yaşam alanım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam alanım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2010

3.Gün: OrmaN MeyveLeRi :)

Kırmızı meyvelere karşı zaafım var benim.. Özellikle de orman meyvelerine.. KaraduT, bögürtlen, framboaz,ahududu... Böyle yerken bi ekşimtrak olur ağzın..hani minik minik çekirdekleri değer dişine.. Oksidatif stres bile diz çöker önünde:)

Akşam üstüne kadar sıkıcı geçen günüm yemek yapma, pasta poğaça hazırlama telaşıyla renklendi.. Bu evde kendimi en huzurlu hissettiğim mekanın mutfakta tezgah başı olduğunu da farkettim bu sayede:)

Geçenlerde komşu teyze memleketinden kara kara dutumsu börtlenimsi birşey getirmiş bi tabak verdi.. Daha görünce tabağın içine eridim gittim.. Bambaşka dünyalara uçuyordum ki tabak hafifleyince kendime geldim.. Zorla frenledim kendimi..
"Bununla PasTa yapmalıyızzz!!!"
Kaç gündür duruyor öyle dolapta nasıl başardım bilmem elimi bile sürmedim.. Kim yapcak bunla şimdi pasta nasıl yapsak derken imdadıma Dr.Oetker amcanın Karaorman Pastası yetişti.. Hazır misafir de gelcek diye sıvadım kolları hemen..

İşin garip yanı bu hafta anneme vişne aldırdım ben... Hiç öyle oturup vişne yeme huyum da yoktur hatta sevmem bile ama canım çekti.. Eh onun da kısmeti pastayaymış:) Tarifte yalnızca vişne kullanmışlar ama ben araya, pasta olmak için bekleyen kırmızı siyah meyvelerimi de kattım, pek bi lezzetli oldu:) Hatta hala biraz meyve kaldı maşallah nasi içten verdilerse onu pek de bereketli çıktı:)

Bir yandan da çocukalarla boğuştum pastayı süslemeye çalışırken.. Biri kardeşim 9 yaşinda, öbürü de şu palyaço 4 yaşinda.. biri dio o tatli mi ekşimi,öbürü dio krema yicem bitince,diğeri dio hayır ben yicem..Anaaam heç susmak bilmediler ya hem birbirlerini yiyolar bi yandan hem de beni,o kadar sayıkladan sonra pastadan bi çatal bile almadılar ama.. Annem dedi "gördün mü çocuklarla iş yapmak nasıl oluyomuş" :D Hakkaten zormuş uğraşmak.. Yapmicam peşpeşe iki çocuk uğraşamam onlarla:D Sanki daha önceden böyle bir planım varmış gibi:P
Zaten dünden beri sürekli palyaço dansı yapıyoruz:D

2 saat içinde yemek yedik,sofra topladık,çay yaptık,pasta yaptık, gene Dr. amcanın hazır un karışımıyla kurabiye yaptık o da fena deildi hatta,arada misefir agırladık,yedik içirdik gönderdik:D

Annemi anladım bugün..Zormuş işi valla.. :)

29 Mayıs 2010

~RedNdaRk~

beLki dE kıRmızı ve maVinin kAranLıkLa dAnsı olMAlıydı aDı..


Dayanamadım.. Duramadım.. Sıkıntı değil mi ya durduramadım ellerimi... Hemen bugun kaydettiğim aşşağıda gördüğünüz yazımda bahsettiğim blogsal sıkıntıya bir çözüm bulma gayreti işine girdim..
Denedim.. deneştirdim.. O kırmızı ve siyah üzerine kurulu blog sayfamı son zamanlarda bayıldığım, tarifsiz maviyle kardeş ettim..
Mavi ağırlıklı temamın HTML kodlarını kurcaladım biraz deneme yanılmayla aralara kırmızıları kattım.. Bir de şu başlık üzerine geldiğimde çıkan yazının ve postun altındaki taglarin o garipçe mavisini mükemmel karanlık mavimle değişebilseydim ne hoş ne uyumlu olacaktı ama sanki yemişler o kodu naptıysam beceremedim.. Umarım çok göz bozmuyordur..


Ben güle güle kullanırken sizler de güle güle okuyun efendim.. Tabi sizler diye birileri varsa..

13 Ekim 2009

inTernet yoKsunu isyanKar büNye..

İsyanım büyük sığmaz bloguma bile!!!


Yurttayım.. eskiden bağlatı vardı herkes çatır çatır internete girerdi biz gerekli alet edevatımız olmadığından nasiplenemezdik, şimdi taş gibi makine olsa ne fayda...


Yurt küçük diye internet işletmesine giren yok, yurdun kendi içinde kablosuz bağlantısı zaten yok.. Biz de yurt ahali olarak yakındaki bi bilgisayarcıdan kablosuz bağlatı satın aldık.. Hatta adamlar biraz daha yakınımıza anten bile taktılar sözde..


Lakin yurttaki onca insan tek bir bağlantıyı kullandığından isterlerlerse gelsinler odamın kapısına taksınlar o anteni... Ne bahçe ne teras ne anten ne mesafe.. mesele onlarca kişinin isyanlarla yüklendiği bağlantı yine...


Hadi oyunu kaldırmıyo anlıyorum (kabullenemiyorum hala ama anlamaya çalişiyorum diyelim ya da) ama sıradan internet sitelerine asırlar öncesinde bile daha hızla giriyoduk...

Az önce iki makinayı yan yana koyup msn açtık birbirmize yazdıklarımızın gitmesi için bi hayli bekledik amacımız da kameraları denemekti güya...


Acı cekioruz kısacası.. bi yanımız eksik yurtcak isyanlardayız bir kişi diil 2 kişi diiil.. Antenin yurdun içine kadr gelmesi gibi bi söylenti duymuş olsam da pek heveslenmiorum yine de.. dediim gibi kapıma taksalar ne fayda...


Bugün de pek hevesliydim blog yazmaya ilk defa elle tutulur bişiler yaptık bi labda onu anlatcaktım ama bu bağlantı çok sinirimi bozdu bi foto yüklemeye kalksam bi saat sürer heralde:S Ben de bari iki satır durumumu açıklayayım dedim..


Bu sezona pek bi hevesle başlamıştım blogum adına yazmaya devam edicem diye ama bu bağlantı işi baltaladı çok fena... bu sebebten af diliorum blog camiası senden..


Ben seni unutmicam unutma sen de beni!!!



13 Şubat 2009

...

nerdeyse 10 gün olmuş yazmayalı.. farkında diilim..
Oysa neredeyse hergün yazılcak birşeylerim vardı.. HEr gün anlatıcak birşeylerim.. üşenmişim..
Her günüm modifike benim her günüm ayrı bi değişim..
hernekadar herşeye üşensem de bu aralar...
bi hevesle başlıorum bitirebilirsem ne ala..
Odam hala darmaduman.. bi ucunu toprlayıp bırakıorum sonra bi daha dokunana kadar ooo...
bilmiyorum nasi başlancak nasi biticek bu odanın yeniden düzenlenmesi..
..
YArım kalmıyan işlerim de oldu ama.. okadar da tembel değilim:P İstanbula gittim geldim geçen haftasonu.. Kaldığımı sandığım fizikten geçtiimi öğrendim bi İstanbul bi Beşiktaş havası aldım geldim :)
..
Saçlarımı kestirdim ondan bi kaç gün önce.. Uzun zamandır kuaföre gitmeye bile üşenmekteydim ama bu kez başardım.. Rahatladım:) Çoktan yapmam gerekirdi bu değişimi.. Saçlarım.. ruhumun en açık dışavurumu..
..
bi kaç gün önce çatıya çıkan merdivenlerde kurduumuz bahçemizle ilgindim bide.. Toprağa soktum elimi.. topragını değiştirip yeniden diktik çiçekleri.. temizledik pisliklerini.. Saksılarını süsledik.. Toz toprağa bulandım..
..
Bi gün takip edildiğimi farkettim blogumda.. İstemediğim bi insan bana kendi hayatından parçalar gösterip benimkinden de birşeyler kaçirmak istemekte baktım.. Topladım pılımı pırtımı yeni adrese taşindim.. Bi daha mı adımı yazmak öle adrese falan.. yook öle..Ben onu yine izlerim ama onun beni takip etmesine izin vermem artık.. El kadar çocuk üstelik.. Aklınca.... Neyse..
..
Başka neler yaptım bilmiorum...Sürekli tv izliorum yemek yiorum zaten.. Şu aptal yemekteyizi bile seyrettim ya ne kadar sıkılmışım evde buyrun siz karar verin...

Böyle işte... Takılıyorum öyle evde.. Üşenmediğim zamnlarda birşeleri düznliyorum yeniliyorum toparlıyorum.. ama daha çok yan gelip yatmayı tercih ediyorumm...
Yeter bu kadar yazı hadi..

3 Şubat 2009

...

Odasal modifikasyonlarla oluşturulmaya çalışılan huzursal komplikasyonlar içindeyim...

eve dönüş...

Ve herkesin bitirip de dönmeye başladığı tatile çıktım nihayet bende.. Gerçi ne kadar memnun olduğum tartışılır ama nihayetinde benim de tatile ihtiyacım vardı... Hele o sınavlardan sonra..
Her ne kadar bi dersim sallantı da olsa da ucunda İstanbula gitmek var...

Daha sabah başladı aksilikler.. Erken uyandım gariptir.. Canım kahvaltı etmek istemedi.. Bilgisayar notlarına da çalışmak istemedi.. Zorla bi kahve içtim bi iki kek yedim öğlen.. bi defa da okudum notlarımı.. toparlandım çıkıcam odadan ki Akbilimin kayıp olduğunu farkettim.. Aradım heryeri ama bulamadm.. sinirlendim.. sonra 'kaybolan Akbil olsun boşver..' dedim... Okula gittim.. sınavlarım açıklanmış.. Hiç bi notumu beğenmedim.. 'Geçtiğine şükret boşver..' dedim tabi fiziği saymassam.. '9Şubatta istanbulDasın işte daha ne istiosun boşver..' dedim ardından da tabi çalişmam gereken fizik konularını ihmal ederek kafamda...

Bilgisayar sınavına girdim sonra.. Tam 14:45ti sınav saati.. Belki de bütün lanet bu saatte gizliydi.. Neden 30 değil 00 değil de 45?

Ve 10dakka da bitti sınav.. Acelem var çıkıcam.. daha yurda dönücem bavullarımı alıcam 4e kdar eminönünde olmam lazım.. Toparlandım kalkmaya hazırlanıodum ki 'çıkamassın!' dedi bi ses.. '15 dakika sonra sınav süresi bitince çıkacaksın!' Yıkıldım.. kağıda baktım öylece.. Salladıklarımı değiştirmeye çabalamadım.. 'Otobüse biner 5 dakkada gidersin idil boşver...' dedm.. Vakit dolunca çıktım.. Koşarcasına.. Otobüs yok.. her zaman kapıda dizili otobüsler yok.. 'Yürümeye başla idil boşver..' dedim.. 'ilerle sen gelir elbet..' hızla yürümeye başladım... Sinirliyim.. Bağcıklarım çözülüp duruyo yolda.. hızımı kesio.. 2durak geçtim hala otobüs yok ortada.. Kaç tane hat geçio oysa o duraklardan.. Yok hiçbiri..

Ardından bankamatikten para çekmek istediğim gelio aklıma nolur nolmaz die..Okulun ordan çekmei unuttum.. 'olsun idil boşver..' diorum 'yol üstünde 2 tane var.. biri dolu olursa öbürüne gidersin sen hızını kesme..' İlk bankamatiğe yanaşıyorum.. Önümdeki teyze pek yavaş.. Çıldırıorum.. 'sakin ol idil..sakin' diorum... Sıra bana geliyor.. Kartımı sokmaya çalışırken bankamatikte banknot olmama ihtimali geliyor aklıma korkudan gözlerimi kapıorum.. Karşima 50TLnin katları çıkıyor.. Yıkılıyorum... Ama yılmıyorum.. Yurdun orda da var bitane.. Umutluyum.. Hızlanıorum.. Tel çalıyor.. Hem konuşuorum hem koşar adım yürüyorum.. Artık otobüsler geçmeye başliyor bu arada.. gelmişim zaten nerdeyse.. binmiyorum..
Bavullarımı hareme kadar taşıyabiliceğme ikna etmeye çalışıyorum telefonun ucundaki, hasta haliyle bana yardım etmek için ısrar eden, harika insanı.. Zor da olsa başarıyorum.. Zaten günlerdir anneme bavullarımı taşıyabileceğmi anlatıyorum...

kendimi bildim bileli ağır çantalarla gezerm.. İlk okulda bile en ağır çanta benimkiydi.. Ortaokulda okula giderken buz patenlerimi bile taşidğim oldu galiba okuldan direk antremana geçiçem die.. Lisede zaten bavulum sırtımda.. ''Kaderim bu böyle yazılmış yazım.. Hiç kimsenin bavulumu taşimasında yoktur gözüm....'' Her neyse çok derine dalamayayım..

Rdmi ikna ettim ve bankamatiğin önüne geldim.. KAder aNı! Bu seferde 20Tl diyceğni adım gibi biliodum.. 18Tl dicek hali yoktu ya zaten.. 'boşver...' dedim yurda koştum hızla.. Çıktım odama kaptım bavullarımı.. Ve bir yardım teklifi daha.. Oda arkadaşım aşağı indirmeme yardım etmei teklif etti.. Ben olsam bende aynı şei yapardım ve karşimdaki kabul ederdi.. Ama ben etmedim tabiki.. Kendi günlük çantam , tıkabasa doldurduğum çekçekli bavulum ve orta boyuttaki omzuma asmış bulunduğum bavulum ile ben indik 2 kat aşşağıya.. Çıktım durağa.. İlk gelen otobüs 28di! Herzaman beni durakta bekleten harika araba.. binmedim.. İnince karşidan karşiya geçmem gerekti çünkü ve uzak kalıcaktı feribota.. Ayrıca biletçi amcası yoktu.. Trafğe karşi sabırlı olucak ve eminönü arabasına binicektim.. Bi tane geldi ben bavulumu düzeltip arabaya yönelene kadar durmAdı gitti.. Ardından bi tane daha geldi neyseki.. Bu arada 2 numaralı bavulu çekçeklinin üstüne koyduğum için kendi kendime taşımamı engellediğmi farkettim ki biletçi amca şöförün komutuyla yerinden fırlayp bavulumu otobüse sokmuştu bile.. Teşekkür ettim.. Fenayım ben bide küfrettim içimden kendime 'beceriksiz!' die.. nese oturdum..
Şöyle bi alıcı gözüyle baktım bavula.. İlk kapadığımda bu kadar değildi sonradan gaza gelip onu da bunu da derken baya doldurmuşum.. Eminönüne geldik bu sefer 2numaralı bavulu omzuma attım daha rahat taşıyım die derken ak sakallı bi amca 'dur yardım ediyim' diyip yakaladı bavulu.. ben 'yok ben taşirim' diyorum amca 'korkma' dio.. Bavulumu alıp kaçicak die korkuorum sandı halbuki ben 'Acıma bana!!' psikolojisi içindeyim.. O amcaya da teşekkür ettim ve feribota doğru ilerledim.. Neyseki yol üstündeki merdivenlerden inerken kendi kuvvetimle yüzleştim.. galip geldim...

Çok fazla insan vardı etrafta.. Onlara çarpadan ilerlemek o bavulu çekmekten daha zormuş onu anladım.. Ama bu sadece bi iki dakikayla feribotu kaçirmama engel olamadı.. 'Sakin ol idil.. Hep bu insanlar Onlar kesti hızını yoksa kesin yakalardın.. Bi sonrakine binersin.. boşver...' Aldım jetonumu.. Girdim içieri tele baktım anam aramış.. bu stresin acelenin üstüne telefonumun çalmış olduğunu farkedince daha da sinirleniorum.. 'sakinleş idil..' Aradım hemen.. bu arada 4buçuk arabasına binmei planlarken saat 4buçuğu geçmişti ve ben hala feribota binememiştim.. Anama söylendim derken feribot yanaştı hemen bi tane daha..
Bindim.. direk diğer uca geçip geçmediğini anlamak için merdivenin altındaki koridorun başinda duruyodum.. Bi amca 'bırakma bavullarını orda götürürler' dedi.. 'bırakmıycam zaten' dedm.. İç sesim bu kadar sakin değildi elbette.. 'salak adam neden bırakayım koca bavulu ortada!!!' karşidan bi insan geldiğini görünce toplayıp cesaretimi daldım ücra olduğunu düşündüğüm koridora ve karşi tarafa geçiverdim.. İneceğim yerde dikildim ve kalkışı bekledim.. bundan sonra bi ceşitli seyahat acentalarının muavinlerini atlatmak kalmişti..Yani en azından ben öyle sanıodum ki amcanın biri yanıma yanaştı ve bana yardımcı olmayı teklif etti.. gülümsedim ve teşekkür ettim içimden küfrederken.. 'Yükün ağır baya bırakalım istersen gitceğin yere kadar yolumuzun üstüyse' :S 'gerek yok Teşekkür ederim!!' hala gülümsüyorum ayıp olmasın die ve aynı tepki 'Yanlış anlama ailemle birlikteyim yükün ağır diye dedim ne tarafa gidiceksin?' Siz beni yanlış anlıyorsunuz demek geliyor içimden.. fazla muhabbete gerek yok.. 'İzmit.. ZAten hemen burdan otobüse binicem teşekkürler' Ve amca dönüp arabasına biniyor.. Hakikaten ailesiyle birlikte..

Rüzgar vuruyor yüzüme.. Üşüyorum ama çevirmiyorum yüzümü.. O vurmaya devam ediyor.. Sakinim.. GEldim işte Haremdeyim.. Taşıdım bavullarımı da.. İniyorum feribottan bi kaç muavini atlattıktan sonra herzamanki adama takılıyorum.. Adan tanıdı artık beni ona da yok İzmit değil diyemiyorum.. Bavullarıma sarılıyor yine.. Ve aynı kelime dökülüyor onun da dudaklarından 'korkma..' Sakin ol idil.. Ve bırakıyorum artık direnmiyorum ama koşturuyor beni.. hızla sokuyor yazaneye ve kayboluyor arkamdan..5arabasına yetişiyorum nihayet alıyorum biletimi ve işte otobüsteyim.. 'şükür!' diyorum..
'Ne fenasın idil' diorum kendime sonra.. İnsanlar sana yardım ediyo sen onlara kızıyorsun.. Hastalık işte.. Ben babama bile kolay kolay taşıtmazdım çantalarımı hiç tanımadığım adamların yardımına muhtaç olmak istemiyorum.. Neyseki geçti... kitabımı açıyorum.. Heyecanla okumaya başlıyorum ki şöför ışığı söndürüyor.. En önde oturuyorum 'heralde ışık görüşünü bozuo' diorum sesimi çıkarmıyorum telefonun ışığıyla bulunduğum bölümü bitirp bırakıorum.. 'mayışıyorum.. Sakinleşiyorum..' Derken bitiveriyor yolculuk.. İnip bavullarımı alıyorum babamın önünde dikiliyorum ki o beni hala otobüsün içinde arıyor...
Yüklenio koca bavulu atıo arabaya.. ve 3 hafta sonra yeniden izmitte olduğma şükrediorum bi kaç saat sonra çıldıracağımdan habersiz..

Günün son damlası taşmadan önceki bi kaç saati ailemle huzurlu geçiriyorum.. kendi evimizde olmadımızdanmış eve gelince anlıyorum.. Bi hevesle odama giriyorum ki oda sanki birden üstüme geliyor.. Kalabalık.. karmaşik.. geçen hafta kardeşimin müjdelediği siyah laptopu arıyorum fazla heveslenmeden.. biliyorum bi dandiklik çıkacakc çünkü altından.. Derken gözüm masanın üstündeki siyah kasaya takılıyor.. çığlığı basıyorum.. Beyaz monütörün yanında iğrenç duruyor.. Oda daha bi üstüme geliyor.. hala bi laptop arıyor gözlerim.. ve bi ses kandırıldğımı söylüyor.. Kardeşim şaka yapmış.. Meğer çift çekirdekli yeni işletim sistemi sadece kasaymış... durumun ciddiyetinden habersiz gülüyorlar evdekiler.. ve ben susuyorum.. LAptop umrumda deil.. Kandırıldığıma yanıyorum.. Yine yine ve yine inandığıma... Kendime kızıyorum... Sonra ayılıyo kafam ''Ee benim herşeyim öbür kasa da!!'' Babam yine kıt kafalı bi insan olduğumu vurgulayan sözlerle diğer kasadan usb bellekle taşıycağmı söylüyor.. Kasa yatağmın yanında duruyor.. Ben daha çok usb kısmına takılıyorum.. Aynı teklifi ben Rdme yaptığımda gülmüştü bana.. haklıydı.. Ama ben babama gülmüyorum.. susuyorum.. 4gb bellekle 40gb malzemeyi kasayı kaç defa takıp çıkartarak taşıyabiliriz? sorusunu sormaya tşebbüs bile etmiyorum.. Basıyorum yeni kasanın düğmesine...bana ait birşeyler olmayan bi ekran karşımda.. Nefret ediyorum... Sinirleniyorum... Farkındalar.. konuşmuyorum...

Ve işte o anda kafamda tonlarca ses yükselio.. sıkı sıkı kapatıyorum ağzımı parmaklarım oynuo sadece msja döküorm içimi... Sakinleşmeye çalışıorum.. Yine kandığım için kızıyorum kendime haLa hayal kırıklığına uğradığım için... Ve bi anda yeni kararlar alıyorum.. Kardeşimi kaldırıyorum pcden.. Söküyorum yeni kasayı emektarımı bağlıyorum hemen.. Msne sarılıp birz içimi döküyorum sevdiğime.. İnat ettiğimi söylüyor ama benim yerimde olsa bu kadar sessiz kalamiycağnı ve daha çok çıldıracağını itiraf ediyor..

Belki tüm bu anlattıklarım Nankör bi insan portresi çizicek gözlerinizn önüne.. Yardmlara küfreden yenilenmiş bi pcyi elinin tersiyle iten şımarık bi kız çocuğu belki size göre idil...
Acaba şımarık bi kız çocuğu olsa daha mutlu olur muydu idil bu evde? Ya da içine atmayı bırakıp öfkesini haykırsa rahatlar mı?? ''Çocukluğumdan beri bu kaçıncı heves bu kaçıncı hayal kırıklığı?? '' dese.. ''Neyin eksikti?'' der mi?? Peki ya huzur desem... bu eve onu geri getirebilecek biri var mı??

Sonuç olarak evdeyim işte.. Hem de marta kadar... Önümüzdeki bi kaç gün odamdaki gereksiz şeylere acımamaya kararlıyım.. gelmeden önce burayı yeniden yaşanabilir kılmaya kararlıydım ama pek kolay olucağa benzemiyor..

Günün bütün hazımsızlığını bloguma kuşmuş bulundum bu arada... Tüm bu olanların üstüne içtiğim koca bi bardak su dokundu heralde..
Üşenmeyip de okuyabilien varsa ne ala..

9 Ocak 2009

.........kırmızı duvarlara aslında HİÇ sahip olamamış bi genç kız..

...
o kırmızı duvarlarla bir bağın yok
çünkü asla orda olmadın
onlarla olmadın
o duvarlara bakıp en kötü
en güzel günlerini yaşamadın
ağlarken bir ranzanın altında..
yada tepesinde buldun kendini..
sevdiğine mesaj atarken
sevdiğinden bi arama geldiğinde
atladın ranzandan...
kırmızı duvarlarındaki hatalara bakarak deil...sefil bir yurdun camlarına bakarak konuştun sevgilinle dostunla...bazende benle....
sen bunları orda bıraktın .....
tüm anıların sanki oralarda....
...

Evet.. ben bu evden 4 sene önce çıktım sırtlanıp bavulumu.. ve bir daha geri dönmedim.. Dönemedim... dönemiycem hiç...

6 Aralık 2008

odamdan bir köşe...

Pharos'tan yeni bir mim gelmiş bana.. merak edilen şey nasıl bi ortamda blog yazdığımızmış.. buyrun efendim.. bi kaç sene önce; çalışmak, okumak, yazmak diil sadece yaşamak için düzenlenmiş alanımdan bir köşe..

Bu kadar parlak ve aydınlık görünmesinin tek sebebi fotoğraf makinasının flaşı.. yoksa yaşam alanımın bu kadar aydınlık olmasi pek mümkün bişey değildir, hiç bi ışıklandırma sistemi bunu başaramaz:)
Hep biraz basık biraz loştur..
Bilgisayarımın çevresinde fazla ışığı sevmem Ekrandan gelen ışıkla pek iyi anlaşıyoruz zaten:)

Bu köşe odamın en çok vakit geçirdiğim köşesidir aslında.. ama küçük bi sorun vardır ki sadece benim değil 'herkesin vakit geçirmesine açık' bir alandır burası.. 'Benim' olsa da hiçbir zaman 'sadece bana ait' hissedemediğim kocaman bir alan.. zaten yıllardır sadece tatillerimi geçirdiğim dört duvar arası(bu cümle bi 'isyan' belirtmemektedir!!) ..

bLog yazarken ekstra bi durum oluşturmam bilgisayarım ve çevresinde.. kapım herzaman açıktır sadece gece belli bi saatten sora kapanır içeri bilgisayarımın o bülbül sesi içeri sızmasın diye:P
tEk oturumda bitiremem hiç blog yazılarımı.. saatler sürer.. bazen başlar bırakırım sonra devam ederim.. Aynı anda birden fazla şeyle ilgilenirim genelde.. Yazmak istedikten sonra her koşulda yazarım zaten:)

Çok kalabalıktır yaşam alanım..O komidinin üstünde gördüğünüz civicivimsi şey komidini çok sevdiğinden tünememiştir oraya mesela..Sonradan geldiinden kendine başka yer bulamamiştir sadece.. Evden herkesin birşeyleri vardır burda.. bilgisayar, odayı 'ortak kullanım alanı' yapan en büyük etkendir tabi evde bilgisayar kullanan tek kişi olmamamdır bu etkenin özü.. geniştir.. oturmaya, misafir ağırlamaya müsaittir.. Bi gün sizleri de beklerim;)

Bunları yazarken farkettim de..
Bi kızın kişisel alanından çok oturma odasına benziyor oda..içeri girdiğinizde bi kıza ait olduğunu anlamak bile güç..

Odayı bi hevesle bu şekle soktuğum günler geldi aklıma.. Hüzün yaptım şimdi.. Buraya hiç doyamadığmı farkettim.. ve hiç tamamen sahip olamadığmı..

Neyse.. mimi daha da amacından saptırıcam devam edersem.. En iyisi burda kesiyim.. İşte nacizane yaşam alanımın Blog okuduyup yazdığım köşesi..


sıra geldi mimimizi devretmeye.. Kaldırım cocukları elim sende:)