır papyonumuz
Pinpon topu burnumuzda biz sevimli paylaçoyuz

Düşe kalka düşe kalka düşe kalka düşe kalka koşuşuruz
Şaka yolu şaka yolu şaka yolu şakayolu konuşuruz
Tüm dünyanın gözünde biz neşe veren palyaçoyuz

Çocukların gözdesiyiz güldürüde biz öndeyiz
Pinpon topu burnumuzda biz sevimli paylaçoyuz"

İşin garibi hiç de sevmem palyaçoları küçüklüğümden beri :S Korkmam ama sevmem de..Hala sevmiyor olmamda Sevgili S.King Amcanın "O" adı romanındaki Pennywise karakterinin de payı yok değil tabi:D


Lakin bunun yanında kafama daha fena birşey takıldı ki çıkamıyorum içinden..
Aynı bu şekilde yıllardır -unuttuğumu farkettiğim zamandan buyana- sayıkladığım bir çocuk oyunu daha vardı ki o da "KARA KEDİ"

Bu zamana kadar hangi çocuğa sorduysam öyle birşey öğrenmemiş hiç oynamamış..
Ne kadar da eksik büyüyor çocuklar..
Oynadığımız yerleri,oynadığım insanları,o anları bile hatırlıyorum da "Kara kedi mırnav pistt" den öteye geçemiyorum..

Bugün palyaço şarkısını ararken bir forumda gözüme takıldı.. Görünce o takılan gözlerim parladı tabi.. Açtım baktım ki sadece sözleri var... Şöyle ki;

1. kara kedi 1. çocuklar


Dolaştım bodrum kiler Aramızda işin ne
Bulamadım hiçbir av Kara kedi mırnav pist
Aç kaldı bizimkiler Mutfakta bak işine
Mır mır mır mırnav. Kara kedi mırnav pist.


2. kara kedi 2.çocuklar

Olaydım ben bir köpek Kirlidir ağzı yüzü
Isırırdım hav hav hav. Üstü başı pis mi pis
Üstüme varmayın pek Kovalım şu yüzsüzü
Mır mır mır mırnav. Kara kedi mırnav pist

Peki ya melodisi?? Oynanışı??
Aradım o kadar ama yok.. İnsanlar ya sözlerini yazmışlar ya da melodisini soruyorlar zaten.. Nolcak şimdi takılır kalır aklıma... Anaokulu Örtmenimi mi bulsam acaba o hatırlıyordur muhakkak hala:D

Çok da severdim kendisini sevgili Nevin Alpaslan.. Anaokulu yıllarımın ayrı bir yeri vardır bende onun sayesinde..Zaten o yuzdendir bu arayışlarım hatırlama çabalarım...

Sonuç olarak daldım çıkamıyorum.. Var mı elini uzatıp benimle 'kara kedi mırnav pistt!' oynayacak olan??


16 Mayıs 2010

yeniden huzurla...




Bu sömestırda “tembellikten yoruldum” sloganıyla yeniden dönme girişiminde bulunmuştum Buz Pateni hayatıma.. Çeşitli talihsizlikler bu girişime bir süreliğine ket vurmuş olsa da artık düzenli olarak devam eden – tabi benim düzensiz olarak devam ettiğim- antrenmanlarım var benim.
Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı ve olamayacağı, çoğu zaman isteksizce gittiğim antrenmanlar bunlar.. Özlemle geçmişi anmaktan başka işe yaramadığına inanmaya başlamıştım hatta son zamanlarda..

Eskiden günün tüm karmaşasını afamdan atardım buza adımımı attım mı.. Yenilenirdim sanki.. Şimdiyse daha bir karışıp ayrılır olmuştum ordan..

Ama tüm bunların yanında uzun zamandan sonra ilk defa bu Pazar kendimi kaybettim buzda yeniden… Geçmişi anmadan hüzünle.. Huzurla süzüldüm buzda.. Eğlendim.. Dans ettim…

Çok az kişiydik.. Geçmişte olsa gelmeyenler yüzünden buzda aralıksız 1 saat koşmamıza sebep olacak kadar az..

Gitmeden önce katılıp katılmamakta kararsız kaldığım kapanış gösterisine müziğin, kostümlerin ve koreografinin heyecanıyla dahil oldum bir anda hiç nasıl yetişirim diye düşünmeden..”Onlar çalışırlar benim için tek günlük iş nasılsa” dedim.. Rana hocam da olsa öyle derdi eminim..

Antrenman uzadı hissetmedim bile.. Girmeden önce deli gibi ağrıyan boynumu bile unuttuğumu eve gidince fark ettim.. Hızımı alamadım 2 saat sonra kardeşimin peşinden yine buza girdim.. 7-10 yaş arası kursiyerlerin arasına daldım.. Dolandım ortalarda, çocuklar ilgilendim.. Antrenörlük alıştırması yaptım biryandan.. Kardeşimi seyrettim.. 10 sene önceki beni… Mutlu oldum..

6 Hazirandaki kapanışta onlar da katılacak gösteriye.. Bakalım , belki de artık bayrağı devretmenin vakti gelmiştir küçüklere…

3 Nisan 2010

karmaşık mışık

içime sıkışan şeyler var yazmak istiyordum ama toparlayamadım cümlelerimi...

Yazsam rahatlıycam ama beceremedm bir türlü..

Göçebeliğimin bedelleri..
Buz pateni... O Saha.. O ruh..
Geçmişteki onca şey.. Onca anı..
Kulağımda bir bir yankılanan sesler.. Tekerrürler..
Boş trübünlerde gördüğüm, kafamdaki onlarca insan.. Sevdiklerim.. nefretlerim.. rakiplerim.. dostlarım.. Karşilarında tüm benliğimden sıyrıldığım..
Bugün artık dönüşlerimde, kendi mekanımda bir yabancı gibi dolaştığım..

Öylece acaip bişe işte..

Konuşmak da faydasız biliorum konuşmaya başladıkça daha derine dalıyorum.. çıkamıyorum.. susamıyorum..
İyisi mi hazır saklanmışken kelimelerim tutayım çenemi...

2 Ocak 2009

UnuTmak mı doğru kelime yoksa aLışMak mı?

'unutmak' gerçekten var mıdır? yoksa bir çeşit yalan bir avuç avuntumudur kendisi.. Unuttum demek, neyi unuttuğunu bilmek demek değil mi? Bilirken unutmak mümkün mü?
Bir şeyi, bir günü..bir yılı.. 4 yılı.. bir şehri değil de, o 4 yılda..bir şehirde yaşadıklarını, acılarını, sıkıntılarını ve hatta mutluluklarını bile unutmak mı UnUTMAK gerçekten.. Yoksa tüm o olanların acısına alışmak mı?

'AlışmAK' belki de en doğru kelime bu.. Artık düşünmenin..görmenin.. yada hissetmenin canını yakmadığı unuttuğunu mu gösterir alıştığını mı?

Dün aylar sonra yeniden o 'unutulan' yahut 'alışılan' şehre düştü yolum.. biraz tedirgindim.. ve korkak.. oysa ne okuldu amaç ne da arkadaşlar.. Son 10 yıldır, yılda bi kaç defa Adapazarına yaptığım sıradan bir akraba ziyaretiydi sadece.. O şehirde yeniden açılan ikinci bir kapı için toplanan Hayırlı Olsun kalabalığı..

Kimse zorla götürmedi beni aksine ben istedim özellikle benim evde olduğum bi gün gidilmesini.. evin yeni halini görmek istedim.. İnsanları görmek istedim.. 4yılımı geçirip sonra hızla terkettiğim şehri görmek değil cocukluğumdan beri gittiğim sıradan bi şehre yeniden gitmek istedim... Liseye dair tek düşündüğüm şey dershaneme gidip hala garip bi şekilde çok sevdiğim ve acayip bi sıcaklık hissettiğim öğretmenlerimi görmekti ama tatil gününe denk getirdikleri için gidemedim.. Bir yanım buna çok sevindi aslında ki zaten 'bi aksilik çıksa da gitmesek'cilerdendi.. bir yanım da üzüldü içten içe.. Sonra 'kısmet' dedi.. demekki böylesi daha iyiymiş..

Tedirgindim.. binlerce defa geçtiğim yollar geçmişimi vurursa yüzüme die korktum.. Ya düşman olmuşsa o şehir yeniden bana.. Gerçi.. beni en son ne zaman sevdi ki yağmurlarını üstümden çektiğinden beri..

Kitabıma gömdüm kendimi giderken.. bakmadım yollara.. Ta ki o şehre girdiğimi hissedip kafamı kaldırana kadar.. Camdan dışarı bakarken 8-9 yaşlarındaki idil vardı yanımda ve yıllar önce geldiğim şehir karşimda.. Şehrin her bir yanı değişmiş olsa da 10 senede ve ben bugun 18yaşında olsam da değişmeyen tek şey Adapazarına girişin bende yarattığı heycanmış aslında.. O söylerken en uzak gözüksede en yakınım en sevdiğim insanları görücek olmanın verdiği mutluluklumuş değişime katılmayan..
Ve rahatladım bunları hissettikten sonra.. Karıştım kalabalığa..Sevdiğim insanların arasına.. Çocuklarla oynadım oynaştım.. Daha çok onlar benimle oynadı aslında.. İzin verdim tepeme çıkmalarına :)

Keyfimi babamın herzamanki halleri bozdu.. Sayesinde adapazarının Tek alışveriş merkezine gitmek zorunda kaldık.. Hele de o tatil gününde kalabalık olması kaçınılmaz olan alışveriş merkezine.. İnsan görmek istemedim.. gerildim..canım yanmadı yada korkmadım.. sadece sinirlendim.. babamın yaptığına sinirlendim.. oraya gitmek zorunda kalmama sinirlendim.. Neyse ki acelemiz vardi ve tek bi mağzaya girdik alıcağmızı aldık ve çıktık..
Ve hızla terk ettik o şehri karanlıkta...

Artık düşünmenin..görmenin.. yada hissetmenin canını yakmadığı unuttuğunu mu gösterir alıştığını mı?
Gördüğümde hiçbirşey hissetmediğimi farkettim son 4 yılıma dair.. Öss soruları gibi çikip gitmiş herbiri aklımdan.. unutmuşum yada alışmışım herneyse.. geride bi cocukluğum kalmış bir de çok sevdiğim insanlar...