30 Mayıs 2010

Bir keFellin'in hikayesi

Her şey bir biyokimya sınavı öncesinde başlar... İnsanlar stres içindedir.. Çalışmak çalışmamak çalışamamak içinde bir yandan kıvranıp diğer yandan birbirlerini tetiklerler çalışsın diye.. Bir yandan da gündüz girilmiş-girilmiş burada karşılıklı girmek olarak kullanılmıştır- sınavın etkisindedir öğrenciler hala… Hücre biyolojisi.. Ne ulu bir derstir ki o hocan sana gelme dese de sen o işkenceyi çekmeye devam edersin..

İlk defa duyduğun terimlerle sevişirsin.. Tim ve Tom ile mesela,yanlarında kardeşleri Tic ve Toc’la.. yahut permeazla.. ya da ilk hücre kültürü vardır ki yetmez yalnızca adını aklında tutmaya, ey sevgili HeLa.. Ve bunu gibiler çok daha.. Çoğu zaman şöyle yapar öğrenci sınavda tüm bunları hatırlayamadığında.. İçgüdüleriyle yazar hatırladığı 3-5 harfi kombinasyonla koyar yan yana..

Sevgili Başak arkadaşım bunlardan sadece biri aslında..Farkı, türettiği yeni bilimsel terime kattığı özel anlamda.. Paylaşmak istedim ben de burada.. İşte sözü geçen yeni terimin isim annesi Başak’ın kaleminden “KEFELLİN” karşinizda:


"'Kefelin'i soruyorsan eğer sana o molekülü şöyle açıklayabilirim: Nukleus içine protein taşınmasında rol oynayan moleküller RAN/GTP ve Karyoferin molekülleridir.Kefellin ise karyofeninin insan beyniyle modifiye edilmiş halidir. Şöyle ki:
Öğrencinin biri sınava girer,nukleus içine protein alım sorusunu görür.Soru hakkında pek bi fikir yürütemez ancak aklına birden bu sorunun içinde "K" ile başlayan bi molekül olduğu gelir.Veee öğrencinin kaleminden sınav sayfasına karyoferin yerine KEFELLİN dökülüverir,aynı sınavda bi de hellinger vardır ki istersen bi ara onu da anlatabilirim. "



*Resimdeki "importin" bir karyoferindir.

29 Mayıs 2010

~RedNdaRk~

beLki dE kıRmızı ve maVinin kAranLıkLa dAnsı olMAlıydı aDı..


Dayanamadım.. Duramadım.. Sıkıntı değil mi ya durduramadım ellerimi... Hemen bugun kaydettiğim aşşağıda gördüğünüz yazımda bahsettiğim blogsal sıkıntıya bir çözüm bulma gayreti işine girdim..
Denedim.. deneştirdim.. O kırmızı ve siyah üzerine kurulu blog sayfamı son zamanlarda bayıldığım, tarifsiz maviyle kardeş ettim..
Mavi ağırlıklı temamın HTML kodlarını kurcaladım biraz deneme yanılmayla aralara kırmızıları kattım.. Bir de şu başlık üzerine geldiğimde çıkan yazının ve postun altındaki taglarin o garipçe mavisini mükemmel karanlık mavimle değişebilseydim ne hoş ne uyumlu olacaktı ama sanki yemişler o kodu naptıysam beceremedim.. Umarım çok göz bozmuyordur..


Ben güle güle kullanırken sizler de güle güle okuyun efendim.. Tabi sizler diye birileri varsa..

öyle böyle vay halime..






Bu aralar pek bir dolu içim.. Sanki başka alemin insanıymışım gibi.. daimi bir yorgunluk bir tembellik.. Finaller bir yandan.. ev biryandan.. buz ise öteki yandan...

Güzel gidiyo diyorum, batıyo.. Tam bitiyo diyorum,yeniden başlıyo.. İçinden çıkamadığım haller içindeyim..

Misal, blog sayfam..
"Yazılar çok küçük, zor okunuyor" gibi bir iki küçük eleştiri alınca e birde o klasik şeyden sıkınca temamı değiştirmeye karar verdim.. Bir iki aradım taradım.. Bunu buldum... Renkleri sevdim tipini sevdim bir o üstteki kızın tipi rahatsız etti beni daha orjinal bişeyler olsun özenti gençlik gibi duruyo böyle dedim ama resmin yerine uygun boyutta birşey yerleştiremedm.. Sinir oldum.. Şimdi de hiç içime sinmiyo tema baştan aşşağa.. Neden bilmem.. Belki de çıkıp da kimse "Çok güzel olmuş, daha iyi olmuş ya da bişeye benzememiş" gibi şeyler söylemediği içindir.. Sanırım gene değiştiricem tipini ama anca tatilde artık.. Hep bi değişiklik bi yenilik yapasım var şu blogda ama olmuyo bir türlü aynı kendimde beceremediğim gibi onu da toparlayamıyorum bir türlü...

Misal, finallerim..
2 sınav geçti biri kendi isteğimle büte bıraktım bile.. Diğerini de "hoca karılar" bırakacak muhtemelen.. Düşünüyorum.. Çaliştim tamam haftalarca değil belki, günü gününe değil hiç bir zaman böyle yapmadım zaten ama çalıştım.. sabahlar ettim.. uykusuz kaldım yeri geldi sızdım kaldım.. En mühimi bence nerdeyse hiç fire vermeden derslere katıldım.. Yoklama olmasa da, dersi sevmesem de.. Hem de "yoklama almıyoruz istemiyorsanız derse gelemezsiniz" gibi bir lafın üstüne bile katıldım.. Üniversiteye hala ilkokul muamalesi yapan bir insanım malesef.. Evet düşünüyorum.. Düşünüyorum ama cevabını bulamıyorum hiçbir sorunun.. Sanki söylenenler sadece iki kulağımın arasındaki mesefa kadar bana bir uğruyor ve kaçıyor.. Sanki duyduğum, anladığım, öğrendiğim yahut öğrendim sandığım herşey çok kısa bir zamanda uçup gidiyor.. Sadece bir "uğruyor" geçerken.. Son zamanlarda gerçekten "zekasal" bir "geriliğin" olup olmadığından şüphe etmeye başladım.. Gayet de ciddiyim bu konuda.. Sanki beynim dolmuş taşmış da almıyor gibi artık.. Bu mümkün mü ki.. Daha genç değilmiyim ben? 64 yaşında bir profösör hala ders anlatabilirken ben 20 yaşinda onun anlattıklarının bir cümlesini bile aklımda tutamıyorsam bu işte bir gariplik yok mudur?


Misal,buZ..
Ben ne yaptım, haftaya pazar gösteri var 1 kişi bile olsa eksik çalişmasınlar diye sırf antreman için oturup çalışmak ve kafa dağıtmak varken bu sabahın köründe İstanbuldan geldim, insanlar evlerindeki akşam uykusunu bırakıp geldikleri için mızmızlık ediyorlar..Onu da geçtim gelmeye tenezzül etmiyorlar.. Her kafadan ayrı ses, herkes sanki çok biliyo.. Kafaya göre antreman iptal çabaları, kafaya göre eleman alma saçmalıkları.. Hocanın gelemeyip de bana X var deyişi ve o sözde hocalık yapıcak X in antremana geç gelip hazıra konuşu..Bir de acaip tipli sevgililerini getirip baş köşeye dikmiyorlar mı.. hele bir de her fırsatta yanlarına gidip laf atmalar, bakışmalar falan.. Zaten "parmağında yüzükler, kolunda bilezikler" hepsi.. Kızlar benden küçük erkekler 30 yaşında gibi..Hele birininki resmen amca..Ellerini tutmadan buza gelip gidemiyorlar resmen.. (Böyle konularda laf etmeyi sevmem ve dış görünüşün çok önemli olmadığına inanırım ama bugun çok içimde kaldı tepem attı ondan tutmak istemiyorum kendimi..) Laf desen anlamazlar, insanın söylediğini bi taraflarına takmazlar.. Ben birşey diyorum onlar, herbiri ayrı birşey..
İşte böyle zamanlarda daha bir özlüyorum eskiyi..Hocamı.. Rana hocamı... Tarık hocamı.. Olaydı ya onlar..kim görmüş onların zamanında öyle antremanda sevgiliyle göz göze gelmeleri boyna boyna yanına gitmeleri.. Kim görmüş ozamanlarda bu kadar sorumsuzca antreman asıldığını, yapıldığını, yapılamadığını.. Gelmeyenlerin sayısı biraz fazla oldu mu ya antreman iptal olurdu ya da antreman saati "ceza saati" olurdu.. Üstelik gelenler cekerdi cezayı.. Ya da bir hareket 3denedin 5 denedin düzeni kuramadın mı hala.. Yat yere.. Buz üstünde şınav çekerdik eldivensiz.. İnsanoğluna illa işkence mi gerek?? Evet gerekmiş..
Bakalım pazar nolacak.. Gene böyle bi dağınıklık saçmalık olursa tepkimi koymak istiyorum.. İstiyorum diyorum cünkü ben böyle konularda olay çıkarmışlığı olan yahut olabilen bir insan değilim.. Rezill bir gösteri olucaksa başkaları yüzünden kendimi de rezil etmek istemiyorum.. Senkronize böyle lanet birşey cünkü senin nasıl olduğun çok önemli değil.. Çünkü koca bir bütünün ufak bir parçasısın yalnızca.."Tek vücut" olmayı bilemeyen "bencil"lerle yapamazsın..

__



Uyuyup kalmışım dün gece tam da burda.. Gözümü açtığımda hatırlamadığım bir şekilde laptopu kapayıp koymuşum kafayı öyle yatağın bir köşesine.. Bu ara sınavlarım da var ya uykum sağolsun hiç yalnız bırakmıyor beni.. Geçenlerde de laptop kucağımda elim farede internette takılırken uyumuşum oturduğum yerde.. İşte öyleyken böyle durumlar.. İçim çok dolu.. Konuşsam konuşamıyorum..içimde tutamıyorum.. tuT beni blog galiba düşüyoruMm..

16 Mayıs 2010

yeniden huzurla...




Bu sömestırda “tembellikten yoruldum” sloganıyla yeniden dönme girişiminde bulunmuştum Buz Pateni hayatıma.. Çeşitli talihsizlikler bu girişime bir süreliğine ket vurmuş olsa da artık düzenli olarak devam eden – tabi benim düzensiz olarak devam ettiğim- antrenmanlarım var benim.
Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı ve olamayacağı, çoğu zaman isteksizce gittiğim antrenmanlar bunlar.. Özlemle geçmişi anmaktan başka işe yaramadığına inanmaya başlamıştım hatta son zamanlarda..

Eskiden günün tüm karmaşasını afamdan atardım buza adımımı attım mı.. Yenilenirdim sanki.. Şimdiyse daha bir karışıp ayrılır olmuştum ordan..

Ama tüm bunların yanında uzun zamandan sonra ilk defa bu Pazar kendimi kaybettim buzda yeniden… Geçmişi anmadan hüzünle.. Huzurla süzüldüm buzda.. Eğlendim.. Dans ettim…

Çok az kişiydik.. Geçmişte olsa gelmeyenler yüzünden buzda aralıksız 1 saat koşmamıza sebep olacak kadar az..

Gitmeden önce katılıp katılmamakta kararsız kaldığım kapanış gösterisine müziğin, kostümlerin ve koreografinin heyecanıyla dahil oldum bir anda hiç nasıl yetişirim diye düşünmeden..”Onlar çalışırlar benim için tek günlük iş nasılsa” dedim.. Rana hocam da olsa öyle derdi eminim..

Antrenman uzadı hissetmedim bile.. Girmeden önce deli gibi ağrıyan boynumu bile unuttuğumu eve gidince fark ettim.. Hızımı alamadım 2 saat sonra kardeşimin peşinden yine buza girdim.. 7-10 yaş arası kursiyerlerin arasına daldım.. Dolandım ortalarda, çocuklar ilgilendim.. Antrenörlük alıştırması yaptım biryandan.. Kardeşimi seyrettim.. 10 sene önceki beni… Mutlu oldum..

6 Hazirandaki kapanışta onlar da katılacak gösteriye.. Bakalım , belki de artık bayrağı devretmenin vakti gelmiştir küçüklere…

9 Mayıs 2010

In My dReams..

Anathema.. Elimden tutup lise yıllarıma götürürdü beni.. Ağırca bir şey otururdu yüreğime.. dokunurdu.. Ulaşamadığıma sarıldığımdı yokluğunda çünkü.. Sıkı sıkıya.. Sanki o kurtarıcaktı,kavuşturucaktı beni, sanki o.. o acı geri getirecekti herşeyi..

Üstelik nerdeyse hiç anlamadan şarkılarında ne söylediğini ve tanımadan söyleyenlerin yüzlerini.. Sadece müzikle.. Hisseden... İçten bir sesle söylenmesi yeterliydi kaybolmaya... Her dinlediğimde bir önceki dinleyişimde hissettiklerim yeniden canlanıverirdi içimde.. Yer ve zaman.. An be an..

Tutunduğum bir avuç şarkıdandı onlar o dönemlerde.. Özenle seçilmiş.. Özenle içime işlemiş.. Bugün o günlerin acısını fazlasıyla çıkartmış olsam bile hala içimi titretenlerdendi..

Ve o özenle seçilmiş şarkılar.. Ve o yüzlerini tanımadığım insanlar..Evet,
O'nlar capacanlı karşımdaydılar.. Yanlızca birkaç metre mesafemde hemde..
İnanılmayacak kadar gerçekti...

Düşündükçe hala heyecan veren bir sızıyla yeniden yaşıyorum o 2 saati.. Hala çınlıyor kulaklarımda ve hala gözlerimin önünde şarkılar.. Hiçbir eksik kalmadan..
Daha önce hiç konuşulan dili bilmediğim, dediklerini anlamasam da akan bir damla yaşa hakim olamadığım bir anda bulmamıştım kendimi..
O şarkıları söyleyip, gitarıyla sevişirken iliklerine dek hisseden, hissettiren adam...
Arada bir sahnede görünüp sesiyle büyüleyen kadın..
Ve kim olduklarını hala bilmediğim diğerleriyle birlikte.. Bütünüyle...
Önümde Anathema, kulaklarımda müzik, yüreğimde anılar ve arkamda.. Arkamda ise.. o şarkıları benim için anlamlı kılmış olan insan..