öylesine bişeler işte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öylesine bişeler işte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2011

Bir BEN var benden içeri- Hiç Susmayan bir ben-




Bugün anneme ' benim ergenliğimde birşey görmediniz ama bununkinde yanıcaksınız..' dedim kardeşim için...
'Seni gördük mü ki ergenliğini görelim..' dedi...


Haklı.. Ortaokulda dershanede okul ve buz pateni üçgeninde döndümdurdum.. Okuldakilerle savaşımın çok küçük bir kısmı yansıdı onlara.. Üstümdeki tüm ağırlığı buza bırakırdım haftada iki gün..kondüsyonlarda hayatla savaşırcasına koşardım ..


Lisede ise kaçtım.. Çok uzağa değil ama kendi hayatımı kurabilecek, gücümü hissedebilecek kadar kaçtım.. Yaptığım ya da yapacağım herşeyden haberleri oldu ama kendi kararlarımı kendim verdim hep..'gerçek Ben'i hiç göstermedim onlara.. Acıdan kıvranan beni görmediler mesela ya da gözlerimin parladığı, yüzümden gülümsenin eksik olmadığı mutlu cocuk hallerimi.. Liseli aptal aşkımı.. kavgalarımın bende yarattığı kırgınlıkları hiç bilmediler.. sadece onlar değil gerçi, çogu insan da görmedi bunları..



Zaten biraz da o yüzden.. bu yalnızlık savaşımdan, hayata bakış açımdan bugün bol keseden arkadaşım olmayışı..



Üniversite de bitmek üzere şimdi.. Kimse bu saatten sonra toplanıp eve dönmemi beklemiyor mesela.. Başı sıkıştığında arayan bir çocuk yok.. Hiç olmadı.. Kimse hala tam olarak ne yaptığımı bilmiyor.. Büyüyünce ne olucağmı da.. Sadece bitip tükenmeyen temenniler, gönle göre istekler var o kadar.. Umursamıyor değiller yanlış anlaşılmasın..

Bir çok şeyi hala 'benden daha çok ' istiyorlar..

Hala, İdil bunu yaptı, yapıyor, yapıcak.. demek istiyorlar...

Hala, belki de hala, çoğunlukla bundan kaçtığımı anlamıyorlar..


Herşeye rağmen yaptığım hiçbirşeyden pişman değilim ben.. Seçimlerimden.. Savaşlarımdan.. Sonuçlarından...


Ve tüm bu zaman içerisinde, harika bir hayat arkadaşıyla mükafatlandırıldığımdan, en doğru seçimi yaptığımı her defasında söylemekten vazgeçemiyorum..

18 Eylül 2011

Yarın Okul Başlıyoo..

Lakin yarın okulun başlıyor olması beni pek ilgilendirmiyo.. çünkü bu yıl
herzamankinden farklı olarak ‘bu sene çok çalışıcam.. Düzenli not
tutucam.. Dersleri kaçirmiycam ve hepsinden önemlisi Dersi derste
dinliycem..’ gibi cümleler kurmicam.. çünkü bu psikolojiye en son
girdiğimde kendimi okul yerine buz pistinde bulmuştum..

Pişmanım sanılmasın.. Değilim.. herşeye rağmen değilim.. Ve bu yıl,
anısına bi ders alıcam alttan mesela.. O kadar da dramatik bi durum..
Zaten hiç alttan olmadan mezun olmak ayıp olurdu dime, üniversltenin raconu
deil mi buu?? Neyseki beni dersten kovan kadın emekli de olmuş..

Konuyu saptırmıyım ben, ne diodum..

Okul diyince anlatıcak o kadar çok
şeyim var ki.. hele ki lise desem… Susiyim.. Belki de sadece liseyi
anlatıcagım bi blog açmalıyım… “Bir SeFiL’in Lise Defteri” falan..
Sadece lisede yazdıklarımı toplasam.. Oo.. O zamanlar blogdu ne bilim
tumblr mı vardı ki..

Defterlerim vardı.. Türkçe.. Matematik.. Fizik..
Tabi test kitaplarım da.. duvarlara… Sıralara.. Boşbulduğum her yere
saldırırdım elimde kalemle..

Şimdiki liseliler şanslı mı desem yoksa
görmemiş mi bilmem..(Ergen diycektim ama vazgeçtim..Ben hiç ergen olmadım çünkü.. )
Benim yazdıklarımı kimse okumazdı.. Okutmazdım genelde.. kişiye özel
yazdıklarım dışında.. Değerliydi kelimelerim..

Ama şimdi bakıyorum da.. herkes yazıyo artık.. Ve çoğu sağa sola
umarsızca saçıyo kelimeleri..cümleleri.. Sonra başkalarından çalıyo
bazen.. ..

Neyse işte.. uzattım..

Sonuç olarak.. Yeni eğitim-öğretim yılı vatana millete hayırlı
olsun… Cümleten yani…

15 Haziran 2011

Ya herşey bir yana ben bloğumu bir başka seviyorum yaa:)

"Sınavadan Bir Gece Öncesi Sendromu"

Elimde bir kutu -soğuk içilmesi gereken ama yurt şartları dolayısıyla ancak ılık tüketilebilen- Nescafe,

bir tablet Kahve Dünyası -Dia’dan ‘bir alana bir bedava’ olarak alınmış ki Dia kartım olmamasına ragmen o acaip kasiyer kızın alttan çıkarttığı bir barkodu okutup bana ‘hadi sana kıyak geçtim’ bakışları attarak almama vesile olduğu- biTter çikolatası

ve atıştırmalık grisini eşliğinde ders notlarına bir yabancı gibi bakmak…

“Bunu sana yazdığımı bilmeezsinn.. Bir yabancı şarkı gibi diinlersinn… Benim için önce Tanrı sonra seeeensinn.. Birtek dileğim vaarr, Siktir git yeterr!!”

(bknz: Karpuz kabuğundan gemiler yapmak yerine şarkılarda sınavları bulmak sendromu)

1 Haziran 2011

-Okuyorum ben Yea-



Okuyorum iyi güzel hoş da..

Alırken kitabın yazarının kadın olduğunu düşünmüştüm.. Kitabın adının ‘Arzu’lu olması bende yazarın böyle hafif esmer, uzun dalgalı saçlı, genç bir abla tadında olması gereği izlenimi yaratmıştı.. Okurken de hep bir kadının ağzından dinliyormuş gibi yaptım.. Ta ki.. Ta ki bugün yüce Google’a sormayı akıl edene kadar.. Yıkıldım yaa..

‘İsimden zaten erkek olduğunu çıkarabilirdin!’ diyebilirsiniz de yabancı dille arası hiç olmayan birinin elin gevurunun ismine bakarak cinsiyetini çıkarması pek mümkün olmuyor..

Hele de geçenlerde staj başvurusu için aradığım adı Ender olan bir Embriyoloğa ‘Ender Bey’ yerine ‘Ender Hoca’ diye hitap etmeye karar verip o uyku sersemi halimle kocaman bir çam devirmekten son anda kurtulan biri olarak..

Son zamanlarada hayal gücümün biraz ayar istiyor galiba.. :D

31 Mayıs 2011

Ve uykusuz geceler sonucu kendini iç dünyasının derinliklerinde alır Tt...


Neyseki artık aldırmıyorum dünyaya..

Ne var biliyor musun..

En çok beni seviyormuş gibi yaptılar önce…

..

Neyse…

Evet artık aldırmıyorum onlara..

Yine de kabul ediyorum ki bazen canım yanıyor.. Az ama.. Biraz..
Onlara muhtaç olduğum için değil..

Onlara hiç muhtaç olmadım ben!

Yalnızca emeklere acıyorum.. Yalanlara..

İlk defa onlarla verdiğim savaşta yaralandım ben.. Ve ilk defa o savaşta öğrendim yaralıyken durmayı ayakta..

Ben kimseye ‘beni sev’ demedim ki..

Onlar sardı etrafımı.. Biri diğerini kötüledi, beni överken.. En yakın arkadaşını.. Sonra öbürü sövdü diğerinin arkasından..

Ben kimseye ‘arkadaşım ol’ demedim ki..

Önce yaklaşıp arkadaşım oldular sonra düşman bellediler beni kendi kurdukları dünyalarda..

Önce yaptılar.. sonra bozdular..

Bazen..
Çok fazla ''BAZEN'' diyorum ben..

24 Mayıs 2011

Bazen, okuduğun bir kitap geçmişte çaresizce karaladığın bir kaç cümleyi anımsatır sana..


''Acı gelecekse, hemen gelsin, dileğinde bulundum. Çünkü yaşamım önümde duruyordu ve onu elimden geldiğince en iyi şekilde kullanmam gerekiyordu. Bir seçim yapacaksa, bunu hemen yapmalıydı. Bu seçime göre onu bekleyecektim. Ya da unutacaktım. Beklemek insana acı verir. Unutmak acı verir. Ama ne karar vereceğini bilememek, acıların en büyüğüdür.''

Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum,Ağladım - Paulo COELHO


Kitap okumanın en güzel yanı yalnız olmadığını hissetmektir bence.. Normal zamanlarda kendimi çok yalnız hissettiğimden değil elbet ama oralarda bir yerlerde benim yaşadıklarıma ortak olmuş insanlar olduğunu bilmek güzel şey.. Acı olsun.. Mutluluk olsun.. Paylaşmabilmek en değerlisi..

Coelho okurken mesela, aynaya bakıyormuş gibi hissediyorum bazen..



3 Mayıs 2011

bazEN KenNdimi ''GörünMeZ AdaM'' gibi hiSsediYoruM!

13 Nisan 2011

..


Üstünden geçtiğim her köprüyü yıktım ben.. Gözümü bile kırpmadan hem de..

Şimdi oturmuş uçurumun kenarına, bakıyorum geriye..

Hiç kullanmadığım ‘keşke’lerim, acaba kimlerin cebinde...?

5 Nisan 2011

MSN bir kahin olabilir Mi??

Sıkıntıdan Msn'in naçizane testlerinden birine tıkladım.. Buyrun Efenim hangi çizgi Kahramanmışım:D

Şeker Kız Candy

Kement atmayı, ağaçlara tırmanmayı seven ve erkek çocuklarla oynayan bir kız çocuğu gördük önce. Ama büyüdükçe içindeki zarif kadının ortaya çıkışına da tanık olduk. Her ne kadar kendinizi hep ikinci planda tutup dostlarınızın rahatını daha çok düşünseniz de, aslında onların mutlu olduğu zamanlarda siz de mutlu oluyorsunuz. Sadece dostlarınıza değil düşmanlarınıza karşı da hep iyi yürekli bir yanınız var. Kimse için kötülük istemiyorsunuz...


Yalnız anlamadığım bir şey var gerçekten.. Msn, sorduğu 10 tanecik soruyla beni nasıl bu kadar iyi tanımlayabiliyor.. Oha lan.. Bahsettiği cidden benim:S Üstelik soruları öyle çok da özenli yanıtlamadım.. Ve çocukken Şeker Kız Şeker hayranı bir kız çocuğu da değildim.. (bknz: erkek çocuklarla oynayan bir kız çocuğu) Hayırdır İnşallah.. :D

..Sessizlik..

Bloğumun tipini değiştiresim var ama çok üşeniyorum..
Anlamsız geliyor bir de... Son zamanlarda buralar o kadar sakin ki...
Oysa ben en çok burayı seviyorum.. İlk gözağrımı...

31 Mart 2011

Hiç şüphem yok ki; benden adam olmaz..

Ne Genetikle, Moleküler Biyoloji ile aram var ne de İşletme,iktisat,Muhasebeyle.. Ya hukuka ne demeli… Şu açıköğretimde rahatlıkla geçebileceğim tek ders İngilizce.. Onu da versen kardeşim bile gözü kapalı cözer.. Kendisi 4. sınıfta olup bir İngilizce sınavından 120 almış bir insan ne de olsa.. :D

Ama bu güzel olur bak benden..





En azından ülkemde, kısa süreliğine de olsa Milli Takım adı altına girecek kadar.. Avusturya’da ülkem bayrağını dalgalandırıcak kadar.. Erzurum’da dünya şampiyonlarıyla aynı piste çıkacak kadar..

Daha güzeli de olurdu da aslında.. İmkanlar işte.. Ülkemin bu spora verdiği değer ancak bu kadar..


19 Mart 2011

Maç izledim...

Ben bugün maç seyretmiycektim.. Muhabbete diye gitmiştim.. Sonra maç izlemeyeli ne kadar uzun zaman olduğunu farkettim... gözümü alamadım.. Heyecanlandım.. Hele ilk gol de gelince heveslendim.. 2.Yarı bambaşka bir takımla sahaya çıkınca neden yıllardır maç seyretmediğimi hatırladım... Bi 10 yıl daha izlemem artık...
Maçı izlemesem umrumda olmazdı o sonuç..
Şimdi ise futbolcular bir yandan hakemler öbür yandan... Ya sahaya yağan şişelere ne demeli...
Yok yani akıl karı değil..

18 Mart 2011

Kavuşma...

Nihayet dün gece benim bloguma da uzanan eller geri çekildi.. İtiraf etmek gerekirse beklediğimden kısa sürdü bu yasak.. Ama tahmin ettiğimden daha fazla koydu bana..
Tam da ' ohh yeniden yazmaya başlayabilicem' dediğim gün geldi çünkü karşıma o ''Mahkeme kararıyla engellenmiştir!'' yazısı...

Ekim ayından bu yana geçen zor ve yoğun zamanlardan sonra son bir kaç haftadır adeta hafiflemiş olarak geziyorum etrafta.. Hazır daha sınav stresi de başlamamışken boşluğa bırakıyorum beynimi.. Geziyorum.. Dolaşıyorum... Fotoğraf çekiyorum yeniden.. Havalar da ısındı ne güzel.. Kar yok Erzurum'dan kalma anılar yok beynimde soğukla tekrar eden.. Ankara'dan kalma ayazlar yok yüzümde..
Okul var onun yerine.. Günde enfazla 2.5 saat sürebilen ve haftada 1 gün laboratuvara geldiğim sakin bir okul hayatım :) Açıköğretimim var sonra 2.Üniversite diye hevesle kaydolduğum.. Ha bir de zihin jimlastiği için başvurduğum Ales var.. Hepsinin sınavları bütün bir nisan ayını kapladığından şurda bir ay sonra da aynı hevesle kurar mıyım bu cümleleri bilmem :P

Lakin artık daha sık cümle kuracağım kesin.. Çünkü artık vakit yeniden blogumun tadını çıkarma vaktiii :))

31 Ocak 2011

....

Günlerden ne olduğunu unuttum...
Dönüşe ne kadar kaldı sayamıyorum korkudan... Çok gelir gözüme.. Dayanamam..
Saydıkça büyüyor sanki rakamlar bende.. Neden bilmem..
Hani nerede çabuk geçen sayılı günler..?



Oyunlar Köyü/Erzurum

13 Ocak 2011

osobüste..

Yorulmuyor musun? diyorlar bazen..
Aslında, düşünüyorum da sakince oturup dinlenebildiğim, kendime dönüp içsel sohbetler edebildiğim, belki biraz gözlerimi dinlendirebildiğim, heycanla kitap okuyabildiğim yada şuan olduğu gibi bloğuma bir kaç satır yazabildiğim tek yer bu otobüs koltukları son zamanlarda.. Konforlu geçen 5-6 saat..

1 Kasım 2010

...

Kendine yapılmasını istemediğin bir davranışı başkasına da yapma diye öğretmişlerdi hep küçükken..
Keşke yanına şunu da ekleselerdi..
'Kendin olsan yapmayacağın birşeyi de başkasından bekleme e mi!'
Bence artık insanların bunu da öğrenmesi gerek..

17 Ekim 2010

To be a Girl

Bazen öyle sivri hissediyorum ki kendimi insanlar arasında, anormal olan ben miyim sorguları dönüyor başımda sonra..

Hele ki kız olmak çoğu zaman, benim gibi olmayan insanların yanında onlar gibi kız olmamak ya da..

Hayır hayatımda harika bir adam olması değil, herkes kapının önünde karşı odaya gelenlerle bağlantılarını kuvvetlendirmeye çalışırken benim içerde oturmama sebep..
Anlamsız geliyor bana yalnızca.. Çocukça hareketler, abartmalar, gülüşmeler.. Oysa karşı taraf bizimkilerden daha çok eğlendi eminim.. "Nasıl da kafaladık olum hemen!"
Farklı bir şey, bir hareket, bir söz duymuyorum her iki taraftan da.. Hazırda kurulmuş cümleler, önceden kaydedilmiş gülücükler..

Sanırım en zor yanı bu kız kıza kalmanın.. Başkaları buna eğlence der.. Başkaları macera.. Bense gereksiz derim.. Çok gereksiz esasında...



25 Ağustos 2010

66.Gün: .. 67 de olsa farketmez 77 de..

Söylecek çok şey yok..
Kendimi boşlukta hissediyorum son zamnlarda...
Tatilin çoğu gitti azı kaldı ama ileriye baktıkça sanki daha.. daha da çok varmış gibi..

Daha sessiz sakinim son zamnlarda.. Sustukça susuyorum.. Sustukça büyüyor içimde biliyorum.. O yüzden ki son bir kaç gündür.. Bir süredir herzamankinden daha fazla yüreğimdeki şişlik.. O sebepten ki eve dönüp karanlık odama girdiğim anda paylaşamadığım her nefes göz yaşı olup birikiyor içime..

...

Sen de gör gördüklerimi, tattıklarımı sen de tat istiyorum..
Ellerimi sokacak bir cep aramak yerine senin elini tutayım mesela..
Susmak ya da sadece etrafa bakmak yerine seninle konuşayım..

..