Tembellikten yorulmuş artık bedenim... İçim geçmiş yıllarla birlikte...
Şimdi eski heycanları yenileriyle birleştirmek niyetinde... İhmal Ettiğim bloguma bile..
Dönüşümm muhteşem olur muuu acaBA??
Bazen sonsuza uçup gider kelimeler.. Bulamazsın.. Aklından aynı anda onlarca düşünce geçer.. Tutamazsın.. Ve duramazsın da yerinde.. Aklından geçenler binip birkaç kelimenin üstüne ucup gitmedikçe dilinden, tıkanır boğazına.. Rahat bir nefes alamazsın..
30 Aralık 2009
13 Ekim 2009
inTernet yoKsunu isyanKar büNye..
İsyanım büyük sığmaz bloguma bile!!!
Yurttayım.. eskiden bağlatı vardı herkes çatır çatır internete girerdi biz gerekli alet edevatımız olmadığından nasiplenemezdik, şimdi taş gibi makine olsa ne fayda...
Yurt küçük diye internet işletmesine giren yok, yurdun kendi içinde kablosuz bağlantısı zaten yok.. Biz de yurt ahali olarak yakındaki bi bilgisayarcıdan kablosuz bağlatı satın aldık.. Hatta adamlar biraz daha yakınımıza anten bile taktılar sözde..
Lakin yurttaki onca insan tek bir bağlantıyı kullandığından isterlerlerse gelsinler odamın kapısına taksınlar o anteni... Ne bahçe ne teras ne anten ne mesafe.. mesele onlarca kişinin isyanlarla yüklendiği bağlantı yine...
Hadi oyunu kaldırmıyo anlıyorum (kabullenemiyorum hala ama anlamaya çalişiyorum diyelim ya da) ama sıradan internet sitelerine asırlar öncesinde bile daha hızla giriyoduk...
Az önce iki makinayı yan yana koyup msn açtık birbirmize yazdıklarımızın gitmesi için bi hayli bekledik amacımız da kameraları denemekti güya...
Acı cekioruz kısacası.. bi yanımız eksik yurtcak isyanlardayız bir kişi diil 2 kişi diiil.. Antenin yurdun içine kadr gelmesi gibi bi söylenti duymuş olsam da pek heveslenmiorum yine de.. dediim gibi kapıma taksalar ne fayda...
Bugün de pek hevesliydim blog yazmaya ilk defa elle tutulur bişiler yaptık bi labda onu anlatcaktım ama bu bağlantı çok sinirimi bozdu bi foto yüklemeye kalksam bi saat sürer heralde:S Ben de bari iki satır durumumu açıklayayım dedim..
Bu sezona pek bi hevesle başlamıştım blogum adına yazmaya devam edicem diye ama bu bağlantı işi baltaladı çok fena... bu sebebten af diliorum blog camiası senden..
Ben seni unutmicam unutma sen de beni!!!
3 Ekim 2009
:)))))))
Çok çook ama çooook muTluyum bugün:)
Son bir yıldır aklımdan hiç çıkmayan birşeyi yaptım bugün.. 4yılımı geçirip artık geride bıraktığım şehirde benim için çok değerli olan insanları ziyaret ettim:)
4yıllık lise hayatım Adapazarı'nda geçti benim.. Son 1.5 yılını anlamlandıran yerdi dershanem.. Okulda keyfim kaçınca bile gittiğim, hocalarla bi kaç soru çözerken eğlenip dertleştiğim ve bugün hala o şehirde saygı duyup deger verdiğim nadir bi mekandı orası.. İtiraf etmeliyim ki çok çalışkan bir öğrenci değildim onlara hakettikleri dereceyi de veremedim evet ama belki de kimsenin duymadığı kadar saygı duyup sevgi besledim ordaki insanlara karşı.. Ve bugün bi kez daha gördüm karşılığını...
En son geçen yaz gitmiştim sonuçlar tercihler vs. için.. Üniversiteye başladığımda yaşadığım ani değişimler dershanevi durumlarımı da etkiledi.. Zaten yeterince iyi bir sonuç yapamamış olmamın yanına yeni çekinceler eklendi.. Üstüne bi telefon görüşmesi yapmıştım dershane müdürümle.. hala o şehirde yaşayan en değerli insanla.. O da bu sorunlarla ilgiliydi.. Sonra da bir daha kimseden ne haber aldım ne de haberim gitti..
1 senedir aklımdan hiç çıkmadı.. Hep çekindim gitmeye.. Beni eskisi kadar sevmemelerinden korktum,eskisi kadar sıcak olmama ihtimallerinden.. Baba gibi sevdiğim taptığım müdürümün eskisi gibi içtenlikle sarılmamasından korktum.. ''Yanlış yaptın be kızım..'' demesinden..
Bir yandan da fırsat kolladım gitmeye.. Gitmek ve görmek istedim nerde olduğmu o insanların gözünde..Ama liseye başlamadan önce bile her sene defalarca gittiğim o şehre yolum düşmedi hiç.. düştümü de fırsat olmadı gitmeye... Rüyalarımdan çıkmadı hiç Buran Baba.. Sarılıp sarılır ağlardım hep gelemedim diye özür dilerdim durmadan..
Bugün nihayet yolum düştü ve kendi fırsatımı kendim oluşturarak kırdım zincirlerimi.. Üstelik akşam gidemiycem diye üzülürken bugün bir anda kendimi dershanemin önünde buldum:)
Tesadüfler de üstüste geldi şansıma kapı kapıyı açtı sanki harika bi gün oldu:)
Erkeğimle buluştum önce.. Dün yolcu etmiştim onu Ada'ya ''Sen de gelsene bu hafta..'' diyip durmuştu gitmeye karar verdiğinden beri, ben de ''Bu hafta olmaz ki..'' diyodum ne bileyim.. Nası da içten istemiş ki gerçek oldu:) Onun da çok değer verdiği, benim yıllardır adını duyup da bir türlü tanışamadığım bir hocası vardı ki o da benim dershaneye geçmiş bu sene,yoldayken öğrendim daha.. Buran Babayla da tanışıyomuş erkeğim ama hatırlamaz sanıyoduk çok zaman geçmiş görüşeli 5-6 sene kadar:)
Öyle heycanlıydım ki anlatamam:) münübüsten ilk indiğimde okuldaki bi hocamla kaşılaştım okuldayken boğuşur dururduk o heyecanla ona bile sarılmışım valla:P
Dershaneye gittim daha girmeden gördüm müdürümü ders anlatıyodu bi sınıfta.. bizim sınıfımızdı orası bide.. başımı uzatıp camdan laf atmak istedim ama bölmek istemedim sonra dersi.. Bekledik zilin çalmasını.. oturamadm bi türlü dolandım durdum içerde:D Balıklara baktım piranalar bile kocaman olmuşlardı.. Zil daha çalmadan baktım ki çıktı sınıftan Buranım.. Şaşirdi tabi görünce..kucakladık birbirmizi hemen nasil da özlemişim... Daimi huzur kaynağımdı o adam benim son sınıfta..ve hiç değişmemişti... Erkeğimi de farketti hemen ona da sarıldı.. Unutmamişti:) Neden çıktığını anlayamadığım dersine geri döndü sonra, ''Siz odaya geçin, bişeyler ikram etsinler..'' falan diye diye..:) İşte o zaman rahatlayıp oturdum anca.. koridorda takılmaya devam ettik ama..zil çalınca herkesi herkesi görmeliydim çünkü:)
Çok geçmeden öğle tatili vakitleri geldi.. her sınıftan çıkana sarıldım.. kimine el salladım görürgörmez kendimi göstermek için kiminin önüne atladım.. Utanmasam anonsumu yaptırırdım heralde:D
Buranım gene meşgul ordan oraya koşturken ben de Adapazarının en meşhur hocalarından biriyle nihayet tanışma şerefine nail oldum.. ''Sonunda tanıştık..'' dedi o da ''Nihayet:)'' dedim bende... Hayalimden çok daha heybetli ve tapılası bir adamdı gerçekten... işi olduğu için fazla görüşemedik onunla ama tanışmak bile bugünlük bana yeterdi:D
Dershane boşalınca anca girdik odaya biz de oturduk müdürümle sohbet ettik biraz.. kısa ama özdü yine hiç susmadı:) Ama rahatladım o konuştukça.. o ilgisi,samimiyeti hiç eksilmemişti.. Ve belli ki arkamdaydı tüm olanlardan sonra hiç suçlamamıştı beni.. ''siz beni anlamışsınız..'' dedim ona da muTlu oldum çok sanki ağır bi yükü almıştı omuzlarımdan kucaklarken:))
Yemeğe gidiceklerdi tutmadık biz de fazla,yemek davetlerini de geri çevirmemiz gerekti benim de fazla vaktim yoktu zaten.. Daha önce ayrılan bi hocamın geri döndüğünü duyunca onunda odasına çıktım gitmeden ama kaçırmışım.. Not bıraktım bende hayırlı olsun dileklerimi ilettim hem öyle ayrıldık huzur mekanımdan.. Yüzümde kocaman bi gülücük kalbimde tarifsiz bi mutluluk ve huzurla.. Tuttum Herşeyimin elini bide ona sarıldım sıkıca:)
Biraz yürüdük o şehirde yeniden, sıkıca sarılarak.. Bu defa yüreğimizde dosluktan daha da fazlasıyla...
Bir saat bile sürmedi belki tüm bu yaşananlar ama 1.5 senenin karşılıklı emeğiydi işte.. Belli ki boşa değildi:)
Son bir yıldır aklımdan hiç çıkmayan birşeyi yaptım bugün.. 4yılımı geçirip artık geride bıraktığım şehirde benim için çok değerli olan insanları ziyaret ettim:)
4yıllık lise hayatım Adapazarı'nda geçti benim.. Son 1.5 yılını anlamlandıran yerdi dershanem.. Okulda keyfim kaçınca bile gittiğim, hocalarla bi kaç soru çözerken eğlenip dertleştiğim ve bugün hala o şehirde saygı duyup deger verdiğim nadir bi mekandı orası.. İtiraf etmeliyim ki çok çalışkan bir öğrenci değildim onlara hakettikleri dereceyi de veremedim evet ama belki de kimsenin duymadığı kadar saygı duyup sevgi besledim ordaki insanlara karşı.. Ve bugün bi kez daha gördüm karşılığını...
En son geçen yaz gitmiştim sonuçlar tercihler vs. için.. Üniversiteye başladığımda yaşadığım ani değişimler dershanevi durumlarımı da etkiledi.. Zaten yeterince iyi bir sonuç yapamamış olmamın yanına yeni çekinceler eklendi.. Üstüne bi telefon görüşmesi yapmıştım dershane müdürümle.. hala o şehirde yaşayan en değerli insanla.. O da bu sorunlarla ilgiliydi.. Sonra da bir daha kimseden ne haber aldım ne de haberim gitti..
1 senedir aklımdan hiç çıkmadı.. Hep çekindim gitmeye.. Beni eskisi kadar sevmemelerinden korktum,eskisi kadar sıcak olmama ihtimallerinden.. Baba gibi sevdiğim taptığım müdürümün eskisi gibi içtenlikle sarılmamasından korktum.. ''Yanlış yaptın be kızım..'' demesinden..
Bir yandan da fırsat kolladım gitmeye.. Gitmek ve görmek istedim nerde olduğmu o insanların gözünde..Ama liseye başlamadan önce bile her sene defalarca gittiğim o şehre yolum düşmedi hiç.. düştümü de fırsat olmadı gitmeye... Rüyalarımdan çıkmadı hiç Buran Baba.. Sarılıp sarılır ağlardım hep gelemedim diye özür dilerdim durmadan..
Bugün nihayet yolum düştü ve kendi fırsatımı kendim oluşturarak kırdım zincirlerimi.. Üstelik akşam gidemiycem diye üzülürken bugün bir anda kendimi dershanemin önünde buldum:)
Tesadüfler de üstüste geldi şansıma kapı kapıyı açtı sanki harika bi gün oldu:)
Erkeğimle buluştum önce.. Dün yolcu etmiştim onu Ada'ya ''Sen de gelsene bu hafta..'' diyip durmuştu gitmeye karar verdiğinden beri, ben de ''Bu hafta olmaz ki..'' diyodum ne bileyim.. Nası da içten istemiş ki gerçek oldu:) Onun da çok değer verdiği, benim yıllardır adını duyup da bir türlü tanışamadığım bir hocası vardı ki o da benim dershaneye geçmiş bu sene,yoldayken öğrendim daha.. Buran Babayla da tanışıyomuş erkeğim ama hatırlamaz sanıyoduk çok zaman geçmiş görüşeli 5-6 sene kadar:)
Öyle heycanlıydım ki anlatamam:) münübüsten ilk indiğimde okuldaki bi hocamla kaşılaştım okuldayken boğuşur dururduk o heyecanla ona bile sarılmışım valla:P
Dershaneye gittim daha girmeden gördüm müdürümü ders anlatıyodu bi sınıfta.. bizim sınıfımızdı orası bide.. başımı uzatıp camdan laf atmak istedim ama bölmek istemedim sonra dersi.. Bekledik zilin çalmasını.. oturamadm bi türlü dolandım durdum içerde:D Balıklara baktım piranalar bile kocaman olmuşlardı.. Zil daha çalmadan baktım ki çıktı sınıftan Buranım.. Şaşirdi tabi görünce..kucakladık birbirmizi hemen nasil da özlemişim... Daimi huzur kaynağımdı o adam benim son sınıfta..ve hiç değişmemişti... Erkeğimi de farketti hemen ona da sarıldı.. Unutmamişti:) Neden çıktığını anlayamadığım dersine geri döndü sonra, ''Siz odaya geçin, bişeyler ikram etsinler..'' falan diye diye..:) İşte o zaman rahatlayıp oturdum anca.. koridorda takılmaya devam ettik ama..zil çalınca herkesi herkesi görmeliydim çünkü:)
Çok geçmeden öğle tatili vakitleri geldi.. her sınıftan çıkana sarıldım.. kimine el salladım görürgörmez kendimi göstermek için kiminin önüne atladım.. Utanmasam anonsumu yaptırırdım heralde:D
Buranım gene meşgul ordan oraya koşturken ben de Adapazarının en meşhur hocalarından biriyle nihayet tanışma şerefine nail oldum.. ''Sonunda tanıştık..'' dedi o da ''Nihayet:)'' dedim bende... Hayalimden çok daha heybetli ve tapılası bir adamdı gerçekten... işi olduğu için fazla görüşemedik onunla ama tanışmak bile bugünlük bana yeterdi:D
Dershane boşalınca anca girdik odaya biz de oturduk müdürümle sohbet ettik biraz.. kısa ama özdü yine hiç susmadı:) Ama rahatladım o konuştukça.. o ilgisi,samimiyeti hiç eksilmemişti.. Ve belli ki arkamdaydı tüm olanlardan sonra hiç suçlamamıştı beni.. ''siz beni anlamışsınız..'' dedim ona da muTlu oldum çok sanki ağır bi yükü almıştı omuzlarımdan kucaklarken:))
Yemeğe gidiceklerdi tutmadık biz de fazla,yemek davetlerini de geri çevirmemiz gerekti benim de fazla vaktim yoktu zaten.. Daha önce ayrılan bi hocamın geri döndüğünü duyunca onunda odasına çıktım gitmeden ama kaçırmışım.. Not bıraktım bende hayırlı olsun dileklerimi ilettim hem öyle ayrıldık huzur mekanımdan.. Yüzümde kocaman bi gülücük kalbimde tarifsiz bi mutluluk ve huzurla.. Tuttum Herşeyimin elini bide ona sarıldım sıkıca:)
Biraz yürüdük o şehirde yeniden, sıkıca sarılarak.. Bu defa yüreğimizde dosluktan daha da fazlasıyla...
Bir saat bile sürmedi belki tüm bu yaşananlar ama 1.5 senenin karşılıklı emeğiydi işte.. Belli ki boşa değildi:)
mevzubahs
huzur,
mutTlu Tt muTtlu Rd =),
o şehir,
özlem
2 Ekim 2009
bir gece yazma girişiminde bulunmuş insan modeli...
30.06.2009
01.21
Yeniden yazmaya başlama hevesleriyle oturdum klavyenin başına… eskiden kalemi alır elime düşünürdüm illa yazmak istedim mi.. şimdi ise teknolojiye ayak uydurmuş benim de ellerim..
Her zaman dediğim gibi anlatacak şeyim çok, mesele nerden başlasam nasıl anlatsam…yazmak istediğimden başka bir şeyden de emin değilim.. Yazmaktan çok, ne yazsam diye düşünmeye üşeniyorum bazen de.. ben anca üşeniyorum bir şeylere zaten:S
Son zamanlarda kafamda dönen tek bir şey var zaten.. bir sene.. yaklaşık bir sene önce bir anda değişti her şey.. konuşmaya korktuğum adam sonunda her şeyim oldu, korkularıma sebep olan adamsa bir hiç.. Tek bir bakış sonra tek bir söz.. Yıllar biçtiğim buluşma en fazla 1yıl verdi yalnızlığıma,……
Derin bir nefes alıyorum.. alıyorum… ama düşünmekten yazamıyorum….
An be an geliyor gözümün önüne, an be an hissediyorum içimde… çekine çekine konuşmalarım, sesini duyduğum ilk an.. hele varlığını ilk belli ettiği gün.. kendimle savaşlarım tam da hayatımın en belirsiz döneminin tam göbeği.. içim koşarak özgürlüğüne kavuşmak isterken ayaklarımın adım adım geri kaçmaya zorunlu hisleri… af dilemeye yüz bulamayışlarım ve sessizce döktüğüm gözyaşlarım anlatırken rüyalarımı, rüyalarımda her defasında önünde diz çöküp yalvarışlarım… ve anlatması daha güç, çözümlemesi daha zor çaresizce yaşadıklarım…
Hep bilirdim bir gün yeniden ulaşacağımı, hep bilirdim bir gün yeniden gözlerinin içine bakacağımı.. Ama yıllar sonra.. ama yanında başka bir kadınla.. kadınıyla.. oğluyla, kızıyla… hayatta hiçbir şeyi bu kadar istememiştim ben hem de isteme yetisi olmayan ben.. ve istediğim hiçbir şey bu kadar çabuk gerçekleşmemişti.. hoş geçen zaman benim biçtiğim zamanın yanında hiç kalsa da o kısa zaman içinde yaşananlar hiç de ‘hiç’e sayılacak şeyler değillerdi elbet…
Görüşmeyi kabul ettiği an bir rüya.. karşıdan ayaklarını sürüye sürüye gelen adama sarılabilmek mucize değildi de neydi ya? Hiç bilmediğim bir şehirde bir cesaret Galata’ya inişim..
Bir denize bir arkama bakarak bekleyişim.. Sanki hiçbir şey değişmemiş hissi veren gelişi.. Suratıma bir tokat inmesini bile çoktan göze alarak ve aslında böyle bir şeyin asla olmayacağından da emin sarılışım… o koku.. uzak durma gereğiyle savaşarak bana sarılışı… Tüm bunlar bir mucize değildi de neydi ya…
Bu kaçıncı buluşumuzdu birbirimizi… kaçıncı kaybedişin ardından kaçamak sarılışımızdı..Bir daha asla seni bırakmam diyip de gidişine boyun eğen zavallı aptal ben; işte o an, dünyanın en şanslı insanıydım.. En mutlu.. En huzurlu…
Oysa onun daha bana kızacakları, bağıracakları, neden diye soracakları vardı..ama tüm bunları bile bana sarılarak yaptı..Benimse ‘haklısın’dan başka bir diyebileceğim yoktu.. Haklıydı çünkü… onun bana söylediklerinden daha ağırdı zaten benim kendimle kavgalarım..
İşte böyle başladım mı da duramıyorum.. her cümlemde derin bir nefes çekerek içime yazabiliyorum bide ancak… geç oldu sabah okulum var susup yatmak istemesem de odamda uyumaya çalışanlarım var.. Bir de bunun yanında ranzadan inip kablomu makinemi toplayıp kaldırıp yeniden ranzaya tırmanmak var karanlıkta.. bir anda girdim konuya ve bir anda çıkıyorum.. Ee alışmış bünye ani değişimlere;)
01.21
Yeniden yazmaya başlama hevesleriyle oturdum klavyenin başına… eskiden kalemi alır elime düşünürdüm illa yazmak istedim mi.. şimdi ise teknolojiye ayak uydurmuş benim de ellerim..
Her zaman dediğim gibi anlatacak şeyim çok, mesele nerden başlasam nasıl anlatsam…yazmak istediğimden başka bir şeyden de emin değilim.. Yazmaktan çok, ne yazsam diye düşünmeye üşeniyorum bazen de.. ben anca üşeniyorum bir şeylere zaten:S
Son zamanlarda kafamda dönen tek bir şey var zaten.. bir sene.. yaklaşık bir sene önce bir anda değişti her şey.. konuşmaya korktuğum adam sonunda her şeyim oldu, korkularıma sebep olan adamsa bir hiç.. Tek bir bakış sonra tek bir söz.. Yıllar biçtiğim buluşma en fazla 1yıl verdi yalnızlığıma,……
Derin bir nefes alıyorum.. alıyorum… ama düşünmekten yazamıyorum….
An be an geliyor gözümün önüne, an be an hissediyorum içimde… çekine çekine konuşmalarım, sesini duyduğum ilk an.. hele varlığını ilk belli ettiği gün.. kendimle savaşlarım tam da hayatımın en belirsiz döneminin tam göbeği.. içim koşarak özgürlüğüne kavuşmak isterken ayaklarımın adım adım geri kaçmaya zorunlu hisleri… af dilemeye yüz bulamayışlarım ve sessizce döktüğüm gözyaşlarım anlatırken rüyalarımı, rüyalarımda her defasında önünde diz çöküp yalvarışlarım… ve anlatması daha güç, çözümlemesi daha zor çaresizce yaşadıklarım…
Hep bilirdim bir gün yeniden ulaşacağımı, hep bilirdim bir gün yeniden gözlerinin içine bakacağımı.. Ama yıllar sonra.. ama yanında başka bir kadınla.. kadınıyla.. oğluyla, kızıyla… hayatta hiçbir şeyi bu kadar istememiştim ben hem de isteme yetisi olmayan ben.. ve istediğim hiçbir şey bu kadar çabuk gerçekleşmemişti.. hoş geçen zaman benim biçtiğim zamanın yanında hiç kalsa da o kısa zaman içinde yaşananlar hiç de ‘hiç’e sayılacak şeyler değillerdi elbet…
Görüşmeyi kabul ettiği an bir rüya.. karşıdan ayaklarını sürüye sürüye gelen adama sarılabilmek mucize değildi de neydi ya? Hiç bilmediğim bir şehirde bir cesaret Galata’ya inişim..
Bir denize bir arkama bakarak bekleyişim.. Sanki hiçbir şey değişmemiş hissi veren gelişi.. Suratıma bir tokat inmesini bile çoktan göze alarak ve aslında böyle bir şeyin asla olmayacağından da emin sarılışım… o koku.. uzak durma gereğiyle savaşarak bana sarılışı… Tüm bunlar bir mucize değildi de neydi ya…Bu kaçıncı buluşumuzdu birbirimizi… kaçıncı kaybedişin ardından kaçamak sarılışımızdı..Bir daha asla seni bırakmam diyip de gidişine boyun eğen zavallı aptal ben; işte o an, dünyanın en şanslı insanıydım.. En mutlu.. En huzurlu…
Oysa onun daha bana kızacakları, bağıracakları, neden diye soracakları vardı..ama tüm bunları bile bana sarılarak yaptı..Benimse ‘haklısın’dan başka bir diyebileceğim yoktu.. Haklıydı çünkü… onun bana söylediklerinden daha ağırdı zaten benim kendimle kavgalarım..
İşte böyle başladım mı da duramıyorum.. her cümlemde derin bir nefes çekerek içime yazabiliyorum bide ancak… geç oldu sabah okulum var susup yatmak istemesem de odamda uyumaya çalışanlarım var.. Bir de bunun yanında ranzadan inip kablomu makinemi toplayıp kaldırıp yeniden ranzaya tırmanmak var karanlıkta.. bir anda girdim konuya ve bir anda çıkıyorum.. Ee alışmış bünye ani değişimlere;)
mevzubahs
alışmak,
huzur,
isTtanbul,
mutTlu Tt muTtlu Rd =)
24 Eylül 2009
bir kez daha...
Nasi geçtiğni anlamadığım uzun bi aradan sonra yeniden yazmaya karar verdim..
Aslında artık hiç yazmama kararı almış da değildim... üşenmekle başladı önce uzaklaşmam blog dünyasından sonrası vakitsizlikle geldi.. çok da yoğun olduğumdan da değil hoş.. Kışı okulla geçirdim zaten eve sık dönmeyince bilgisayara da yazmaya da uzak kaldım.. Yazınsa bilgisayarı yalnbızca oyun oynamak için açtım:D
Bir dönem zaten pek de takip edilmediğimi düşündüğüm için yazmamak da bi sakınca görmedim.. Arkasında kimse olmadığını sanıp çekip giden insanlar gibi..
Bir de acı cekmeden için daralmadan yazmak pek zormuş bir kez daha anladm.... harika bir sene geçirdim ve yaşadığım mutululuğu huzuru anlatsam sanki tüm büyüsü kaçicakmış gibi susmayı seçtim..
Ama özledim... okumayı.. başka hayatlara ortak olmayı.. paylaşmayı.. yazmayı... anlatmayı..
İste bu yüzden elime geçen güzel imkanların da sayesinden artık daha sık yazmaya karar verdim..
Şimdilik kısa kesiyim.. Belki anlatıcak şey çok ama kelimelerim körelmiş biraz önce bilemek gerek..
Aslında artık hiç yazmama kararı almış da değildim... üşenmekle başladı önce uzaklaşmam blog dünyasından sonrası vakitsizlikle geldi.. çok da yoğun olduğumdan da değil hoş.. Kışı okulla geçirdim zaten eve sık dönmeyince bilgisayara da yazmaya da uzak kaldım.. Yazınsa bilgisayarı yalnbızca oyun oynamak için açtım:D
Bir dönem zaten pek de takip edilmediğimi düşündüğüm için yazmamak da bi sakınca görmedim.. Arkasında kimse olmadığını sanıp çekip giden insanlar gibi..
Bir de acı cekmeden için daralmadan yazmak pek zormuş bir kez daha anladm.... harika bir sene geçirdim ve yaşadığım mutululuğu huzuru anlatsam sanki tüm büyüsü kaçicakmış gibi susmayı seçtim..
Ama özledim... okumayı.. başka hayatlara ortak olmayı.. paylaşmayı.. yazmayı... anlatmayı..
İste bu yüzden elime geçen güzel imkanların da sayesinden artık daha sık yazmaya karar verdim..
Şimdilik kısa kesiyim.. Belki anlatıcak şey çok ama kelimelerim körelmiş biraz önce bilemek gerek..
mevzubahs
garip insan,
göçebe,
isTtanbul,
özlem,
üşengeç Tt,
yeniden
13 Haziran 2009
...
keyifsizim....
Eve geldim.. cumartesi sabah gelirim diyip de süpriz yapmak suretiyle cuma akşamından varıverdim eve..
Evime.. evime diyemiorum.. odama kavuştum diyemiyorum... Aitliğini sınıyorum odanın geldiğimden beri... Hayır bana ait olamaz... bu karmaşa bunca gereksiz şey... Ben toparlamak, yaşanır hale getirmek istedikçe benden uzaklaşıyor bu kırmızı duvarlar... Soluk kırmızı duvarlar....
Taşınıp gitmek istiyorum herşeyden artık.. odamdan bu evden pcden bile taşınmak istiyorum... Toplayıp pılımı pırtımı bi göz bi odada minimize bi hayat yaşamak istiyorum fazlalıklardan uzak...
Kimsenin saygı duymadığı bu odanın saygı duyulmayan bi parçası mıyım? Yoksa... yoksa ikimiz de ayrı ayrı saygı duyulmayanlardan mıyız?
Burdan uzakta, 7 kişiyle paylaştığım 6 kişi kapasitesinde odam bile daha çok bana AİT...
Yorgunum. uykusuz... dün gece sabaha kadar oturdum.. bugun butun gun sokaklardaydım... Eşek ölüsü gibi bi bavulu ordan oraya çekiştirip durdum... Keyifsizim, Memnuniyetsizim...Üstümü başımı bile değiştirmedim daha bi misafir edasıyla...
Bu ev bütün enerjimi içine çekiyor......
Eve geldim.. cumartesi sabah gelirim diyip de süpriz yapmak suretiyle cuma akşamından varıverdim eve..
Evime.. evime diyemiorum.. odama kavuştum diyemiyorum... Aitliğini sınıyorum odanın geldiğimden beri... Hayır bana ait olamaz... bu karmaşa bunca gereksiz şey... Ben toparlamak, yaşanır hale getirmek istedikçe benden uzaklaşıyor bu kırmızı duvarlar... Soluk kırmızı duvarlar....
Taşınıp gitmek istiyorum herşeyden artık.. odamdan bu evden pcden bile taşınmak istiyorum... Toplayıp pılımı pırtımı bi göz bi odada minimize bi hayat yaşamak istiyorum fazlalıklardan uzak...
Kimsenin saygı duymadığı bu odanın saygı duyulmayan bi parçası mıyım? Yoksa... yoksa ikimiz de ayrı ayrı saygı duyulmayanlardan mıyız?
Burdan uzakta, 7 kişiyle paylaştığım 6 kişi kapasitesinde odam bile daha çok bana AİT...
Yorgunum. uykusuz... dün gece sabaha kadar oturdum.. bugun butun gun sokaklardaydım... Eşek ölüsü gibi bi bavulu ordan oraya çekiştirip durdum... Keyifsizim, Memnuniyetsizim...Üstümü başımı bile değiştirmedim daha bi misafir edasıyla...
Bu ev bütün enerjimi içine çekiyor......
31 Mayıs 2009
Bulantı...
25.05.2009
(23:35)
(23:35)

Gökyüzünün kül rengi derinliğinde, gri atkısıyla, midesi bulanan bir patenci kayıyordu.. Ve midesine inat spin atıyordu havada.. durmadan.. bıkmadan.. usanmadan...
Tutkuyla bağlıydı çünkü gökyüzüne ve vazgeçmesi içinmidesinden çok daha fazlası gerekliydi..
Üzerinde durduğu çelik kadar sert ve keskindi patenci.. Ve bir bulut kadar doluydu içi...
Tutkuyla bağlıydı çünkü gökyüzüne ve vazgeçmesi içinmidesinden çok daha fazlası gerekliydi..
Üzerinde durduğu çelik kadar sert ve keskindi patenci.. Ve bir bulut kadar doluydu içi...
Midem bulanıyor...
Biliyorum, akşam yemeğini bir iki parça hamur işiyle geçiştirmeye çalışmasaydım böyle olmayacaktı.Oysa ne kadar da hevesliydim yemeğe.Yurda gelirgelmez ilk işim ne yemek olduğuna bakmak oldu.Daha yeni çıkmıştı yemekler ve benim yemek istediğim hiçbirşey gözükmüyordu.Sonra da canım istemedi yemek.
Aç kaldıkça midem bulandı ve midem bulandıkça daha da yemek istemedi canım.. Kısacası midesel bir kaosa kurban gittim..
Aç kaldıkça midem bulandı ve midem bulandıkça daha da yemek istemedi canım.. Kısacası midesel bir kaosa kurban gittim..
Uyumak istedim...
Yorgundum oysa.Uyumak istedim bütün gün.Uyukladım..Gelince ve yemekten vazgeçince yine uyumak istedim; uyuyamadım. Öğlen içtiğim o sert kahve miydi beni uyutmayan yoksa BEN miydim?
Gökyüzünün kül rengi derinliğinde kayan gri atkılı,midesi bulanan ve uyuyamayan patenci bir bulutun üzerinde durdu.
Ve gök gürledi. Bir şimşek çaktı o an...
Ve bir bulut içini boşalttı dünyaya...
Ve 'bir patenci'nin gözünden bir damla yaş aktı...
Ve gök gürledi. Bir şimşek çaktı o an...
Ve bir bulut içini boşalttı dünyaya...
Ve 'bir patenci'nin gözünden bir damla yaş aktı...
26.05.2009
(00:26)
hayat ayrıntıda gizli: Gökyüzünün kül rengi derinliğinde kayan gri atkılı patenci Ayna İçinde Ayna adında çok enteresan kitapta geçen bir cümleden aklımda kalmadır..
mevzubahs
garip insan,
öylesine bişeler işte,
patenci
24 Mayıs 2009
bir garip Drosophila Melanogaster (2)
3 kırımızı gözlü Ebony erkeği ve 3 beyaz gözlü White dişi ile başlamıştı herşey.. bir hafta sonra onlarca larva onlarca pupa ve bir sonraki hafta ise onlarca drosophila melanogaster...

Haftalardır heyecanla beklediğimiz ilk drosophila dölüyle göz göze geldik bu hafta nihayet..
Yukarıdaki fotoğrafta görüğünüz şişenin dibindekilerin gözüktüğü kadarı.. Cama yapışık olan şefaf şeyler drosophilalarımızın çıktığı pupalar dipteki koyu renkli olanlar ise bizim yavrucuklar=)
Geçen hafta pupa ve larva evrelerindeydi yavrular.. sınıftaki diğer şişelerle karşılaştırdığımızda bazılarında nerdeyse hiç bir hareket yokken bizimkilerin bir önceki hafta göstermiş oldukları aceleciliğin meyvelerini bol bol aldıklarını gördük..
Yaklaşık 15 larva ve 45 pupa saydım ki normalde hocanın da dediğine göre gelişim aşamasından dolayı larvalarımızın daha çok olması gerekirdi.. Bizim şişeyi gören hoca da artık 'sizinkiler hızlı zaten' dedi normal karşilayarak.. ''Siz bunlara ekstra bişeyler mi verdiniz??'' gibi tepkiler de almadık değil tabi:D
Soldaki yavrularımızın ilk halleri işte.. Açık renkli solucan gibi olanlar larva ve koyu renkli olanlar ise pupadaki halleri..
Yavrular daha pupalarından çıkmamışken daha önce anlatmış olduğum bayıltma yöntemiyle anne ve babayı ayırdık şişenin içinden..Ve ebediyete uğurladık..
Böyle bir caniliğe göz yummak istemezdim ama herşey bilim için.. Eğer anne ve babayı şişede bıraksaydık yavrularıyla çiftleşebilrler ve normalden farklı bir genetik çeşitliliğe sebeb olabilirlerdi. Bu da bizim deneyimizi olumsuz etkilerdi.
Elbette ki,ben ve makinam onları son yolculuklarıyla da ölümsüzleştirdik..
Bu haftaya ise yine yavruları bayıltarak başladık..Bu defa bu yavruların arasından 4 dişi 4 erkek seçip yeni besiyerine koyup kalanları da cinsiyetlerine ve türlerine göre ayırıp sayıcaktık fakat bizim sinekler biraz fena cıktı..
Eterin kokusu bizi mahvetti ama bi kaç milimden ibaret olan yavrularımıza pek etki etmedi kimisi bayılmadı kimisi hemen ayılıverdi.. Baya bi cebelleştik başlarında iki kişi 4 el yetmedi..
Kendine gelen yalpalaya yalpalaya kaçti biz aralarında dişiyi erkeği ayırmaya çalışırken.. Bir de bir çoğu hala gelişme aşamasında olduğu için abdomenlerindeki çiziktiriklerinden çıplak gözle eşey tayini yapmak zor oldu.. Lupla bakmaya çalıştım o da ilk aldığım lup bozuk çıktı ayarlamak için baya uğraştım bu arada ayılanlar yeniden bayılanlar... Bi ara elime eterli pamuğu alıp hayvanların kafasına kafasına bastırdım ama yok banamasının demediler yine de.. kimisini canice katletmek zorunda kaldık ki zaten eşey tayinininden sonra saymak için bunu zaten yapıcaktık.. kimisini eterli şişeye attık.. kimisi de ilk üredikleri şişede besiyerine saplanmış bi şeilde kaldı çıkaramadık...
Bu arada lup altında gördüğüm bütün kırmızı gözlülerin dişi bütün beyaz gözlülerin de erkek olduğunu farkedene kadar baya uğraştım.. birkaç sinek kaçırıp bi kaçını da hunharca katlettikten sonra ikinci nesil için anne baba ayılırıp diğerlerini saymaya koyulduk..
100e yakın yavru saydık.. dişi erkek oranı yarı yarıyaydı nerdeyse.. Tabi uçanlar ve şişenin dibinde besiyerine saplı kalanlarla pek sağlıklı bi sayım olmadı ama olduğu kadar artık napalım...
Haftalardır heyecanla beklediğimiz ilk drosophila dölüyle göz göze geldik bu hafta nihayet..
Yukarıdaki fotoğrafta görüğünüz şişenin dibindekilerin gözüktüğü kadarı.. Cama yapışık olan şefaf şeyler drosophilalarımızın çıktığı pupalar dipteki koyu renkli olanlar ise bizim yavrucuklar=)
Geçen hafta pupa ve larva evrelerindeydi yavrular.. sınıftaki diğer şişelerle karşılaştırdığımızda bazılarında nerdeyse hiç bir hareket yokken bizimkilerin bir önceki hafta göstermiş oldukları aceleciliğin meyvelerini bol bol aldıklarını gördük..
Yaklaşık 15 larva ve 45 pupa saydım ki normalde hocanın da dediğine göre gelişim aşamasından dolayı larvalarımızın daha çok olması gerekirdi.. Bizim şişeyi gören hoca da artık 'sizinkiler hızlı zaten' dedi normal karşilayarak.. ''Siz bunlara ekstra bişeyler mi verdiniz??'' gibi tepkiler de almadık değil tabi:D
Soldaki yavrularımızın ilk halleri işte.. Açık renkli solucan gibi olanlar larva ve koyu renkli olanlar ise pupadaki halleri..
Böyle bir caniliğe göz yummak istemezdim ama herşey bilim için.. Eğer anne ve babayı şişede bıraksaydık yavrularıyla çiftleşebilrler ve normalden farklı bir genetik çeşitliliğe sebeb olabilirlerdi. Bu da bizim deneyimizi olumsuz etkilerdi.
Elbette ki,ben ve makinam onları son yolculuklarıyla da ölümsüzleştirdik..
Bu haftaya ise yine yavruları bayıltarak başladık..Bu defa bu yavruların arasından 4 dişi 4 erkek seçip yeni besiyerine koyup kalanları da cinsiyetlerine ve türlerine göre ayırıp sayıcaktık fakat bizim sinekler biraz fena cıktı..
Eterin kokusu bizi mahvetti ama bi kaç milimden ibaret olan yavrularımıza pek etki etmedi kimisi bayılmadı kimisi hemen ayılıverdi.. Baya bi cebelleştik başlarında iki kişi 4 el yetmedi..
Kendine gelen yalpalaya yalpalaya kaçti biz aralarında dişiyi erkeği ayırmaya çalışırken.. Bir de bir çoğu hala gelişme aşamasında olduğu için abdomenlerindeki çiziktiriklerinden çıplak gözle eşey tayini yapmak zor oldu.. Lupla bakmaya çalıştım o da ilk aldığım lup bozuk çıktı ayarlamak için baya uğraştım bu arada ayılanlar yeniden bayılanlar... Bi ara elime eterli pamuğu alıp hayvanların kafasına kafasına bastırdım ama yok banamasının demediler yine de.. kimisini canice katletmek zorunda kaldık ki zaten eşey tayinininden sonra saymak için bunu zaten yapıcaktık.. kimisini eterli şişeye attık.. kimisi de ilk üredikleri şişede besiyerine saplanmış bi şeilde kaldı çıkaramadık...
Bu arada lup altında gördüğüm bütün kırmızı gözlülerin dişi bütün beyaz gözlülerin de erkek olduğunu farkedene kadar baya uğraştım.. birkaç sinek kaçırıp bi kaçını da hunharca katlettikten sonra ikinci nesil için anne baba ayılırıp diğerlerini saymaya koyulduk..
100e yakın yavru saydık.. dişi erkek oranı yarı yarıyaydı nerdeyse.. Tabi uçanlar ve şişenin dibinde besiyerine saplı kalanlarla pek sağlıklı bi sayım olmadı ama olduğu kadar artık napalım...
Benim aklımda daha çok katledilen binden fazla sinek vardı.. Bi ara neden öldürmek yerine salmıyoruz gibi tepkiler geldi sınıftan ama hoca "Bunlar bir sürü kimyasal taşıyolar sonra okadar virüs nerden çıkıyor sanıyorsunuz.." diyince hepimiz bu fikirden vazgeçtik...
Sonrada hepsini morg adı altında hazırlanmış, içinde deterjanlı su bulunan şişeye attık...
mevzubahs
Drosophila Melanogaster,
genetik,
iümbg,
laboratuvar
9 Mayıs 2009
L’avare
Karanlık bir sahnede, yerde bir eli efendisinin ev içinde hususi araç olarak kullandığı tekerlekli sandalyesine zincirlenmiş yatan arabacı karşılıyor sizi.. Ardından şiddetli bir müzik.. Dumanlar... Ve dans edercesine etrefta koşup her bir köşede meşk yapan insanlar...
Büyülü havası daha başlarken sahneye kilitliyor izleyenleri.. Ruhunuz duman duman yükseliyor...
Bu sezon geç başladım.. Yerleşmeydi adaptasyondu hayatı düzene koymaydı derken,tam tiyatroyu da o düzene yerleştirmiştim ki sezon bitti...Bu sezon alabileceğim son bilet olduğundan habersizdim, Kenter Tiyatrosu'nun yeni sahneye koyduğu Moliere'in meşhur 'Cimri'sinin.. Benim için harika bi kapanış oldu...
Bir cumartesi suaresiydi..
Özenle hazırlandım,saygımı dış görünüşümle belirtmek istercesine.. Girdim bi insanın sahip olabileceği en güzel kavalyenin koluna bir baloya gidercesine...Sanki ben sahneye çıkıcakmışım gibi heyecanlı,gururlu ve dik...
Özenle hazırlandım,saygımı dış görünüşümle belirtmek istercesine.. Girdim bi insanın sahip olabileceği en güzel kavalyenin koluna bir baloya gidercesine...Sanki ben sahneye çıkıcakmışım gibi heyecanlı,gururlu ve dik...
Neredeyse boş koltuk yoktu.. 'Tiyatro yeterince seyirci bulamıyor' diye yakınırlar ya hep; 'hAni nerede bulunamayan seyirci' diye düşündüm doğrusu...Şu bir kaç ayda gördüğüm kadarıyla İstanbul insanı tiyatro salonlarına o kadar da uzak değil...
Oyun daha başlamadan daha bir anlık ön tarafa ilişti gözüm.. Yıldız Kenter 'i farkettim en önde yerini alırken.. Kim bilir nasil bir gururdur onun için o koltukta oturmak,emeğini seyretmek.. Onca yeteneğe aracı olmak...
İtiraf etmeliyim ki;hiç Moliere okumadım bu zaman kadar..Hakkında tek kelime bilmem.. Edebiyat, ilgilenmeyi sevsem de bir türlü hakim olamadığım bir daldır.. Bir kaç oyununa kulak dolgunluğum var işte Cimri de bunlardan birisiydi.. Ama öğrenmemek ayıptır derler ya hep, Kent Oyuncuları yorumu saysinde bir ayıbımı daha kapattım..
Bir camın ardından izlemeye alıştığım insanlar çıktı bir bir sahneye...Sevmediğim insalara sempati duydum birden ve sevdiğime daha da... Sanki yüzlerinde yıllardır taşıdıkları maskeleri çıkarıp gülümsediler bana... Mutlu oldum...
*Oyun hakkında teknik bilgi için : Kenter Tiyatrosu,Cimri
*L’avare, Moliere'in Cimri'sinin orjinal adıdır.
Oyun, adeta cimriliğin sınırlarını zorlayan bir baba (Harpagon) ile ona artık isyan eden çocukları arasında geçenleri, mizahi bir dilde anlatıyor.. Oğlunun aşık olduğu genç kızla evlenmek isteyen baba kızını da kendinden bile yaşlı bir adamla 'çeyizsiz' evlendirmeye çalışıyor;
kızının aslına kahyasıyla birlikte olduğundan habersiz.. Evdeki herkes, bi yandan Harpagon'nun emirlerini yerine getirip bir yandanda O'nun altınlarının peşinde gizli işler çeviriyor..
kızının aslına kahyasıyla birlikte olduğundan habersiz.. Evdeki herkes, bi yandan Harpagon'nun emirlerini yerine getirip bir yandanda O'nun altınlarının peşinde gizli işler çeviriyor..Sahnedeki atmosfer sizi içine alıyor adete.. Oyuncular herşeyiyle gerçekçi ve bu da heyecanı yükseltiyor.. Gördüğünüz her sahne şaşırtıyor..ve içtenlikle güldürüyor..Tek kötü yanı bazı yerlerde argo,biraz 'aşırı'ya kaçıyor..Neyseki bu çok sık tekrarlanmıyor..
Ve oyun herkesin amacına ulaşıp evdeki hizmetlilerin Cimri Harpagonu adeta 'linç' etmesiyle son buluyor..
Ve oyun herkesin amacına ulaşıp evdeki hizmetlilerin Cimri Harpagonu adeta 'linç' etmesiyle son buluyor..
Salondan ayrılırken hissettiğim hazzı tarif etmem çok zor... Bir an bile pişman olmuyor insan seyrettiğine.. Oyuncular, dekor, müzik,ışık,kostümler... Hepsi öylesine uyum içinde ki...
Gecenin en güzeli ise..
Elinden sıkı sıkı tutup tiyatroya götürdüğüm ve bu seneye kadar hiç tiyatroya gitmemiş bi insanın gözlerinde gördüğüm, o mutluluk belirtisiydi aslında benim için... Ve dudaklarından dökülen en memnun edici replikleriyden biriydi hayatımızın: ''Bunu daha sık yapalım:)''
Elinden sıkı sıkı tutup tiyatroya götürdüğüm ve bu seneye kadar hiç tiyatroya gitmemiş bi insanın gözlerinde gördüğüm, o mutluluk belirtisiydi aslında benim için... Ve dudaklarından dökülen en memnun edici replikleriyden biriydi hayatımızın: ''Bunu daha sık yapalım:)''
mevzubahs
isTtanbul,
Kenter Tiyatrosu,
mutTlu Tt muTtlu Rd =),
tiyatro
7 Mayıs 2009
bir garip Drosophila Melanogaster
Hayatınızda kaç kez bir hayvanın gözlerinizin önünde neslini devam ettirdiğini görebilme şansına sahip olabilrsiniz? Ve kaç canlının bunu 'nasıl' yaptığı bi kaç santim uzaktan seyredebilrsiniz?
Bu okula başladığımdan beri ilk defa bir şey bu kadar şaşırttı beni.. Ne bir sıçan kesimi ne bir kubağanın bacağı, kalbi... Bu bir sapkınlık değil kesinlikle bir zevk değil.. Kendi hemcinsimin bunu yaptığını görmek aynı hisleri yaşatmazdı muhtemelen ya da herhangi bir canlıyı tvde seyretmek..
Anladım ki; tiyatroyla sinema arasındaki fark ne kadar büyükse,belgesel seyretmek ya da bir fotoğrafta incelemekle kendi hazırladığım yaşam alanı içerisinde kendi seçtiğim bi kaç santimlik hayvanları canlı canlı seyretmek arasındaki fark da okadar büyükmüş..
Drosophilalarımızla buluştuk nihayet bu hafta.. 3kişiyiz ve cam bir şişenin içinde 3çift Drosophilamız var.. Erkekler kırmızı gözlü Ebony'ler ,Dişiler ise adı üstünde bembeyaz White'lar..
Yaklaşık 3 hafta önce besiyerlerini hazırlayıp sineklerimize yaşam alanı olacak şişelere dökmüş ve dinlenmeye bırakmıştık.. dün ise bir elimizde eterli şişeyle başka bir şişenin içindeki Ebony sineklerini bayıltıp sineklerimizde eşey tayinine giriştik..
Çıplak gözle ayırt etmek çok zor değil aslında cinsiyetleri ama yine de lup denilen mikroskopun daha ilkel bi tipiyle yakından bakarak özenle seçtim Drosophilalarımızı..
Mesela; sol tarafta gördüğünüz Ebonylerden yukarı doğru bakanı erkek aşağı doğru bakan ise dişi. Bunu anlamanın en kolay yolu kırmızıyla işaretlediğim yerdeki, şu anda adını bir türlü hatırlayamadığım cizgilerin sıklığı.. Gözle görmenin de mümkün olduğu bu cizgiler erkeklerde uca doğru iyice kalınlaşıp bir bütün halini alırken dişilerde ince cizgiler halinde sürüyor. Çıplak gözle erkeklerin kuyruk kısımlarını tamamiyle koyu görüyorsunuz. Erkeklerin, dış görünüş olarak, dişilerden bir farkı daha var ki onlar da ön ekstremitelerinde(daire içinde işaretli)bulunan ve çiftleşme sırasında dişilerini tutmak için kullandıkları eşey tarakları.. Nasıl kullandıklarına da bizzat şahit oldum.
Hafif dozda eterle bayılttığımız sineklerimizi seçtikten sonra önceden hazırlamış olduğumuz yaşam alanlarına aldık.. İlk seçtiklerimiz besiyerine yapışmalarına neden olarak katlettiğimizi acıyla belirtmek isterim ki bunu yapan yanlızca biz değildik.. Ama onları kurtarmak için sarfettiğimiz çabayı da göz ardı etmememiz gerekir..
Erkekleri yeniden seçip bu kez daha dikkatli bir şekilde şişeye yerleştirdikten sonra aynı işlemi daha önce döllenmesi engellenmiş White dişilere uyguladık..
Dişi olduğuna emin olduğumuz için eşey tayinine ihtiyaç duymadığımız halde dişileri de lup altında incelemekten kaçınmadım hiç...
Bu da White bir dişi..
bunlardan da 3tane seçip diğerlerinin yanına koyduk ve ayılmaları için beklemeye koyulduk..
Bu arada bi kaç tanesini yine besiyerine kaptırdık.. Neyseki ayılmaya başlamışlardı da ölmeden kurtulmayı başardılar..
Ve ardından 'Hadi koçum Göster kendini..!' gibi sözlerle evladımız gibi benimsediğimiz şuncacık bikaç santimlik hayvanları motive etmeye giriştik.. İşe yaramış olucak ki yaklaşık yarım saat sonra -bir köşede yaptığımız ve sonucunu birtürlü göremediğimiz deneyde kullandığımız boyan kurumasını beklemek amacıyla verdiğimiz molanın ardından- geri döndüğümüzde bir çiftin neslini devam ettirme çalışmalarına başladığını farkettim..
Sineklerin boyutlarını gördüğüm gün böyle belgesel tadında bir olayla karşilaşamıycağımı düşünüp üzülmüştüm açıkçası.. Hatta bunu bi hocanın yanında sesli bir şekilde dile getirmiş ve
'bir dahakine kara sineklerle çalışırız' gibi hoş bi tepki almıştım:D
Kendimi tutamadım ve 'bunlar çiftleşiyoooo' die bağırmaya başladım.... Biraz da ilk defa bizim sineklerde görülmesinden sebeb duyduğum gururla herkesin görmesini sağladım önce:D Elden ele gezdi şişe bi anda onlarca göz... Sonra da çekip aldım ellerinden 'rahat bırakın' die:D Hocanın tepkisi ise muhteşemdi: 'Nerden anladın??' .. Gösterince şişeyi soramamış olmayı tercih etti heralde 'bırakın hayvanları napıyolarsa yapsınlar canım' diye bırakıverdi elinden...
Bi süre daha sürdü.. Ben, elimdeki makina daha sağlam olsaydı belgesel çekicektim neredeyse... baya uğraştım düzgün bir foto yakalayabilmek için ama ancak buğulu bir camın ardından özel hayata saygı duyarcasına bi iki poz alabildim.. Zaten ondan sonra bedensel ilişkilerini kesip normal hayatlarına geri döndüler... Bir daha ayırt edemedik bile hangisiydiler... DErs bittikten sonra da şişelerimizi masaya öylece bırakıp çiktik labdan.. Devamı haftaya artık..
Bilmiyorum çektiğim fotoğrafı yayınlamam ne kadar doğru olur.. Açıkçası bunları yazıyorum ama bi sapık gibi anlaşılmaktan da korkmuyor değilim.. Doğanın bi parçası sonuçta bu anlattıklarım... Utanmıyorum diye bunu anlatmaktan ahlaksız bir insan olarak görülmem umarım.. HEycanımı ve gördüklerimi paylaşmak istedim yanlışım varsa affola...
Bu okula başladığımdan beri ilk defa bir şey bu kadar şaşırttı beni.. Ne bir sıçan kesimi ne bir kubağanın bacağı, kalbi... Bu bir sapkınlık değil kesinlikle bir zevk değil.. Kendi hemcinsimin bunu yaptığını görmek aynı hisleri yaşatmazdı muhtemelen ya da herhangi bir canlıyı tvde seyretmek..
Anladım ki; tiyatroyla sinema arasındaki fark ne kadar büyükse,belgesel seyretmek ya da bir fotoğrafta incelemekle kendi hazırladığım yaşam alanı içerisinde kendi seçtiğim bi kaç santimlik hayvanları canlı canlı seyretmek arasındaki fark da okadar büyükmüş..
Drosophilalarımızla buluştuk nihayet bu hafta.. 3kişiyiz ve cam bir şişenin içinde 3çift Drosophilamız var.. Erkekler kırmızı gözlü Ebony'ler ,Dişiler ise adı üstünde bembeyaz White'lar..
Yaklaşık 3 hafta önce besiyerlerini hazırlayıp sineklerimize yaşam alanı olacak şişelere dökmüş ve dinlenmeye bırakmıştık.. dün ise bir elimizde eterli şişeyle başka bir şişenin içindeki Ebony sineklerini bayıltıp sineklerimizde eşey tayinine giriştik..
Çıplak gözle ayırt etmek çok zor değil aslında cinsiyetleri ama yine de lup denilen mikroskopun daha ilkel bi tipiyle yakından bakarak özenle seçtim Drosophilalarımızı..
Mesela; sol tarafta gördüğünüz Ebonylerden yukarı doğru bakanı erkek aşağı doğru bakan ise dişi. Bunu anlamanın en kolay yolu kırmızıyla işaretlediğim yerdeki, şu anda adını bir türlü hatırlayamadığım cizgilerin sıklığı.. Gözle görmenin de mümkün olduğu bu cizgiler erkeklerde uca doğru iyice kalınlaşıp bir bütün halini alırken dişilerde ince cizgiler halinde sürüyor. Çıplak gözle erkeklerin kuyruk kısımlarını tamamiyle koyu görüyorsunuz. Erkeklerin, dış görünüş olarak, dişilerden bir farkı daha var ki onlar da ön ekstremitelerinde(daire içinde işaretli)bulunan ve çiftleşme sırasında dişilerini tutmak için kullandıkları eşey tarakları.. Nasıl kullandıklarına da bizzat şahit oldum.
Hafif dozda eterle bayılttığımız sineklerimizi seçtikten sonra önceden hazırlamış olduğumuz yaşam alanlarına aldık.. İlk seçtiklerimiz besiyerine yapışmalarına neden olarak katlettiğimizi acıyla belirtmek isterim ki bunu yapan yanlızca biz değildik.. Ama onları kurtarmak için sarfettiğimiz çabayı da göz ardı etmememiz gerekir..
Erkekleri yeniden seçip bu kez daha dikkatli bir şekilde şişeye yerleştirdikten sonra aynı işlemi daha önce döllenmesi engellenmiş White dişilere uyguladık..
Bu da White bir dişi..
bunlardan da 3tane seçip diğerlerinin yanına koyduk ve ayılmaları için beklemeye koyulduk..
Bu arada bi kaç tanesini yine besiyerine kaptırdık.. Neyseki ayılmaya başlamışlardı da ölmeden kurtulmayı başardılar..
Ve ardından 'Hadi koçum Göster kendini..!' gibi sözlerle evladımız gibi benimsediğimiz şuncacık bikaç santimlik hayvanları motive etmeye giriştik.. İşe yaramış olucak ki yaklaşık yarım saat sonra -bir köşede yaptığımız ve sonucunu birtürlü göremediğimiz deneyde kullandığımız boyan kurumasını beklemek amacıyla verdiğimiz molanın ardından- geri döndüğümüzde bir çiftin neslini devam ettirme çalışmalarına başladığını farkettim..
Sineklerin boyutlarını gördüğüm gün böyle belgesel tadında bir olayla karşilaşamıycağımı düşünüp üzülmüştüm açıkçası.. Hatta bunu bi hocanın yanında sesli bir şekilde dile getirmiş ve
'bir dahakine kara sineklerle çalışırız' gibi hoş bi tepki almıştım:D
Kendimi tutamadım ve 'bunlar çiftleşiyoooo' die bağırmaya başladım.... Biraz da ilk defa bizim sineklerde görülmesinden sebeb duyduğum gururla herkesin görmesini sağladım önce:D Elden ele gezdi şişe bi anda onlarca göz... Sonra da çekip aldım ellerinden 'rahat bırakın' die:D Hocanın tepkisi ise muhteşemdi: 'Nerden anladın??' .. Gösterince şişeyi soramamış olmayı tercih etti heralde 'bırakın hayvanları napıyolarsa yapsınlar canım' diye bırakıverdi elinden...
Bi süre daha sürdü.. Ben, elimdeki makina daha sağlam olsaydı belgesel çekicektim neredeyse... baya uğraştım düzgün bir foto yakalayabilmek için ama ancak buğulu bir camın ardından özel hayata saygı duyarcasına bi iki poz alabildim.. Zaten ondan sonra bedensel ilişkilerini kesip normal hayatlarına geri döndüler... Bir daha ayırt edemedik bile hangisiydiler... DErs bittikten sonra da şişelerimizi masaya öylece bırakıp çiktik labdan.. Devamı haftaya artık..
Bilmiyorum çektiğim fotoğrafı yayınlamam ne kadar doğru olur.. Açıkçası bunları yazıyorum ama bi sapık gibi anlaşılmaktan da korkmuyor değilim.. Doğanın bi parçası sonuçta bu anlattıklarım... Utanmıyorum diye bunu anlatmaktan ahlaksız bir insan olarak görülmem umarım.. HEycanımı ve gördüklerimi paylaşmak istedim yanlışım varsa affola...
mevzubahs
Drosophila Melanogaster,
genetik,
iümbg,
laboratuvar,
oküler
25 Nisan 2009
moleküler dünyaya ilk adım..
bahar yarıyılıyla birlikte artık hangi yolda yürüdüğmü hissetmeye başladım yavaş yavaş.. Bölümümle ilgili dersler artmaya uygulama derslerim daha ilgi çekici bir hal almaya başladı..
Hücre Biyolojisi Labında bir sıçanın içini gördüm mesela sonra bir kurbaanın bacagına giden bir sinir teli üzerinde çalıştım..
Bölümümü daha çok ilgilendiren kısım Temel Genetik Uygulama LAbı elbetteki.. başlarda karyotip analiziydi problem çözumleriydi falan sıkıcıydı ama vizelerden sonraki haftadan itibaren oldukça eğleniceğimizden eminim...
Ne yapıcağımızdan kısaca bahsedip ayrıntıları bir sonraki yazıma saklamak zorundayım malesef:S Çünkü dün akşam tvye takılıp yarım bırakınca yazımı ve bu sabah geç kalkıp artık hazırlanıp istanbula dönmem gerektiğinden yine yine ve yine erteliyorum cümlelerimi... Üzgünüm...
ÇAlışma metaryelim Dorosophila sineği.. DAha doğrusu sinekleri.. GEçen hafta besiyerleri hazrladık onlar için.. bildiğiniz mama yaptık yani.. Sırayla gidip karıştırdık kazanmsı şeydeki mamamızı.. drosophilaları inceledik bu arada birde.. cinsiyet ayrımı gelişme evresi.. Herbirini aktarmaya öyle hevesliydim ki oysa..
bundan sonraki aşamalarımız asıl zevki olucak olan.. Önce bir çift sineği çiftleştiricez ve oluşan yavruların genetik çaprazlamasını yapıcaz.. sonra bir sonraki dölü elde edicez.. Tabi bir kaç hafta alıcak bunlar.. Ara basamakları biz de tam olarak bilmiyoruz.. Biz daha çok bir çift sinegimiz olucak adını ne koysak heyecanı içerisindeyiz=)
Neyse şimdi hitmeliyim ve hızla hazırlanıp yurduma geri dönmeliyim...
Hücre Biyolojisi Labında bir sıçanın içini gördüm mesela sonra bir kurbaanın bacagına giden bir sinir teli üzerinde çalıştım..
Bölümümü daha çok ilgilendiren kısım Temel Genetik Uygulama LAbı elbetteki.. başlarda karyotip analiziydi problem çözumleriydi falan sıkıcıydı ama vizelerden sonraki haftadan itibaren oldukça eğleniceğimizden eminim...
Ne yapıcağımızdan kısaca bahsedip ayrıntıları bir sonraki yazıma saklamak zorundayım malesef:S Çünkü dün akşam tvye takılıp yarım bırakınca yazımı ve bu sabah geç kalkıp artık hazırlanıp istanbula dönmem gerektiğinden yine yine ve yine erteliyorum cümlelerimi... Üzgünüm...
ÇAlışma metaryelim Dorosophila sineği.. DAha doğrusu sinekleri.. GEçen hafta besiyerleri hazrladık onlar için.. bildiğiniz mama yaptık yani.. Sırayla gidip karıştırdık kazanmsı şeydeki mamamızı.. drosophilaları inceledik bu arada birde.. cinsiyet ayrımı gelişme evresi.. Herbirini aktarmaya öyle hevesliydim ki oysa..
bundan sonraki aşamalarımız asıl zevki olucak olan.. Önce bir çift sineği çiftleştiricez ve oluşan yavruların genetik çaprazlamasını yapıcaz.. sonra bir sonraki dölü elde edicez.. Tabi bir kaç hafta alıcak bunlar.. Ara basamakları biz de tam olarak bilmiyoruz.. Biz daha çok bir çift sinegimiz olucak adını ne koysak heyecanı içerisindeyiz=)
Neyse şimdi hitmeliyim ve hızla hazırlanıp yurduma geri dönmeliyim...
24 Nisan 2009
Kaç hafta geçmiş arada kaç gidiş ve kaç eve dönüş... Kim ne yazmış diye bakıp bazen hiç okumadan ayrıldığım blog dünyası... BEnim dünyam...
Özlendiğimi düşünmedim hiç ben özlesem de.. okunduğumu bile düşünmez olmuştm son zamanlarda zaten.. belki de oyüzden saldım biraz.. Oysa illa birileri okusun diye mi yazmak gerek..
Ne bileyim işte.. eve gelip nete oturduğumda nasil geçiyor zaman anlamıyorum.. Sanki heba oluyor ömrümde evde geçirdiğim şu iki gün.. O sebepten 2 haftaya indrdim geliş gidişilerimi.. Gelmediğim haftları tiyatroda yahut istanbul keşiflerinde geçiriyorum....
Paylaşacak öyle çok şeyim vardi ki oysa.. sanırım biraz bencillik ediyorum.. İzlediğim oyunlar, gittiğim yerler, gördüğüm olaylar... Öğrendiğim yeni şeyler... herbiri herbiri bana kalıyor uzun zamandır ben bölye olsun istemesem de...
Özlendiğimi düşünmedim hiç ben özlesem de.. okunduğumu bile düşünmez olmuştm son zamanlarda zaten.. belki de oyüzden saldım biraz.. Oysa illa birileri okusun diye mi yazmak gerek..
Ne bileyim işte.. eve gelip nete oturduğumda nasil geçiyor zaman anlamıyorum.. Sanki heba oluyor ömrümde evde geçirdiğim şu iki gün.. O sebepten 2 haftaya indrdim geliş gidişilerimi.. Gelmediğim haftları tiyatroda yahut istanbul keşiflerinde geçiriyorum....
Paylaşacak öyle çok şeyim vardi ki oysa.. sanırım biraz bencillik ediyorum.. İzlediğim oyunlar, gittiğim yerler, gördüğüm olaylar... Öğrendiğim yeni şeyler... herbiri herbiri bana kalıyor uzun zamandır ben bölye olsun istemesem de...
15 Mart 2009
dönüyorum huzura...
dönüş vakti geldi çatti yine adam gibi yazamadan...
DÖnüyor olmaktan çok memnun ama şu alletten uzak kalıcak olmaktan gayet mumnuniyetsiz bir hal içerisindeyim...
Eve dönüşüm yine iki hafta sonra.. Önümüzdeki hafta için, biraz sosyal biraz kültürlü insanlar olabilmek adına, yine yoğun ama keyifli planlar içerisindeyim...
Güle güle blogum.. Sen de beni Özle E mi! =)
DÖnüyor olmaktan çok memnun ama şu alletten uzak kalıcak olmaktan gayet mumnuniyetsiz bir hal içerisindeyim...
Eve dönüşüm yine iki hafta sonra.. Önümüzdeki hafta için, biraz sosyal biraz kültürlü insanlar olabilmek adına, yine yoğun ama keyifli planlar içerisindeyim...
Güle güle blogum.. Sen de beni Özle E mi! =)
mevzubahs
göçebe,
huzur,
isTtanbul,
öylesine bişeler işte
İz bırakanlar unutulmaz....
Öğrendim ki 4 yılıma bedel SeFiL yuRdu, bıkmamış ne Rd'den ne Tt'den.. Belki de özlemiş BiR anmayı onları..
Belli ki özlemiş o da.. Belli ki o bile sevinmiş bizim için...
Ne garip bi yersin SeFiL yUrd.. Aylar geçmiş ben orlardan göçeli onu bırak 1buçuk yıl geçmiş Rd mezun olalı hala bizi konuşurmuşsun meğer.. Nasıl da haberin var herşeyden... Hala bıkmadın mı bizden... Hala bıkmadın mı bildiğin herşeyi anneye babaya yetiştirmekten...
Ne garip insanlar barındırırsın içinde sen SeFiL yuRd... Başında bekçilik yapan insanın hiç mi işi yoktur ki Farklı amaçlarla gittiği bir babaya, araya hayırlı olsunu da sıkıştırır...
Kaç müdür yardımcısı 2dönem önce mezun olmuş öğrencisinin babasına, oğlu bir dönem önce mezun olmuş kızla birlikte olduğu için 'Gözünaydın' der? Onu da geçtim.. uzunca bir süre görüşmeniş iki öğrencisinin ayrı ayrı yaşadıkları ilişkilerini bitirmiş ve yeniden birbirlerini bulmuş hatta artık kendilerinin BiR ilişki içerisinde olduklarını nasıl bilir, nerden öğrenir...
Ama beni nasıl gururlandırdığını bir bilsen SeFiL yuRdu, bir bilsen göğsümü nasıl kabarTtığını ilk defa...
Helal olsun sana... Senin bizde bıraktığın kadar derin izler bırakmışız demek ki biz de sende... Adımız sadece masana duvarına değil yüreğine kazımışız senin de.. Demek hala önemsiosun bizi Ey Lanet SeFiL, bizim seni ARTIK hiç umursamadığımız yerde...
Belli ki özlemiş o da.. Belli ki o bile sevinmiş bizim için...
Ne garip bi yersin SeFiL yUrd.. Aylar geçmiş ben orlardan göçeli onu bırak 1buçuk yıl geçmiş Rd mezun olalı hala bizi konuşurmuşsun meğer.. Nasıl da haberin var herşeyden... Hala bıkmadın mı bizden... Hala bıkmadın mı bildiğin herşeyi anneye babaya yetiştirmekten...
Ne garip insanlar barındırırsın içinde sen SeFiL yuRd... Başında bekçilik yapan insanın hiç mi işi yoktur ki Farklı amaçlarla gittiği bir babaya, araya hayırlı olsunu da sıkıştırır...
Kaç müdür yardımcısı 2dönem önce mezun olmuş öğrencisinin babasına, oğlu bir dönem önce mezun olmuş kızla birlikte olduğu için 'Gözünaydın' der? Onu da geçtim.. uzunca bir süre görüşmeniş iki öğrencisinin ayrı ayrı yaşadıkları ilişkilerini bitirmiş ve yeniden birbirlerini bulmuş hatta artık kendilerinin BiR ilişki içerisinde olduklarını nasıl bilir, nerden öğrenir...
Ama beni nasıl gururlandırdığını bir bilsen SeFiL yuRdu, bir bilsen göğsümü nasıl kabarTtığını ilk defa...
Helal olsun sana... Senin bizde bıraktığın kadar derin izler bırakmışız demek ki biz de sende... Adımız sadece masana duvarına değil yüreğine kazımışız senin de.. Demek hala önemsiosun bizi Ey Lanet SeFiL, bizim seni ARTIK hiç umursamadığımız yerde...
14 Mart 2009
nerden başlasam anlatmaya....
son zamanlarda 'anlatcak ne çok şey biriktii ooo..' diyip diyip bırakıyorum bi köşeye söylemek isteyip de üşendiklerimi... Ne çok sey atladım kimbilir..
bu hafta da aynı tembelliğe düşmek istemesem de farkındayım hala geçiştirip duruyorum...
tamam başlıorum...
waffle yedim geçenlerde Beşiktaş'ta garip bi yerde.. hiç beğenmedim.. Daha doğrusu yiyemedim:D Hayal kırıklığına uğradım resmen görünce ve yemeğe çalışırken yıkıldım..En büyük vurgunu da Waffle denen şeyin aslında bildiğim, sıradan krep olduunu öğrenince yedim:D sade
krebi verselerdi daha memnun olurdum valla:D İşte bu da yemeye çalıştığım waffle'ın ta kendisi:D Sonlarına doğru pes ettim.. İçinden sıcak bitter çikolataya bulanmış meyveleri ayıklayıp mideye indirdim kendimi onlarla tatmin ettim:D
Ya aslında bu kadar da haksızlık etmemek lazım biliorum.. Abarttığım kadar korkunç değildi tadı:D Ben soğuk bişey beklerken Sıcak ve yoğun bi çikolata tadıyla karşilaşinca şaşırdım.. Ve bi dahaki sefere Bebekteki meşhur yerde, mümkünse dondurmalısını denemem gerektiğine karar verdim :D
Beşiktaş karın doyurma mekanı olarak seçilmişti o gün bizim için... Ordan Rumeli Hisarı'na otobüsle geçip Bebek'e yürüyerek geri dönüş yaptık.. Tek amacımız ünlü düşünür Demet Akalın'ın (!) da dediği gibi 'bebek'te üc bej tur atmak'tı.. :D Sahil boyunca aklımızı yatlarda katlarda bırakarak yürüdük 'gelecekte 4ümüz bir araya gelsek acaba bunlardan birine sahip olabilr miyiz?' düşüncesiyle.. Ne de olsa 'genetikçi' olara aç kalma ihtimalimiz yüksek bu ülkede:D
Merak ettik deniz kenarındaki satılık yada kiralık dairelerden birini arasak dedik ama herbirinde de Turkcell numara vardi.. 'buna kontür harcamaya değmez' dedik biz de napalım Öyle lüks evlerin sahipleri bizim gibi öğrenci hattı Avea kullancak diğillerdi tabi:D
Bi ara o kadar içimize oturmuş ki Apartmanlara girip 'pardon , boşta koca var mı?' demek bile geçti aklımızdan.. (itiraf ediyorum bu benim fikrimdi:D) Kendim yapcağımdan değil maksat onlar boş kalmasın ben mütevazi hayatımda mütevazi Rdmle mutluyum zaten=) Biz de arada misafirliğe giderdik:P
Oturduk biraz Bebek'te sahilde.. denizi çektik içimize.. Anca deniz havası alabilirdik zaten..
Günün en büyük hatası Bebek'in en ucuz mekanı olduu iddia edilen starbaks'a (adının nası yazıldığının bi önemi yok bence!) girme girişiminde bulunmak oldu benim için.. Esas toplanış geziş dolaşiş ve tıkınış amacımız olan doğum günü cocuğu arzu edince kıramadık.. Sırf meraktan istedi o da gerçi ama neyse:D
Gidip bi Türk kaHvesi içelim dedik..
İşte bu da o kahve Eller de bizzat bana ait:D Amerikan kahvecisinde Türk kahvesi içmee teşebbüsünden bulunmak pek mantıklı bi fikir değildi elbet.... Bi yudum içtikten sonra bu zamana kadar ne kadar gereksiz bi yer olduğnu savunduğum starboks'a gitmemekle ne kadar mantıklı bişi yapmış olduuma emin oldum:D Bunun için o garip kahveyi içmeye gerek yoktu tabi ama arkadaş hatrı işte:D Bi daha mı? Hiç sanmıorum:D (Asla demek isterdim ama Asla dediğim şeyler başıma gelir hep:S)
İnsanlar evlerine yurtlarına odalarına dağılırken ben günü yine Beşiktaş'ta bitirdim... geride boğazın o güzel manzarası kaldı...
dippp: sanki çok dandik yazdım.. Farkındayım.. kopuk.. istemsiz... Dağınık.. toparlayamadım tam olarak cümlelerimi... Yine körelmeye başlamışım.... Acilen toparlanmalıyım! (bunu da aynı ünlü düşünür söylüodu dime? Acilen toparlanmalıyım üstümden koca bir tır geçti:P Allahım ben bu dandik dundik şarkıların hepsini neden biliorum:S )
bu hafta da aynı tembelliğe düşmek istemesem de farkındayım hala geçiştirip duruyorum...
tamam başlıorum...
waffle yedim geçenlerde Beşiktaş'ta garip bi yerde.. hiç beğenmedim.. Daha doğrusu yiyemedim:D Hayal kırıklığına uğradım resmen görünce ve yemeğe çalışırken yıkıldım..En büyük vurgunu da Waffle denen şeyin aslında bildiğim, sıradan krep olduunu öğrenince yedim:D sade
Ya aslında bu kadar da haksızlık etmemek lazım biliorum.. Abarttığım kadar korkunç değildi tadı:D Ben soğuk bişey beklerken Sıcak ve yoğun bi çikolata tadıyla karşilaşinca şaşırdım.. Ve bi dahaki sefere Bebekteki meşhur yerde, mümkünse dondurmalısını denemem gerektiğine karar verdim :D
Beşiktaş karın doyurma mekanı olarak seçilmişti o gün bizim için... Ordan Rumeli Hisarı'na otobüsle geçip Bebek'e yürüyerek geri dönüş yaptık.. Tek amacımız ünlü düşünür Demet Akalın'ın (!) da dediği gibi 'bebek'te üc bej tur atmak'tı.. :D Sahil boyunca aklımızı yatlarda katlarda bırakarak yürüdük 'gelecekte 4ümüz bir araya gelsek acaba bunlardan birine sahip olabilr miyiz?' düşüncesiyle.. Ne de olsa 'genetikçi' olara aç kalma ihtimalimiz yüksek bu ülkede:D
Merak ettik deniz kenarındaki satılık yada kiralık dairelerden birini arasak dedik ama herbirinde de Turkcell numara vardi.. 'buna kontür harcamaya değmez' dedik biz de napalım Öyle lüks evlerin sahipleri bizim gibi öğrenci hattı Avea kullancak diğillerdi tabi:D
Bi ara o kadar içimize oturmuş ki Apartmanlara girip 'pardon , boşta koca var mı?' demek bile geçti aklımızdan.. (itiraf ediyorum bu benim fikrimdi:D) Kendim yapcağımdan değil maksat onlar boş kalmasın ben mütevazi hayatımda mütevazi Rdmle mutluyum zaten=) Biz de arada misafirliğe giderdik:P
Oturduk biraz Bebek'te sahilde.. denizi çektik içimize.. Anca deniz havası alabilirdik zaten..
Günün en büyük hatası Bebek'in en ucuz mekanı olduu iddia edilen starbaks'a (adının nası yazıldığının bi önemi yok bence!) girme girişiminde bulunmak oldu benim için.. Esas toplanış geziş dolaşiş ve tıkınış amacımız olan doğum günü cocuğu arzu edince kıramadık.. Sırf meraktan istedi o da gerçi ama neyse:D
Gidip bi Türk kaHvesi içelim dedik..İşte bu da o kahve Eller de bizzat bana ait:D Amerikan kahvecisinde Türk kahvesi içmee teşebbüsünden bulunmak pek mantıklı bi fikir değildi elbet.... Bi yudum içtikten sonra bu zamana kadar ne kadar gereksiz bi yer olduğnu savunduğum starboks'a gitmemekle ne kadar mantıklı bişi yapmış olduuma emin oldum:D Bunun için o garip kahveyi içmeye gerek yoktu tabi ama arkadaş hatrı işte:D Bi daha mı? Hiç sanmıorum:D (Asla demek isterdim ama Asla dediğim şeyler başıma gelir hep:S)
İnsanlar evlerine yurtlarına odalarına dağılırken ben günü yine Beşiktaş'ta bitirdim... geride boğazın o güzel manzarası kaldı...
dippp: sanki çok dandik yazdım.. Farkındayım.. kopuk.. istemsiz... Dağınık.. toparlayamadım tam olarak cümlelerimi... Yine körelmeye başlamışım.... Acilen toparlanmalıyım! (bunu da aynı ünlü düşünür söylüodu dime? Acilen toparlanmalıyım üstümden koca bir tır geçti:P Allahım ben bu dandik dundik şarkıların hepsini neden biliorum:S )
yoğun geçen günlerden sonra...
Uzun zaman sonra yeniden merhaba...
Tatil ne kadar gelmediyse içimden yazmak şu İstanbulda geçirdiğim 2 hafta içersinde okadar paylaşmak istedim yaşadıklarımı... Anlatıcak okadar çok şey var ki şu 24 saate nasıl sığdırıcağımı bilmiorum.. Herbirini herşeyi anlatmak, öğrendiğim herşeyi paylaşmak istiyorum..
şu son 2 haftam kadar yoğun olmamıştım uzun zamandır.. Yorucuydu ama dolu dolu geçti.. yeni yerler, yeni tatlar, yeni şeyler... Ne yağmur engel olabildi ne soğuk.. en sonunda hasta oldum, kendimi çok yorgun güçsüz keyifsiz hissettiğim oldu ama yılmadım yine attım kendimi sokaklara....
Özlemişim istanbulu.. Daha giderken.. İstanbul sınırlarına girdğimi hissttiğim anda değişti havam.. Hemen düştü çenem.. Huzuru hisstmeye başladım içimde.. Fatih'te arabadan ilk indiğimde derin bi nefes aldım.. Bi oh çektim içimden Fatihi çok sevmesem de..
Babam bıraktı yurda.. Odama girdim üstümü başımı değiştirip attım hemen kendimi sokaklara.. Beşiktaş'a.. Huzura...
En yoğun olan ilk haftamdı aslında 2. hafta okul da başlayınca o yogunluğun acısını çektim daha çok... Zaten uzun zamandan üzerimde olan duygusal psikolojik karmaşam daha da yoğunlaştı.. Acı verdi baya.. En çok da o yordu beni zaten... Neyseki eve gelmeden bi gün önce 'artık kurtulmalıyım bu saçmalıktan!!' diyerek kendimi önce istiklale sonra da elbetteki Beşiktaş'a atmak suretiyle sirkelenip kendime geldim.. Çok şükür...
Haftayı, RDmle birlikte, yıllardır içimde kalmış tren yolculuğunu yaparak noktaladım..
Ayrıntılar, çok yakında... =)
Tatil ne kadar gelmediyse içimden yazmak şu İstanbulda geçirdiğim 2 hafta içersinde okadar paylaşmak istedim yaşadıklarımı... Anlatıcak okadar çok şey var ki şu 24 saate nasıl sığdırıcağımı bilmiorum.. Herbirini herşeyi anlatmak, öğrendiğim herşeyi paylaşmak istiyorum..
şu son 2 haftam kadar yoğun olmamıştım uzun zamandır.. Yorucuydu ama dolu dolu geçti.. yeni yerler, yeni tatlar, yeni şeyler... Ne yağmur engel olabildi ne soğuk.. en sonunda hasta oldum, kendimi çok yorgun güçsüz keyifsiz hissettiğim oldu ama yılmadım yine attım kendimi sokaklara....
Özlemişim istanbulu.. Daha giderken.. İstanbul sınırlarına girdğimi hissttiğim anda değişti havam.. Hemen düştü çenem.. Huzuru hisstmeye başladım içimde.. Fatih'te arabadan ilk indiğimde derin bi nefes aldım.. Bi oh çektim içimden Fatihi çok sevmesem de..
Babam bıraktı yurda.. Odama girdim üstümü başımı değiştirip attım hemen kendimi sokaklara.. Beşiktaş'a.. Huzura...
En yoğun olan ilk haftamdı aslında 2. hafta okul da başlayınca o yogunluğun acısını çektim daha çok... Zaten uzun zamandan üzerimde olan duygusal psikolojik karmaşam daha da yoğunlaştı.. Acı verdi baya.. En çok da o yordu beni zaten... Neyseki eve gelmeden bi gün önce 'artık kurtulmalıyım bu saçmalıktan!!' diyerek kendimi önce istiklale sonra da elbetteki Beşiktaş'a atmak suretiyle sirkelenip kendime geldim.. Çok şükür...
Haftayı, RDmle birlikte, yıllardır içimde kalmış tren yolculuğunu yaparak noktaladım..
Ayrıntılar, çok yakında... =)
26 Şubat 2009
boş kalmasın die...
uzun zamandır susuyorum.. uzun zamandır hiç bişey yapmıyorum aslında.. Koca bir ay tatil evde nasi geçer derken oyalanmak için düşündüğüm hiçbirşeyi yapamadan geçti gitti bile...
ilk hafta acaba fizikten kaldımmı telaşı vardı.. Sonra yaşasın kalmamişimin rahatlığı.. bir sonraki hafta WOw merakı sardı ki 2 haftadır onunlayım.. BEn ki böyle gelişmiş oyunları beceremeyen insan aşka geldim kalkamıyorum başindan... GEce onunla yatıyorum rüyalarımı süslüyor kestiğim yaratıklar.. Peşlerinden koşuorum büyü yapıorum onlara.. SAbah onunla uyanıorum .. sonra biraz oynıyım derken akşam ediyorum...
evden dışarı çıkmak istemiyor canım.. şu artık ucube bi yer gelen odamdan bile çikamiorum onun sayesinde.. Güya odamı yeniliodum.. bi köşesinden başladım.. sonrası yok...
Tatilim bitti.. En azından evdeki tatilim.. şimdi bu son 3 güne neler sığdırsam diye bakıyorum hernekadar hiçbirini yapamıycağmdan emin olsam da...
Son haftamı ise istanbula ayırdım yoğunluğu planlanmış bi şekilde.. doğum günleri, partiler, seminerler, yemekler... Ve tabi daha özel geceler=)
Artık her gün oyun da oynayamıycam.. Özliycem sanırım onu da.. başindan ayrılamadığım blogdan bile vazgeçirdi beni.. Bi yemekten vazgeçemiorum onu da hızlıca yiip hemen dönüyorum, bir de 3 senedir izlediğim acınası dizimden..
bu aralar içmden birşeyler yazmak da gelmiyor zaten.. durgun geliyor blog dünyası da..
koyverdim artık evimi, odamı, tatili.. düşündüklerimi, yaşadıklarımı , hissettiklermi.. Yazarak kendimi yormak yada bir kez daha düşünmek istemiyorum.. Hafif alıngan depresif garipçe bir haldeyim.. Kendimi oyuna veriyorum.. İyi geliyor.. Vakit geçiyor çok güzel...
Tavsiye ederim;)
ilk hafta acaba fizikten kaldımmı telaşı vardı.. Sonra yaşasın kalmamişimin rahatlığı.. bir sonraki hafta WOw merakı sardı ki 2 haftadır onunlayım.. BEn ki böyle gelişmiş oyunları beceremeyen insan aşka geldim kalkamıyorum başindan... GEce onunla yatıyorum rüyalarımı süslüyor kestiğim yaratıklar.. Peşlerinden koşuorum büyü yapıorum onlara.. SAbah onunla uyanıorum .. sonra biraz oynıyım derken akşam ediyorum...
evden dışarı çıkmak istemiyor canım.. şu artık ucube bi yer gelen odamdan bile çikamiorum onun sayesinde.. Güya odamı yeniliodum.. bi köşesinden başladım.. sonrası yok...
Tatilim bitti.. En azından evdeki tatilim.. şimdi bu son 3 güne neler sığdırsam diye bakıyorum hernekadar hiçbirini yapamıycağmdan emin olsam da...
Son haftamı ise istanbula ayırdım yoğunluğu planlanmış bi şekilde.. doğum günleri, partiler, seminerler, yemekler... Ve tabi daha özel geceler=)
Artık her gün oyun da oynayamıycam.. Özliycem sanırım onu da.. başindan ayrılamadığım blogdan bile vazgeçirdi beni.. Bi yemekten vazgeçemiorum onu da hızlıca yiip hemen dönüyorum, bir de 3 senedir izlediğim acınası dizimden..
bu aralar içmden birşeyler yazmak da gelmiyor zaten.. durgun geliyor blog dünyası da..
koyverdim artık evimi, odamı, tatili.. düşündüklerimi, yaşadıklarımı , hissettiklermi.. Yazarak kendimi yormak yada bir kez daha düşünmek istemiyorum.. Hafif alıngan depresif garipçe bir haldeyim.. Kendimi oyuna veriyorum.. İyi geliyor.. Vakit geçiyor çok güzel...
Tavsiye ederim;)
mevzubahs
garip insan,
izmit,
öylesine bişeler işte,
sıkıntı,
üşengeç Tt
20 Şubat 2009
...
garip hayatlar.. garip insanlar.. garip insanların anlamsız inatları...
Kimsenin beceremediği buluşturmalara sebeb olan cansız bi beden...
Ve rüyalar da garip aslında.. Belli tek bir konuya dair görülmüş rüaların neredeyse herbirinde bulunmayı başarabilen nacizane(!) bir insan ve hala o insanı kendi iğnesiyle sokan ben...
Ve tüm bunlara ragmen hala herşei olduundan da normal karşilamaya başaran ben..
Yokum bi iki gün.. Pc yok Wow yok blog dünyası yok.. ama tüm bunlar yokken de mutlu ve huzurlu olabildiğim nadir yerlerden birinde olucam..
SOnra da istanbula gidicem daha da huzurlu olucam... =)
Kimsenin beceremediği buluşturmalara sebeb olan cansız bi beden...
Ve rüyalar da garip aslında.. Belli tek bir konuya dair görülmüş rüaların neredeyse herbirinde bulunmayı başarabilen nacizane(!) bir insan ve hala o insanı kendi iğnesiyle sokan ben...
Ve tüm bunlara ragmen hala herşei olduundan da normal karşilamaya başaran ben..
Yokum bi iki gün.. Pc yok Wow yok blog dünyası yok.. ama tüm bunlar yokken de mutlu ve huzurlu olabildiğim nadir yerlerden birinde olucam..
SOnra da istanbula gidicem daha da huzurlu olucam... =)
17 Şubat 2009
Kaemile vs Ttotay
psikopata bagladım son 48 saattir deli gibi oyun oynuyorum.. TÜm dünyayı bi kenara koydum evdekiler bıraksa bu son 48saatin tamamının pc başinda kaemiLe'ya yahut Ttotay'Ima lvl kasarak geçircem ama okadarına izin vermiyolar tabi...
Ahh ahh brkmıyolar ki insanı .. NE biçim tatil anlamıyorum.. :S:S
Ahh ahh brkmıyolar ki insanı .. NE biçim tatil anlamıyorum.. :S:S
15 Şubat 2009
14 ŞubaTtan arta kalanlar =)
İlk defa huzurlu mutlu ve hatırlanabilir bir 14 şubat geçirdim..
Aslında sevdiğim insanla birlikte geçirdiğim herzamanki günlerden çok da farklı olmamakla birlikte yıllardır geçirdiğim 14şubatların yanından bile geçemezdi...
Geride bırakılmış 4 yılda benden çalanlarla bana yeni birşeyler katanların ayırdına birkez daha vardım bugün.. Hayatta bi çok şeye karşı kaybedilmiş heveslerimden birini daha kabul ettim yeniden hayatıma..
Amacı Sevgililer Günü değildi bu günün.. Sadece özlem.. biraz değişiklik.. bu kez farkli bir şehir.. farklı mekanlar..
Yıllarca başka insanlarla gittiğim yerlerdeydim bugün.. başka insanlarla yediğim yemeklerde..Başkalarının canımı yaktığı sokaklarda..Aslında hiç olamadığım caddelerde... Ben başka insanlarlayken de aslında hep yanımda olan biriyleydim bugün.. Sevgilimle.. dostumla.. abimle.. herşeyimle..
Ve bir bir sildi o yollardaki anılarımı farkında olmadan.. yerine kendini çizdi..
Mutlu olmak için elbetteki sevgililer gününe ihtiyacımız yoktu bizim.. Eğlenip gezip tozmak için de.. birlikte oturup deli gibi yemek yemek için 14 şubat olmasi gerekmezdi illa günlerden ve sinemada başimi göğsüne koyup çizgi film izlemek için de..
Ama kutlamamak için de bir neden yoktu artık ellerimizde.. Canımızı yakan hatıralar yoktu..
Huzur vardı bugün yüreğimizde hergünkü gibi.. Mutluluk vardı..
Gözlerinin içinde gördüğüm, avuçlarının içinde hissettiğim o sıcacık sevgi vardi bir de; her günümün en güzel hediyesi....
İyi ki HEP vaRDın!!!
Aslında sevdiğim insanla birlikte geçirdiğim herzamanki günlerden çok da farklı olmamakla birlikte yıllardır geçirdiğim 14şubatların yanından bile geçemezdi...
Geride bırakılmış 4 yılda benden çalanlarla bana yeni birşeyler katanların ayırdına birkez daha vardım bugün.. Hayatta bi çok şeye karşı kaybedilmiş heveslerimden birini daha kabul ettim yeniden hayatıma..
Amacı Sevgililer Günü değildi bu günün.. Sadece özlem.. biraz değişiklik.. bu kez farkli bir şehir.. farklı mekanlar..
Yıllarca başka insanlarla gittiğim yerlerdeydim bugün.. başka insanlarla yediğim yemeklerde..Başkalarının canımı yaktığı sokaklarda..Aslında hiç olamadığım caddelerde... Ben başka insanlarlayken de aslında hep yanımda olan biriyleydim bugün.. Sevgilimle.. dostumla.. abimle.. herşeyimle..
Ve bir bir sildi o yollardaki anılarımı farkında olmadan.. yerine kendini çizdi..
Mutlu olmak için elbetteki sevgililer gününe ihtiyacımız yoktu bizim.. Eğlenip gezip tozmak için de.. birlikte oturup deli gibi yemek yemek için 14 şubat olmasi gerekmezdi illa günlerden ve sinemada başimi göğsüne koyup çizgi film izlemek için de..
Ama kutlamamak için de bir neden yoktu artık ellerimizde.. Canımızı yakan hatıralar yoktu..
Huzur vardı bugün yüreğimizde hergünkü gibi.. Mutluluk vardı..
Gözlerinin içinde gördüğüm, avuçlarının içinde hissettiğim o sıcacık sevgi vardi bir de; her günümün en güzel hediyesi....
İyi ki HEP vaRDın!!!
13 Şubat 2009
...
nerdeyse 10 gün olmuş yazmayalı.. farkında diilim..
Oysa neredeyse hergün yazılcak birşeylerim vardı.. HEr gün anlatıcak birşeylerim.. üşenmişim..
Her günüm modifike benim her günüm ayrı bi değişim..
hernekadar herşeye üşensem de bu aralar...
bi hevesle başlıorum bitirebilirsem ne ala..
Odam hala darmaduman.. bi ucunu toprlayıp bırakıorum sonra bi daha dokunana kadar ooo...
bilmiyorum nasi başlancak nasi biticek bu odanın yeniden düzenlenmesi..
..
YArım kalmıyan işlerim de oldu ama.. okadar da tembel değilim:P İstanbula gittim geldim geçen haftasonu.. Kaldığımı sandığım fizikten geçtiimi öğrendim bi İstanbul bi Beşiktaş havası aldım geldim :)
..
Saçlarımı kestirdim ondan bi kaç gün önce.. Uzun zamandır kuaföre gitmeye bile üşenmekteydim ama bu kez başardım.. Rahatladım:) Çoktan yapmam gerekirdi bu değişimi.. Saçlarım.. ruhumun en açık dışavurumu..
..
bi kaç gün önce çatıya çıkan merdivenlerde kurduumuz bahçemizle ilgindim bide.. Toprağa soktum elimi.. topragını değiştirip yeniden diktik çiçekleri.. temizledik pisliklerini.. Saksılarını süsledik.. Toz toprağa bulandım..
..
Bi gün takip edildiğimi farkettim blogumda.. İstemediğim bi insan bana kendi hayatından parçalar gösterip benimkinden de birşeyler kaçirmak istemekte baktım.. Topladım pılımı pırtımı yeni adrese taşindim.. Bi daha mı adımı yazmak öle adrese falan.. yook öle..Ben onu yine izlerim ama onun beni takip etmesine izin vermem artık.. El kadar çocuk üstelik.. Aklınca.... Neyse..
..
Başka neler yaptım bilmiorum...Sürekli tv izliorum yemek yiorum zaten.. Şu aptal yemekteyizi bile seyrettim ya ne kadar sıkılmışım evde buyrun siz karar verin...
Böyle işte... Takılıyorum öyle evde.. Üşenmediğim zamnlarda birşeleri düznliyorum yeniliyorum toparlıyorum.. ama daha çok yan gelip yatmayı tercih ediyorumm...
Yeter bu kadar yazı hadi..
Oysa neredeyse hergün yazılcak birşeylerim vardı.. HEr gün anlatıcak birşeylerim.. üşenmişim..
Her günüm modifike benim her günüm ayrı bi değişim..
hernekadar herşeye üşensem de bu aralar...
bi hevesle başlıorum bitirebilirsem ne ala..
Odam hala darmaduman.. bi ucunu toprlayıp bırakıorum sonra bi daha dokunana kadar ooo...
bilmiyorum nasi başlancak nasi biticek bu odanın yeniden düzenlenmesi..
..
YArım kalmıyan işlerim de oldu ama.. okadar da tembel değilim:P İstanbula gittim geldim geçen haftasonu.. Kaldığımı sandığım fizikten geçtiimi öğrendim bi İstanbul bi Beşiktaş havası aldım geldim :)
..
Saçlarımı kestirdim ondan bi kaç gün önce.. Uzun zamandır kuaföre gitmeye bile üşenmekteydim ama bu kez başardım.. Rahatladım:) Çoktan yapmam gerekirdi bu değişimi.. Saçlarım.. ruhumun en açık dışavurumu..
..
bi kaç gün önce çatıya çıkan merdivenlerde kurduumuz bahçemizle ilgindim bide.. Toprağa soktum elimi.. topragını değiştirip yeniden diktik çiçekleri.. temizledik pisliklerini.. Saksılarını süsledik.. Toz toprağa bulandım..
..
Bi gün takip edildiğimi farkettim blogumda.. İstemediğim bi insan bana kendi hayatından parçalar gösterip benimkinden de birşeyler kaçirmak istemekte baktım.. Topladım pılımı pırtımı yeni adrese taşindim.. Bi daha mı adımı yazmak öle adrese falan.. yook öle..Ben onu yine izlerim ama onun beni takip etmesine izin vermem artık.. El kadar çocuk üstelik.. Aklınca.... Neyse..
..
Başka neler yaptım bilmiorum...Sürekli tv izliorum yemek yiorum zaten.. Şu aptal yemekteyizi bile seyrettim ya ne kadar sıkılmışım evde buyrun siz karar verin...
Böyle işte... Takılıyorum öyle evde.. Üşenmediğim zamnlarda birşeleri düznliyorum yeniliyorum toparlıyorum.. ama daha çok yan gelip yatmayı tercih ediyorumm...
Yeter bu kadar yazı hadi..
4 Şubat 2009
Vakti zamanıda SeFiL yuRdu'na ''ELVEDA'' deRken...
Beni ben yapan yerdi SeFiL yurdu.. Koskocaman bir bedendi aslında.. Cansızdı ama hep inandım ki O'nun da bir ruhu vardı..
Kollarıydı upuzun koridoru beni var gücüyle saran; parmakları karanlıktı, akşamları bu koridorda yüreğime dokunan.. En sevdiğim şey onun gözünden bakmaktı o boyumu aşan penceresinden dünyaya.. Sokak lambalarının cılız ışıklarına karışmak isterdim çoğu kez ve eşlik etmek yağmura..
Ben bu koridorun açtığı kucakla, bu şehrin yağmuruyla ıslanarak büyüdüm.. 'Yaşanacak herşey yaşandı, görülecek herşey görüldü bu dünyada' diyerek girdiğim SeFiL yurdunun bana öğrettiği en guzel şeydi aslında 'hayatın ne zaman ne getireceğinin' bilinemeyeceği..
Kaldırabileceğim tüm süprizleri denedi üzerimde.Bir baktım yanlışlar doğruldu; 'imkansız' derdim imkansızlar yok oldu..
Geleceğimin temelini attı bu şehir.. Attığım her adımda başka bir insan çıktı karşıma.. Düşündüğüyle söylediği bir olmadı kimisinin, sinsi gülüşlerin ardında yatan hisleri bildim; tek istediği TEK olmaktı hepsinin, her insanın beyninde yatan bencilliği sezdim... Yargılanmadan hüküm giyerken anladım ki; yalan olsam her kapıyı açabilirdim.. Oysa ben hep dosdoğru olmayı öğrenmiştim...
Şaşmadım yolumdan herşeye rağmen..
Sevginin gücünü yükleyip yüreğime zırh ettim sabrımı bedenime.. Ben tüm bunlara yılmayı değil de ardında yatanları anlamayı seçtim.. Tecrübe diye taktım peşime her yaşadığımı gidiyorum şimdi sıyrılarak çok kişlikli göçebe hayatımdan.. Tüm parçaları birleştirdikten sonra düştüğünü yahut uçtuğunu sanan insnların elinden tutup onlara hayatı farkettirmeyi amaç edindim..
hayat ayrıntılarda gizlidir: yaklaşık 1sene önce yazılmış bu yazı 4senemi geçirdiğim en altta silüeti belirmiş -tarafımdan resmedilmiş- yaşam alanına ithaf edilmiştir.. Bu iki insanın ve ardında bulundukları pencernin gerçekle birebir örtüştüğü resim ise yine benim kalemimden çıkmış olup Rd ile Ttnin pencere önünde geçirdikleri vakitleri anmak amacıyla yapılmıştır.
Kollarıydı upuzun koridoru beni var gücüyle saran; parmakları karanlıktı, akşamları bu koridorda yüreğime dokunan.. En sevdiğim şey onun gözünden bakmaktı o boyumu aşan penceresinden dünyaya.. Sokak lambalarının cılız ışıklarına karışmak isterdim çoğu kez ve eşlik etmek yağmura..Ben bu koridorun açtığı kucakla, bu şehrin yağmuruyla ıslanarak büyüdüm.. 'Yaşanacak herşey yaşandı, görülecek herşey görüldü bu dünyada' diyerek girdiğim SeFiL yurdunun bana öğrettiği en guzel şeydi aslında 'hayatın ne zaman ne getireceğinin' bilinemeyeceği..
Kaldırabileceğim tüm süprizleri denedi üzerimde.Bir baktım yanlışlar doğruldu; 'imkansız' derdim imkansızlar yok oldu..
Geleceğimin temelini attı bu şehir.. Attığım her adımda başka bir insan çıktı karşıma.. Düşündüğüyle söylediği bir olmadı kimisinin, sinsi gülüşlerin ardında yatan hisleri bildim; tek istediği TEK olmaktı hepsinin, her insanın beyninde yatan bencilliği sezdim... Yargılanmadan hüküm giyerken anladım ki; yalan olsam her kapıyı açabilirdim.. Oysa ben hep dosdoğru olmayı öğrenmiştim...
Şaşmadım yolumdan herşeye rağmen..
Sevginin gücünü yükleyip yüreğime zırh ettim sabrımı bedenime.. Ben tüm bunlara yılmayı değil de ardında yatanları anlamayı seçtim.. Tecrübe diye taktım peşime her yaşadığımı gidiyorum şimdi sıyrılarak çok kişlikli göçebe hayatımdan.. Tüm parçaları birleştirdikten sonra düştüğünü yahut uçtuğunu sanan insnların elinden tutup onlara hayatı farkettirmeyi amaç edindim..

hayat ayrıntılarda gizlidir: yaklaşık 1sene önce yazılmış bu yazı 4senemi geçirdiğim en altta silüeti belirmiş -tarafımdan resmedilmiş- yaşam alanına ithaf edilmiştir.. Bu iki insanın ve ardında bulundukları pencernin gerçekle birebir örtüştüğü resim ise yine benim kalemimden çıkmış olup Rd ile Ttnin pencere önünde geçirdikleri vakitleri anmak amacıyla yapılmıştır.
3 Şubat 2009
eve dönüş...
Ve herkesin bitirip de dönmeye başladığı tatile çıktım nihayet bende.. Gerçi ne kadar memnun olduğum tartışılır ama nihayetinde benim de tatile ihtiyacım vardı... Hele o sınavlardan sonra..
Her ne kadar bi dersim sallantı da olsa da ucunda İstanbula gitmek var...
Daha sabah başladı aksilikler.. Erken uyandım gariptir.. Canım kahvaltı etmek istemedi.. Bilgisayar notlarına da çalışmak istemedi.. Zorla bi kahve içtim bi iki kek yedim öğlen.. bi defa da okudum notlarımı.. toparlandım çıkıcam odadan ki Akbilimin kayıp olduğunu farkettim.. Aradım heryeri ama bulamadm.. sinirlendim.. sonra 'kaybolan Akbil olsun boşver..' dedim... Okula gittim.. sınavlarım açıklanmış.. Hiç bi notumu beğenmedim.. 'Geçtiğine şükret boşver..' dedim tabi fiziği saymassam.. '9Şubatta istanbulDasın işte daha ne istiosun boşver..' dedim ardından da tabi çalişmam gereken fizik konularını ihmal ederek kafamda...
Bilgisayar sınavına girdim sonra.. Tam 14:45ti sınav saati.. Belki de bütün lanet bu saatte gizliydi.. Neden 30 değil 00 değil de 45?
Ve 10dakka da bitti sınav.. Acelem var çıkıcam.. daha yurda dönücem bavullarımı alıcam 4e kdar eminönünde olmam lazım.. Toparlandım kalkmaya hazırlanıodum ki 'çıkamassın!' dedi bi ses.. '15 dakika sonra sınav süresi bitince çıkacaksın!' Yıkıldım.. kağıda baktım öylece.. Salladıklarımı değiştirmeye çabalamadım.. 'Otobüse biner 5 dakkada gidersin idil boşver...' dedm.. Vakit dolunca çıktım.. Koşarcasına.. Otobüs yok.. her zaman kapıda dizili otobüsler yok.. 'Yürümeye başla idil boşver..' dedim.. 'ilerle sen gelir elbet..' hızla yürümeye başladım... Sinirliyim.. Bağcıklarım çözülüp duruyo yolda.. hızımı kesio.. 2durak geçtim hala otobüs yok ortada.. Kaç tane hat geçio oysa o duraklardan.. Yok hiçbiri..
Ardından bankamatikten para çekmek istediğim gelio aklıma nolur nolmaz die..Okulun ordan çekmei unuttum.. 'olsun idil boşver..' diorum 'yol üstünde 2 tane var.. biri dolu olursa öbürüne gidersin sen hızını kesme..' İlk bankamatiğe yanaşıyorum.. Önümdeki teyze pek yavaş.. Çıldırıorum.. 'sakin ol idil..sakin' diorum... Sıra bana geliyor.. Kartımı sokmaya çalışırken bankamatikte banknot olmama ihtimali geliyor aklıma korkudan gözlerimi kapıorum.. Karşima 50TLnin katları çıkıyor.. Yıkılıyorum... Ama yılmıyorum.. Yurdun orda da var bitane.. Umutluyum.. Hızlanıorum.. Tel çalıyor.. Hem konuşuorum hem koşar adım yürüyorum.. Artık otobüsler geçmeye başliyor bu arada.. gelmişim zaten nerdeyse.. binmiyorum..
Bavullarımı hareme kadar taşıyabiliceğme ikna etmeye çalışıyorum telefonun ucundaki, hasta haliyle bana yardım etmek için ısrar eden, harika insanı.. Zor da olsa başarıyorum.. Zaten günlerdir anneme bavullarımı taşıyabileceğmi anlatıyorum...
kendimi bildim bileli ağır çantalarla gezerm.. İlk okulda bile en ağır çanta benimkiydi.. Ortaokulda okula giderken buz patenlerimi bile taşidğim oldu galiba okuldan direk antremana geçiçem die.. Lisede zaten bavulum sırtımda.. ''Kaderim bu böyle yazılmış yazım.. Hiç kimsenin bavulumu taşimasında yoktur gözüm....'' Her neyse çok derine dalamayayım..
Rdmi ikna ettim ve bankamatiğin önüne geldim.. KAder aNı! Bu seferde 20Tl diyceğni adım gibi biliodum.. 18Tl dicek hali yoktu ya zaten.. 'boşver...' dedim yurda koştum hızla.. Çıktım odama kaptım bavullarımı.. Ve bir yardım teklifi daha.. Oda arkadaşım aşağı indirmeme yardım etmei teklif etti.. Ben olsam bende aynı şei yapardım ve karşimdaki kabul ederdi.. Ama ben etmedim tabiki.. Kendi günlük çantam , tıkabasa doldurduğum çekçekli bavulum ve orta boyuttaki omzuma asmış bulunduğum bavulum ile ben indik 2 kat aşşağıya.. Çıktım durağa.. İlk gelen otobüs 28di! Herzaman beni durakta bekleten harika araba.. binmedim.. İnince karşidan karşiya geçmem gerekti çünkü ve uzak kalıcaktı feribota.. Ayrıca biletçi amcası yoktu.. Trafğe karşi sabırlı olucak ve eminönü arabasına binicektim.. Bi tane geldi ben bavulumu düzeltip arabaya yönelene kadar durmAdı gitti.. Ardından bi tane daha geldi neyseki.. Bu arada 2 numaralı bavulu çekçeklinin üstüne koyduğum için kendi kendime taşımamı engellediğmi farkettim ki biletçi amca şöförün komutuyla yerinden fırlayp bavulumu otobüse sokmuştu bile.. Teşekkür ettim.. Fenayım ben bide küfrettim içimden kendime 'beceriksiz!' die.. nese oturdum..
Şöyle bi alıcı gözüyle baktım bavula.. İlk kapadığımda bu kadar değildi sonradan gaza gelip onu da bunu da derken baya doldurmuşum.. Eminönüne geldik bu sefer 2numaralı bavulu omzuma attım daha rahat taşıyım die derken ak sakallı bi amca 'dur yardım ediyim' diyip yakaladı bavulu.. ben 'yok ben taşirim' diyorum amca 'korkma' dio.. Bavulumu alıp kaçicak die korkuorum sandı halbuki ben 'Acıma bana!!' psikolojisi içindeyim.. O amcaya da teşekkür ettim ve feribota doğru ilerledim.. Neyseki yol üstündeki merdivenlerden inerken kendi kuvvetimle yüzleştim.. galip geldim...
Çok fazla insan vardı etrafta.. Onlara çarpadan ilerlemek o bavulu çekmekten daha zormuş onu anladım.. Ama bu sadece bi iki dakikayla feribotu kaçirmama engel olamadı.. 'Sakin ol idil.. Hep bu insanlar Onlar kesti hızını yoksa kesin yakalardın.. Bi sonrakine binersin.. boşver...' Aldım jetonumu.. Girdim içieri tele baktım anam aramış.. bu stresin acelenin üstüne telefonumun çalmış olduğunu farkedince daha da sinirleniorum.. 'sakinleş idil..' Aradım hemen.. bu arada 4buçuk arabasına binmei planlarken saat 4buçuğu geçmişti ve ben hala feribota binememiştim.. Anama söylendim derken feribot yanaştı hemen bi tane daha..
Bindim.. direk diğer uca geçip geçmediğini anlamak için merdivenin altındaki koridorun başinda duruyodum.. Bi amca 'bırakma bavullarını orda götürürler' dedi.. 'bırakmıycam zaten' dedm.. İç sesim bu kadar sakin değildi elbette.. 'salak adam neden bırakayım koca bavulu ortada!!!' karşidan bi insan geldiğini görünce toplayıp cesaretimi daldım ücra olduğunu düşündüğüm koridora ve karşi tarafa geçiverdim.. İneceğim yerde dikildim ve kalkışı bekledim.. bundan sonra bi ceşitli seyahat acentalarının muavinlerini atlatmak kalmişti..Yani en azından ben öyle sanıodum ki amcanın biri yanıma yanaştı ve bana yardımcı olmayı teklif etti.. gülümsedim ve teşekkür ettim içimden küfrederken.. 'Yükün ağır baya bırakalım istersen gitceğin yere kadar yolumuzun üstüyse' :S 'gerek yok Teşekkür ederim!!' hala gülümsüyorum ayıp olmasın die ve aynı tepki 'Yanlış anlama ailemle birlikteyim yükün ağır diye dedim ne tarafa gidiceksin?' Siz beni yanlış anlıyorsunuz demek geliyor içimden.. fazla muhabbete gerek yok.. 'İzmit.. ZAten hemen burdan otobüse binicem teşekkürler' Ve amca dönüp arabasına biniyor.. Hakikaten ailesiyle birlikte..
Rüzgar vuruyor yüzüme.. Üşüyorum ama çevirmiyorum yüzümü.. O vurmaya devam ediyor.. Sakinim.. GEldim işte Haremdeyim.. Taşıdım bavullarımı da.. İniyorum feribottan bi kaç muavini atlattıktan sonra herzamanki adama takılıyorum.. Adan tanıdı artık beni ona da yok İzmit değil diyemiyorum.. Bavullarıma sarılıyor yine.. Ve aynı kelime dökülüyor onun da dudaklarından 'korkma..' Sakin ol idil.. Ve bırakıyorum artık direnmiyorum ama koşturuyor beni.. hızla sokuyor yazaneye ve kayboluyor arkamdan..5arabasına yetişiyorum nihayet alıyorum biletimi ve işte otobüsteyim.. 'şükür!' diyorum..
'Ne fenasın idil' diorum kendime sonra.. İnsanlar sana yardım ediyo sen onlara kızıyorsun.. Hastalık işte.. Ben babama bile kolay kolay taşıtmazdım çantalarımı hiç tanımadığım adamların yardımına muhtaç olmak istemiyorum.. Neyseki geçti... kitabımı açıyorum.. Heyecanla okumaya başlıyorum ki şöför ışığı söndürüyor.. En önde oturuyorum 'heralde ışık görüşünü bozuo' diorum sesimi çıkarmıyorum telefonun ışığıyla bulunduğum bölümü bitirp bırakıorum.. 'mayışıyorum.. Sakinleşiyorum..' Derken bitiveriyor yolculuk.. İnip bavullarımı alıyorum babamın önünde dikiliyorum ki o beni hala otobüsün içinde arıyor...
Yüklenio koca bavulu atıo arabaya.. ve 3 hafta sonra yeniden izmitte olduğma şükrediorum bi kaç saat sonra çıldıracağımdan habersiz..
Günün son damlası taşmadan önceki bi kaç saati ailemle huzurlu geçiriyorum.. kendi evimizde olmadımızdanmış eve gelince anlıyorum.. Bi hevesle odama giriyorum ki oda sanki birden üstüme geliyor.. Kalabalık.. karmaşik.. geçen hafta kardeşimin müjdelediği siyah laptopu arıyorum fazla heveslenmeden.. biliyorum bi dandiklik çıkacakc çünkü altından.. Derken gözüm masanın üstündeki siyah kasaya takılıyor.. çığlığı basıyorum.. Beyaz monütörün yanında iğrenç duruyor.. Oda daha bi üstüme geliyor.. hala bi laptop arıyor gözlerim.. ve bi ses kandırıldğımı söylüyor.. Kardeşim şaka yapmış.. Meğer çift çekirdekli yeni işletim sistemi sadece kasaymış... durumun ciddiyetinden habersiz gülüyorlar evdekiler.. ve ben susuyorum.. LAptop umrumda deil.. Kandırıldığıma yanıyorum.. Yine yine ve yine inandığıma... Kendime kızıyorum... Sonra ayılıyo kafam ''Ee benim herşeyim öbür kasa da!!'' Babam yine kıt kafalı bi insan olduğumu vurgulayan sözlerle diğer kasadan usb bellekle taşıycağmı söylüyor.. Kasa yatağmın yanında duruyor.. Ben daha çok usb kısmına takılıyorum.. Aynı teklifi ben Rdme yaptığımda gülmüştü bana.. haklıydı.. Ama ben babama gülmüyorum.. susuyorum.. 4gb bellekle 40gb malzemeyi kasayı kaç defa takıp çıkartarak taşıyabiliriz? sorusunu sormaya tşebbüs bile etmiyorum.. Basıyorum yeni kasanın düğmesine...bana ait birşeyler olmayan bi ekran karşımda.. Nefret ediyorum... Sinirleniyorum... Farkındalar.. konuşmuyorum...
Ve işte o anda kafamda tonlarca ses yükselio.. sıkı sıkı kapatıyorum ağzımı parmaklarım oynuo sadece msja döküorm içimi... Sakinleşmeye çalışıorum.. Yine kandığım için kızıyorum kendime haLa hayal kırıklığına uğradığım için... Ve bi anda yeni kararlar alıyorum.. Kardeşimi kaldırıyorum pcden.. Söküyorum yeni kasayı emektarımı bağlıyorum hemen.. Msne sarılıp birz içimi döküyorum sevdiğime.. İnat ettiğimi söylüyor ama benim yerimde olsa bu kadar sessiz kalamiycağnı ve daha çok çıldıracağını itiraf ediyor..
Belki tüm bu anlattıklarım Nankör bi insan portresi çizicek gözlerinizn önüne.. Yardmlara küfreden yenilenmiş bi pcyi elinin tersiyle iten şımarık bi kız çocuğu belki size göre idil...
Acaba şımarık bi kız çocuğu olsa daha mutlu olur muydu idil bu evde? Ya da içine atmayı bırakıp öfkesini haykırsa rahatlar mı?? ''Çocukluğumdan beri bu kaçıncı heves bu kaçıncı hayal kırıklığı?? '' dese.. ''Neyin eksikti?'' der mi?? Peki ya huzur desem... bu eve onu geri getirebilecek biri var mı??
Sonuç olarak evdeyim işte.. Hem de marta kadar... Önümüzdeki bi kaç gün odamdaki gereksiz şeylere acımamaya kararlıyım.. gelmeden önce burayı yeniden yaşanabilir kılmaya kararlıydım ama pek kolay olucağa benzemiyor..
Günün bütün hazımsızlığını bloguma kuşmuş bulundum bu arada... Tüm bu olanların üstüne içtiğim koca bi bardak su dokundu heralde..
Üşenmeyip de okuyabilien varsa ne ala..
Her ne kadar bi dersim sallantı da olsa da ucunda İstanbula gitmek var...
Daha sabah başladı aksilikler.. Erken uyandım gariptir.. Canım kahvaltı etmek istemedi.. Bilgisayar notlarına da çalışmak istemedi.. Zorla bi kahve içtim bi iki kek yedim öğlen.. bi defa da okudum notlarımı.. toparlandım çıkıcam odadan ki Akbilimin kayıp olduğunu farkettim.. Aradım heryeri ama bulamadm.. sinirlendim.. sonra 'kaybolan Akbil olsun boşver..' dedim... Okula gittim.. sınavlarım açıklanmış.. Hiç bi notumu beğenmedim.. 'Geçtiğine şükret boşver..' dedim tabi fiziği saymassam.. '9Şubatta istanbulDasın işte daha ne istiosun boşver..' dedim ardından da tabi çalişmam gereken fizik konularını ihmal ederek kafamda...
Bilgisayar sınavına girdim sonra.. Tam 14:45ti sınav saati.. Belki de bütün lanet bu saatte gizliydi.. Neden 30 değil 00 değil de 45?
Ve 10dakka da bitti sınav.. Acelem var çıkıcam.. daha yurda dönücem bavullarımı alıcam 4e kdar eminönünde olmam lazım.. Toparlandım kalkmaya hazırlanıodum ki 'çıkamassın!' dedi bi ses.. '15 dakika sonra sınav süresi bitince çıkacaksın!' Yıkıldım.. kağıda baktım öylece.. Salladıklarımı değiştirmeye çabalamadım.. 'Otobüse biner 5 dakkada gidersin idil boşver...' dedm.. Vakit dolunca çıktım.. Koşarcasına.. Otobüs yok.. her zaman kapıda dizili otobüsler yok.. 'Yürümeye başla idil boşver..' dedim.. 'ilerle sen gelir elbet..' hızla yürümeye başladım... Sinirliyim.. Bağcıklarım çözülüp duruyo yolda.. hızımı kesio.. 2durak geçtim hala otobüs yok ortada.. Kaç tane hat geçio oysa o duraklardan.. Yok hiçbiri..
Ardından bankamatikten para çekmek istediğim gelio aklıma nolur nolmaz die..Okulun ordan çekmei unuttum.. 'olsun idil boşver..' diorum 'yol üstünde 2 tane var.. biri dolu olursa öbürüne gidersin sen hızını kesme..' İlk bankamatiğe yanaşıyorum.. Önümdeki teyze pek yavaş.. Çıldırıorum.. 'sakin ol idil..sakin' diorum... Sıra bana geliyor.. Kartımı sokmaya çalışırken bankamatikte banknot olmama ihtimali geliyor aklıma korkudan gözlerimi kapıorum.. Karşima 50TLnin katları çıkıyor.. Yıkılıyorum... Ama yılmıyorum.. Yurdun orda da var bitane.. Umutluyum.. Hızlanıorum.. Tel çalıyor.. Hem konuşuorum hem koşar adım yürüyorum.. Artık otobüsler geçmeye başliyor bu arada.. gelmişim zaten nerdeyse.. binmiyorum..

Bavullarımı hareme kadar taşıyabiliceğme ikna etmeye çalışıyorum telefonun ucundaki, hasta haliyle bana yardım etmek için ısrar eden, harika insanı.. Zor da olsa başarıyorum.. Zaten günlerdir anneme bavullarımı taşıyabileceğmi anlatıyorum...
kendimi bildim bileli ağır çantalarla gezerm.. İlk okulda bile en ağır çanta benimkiydi.. Ortaokulda okula giderken buz patenlerimi bile taşidğim oldu galiba okuldan direk antremana geçiçem die.. Lisede zaten bavulum sırtımda.. ''Kaderim bu böyle yazılmış yazım.. Hiç kimsenin bavulumu taşimasında yoktur gözüm....'' Her neyse çok derine dalamayayım..
Rdmi ikna ettim ve bankamatiğin önüne geldim.. KAder aNı! Bu seferde 20Tl diyceğni adım gibi biliodum.. 18Tl dicek hali yoktu ya zaten.. 'boşver...' dedim yurda koştum hızla.. Çıktım odama kaptım bavullarımı.. Ve bir yardım teklifi daha.. Oda arkadaşım aşağı indirmeme yardım etmei teklif etti.. Ben olsam bende aynı şei yapardım ve karşimdaki kabul ederdi.. Ama ben etmedim tabiki.. Kendi günlük çantam , tıkabasa doldurduğum çekçekli bavulum ve orta boyuttaki omzuma asmış bulunduğum bavulum ile ben indik 2 kat aşşağıya.. Çıktım durağa.. İlk gelen otobüs 28di! Herzaman beni durakta bekleten harika araba.. binmedim.. İnince karşidan karşiya geçmem gerekti çünkü ve uzak kalıcaktı feribota.. Ayrıca biletçi amcası yoktu.. Trafğe karşi sabırlı olucak ve eminönü arabasına binicektim.. Bi tane geldi ben bavulumu düzeltip arabaya yönelene kadar durmAdı gitti.. Ardından bi tane daha geldi neyseki.. Bu arada 2 numaralı bavulu çekçeklinin üstüne koyduğum için kendi kendime taşımamı engellediğmi farkettim ki biletçi amca şöförün komutuyla yerinden fırlayp bavulumu otobüse sokmuştu bile.. Teşekkür ettim.. Fenayım ben bide küfrettim içimden kendime 'beceriksiz!' die.. nese oturdum..
Şöyle bi alıcı gözüyle baktım bavula.. İlk kapadığımda bu kadar değildi sonradan gaza gelip onu da bunu da derken baya doldurmuşum.. Eminönüne geldik bu sefer 2numaralı bavulu omzuma attım daha rahat taşıyım die derken ak sakallı bi amca 'dur yardım ediyim' diyip yakaladı bavulu.. ben 'yok ben taşirim' diyorum amca 'korkma' dio.. Bavulumu alıp kaçicak die korkuorum sandı halbuki ben 'Acıma bana!!' psikolojisi içindeyim.. O amcaya da teşekkür ettim ve feribota doğru ilerledim.. Neyseki yol üstündeki merdivenlerden inerken kendi kuvvetimle yüzleştim.. galip geldim...
Çok fazla insan vardı etrafta.. Onlara çarpadan ilerlemek o bavulu çekmekten daha zormuş onu anladım.. Ama bu sadece bi iki dakikayla feribotu kaçirmama engel olamadı.. 'Sakin ol idil.. Hep bu insanlar Onlar kesti hızını yoksa kesin yakalardın.. Bi sonrakine binersin.. boşver...' Aldım jetonumu.. Girdim içieri tele baktım anam aramış.. bu stresin acelenin üstüne telefonumun çalmış olduğunu farkedince daha da sinirleniorum.. 'sakinleş idil..' Aradım hemen.. bu arada 4buçuk arabasına binmei planlarken saat 4buçuğu geçmişti ve ben hala feribota binememiştim.. Anama söylendim derken feribot yanaştı hemen bi tane daha..
Bindim.. direk diğer uca geçip geçmediğini anlamak için merdivenin altındaki koridorun başinda duruyodum.. Bi amca 'bırakma bavullarını orda götürürler' dedi.. 'bırakmıycam zaten' dedm.. İç sesim bu kadar sakin değildi elbette.. 'salak adam neden bırakayım koca bavulu ortada!!!' karşidan bi insan geldiğini görünce toplayıp cesaretimi daldım ücra olduğunu düşündüğüm koridora ve karşi tarafa geçiverdim.. İneceğim yerde dikildim ve kalkışı bekledim.. bundan sonra bi ceşitli seyahat acentalarının muavinlerini atlatmak kalmişti..Yani en azından ben öyle sanıodum ki amcanın biri yanıma yanaştı ve bana yardımcı olmayı teklif etti.. gülümsedim ve teşekkür ettim içimden küfrederken.. 'Yükün ağır baya bırakalım istersen gitceğin yere kadar yolumuzun üstüyse' :S 'gerek yok Teşekkür ederim!!' hala gülümsüyorum ayıp olmasın die ve aynı tepki 'Yanlış anlama ailemle birlikteyim yükün ağır diye dedim ne tarafa gidiceksin?' Siz beni yanlış anlıyorsunuz demek geliyor içimden.. fazla muhabbete gerek yok.. 'İzmit.. ZAten hemen burdan otobüse binicem teşekkürler' Ve amca dönüp arabasına biniyor.. Hakikaten ailesiyle birlikte..
Rüzgar vuruyor yüzüme.. Üşüyorum ama çevirmiyorum yüzümü.. O vurmaya devam ediyor.. Sakinim.. GEldim işte Haremdeyim.. Taşıdım bavullarımı da.. İniyorum feribottan bi kaç muavini atlattıktan sonra herzamanki adama takılıyorum.. Adan tanıdı artık beni ona da yok İzmit değil diyemiyorum.. Bavullarıma sarılıyor yine.. Ve aynı kelime dökülüyor onun da dudaklarından 'korkma..' Sakin ol idil.. Ve bırakıyorum artık direnmiyorum ama koşturuyor beni.. hızla sokuyor yazaneye ve kayboluyor arkamdan..5arabasına yetişiyorum nihayet alıyorum biletimi ve işte otobüsteyim.. 'şükür!' diyorum..
'Ne fenasın idil' diorum kendime sonra.. İnsanlar sana yardım ediyo sen onlara kızıyorsun.. Hastalık işte.. Ben babama bile kolay kolay taşıtmazdım çantalarımı hiç tanımadığım adamların yardımına muhtaç olmak istemiyorum.. Neyseki geçti... kitabımı açıyorum.. Heyecanla okumaya başlıyorum ki şöför ışığı söndürüyor.. En önde oturuyorum 'heralde ışık görüşünü bozuo' diorum sesimi çıkarmıyorum telefonun ışığıyla bulunduğum bölümü bitirp bırakıorum.. 'mayışıyorum.. Sakinleşiyorum..' Derken bitiveriyor yolculuk.. İnip bavullarımı alıyorum babamın önünde dikiliyorum ki o beni hala otobüsün içinde arıyor...
Yüklenio koca bavulu atıo arabaya.. ve 3 hafta sonra yeniden izmitte olduğma şükrediorum bi kaç saat sonra çıldıracağımdan habersiz..
Günün son damlası taşmadan önceki bi kaç saati ailemle huzurlu geçiriyorum.. kendi evimizde olmadımızdanmış eve gelince anlıyorum.. Bi hevesle odama giriyorum ki oda sanki birden üstüme geliyor.. Kalabalık.. karmaşik.. geçen hafta kardeşimin müjdelediği siyah laptopu arıyorum fazla heveslenmeden.. biliyorum bi dandiklik çıkacakc çünkü altından.. Derken gözüm masanın üstündeki siyah kasaya takılıyor.. çığlığı basıyorum.. Beyaz monütörün yanında iğrenç duruyor.. Oda daha bi üstüme geliyor.. hala bi laptop arıyor gözlerim.. ve bi ses kandırıldğımı söylüyor.. Kardeşim şaka yapmış.. Meğer çift çekirdekli yeni işletim sistemi sadece kasaymış... durumun ciddiyetinden habersiz gülüyorlar evdekiler.. ve ben susuyorum.. LAptop umrumda deil.. Kandırıldığıma yanıyorum.. Yine yine ve yine inandığıma... Kendime kızıyorum... Sonra ayılıyo kafam ''Ee benim herşeyim öbür kasa da!!'' Babam yine kıt kafalı bi insan olduğumu vurgulayan sözlerle diğer kasadan usb bellekle taşıycağmı söylüyor.. Kasa yatağmın yanında duruyor.. Ben daha çok usb kısmına takılıyorum.. Aynı teklifi ben Rdme yaptığımda gülmüştü bana.. haklıydı.. Ama ben babama gülmüyorum.. susuyorum.. 4gb bellekle 40gb malzemeyi kasayı kaç defa takıp çıkartarak taşıyabiliriz? sorusunu sormaya tşebbüs bile etmiyorum.. Basıyorum yeni kasanın düğmesine...bana ait birşeyler olmayan bi ekran karşımda.. Nefret ediyorum... Sinirleniyorum... Farkındalar.. konuşmuyorum...
Ve işte o anda kafamda tonlarca ses yükselio.. sıkı sıkı kapatıyorum ağzımı parmaklarım oynuo sadece msja döküorm içimi... Sakinleşmeye çalışıorum.. Yine kandığım için kızıyorum kendime haLa hayal kırıklığına uğradığım için... Ve bi anda yeni kararlar alıyorum.. Kardeşimi kaldırıyorum pcden.. Söküyorum yeni kasayı emektarımı bağlıyorum hemen.. Msne sarılıp birz içimi döküyorum sevdiğime.. İnat ettiğimi söylüyor ama benim yerimde olsa bu kadar sessiz kalamiycağnı ve daha çok çıldıracağını itiraf ediyor..
Belki tüm bu anlattıklarım Nankör bi insan portresi çizicek gözlerinizn önüne.. Yardmlara küfreden yenilenmiş bi pcyi elinin tersiyle iten şımarık bi kız çocuğu belki size göre idil...
Acaba şımarık bi kız çocuğu olsa daha mutlu olur muydu idil bu evde? Ya da içine atmayı bırakıp öfkesini haykırsa rahatlar mı?? ''Çocukluğumdan beri bu kaçıncı heves bu kaçıncı hayal kırıklığı?? '' dese.. ''Neyin eksikti?'' der mi?? Peki ya huzur desem... bu eve onu geri getirebilecek biri var mı??
Sonuç olarak evdeyim işte.. Hem de marta kadar... Önümüzdeki bi kaç gün odamdaki gereksiz şeylere acımamaya kararlıyım.. gelmeden önce burayı yeniden yaşanabilir kılmaya kararlıydım ama pek kolay olucağa benzemiyor..
Günün bütün hazımsızlığını bloguma kuşmuş bulundum bu arada... Tüm bu olanların üstüne içtiğim koca bi bardak su dokundu heralde..
Üşenmeyip de okuyabilien varsa ne ala..
mevzubahs
göçebe,
hayalkırıklığı,
isTtanbul,
özlem,
sıkıntı,
yaşam alanım
23 Ocak 2009
bir garip geride kalan...
Yolcuların ardından bakakaldım dün.. İlk defa giden değil geride kalandım.. gidenlerin ardından el sallayan...
Yıllardır oynadığım göçebe rolünü devrettim dün.. Benim sırtımda değildi koca çanta ve elindeki bavulu sürükleyen ben değildim.. Gidenlerin ardından el sallayandım yalnızca.. El sallayıp geride kalan.. Uzaklaşırken yolcular öylece arkalarından bakan..
Sırtında çantası ayaklarını sürüye sürüye gidişini seyrettim dün.. Yıllar önce SeFiL yuRdun bahçesinden çıkışını seyrettiğim gibi uzun uzun...
Pencereden başımı uzatsam bu sabah köşeyi dönen arabadan inişini de görebilir miydim yine....
.....
bUrası o laNet olası SeFiL yuRdu değil İdil!!
....
Her anışımda lanetler yağdırdığım şehirdi aslında bizi buluşturan.. tutuşturan... Bi gün ayırmış olsa da.. O lanet olsai şehirdi bizi BİZ yapan.. yakan.. yaşatan....
Gittiğinin farkında değil aslında hala bünyem.. alışkın değil çünkü..Şaşkın hala..İlk defa bir şehirde 'uzaklara gidenin ardında kalıp dönüşünü bekleyen insanı' oynamakta...
Dönüşü belli olmayan bir yolcu uğurladım dün.. Oysa benim saati bile rutindi dönüşlerimin..
4yıldır.. her haftasonu, her sömestır, her yaz.. Her defasında ardımda bıraktıklarıma yaşattıklarımı bu sömestır çıkaracak benden....
Huzuru bulduğum şehirdeyim...Ve sonu belli olmayan bir özlemin içindeyim...
Eyy gidi Lanet olası sEfiL şehir.. Sevdiğime de anılarıma da iyi bak e mi!!
Yıllardır oynadığım göçebe rolünü devrettim dün.. Benim sırtımda değildi koca çanta ve elindeki bavulu sürükleyen ben değildim.. Gidenlerin ardından el sallayandım yalnızca.. El sallayıp geride kalan.. Uzaklaşırken yolcular öylece arkalarından bakan..
Sırtında çantası ayaklarını sürüye sürüye gidişini seyrettim dün.. Yıllar önce SeFiL yuRdun bahçesinden çıkışını seyrettiğim gibi uzun uzun...
Pencereden başımı uzatsam bu sabah köşeyi dönen arabadan inişini de görebilir miydim yine....
.....
bUrası o laNet olası SeFiL yuRdu değil İdil!!
....
Her anışımda lanetler yağdırdığım şehirdi aslında bizi buluşturan.. tutuşturan... Bi gün ayırmış olsa da.. O lanet olsai şehirdi bizi BİZ yapan.. yakan.. yaşatan....
Gittiğinin farkında değil aslında hala bünyem.. alışkın değil çünkü..Şaşkın hala..İlk defa bir şehirde 'uzaklara gidenin ardında kalıp dönüşünü bekleyen insanı' oynamakta...
Dönüşü belli olmayan bir yolcu uğurladım dün.. Oysa benim saati bile rutindi dönüşlerimin..
4yıldır.. her haftasonu, her sömestır, her yaz.. Her defasında ardımda bıraktıklarıma yaşattıklarımı bu sömestır çıkaracak benden....
Huzuru bulduğum şehirdeyim...Ve sonu belli olmayan bir özlemin içindeyim...
Eyy gidi Lanet olası sEfiL şehir.. Sevdiğime de anılarıma da iyi bak e mi!!
18 Ocak 2009
bAşımda miMler DÖRT döNer amAn...
Negatif-im'den yeni bi mim gelmiş bi kaç gün önce.. Görür görmez cevaplayayım dedim..
Sorulara en mühim sınav sorularımmış gibi özel muamelede bulundum.. Çok düşündüm.. sildim sildim bi daha düşündüm.. Kimine 4 cevap çok geldi kimineyse yetmedi.. Umduğumu değil bulduğumu yedim.. idare ettim.. Aslına en yakın cevapları bloguma serdim...
yAptığım 4 iŞ:
_bavulum sırtımda bir şehirden öbürüne düZenli olarak göÇ etmek..
_rd'ye mesaj atarken sızmak
_tıkınmak
_blog yazmak
dEfalarca iZleyebilEceğim 4 fLim:
_yeşil YoL
_esaretin bedeli
_ölü gelin
_buz dEvri
(sıralama belli bi öncelik taşımamakla birlikte hafızamı zorlayıp çıkardığım filmlerdir bunlar.. Çok dandik olamakla birlikte her filmi defalarca izleyebilirm)
yAşadığıM 4 yeR:
_bEşikTaş
_FatiH
_İzmit
_kırmızı kaplı odam
TaTil içiN giTtiğim 4 yEr:
_İzmiT
->Evim
-->oDam
--->bilgiSayarım
En sEvdiĞiM (patlayana kadar yiebileceğim) 4 yeMek:
_Rd usulü paSta ŞutA
_Tt usulü doMAtes soslu maKarna
_Anam usulü tavuk suyuna sehriye çorbası
_dominos pizza
..bu liste daha uzar aslında.. en sevmediğim 4 yemek daha mantıklı bi soru olabilirdi benim için:P
hEmen şiMdi olMak isTeyeceğim 4 yer:
_Şuanda bulunduğum yer ;)
_Rd'yle sEFil yuRdu koridoru
->hatta müdürün çelik kapısının ardı...
_önü deniz arkası orman olan minik bi kulübede şömine başinda..
bİr yağmuR damlası olsaydım düŞmek istiyceğim 4 yer:
_bir cuma günü.. sEfİl ŞeHrin sokaklaRı..
_yeniden canlandırabileceğim kurak topraklar..
_içinde kaybolabilceğim okyanuslar...
_yahut hiç düşmemek isterdim aslında.. Uçmak hep.. ve özgürlüğün tadına varmak....
.
.
.
Ve geldik bir mimimizin daha sonuna..
Gökten 3 elma düşmüş..
Biri Ttnin koca kafasına
biri koşan kelebeğin kanadına..
Ve sonuncusu da abraxas'ın bloguna..
bizde ayrım yok herkes ersin muradına:)
Sorulara en mühim sınav sorularımmış gibi özel muamelede bulundum.. Çok düşündüm.. sildim sildim bi daha düşündüm.. Kimine 4 cevap çok geldi kimineyse yetmedi.. Umduğumu değil bulduğumu yedim.. idare ettim.. Aslına en yakın cevapları bloguma serdim...
yAptığım 4 iŞ:
_bavulum sırtımda bir şehirden öbürüne düZenli olarak göÇ etmek..
_rd'ye mesaj atarken sızmak
_tıkınmak
_blog yazmak
dEfalarca iZleyebilEceğim 4 fLim:
_yeşil YoL
_esaretin bedeli
_ölü gelin
_buz dEvri
(sıralama belli bi öncelik taşımamakla birlikte hafızamı zorlayıp çıkardığım filmlerdir bunlar.. Çok dandik olamakla birlikte her filmi defalarca izleyebilirm)
yAşadığıM 4 yeR:
_bEşikTaş
_FatiH
_İzmit
_kırmızı kaplı odam
TaTil içiN giTtiğim 4 yEr:
_İzmiT
->Evim
-->oDam
--->bilgiSayarım
En sEvdiĞiM (patlayana kadar yiebileceğim) 4 yeMek:
_Rd usulü paSta ŞutA
_Tt usulü doMAtes soslu maKarna
_Anam usulü tavuk suyuna sehriye çorbası
_dominos pizza
..bu liste daha uzar aslında.. en sevmediğim 4 yemek daha mantıklı bi soru olabilirdi benim için:P
hEmen şiMdi olMak isTeyeceğim 4 yer:
_Şuanda bulunduğum yer ;)
_Rd'yle sEFil yuRdu koridoru
->hatta müdürün çelik kapısının ardı...
_önü deniz arkası orman olan minik bi kulübede şömine başinda..
bİr yağmuR damlası olsaydım düŞmek istiyceğim 4 yer:
_bir cuma günü.. sEfİl ŞeHrin sokaklaRı..

_yeniden canlandırabileceğim kurak topraklar..
_içinde kaybolabilceğim okyanuslar...
_yahut hiç düşmemek isterdim aslında.. Uçmak hep.. ve özgürlüğün tadına varmak....
.
.
.
Ve geldik bir mimimizin daha sonuna..
Gökten 3 elma düşmüş..
Biri Ttnin koca kafasına
biri koşan kelebeğin kanadına..
Ve sonuncusu da abraxas'ın bloguna..
bizde ayrım yok herkes ersin muradına:)
10 Ocak 2009
....
Sıkılıorum bugun çok.. Dün de sıkılıyordum.. Yarını bekliyorum heycanla.. İstanbula dönmek istiyorum..
Bugün dönerim düşncesiyle gelmiştim eve ama salmadılar tabiki.. Dün akşam babam '' gitcen mi yarın? Gitmezsin dime? Gitmiceksin dime?? Gitme sakın idilll!!' gibi aşamalı aşamalı tehditkar sözler savurdu sürekli.. ben de fırsattan istifade ''bakarız.. duruma göre..'' gibi çelişkili cevaplar vererek olayı biraz da 'bana iyi davranın ona göre yoksa basar giderim'e getirdim... Bi anlamı olmadı tabi sonuç olarak hala evdeyim..

Yazı yazmak istesem de aklımada yazcak pek bişey yok.. Bu hafta biyoloji uygulama dersim de animasyon seyretmekle geçtiğinden biyoloji dersi niteliğindeki yazı dizime de devam edemiorum..ve önümüzdeki hafta da ders bilgisayar üzerinden gidicek.. Daha da kötüsü sonraki iki haftayı finallerim ve ardındaki bir ayı da sömestır tatili takip edeceğinden uzun bi süre uzak kalıcam mikroskopa okülere.. 2.dönem de Allah kerim artık..
Sıkılıorum hala.. Sıkılmaya devam edicem.. pffff...
Bugün dönerim düşncesiyle gelmiştim eve ama salmadılar tabiki.. Dün akşam babam '' gitcen mi yarın? Gitmezsin dime? Gitmiceksin dime?? Gitme sakın idilll!!' gibi aşamalı aşamalı tehditkar sözler savurdu sürekli.. ben de fırsattan istifade ''bakarız.. duruma göre..'' gibi çelişkili cevaplar vererek olayı biraz da 'bana iyi davranın ona göre yoksa basar giderim'e getirdim... Bi anlamı olmadı tabi sonuç olarak hala evdeyim..

Yazı yazmak istesem de aklımada yazcak pek bişey yok.. Bu hafta biyoloji uygulama dersim de animasyon seyretmekle geçtiğinden biyoloji dersi niteliğindeki yazı dizime de devam edemiorum..ve önümüzdeki hafta da ders bilgisayar üzerinden gidicek.. Daha da kötüsü sonraki iki haftayı finallerim ve ardındaki bir ayı da sömestır tatili takip edeceğinden uzun bi süre uzak kalıcam mikroskopa okülere.. 2.dönem de Allah kerim artık..
Sıkılıorum hala.. Sıkılmaya devam edicem.. pffff...
9 Ocak 2009
.........kırmızı duvarlara aslında HİÇ sahip olamamış bi genç kız..
...
o kırmızı duvarlarla bir bağın yok
çünkü asla orda olmadın
onlarla olmadın
o duvarlara bakıp en kötü
en güzel günlerini yaşamadın
ağlarken bir ranzanın altında..
yada tepesinde buldun kendini..
sevdiğine mesaj atarken
sevdiğinden bi arama geldiğinde
atladın ranzandan...
kırmızı duvarlarındaki hatalara bakarak deil...sefil bir yurdun camlarına bakarak konuştun sevgilinle dostunla...bazende benle....
sen bunları orda bıraktın .....
tüm anıların sanki oralarda....
...
Evet.. ben bu evden 4 sene önce çıktım sırtlanıp bavulumu.. ve bir daha geri dönmedim.. Dönemedim... dönemiycem hiç...
o kırmızı duvarlarla bir bağın yok
çünkü asla orda olmadın

onlarla olmadın
o duvarlara bakıp en kötü
en güzel günlerini yaşamadın
ağlarken bir ranzanın altında..
yada tepesinde buldun kendini..
sevdiğine mesaj atarken
sevdiğinden bi arama geldiğinde
atladın ranzandan...
kırmızı duvarlarındaki hatalara bakarak deil...sefil bir yurdun camlarına bakarak konuştun sevgilinle dostunla...bazende benle....
sen bunları orda bıraktın .....
tüm anıların sanki oralarda....
...
Evet.. ben bu evden 4 sene önce çıktım sırtlanıp bavulumu.. ve bir daha geri dönmedim.. Dönemedim... dönemiycem hiç...
3 Ocak 2009
Okülerimin Ucundaki Hayat Belirtileri (3)
Bu çarşamba blog yazmanın çok faydalı bişey olduğuna en içten dileklerimle karar verdim :)
Şöyleki, haftasonu yazdığım ve artık 'laboratuvar günlükleri' haline gelmiş ''Okülerimin ucundaki hayat belirtileri (2) '' adlı yazıyı yazarken aklımda kalan 'mitoz bölünme safhaları' bu haftaki uygulama dersimde işime yaradı..
Dersin başında 'Sınav yapıcaz sizi nihahaha!!' moduna bürünen muhterem asistan hocalarımız 'eski çizimlerinizi notlarınızı bi gözden geçirin' lerle korkuttular bizi bide üstüne dizdiler 7tane mikroskopu yan yana.. Harıl harıl çalıştılar etraflarında ayarladılar.. Ee tırstık tabi bizde:D Etraftan 'sınav mı olucaz??' 'hocam noluo?' 'eyvah sınav var napcam ben??' sesleri yükselmeye başlamıştı ki hocalardan biri 'bizimle kafa bulduklarını' itiraf etti.. Korktum ne yalan söyliyim:D Hiç sevmem öle pattadanak yapılan sınavları..
Meğer 7 farklı mikroskopun 3ünde kan hücreleri, 2sinde pankreas diğer 2sinde de tiroid bezi varmış.. Preparat az diye heralde.. Sözde sırayla baktık.. Az kişiydik zaten herkes takıldı kafasına göre.. Ben mikroskoptan incelemeyi bırakıp Fotoğraf makinama sarıldım elbetteki yine:D
Kan hücrelerinden hoşlanmadım bi fotograf karesi olarak pek birşeye benzemiyorlardı bende çekmedim..
Sadece Pankreas ve Tiroidle ilgilendim lakin şimdi farkettim ki ikisi de birbirine
benzediğinden sokakta görsem ayırt edemem ben bunları:S Allahtan çekim sıramı biliyorum:D
Amacımın, biyoloji dersi vermek değil de 'okülerimin ucundaki hayat belirtileri'ni nacizane okurlarımla(sanki bütün blog alemi tarafından okunuyo hissine kapılmış insan modeli) paylaşmak olduğunu göz önünde buluduraraktan bunları 'Pankreasın Görülmeyen Yüzü' olarak bilseniz yeter;)

Ve işte bu da tüm çıplaklığıyla 'Tiroid Bezi'..
Ben tüm bunları çekebilmek için fotoğraf makinası ve mikroskopla cebelleşirken pek sevdiğim asistan hocam 'İnternette yazsan çıkar hepsi niye uğraşiosun!?' diyiverdi.. Biliyorum tamamen benim yorulmamam için kurdu bu ezici görünümlü iyi niyetli (yada iyi niyetli görünümlü ezici) cümleyi.. Ben de her ihtimale karşı (kendimi ezdirmemek için) 'derse ilgili, hazıra konmaktan hoşlanmayan ve kendi işini kendi gören çalışkan öğrenci porfili'ne bürünüp 'Onları ben çekmedim ama!' gibi sonradan nekadar yamuk olduğunu düşündüğüm bi cümle kuruverdim.. Neyseki hoca benim ne demek istediğimi anladı verdiğim cevaptan hoşlandığı anlamını çıkardığım bi tepki verdi:) Umarım aramızda ki bu 'ilgili öğrenci' diyologu bana yol su elektirik ve elbetteki kanaat olarak geri döner:D
Sonra tam ders erkenden biTti diye sevinirken 'herkes otursun kağıt çıkartsın' demezler mi.. Daha durumun ciddiyetini ölçemeden aslında hepimizin adımız gibi bilmemiz gereken bir soruyla karşıkarşıya kaldık.. 'Mitoz bölünmenin safhalarını yazınız ve birer cümleyle açıklayınız!' Sağolsun öss! Çok şey öğrenmiş ama sadece test çözmeye programlanmış androidler olarak herkes fısıldamaya başladı o an.. Neyseki ilgili öğrenci diyologuna girdiğim asistanın 'bir cümle yazın iki cümle yazanınki kabul değil' espiri(!)siyle olayı kendilerinin bile ciddiye almadığını çaktırdı ki bende onun rahatlığı ve daha bi kaç gün önce bloga yazarken tazelediğim bilgilerimle her safhayı uzun ama tek cümleyle açıkladım.. Her cümlede de 'iyiki blogda biyoloji dersi kıvamında bi yazı yazmışım kimseye yaramasa da bana yaradı' diye sayıklayıp durdum.. Hele kağıtları topladıktan sonra hocanın milletin yanlışlarını okumasından sonra.. Ee herkesin benim gibi blogu yok tabe:P
İşte böyle faydalı bişey şu blog:)
Bundan sonra derslerimi blog üzerinden mi tekrar etsem acaba? (sanki çok tekrar yapıyomuşum gibi:P) :D
Şöyleki, haftasonu yazdığım ve artık 'laboratuvar günlükleri' haline gelmiş ''Okülerimin ucundaki hayat belirtileri (2) '' adlı yazıyı yazarken aklımda kalan 'mitoz bölünme safhaları' bu haftaki uygulama dersimde işime yaradı..
Dersin başında 'Sınav yapıcaz sizi nihahaha!!' moduna bürünen muhterem asistan hocalarımız 'eski çizimlerinizi notlarınızı bi gözden geçirin' lerle korkuttular bizi bide üstüne dizdiler 7tane mikroskopu yan yana.. Harıl harıl çalıştılar etraflarında ayarladılar.. Ee tırstık tabi bizde:D Etraftan 'sınav mı olucaz??' 'hocam noluo?' 'eyvah sınav var napcam ben??' sesleri yükselmeye başlamıştı ki hocalardan biri 'bizimle kafa bulduklarını' itiraf etti.. Korktum ne yalan söyliyim:D Hiç sevmem öle pattadanak yapılan sınavları..
Meğer 7 farklı mikroskopun 3ünde kan hücreleri, 2sinde pankreas diğer 2sinde de tiroid bezi varmış.. Preparat az diye heralde.. Sözde sırayla baktık.. Az kişiydik zaten herkes takıldı kafasına göre.. Ben mikroskoptan incelemeyi bırakıp Fotoğraf makinama sarıldım elbetteki yine:D
Kan hücrelerinden hoşlanmadım bi fotograf karesi olarak pek birşeye benzemiyorlardı bende çekmedim..
Sadece Pankreas ve Tiroidle ilgilendim lakin şimdi farkettim ki ikisi de birbirine
benzediğinden sokakta görsem ayırt edemem ben bunları:S Allahtan çekim sıramı biliyorum:D
Sol yanda ve biraz aşşağıda görmüş olduklarınız 2 farklı pankreas dokusu..Neden farklı oldukları hakkında bi fikrim yok..
Neye benzediği ve neresinin ne olduğunu ben de tam bilmiyorum açıkçası:D
Önümüzde bi histoloji kitabı vardı.. ordaki resimlerin üzerinde yazıyodu ayrıntıları ama elbete ki
onca şeyi aklımada tutamadım..
Neye benzediği ve neresinin ne olduğunu ben de tam bilmiyorum açıkçası:D
onca şeyi aklımada tutamadım..
Amacımın, biyoloji dersi vermek değil de 'okülerimin ucundaki hayat belirtileri'ni nacizane okurlarımla(sanki bütün blog alemi tarafından okunuyo hissine kapılmış insan modeli) paylaşmak olduğunu göz önünde buluduraraktan bunları 'Pankreasın Görülmeyen Yüzü' olarak bilseniz yeter;)
Ve işte bu da tüm çıplaklığıyla 'Tiroid Bezi'..
Ben tüm bunları çekebilmek için fotoğraf makinası ve mikroskopla cebelleşirken pek sevdiğim asistan hocam 'İnternette yazsan çıkar hepsi niye uğraşiosun!?' diyiverdi.. Biliyorum tamamen benim yorulmamam için kurdu bu ezici görünümlü iyi niyetli (yada iyi niyetli görünümlü ezici) cümleyi.. Ben de her ihtimale karşı (kendimi ezdirmemek için) 'derse ilgili, hazıra konmaktan hoşlanmayan ve kendi işini kendi gören çalışkan öğrenci porfili'ne bürünüp 'Onları ben çekmedim ama!' gibi sonradan nekadar yamuk olduğunu düşündüğüm bi cümle kuruverdim.. Neyseki hoca benim ne demek istediğimi anladı verdiğim cevaptan hoşlandığı anlamını çıkardığım bi tepki verdi:) Umarım aramızda ki bu 'ilgili öğrenci' diyologu bana yol su elektirik ve elbetteki kanaat olarak geri döner:D
Sonra tam ders erkenden biTti diye sevinirken 'herkes otursun kağıt çıkartsın' demezler mi.. Daha durumun ciddiyetini ölçemeden aslında hepimizin adımız gibi bilmemiz gereken bir soruyla karşıkarşıya kaldık.. 'Mitoz bölünmenin safhalarını yazınız ve birer cümleyle açıklayınız!' Sağolsun öss! Çok şey öğrenmiş ama sadece test çözmeye programlanmış androidler olarak herkes fısıldamaya başladı o an.. Neyseki ilgili öğrenci diyologuna girdiğim asistanın 'bir cümle yazın iki cümle yazanınki kabul değil' espiri(!)siyle olayı kendilerinin bile ciddiye almadığını çaktırdı ki bende onun rahatlığı ve daha bi kaç gün önce bloga yazarken tazelediğim bilgilerimle her safhayı uzun ama tek cümleyle açıkladım.. Her cümlede de 'iyiki blogda biyoloji dersi kıvamında bi yazı yazmışım kimseye yaramasa da bana yaradı' diye sayıklayıp durdum.. Hele kağıtları topladıktan sonra hocanın milletin yanlışlarını okumasından sonra.. Ee herkesin benim gibi blogu yok tabe:P
İşte böyle faydalı bişey şu blog:)
Bundan sonra derslerimi blog üzerinden mi tekrar etsem acaba? (sanki çok tekrar yapıyomuşum gibi:P) :D
2 Ocak 2009
UnuTmak mı doğru kelime yoksa aLışMak mı?
'unutmak' gerçekten var mıdır? yoksa bir çeşit yalan bir avuç avuntumudur kendisi.. Unuttum demek, neyi unuttuğunu bilmek demek değil mi? Bilirken unutmak mümkün mü?
Bir şeyi, bir günü..bir yılı.. 4 yılı.. bir şehri değil de, o 4 yılda..bir şehirde yaşadıklarını, acılarını, sıkıntılarını ve hatta mutluluklarını bile unutmak mı UnUTMAK gerçekten.. Yoksa tüm o olanların acısına alışmak mı?
'AlışmAK' belki de en doğru kelime bu.. Artık düşünmenin..görmenin.. yada hissetmenin canını yakmadığı unuttuğunu mu gösterir alıştığını mı?
Dün aylar sonra yeniden o 'unutulan' yahut 'alışılan' şehre düştü yolum.. biraz tedirgindim.. ve korkak.. oysa ne okuldu amaç ne da arkadaşlar.. Son 10 yıldır, yılda bi kaç defa Adapazarına yaptığım sıradan bir akraba ziyaretiydi sadece.. O şehirde yeniden açılan ikinci bir kapı için toplanan Hayırlı Olsun kalabalığı..
Kimse zorla götürmedi beni aksine ben istedim özellikle benim evde olduğum bi gün gidilmesini.. evin yeni halini görmek istedim.. İnsanları görmek istedim.. 4yılımı geçirip sonra hızla terkettiğim şehri görmek değil cocukluğumdan beri gittiğim sıradan bi şehre yeniden gitmek istedim... Liseye dair tek düşündüğüm şey dershaneme gidip hala garip bi şekilde çok sevdiğim ve acayip bi sıcaklık hissettiğim öğretmenlerimi görmekti ama tatil gününe denk getirdikleri için gidemedim.. Bir yanım buna çok sevindi aslında ki zaten 'bi aksilik çıksa da gitmesek'cilerdendi.. bir yanım da üzüldü içten içe.. Sonra 'kısmet' dedi.. demekki böylesi daha iyiymiş..
Tedirgindim.. binlerce defa geçtiğim yollar geçmişimi vurursa yüzüme die korktum.. Ya düşman olmuşsa o şehir yeniden bana.. Gerçi.. beni en son ne zaman sevdi ki yağmurlarını üstümden çektiğinden beri..
Kitabıma gömdüm kendimi giderken.. bakmadım yollara.. Ta ki o şehre girdiğimi hissedip kafamı kaldırana kadar..
Camdan dışarı bakarken 8-9 yaşlarındaki idil vardı yanımda ve yıllar önce geldiğim şehir karşimda.. Şehrin her bir yanı değişmiş olsa da 10 senede ve ben bugun 18yaşında olsam da değişmeyen tek şey Adapazarına girişin bende yarattığı heycanmış aslında.. O söylerken en uzak gözüksede en yakınım en sevdiğim insanları görücek olmanın verdiği mutluluklumuş değişime katılmayan..
Ve rahatladım bunları hissettikten sonra.. Karıştım kalabalığa..Sevdiğim insanların arasına.. Çocuklarla oynadım oynaştım.. Daha çok onlar benimle oynadı aslında.. İzin verdim tepeme çıkmalarına :)
Keyfimi babamın herzamanki halleri bozdu.. Sayesinde adapazarının Tek alışveriş merkezine gitmek zorunda kaldık.. Hele de o tatil gününde kalabalık olması kaçınılmaz olan alışveriş merkezine.. İnsan görmek istemedim.. gerildim..canım yanmadı yada korkmadım.. sadece sinirlendim.. babamın yaptığına sinirlendim.. oraya gitmek zorunda kalmama sinirlendim.. Neyse ki acelemiz vardi ve tek bi mağzaya girdik alıcağmızı aldık ve çıktık..
Ve hızla terk ettik o şehri karanlıkta...
Artık düşünmenin..görmenin.. yada hissetmenin canını yakmadığı unuttuğunu mu gösterir alıştığını mı?
Gördüğümde hiçbirşey hissetmediğimi farkettim son 4 yılıma dair.. Öss soruları gibi çikip gitmiş herbiri aklımdan.. unutmuşum yada alışmışım herneyse.. geride bi cocukluğum kalmış bir de çok sevdiğim insanlar...
Bir şeyi, bir günü..bir yılı.. 4 yılı.. bir şehri değil de, o 4 yılda..bir şehirde yaşadıklarını, acılarını, sıkıntılarını ve hatta mutluluklarını bile unutmak mı UnUTMAK gerçekten.. Yoksa tüm o olanların acısına alışmak mı?
'AlışmAK' belki de en doğru kelime bu.. Artık düşünmenin..görmenin.. yada hissetmenin canını yakmadığı unuttuğunu mu gösterir alıştığını mı?
Dün aylar sonra yeniden o 'unutulan' yahut 'alışılan' şehre düştü yolum.. biraz tedirgindim.. ve korkak.. oysa ne okuldu amaç ne da arkadaşlar.. Son 10 yıldır, yılda bi kaç defa Adapazarına yaptığım sıradan bir akraba ziyaretiydi sadece.. O şehirde yeniden açılan ikinci bir kapı için toplanan Hayırlı Olsun kalabalığı..
Kimse zorla götürmedi beni aksine ben istedim özellikle benim evde olduğum bi gün gidilmesini.. evin yeni halini görmek istedim.. İnsanları görmek istedim.. 4yılımı geçirip sonra hızla terkettiğim şehri görmek değil cocukluğumdan beri gittiğim sıradan bi şehre yeniden gitmek istedim... Liseye dair tek düşündüğüm şey dershaneme gidip hala garip bi şekilde çok sevdiğim ve acayip bi sıcaklık hissettiğim öğretmenlerimi görmekti ama tatil gününe denk getirdikleri için gidemedim.. Bir yanım buna çok sevindi aslında ki zaten 'bi aksilik çıksa da gitmesek'cilerdendi.. bir yanım da üzüldü içten içe.. Sonra 'kısmet' dedi.. demekki böylesi daha iyiymiş..
Tedirgindim.. binlerce defa geçtiğim yollar geçmişimi vurursa yüzüme die korktum.. Ya düşman olmuşsa o şehir yeniden bana.. Gerçi.. beni en son ne zaman sevdi ki yağmurlarını üstümden çektiğinden beri..
Kitabıma gömdüm kendimi giderken.. bakmadım yollara.. Ta ki o şehre girdiğimi hissedip kafamı kaldırana kadar..
Camdan dışarı bakarken 8-9 yaşlarındaki idil vardı yanımda ve yıllar önce geldiğim şehir karşimda.. Şehrin her bir yanı değişmiş olsa da 10 senede ve ben bugun 18yaşında olsam da değişmeyen tek şey Adapazarına girişin bende yarattığı heycanmış aslında.. O söylerken en uzak gözüksede en yakınım en sevdiğim insanları görücek olmanın verdiği mutluluklumuş değişime katılmayan..Ve rahatladım bunları hissettikten sonra.. Karıştım kalabalığa..Sevdiğim insanların arasına.. Çocuklarla oynadım oynaştım.. Daha çok onlar benimle oynadı aslında.. İzin verdim tepeme çıkmalarına :)
Keyfimi babamın herzamanki halleri bozdu.. Sayesinde adapazarının Tek alışveriş merkezine gitmek zorunda kaldık.. Hele de o tatil gününde kalabalık olması kaçınılmaz olan alışveriş merkezine.. İnsan görmek istemedim.. gerildim..canım yanmadı yada korkmadım.. sadece sinirlendim.. babamın yaptığına sinirlendim.. oraya gitmek zorunda kalmama sinirlendim.. Neyse ki acelemiz vardi ve tek bi mağzaya girdik alıcağmızı aldık ve çıktık..
Ve hızla terk ettik o şehri karanlıkta...
Artık düşünmenin..görmenin.. yada hissetmenin canını yakmadığı unuttuğunu mu gösterir alıştığını mı?
Gördüğümde hiçbirşey hissetmediğimi farkettim son 4 yılıma dair.. Öss soruları gibi çikip gitmiş herbiri aklımdan.. unutmuşum yada alışmışım herneyse.. geride bi cocukluğum kalmış bir de çok sevdiğim insanlar...
mevzubahs
alışmak,
cocukluğum,
garip insan,
o şehir,
unutmak
Mimm!!
Günlerdir ilk defa nete girdiğim için biraz geç gördüğüm Paharos'un miminii ve cevaplamak istemekteyim..
Şu msnin eğlence sayfasındaki bir test.. esas mim konusu olan test Kimlere Aşık Oluyorsunuz?.. dogrusu bu testi daha önce bi iki defa yaptım ve farkettm ki her defasında farkli bi sonuç çıkıyo.. sanırım her seferinde farklı şıklar seçiyorum:D
buyurun sonuç :)
Sanatçı Ruhlu
Sizin ruhunuzda sanatçılık var. Bir manzara seyretmektense bazen size gerçeküstü bir manzara resmine bakmak daha fazla keyif verir çünkü sanat çoğu zaman gerçekten daha kusursuzdur. Genellikle hayalinizde bir karakter yaratırsınız ve önce ona aşık olursunuz sonra da gerçek hayattan biriyle karşılaştığınızda hayalinizdekine ne kadar benzeyip benzemediğine bakarasınız. Bu yüzden çoğu kez olduğundan başka gözüken kişiler size çekici gelir çünkü bu türdeki kişiler sizin hayalinizdeki kişiyi azçok algılarlar ve kendilerini ona benzer bir karakter olarak gösterirler. "Tanıdığımı sanmıştım" lafı sizin genelde ilişkilerinizin bitiminde kullandığınız bir sözdür. Sizin gibi sanatçı ruhlu ve sevmeye açık birinin kalbini kazanmak her ne kadar kolay olsa da bunu sürekli kılabilecek kişi hayalinizdeki mükkemel sevgiliyi unutturup size gerçekliğin güzelliğini gösterebilecek kişidir. Bu kişiyi tanıdığınızda onu hatalarıyla sevmeyi öğreneceksiniz.
Bu sonuca bi açıklama yapma gereği hissetmekteyim çünkü Ne tamamiyle beni anlatıyo ne de benden hiç birşey taşımıyo.. Sanatçi ruhlu bi insan fikri hoşuma gitti evet böyle bi insan olabilirim hayalinde bi insan kurup ona aşık olan sonra da herkesi ona benzetmeye çalışan bi insan değilim ama .. Yeni en azından bu kadar saplantılı değilim:D
Bu paragrafta 'İşte ben!' dedirten bi cümle varsa o da koyu yazarak belirttiğimdir.. Ve 'İşte RDm!' :)
Elbette ki bende bir testle kalmadım.. İçlerinden bi kaç tane daha seçtim, yaptım ve 'hakkaten bildi bu msn' dediklerimi sizlerle hemen şimdi şuracıkta paylaşiyorum.. :)
2009'da Sizi Neler Bekliyor?
2009 Size Göz Kırpıyor ( inŞallahh!!=))
2009 sizin için bir geçiş yılı olacak. Bu yıl atacağınız her adım daha sonraki yıllara hazırlanmak için atılan ufak adımlar olacak. Bu ufak adımlar o kadar önemli ki ileriki yıllarda 2009 diye bir yıl yaşamamış olsanız hayatınız köklerini kaybetmiş gibi olurdu. Daha açık bir dille söylemek gerekirse 2009 sizin için, bir bebeğin ağzından çıkan ilk kelime gibi en değerli ilklerinizi yaşadığınız bir yıl olacak. Daha önce aklınızdan bile geçirmeye cesaret edemediğiniz hedeflerin aslında ne kadar yakında ve ne kadar kolay erişilebilir olduğunu farkedeceksiniz. Elinizdekilerle yetinmeyi bilen bir yapınız olduğu için ve hiç bir zaman olmayacak hayallerin peşinden koşan melankolik bir yapıya sahip olamdığınız için adeta 2009 size ödül veriyor gibi görünüyor. Bu yüzden bu yıl, siz isteseniz de istemeniz de her anlamada hedeflerinizi büyüteceğiniz bir yıl olacak. Çünkü 2009’da bu hedeflere doğru atılacak ilk adımlar kendiliğinden oluşacak, sizin tek yapmanız gereken bu fırsatları değerlendirip, ikinci adımı atabilmek için gerekli düzeni koruyabilmek. Yeni yılın ikinci ayıyla birlikte yaşayacağınız ufak değişiklikler size tüm bunların ne anlama geldğini anlamanızda yardımcı olacak. Tanışacağınız kişilerde, gireceğiniz ortamlarda, karşılaştığınız ilginç olaylarda yüzünüzde hep şaşkın bir gülümseme farkedeceksiniz, işte o zaman 2009’un size daha çok süprizi olduğunu farkedeceksiniz. Yıl boyu bu küçük süprizlerin tadını çıkarın çünkü 2009 size gülümseyerek göz kırpıyor.
Siz Hangi 'Şehir'siniz?
İstanbul
Siz tam anlamıyla bir “İstanbul”sunuz. Eğer İstanbul’da doğduysanız bu sizin için adeta bir şans demek, çünkü zaten başka bir şehirde mutlu olmazmışsınız gibi bir duruşunuz var. İstanbul hiç bir zaman öngörülemeyen karakterdedir, gizemli, cazibeli, büyüleyicidir, tıpkı sizin gibi. Hem geçmişinin izlerini taşır hem bugünü tüm realitesiyle yaşatır. Kim neyi görmek istiyorsa İstanbul’da onu görür. Tanımak, tanımlamak zaman alır. Tüm bunlar da size has özellikler değil mi? Siz nereye giderseniz gidin denizinin kokusuyla, sokaklarının sesiyle, mavi rengiyle İstanbul sizi geri çağırır ve siz bu çağrıyı kulak ardı edemezsiniz. Çünkü siz zaten "İstanbul"sunuz.
Görsel Algınıza Göre Karakter Analizi
"İyiler Kazanır" Diyenlerdensiniz
Sizin için önemli olan hayatta çok başarılı olmak veya kariyer yapmak değil sadece yaptığınız işin ve kurduğunuz ilişkilerin kalitesidir. Sizin için kazanmanın birincil anlamı insan kazanmak demek. Hayatta en büyük korkunuz "yanlış anlaşılmak" ve "kalp kırmak" bu ikisi sizin korkulu rüyanız adeta. Başkalarını üzmemek için zaman zaman kendi kendinizi zor durumlara soktuğunuz bile oluyor ama her defasında buna değdiğini düşünüyorsunuz. Çünkü daha önce de dediğimiz gibi sizin için kazanmak demek, insanların kalbini kazanmak demek.
Evliliğe Hazır mısınız?
Evlilik sizin için sıradışı bir durum değil
Evliliği olağan bir süreç gibi görüyorsunuz, genelde hayata bakış açınızda kesin yargılar olmadığı gibi evlilikte de katı ve aşılmaz yargılara sahip değilsiniz. Bu olgun tavırlarınız sayesinde hem kendinizi hem etrafınızdakileri rahatlatıyorsunuz. Detaylarda boğulmadan genel resmi görebilme yeteneğiniz sayesinde başkaları için kabus haline dönüşen bir çok durum sizin için mantıklı kararlarla aşılabilecek geçici dönemler haline geliyor. Kısacası siz eğer evlilik yolunda bir adım atmaya karar vermişseniz hayatınızı birleştireceğiniz doğru kişiyi bulmuşsunuz demektir ve geriye kalan ayrıntıların bir önemi yoktur.
Gerçekten Mutlu musunuz?
Olmasını istediğiniz gibi bir hayatınız var ve çok mutlusunuz
Hayatınızdan kesinlikle çok memnunsunuz, her günün size yeni birşeyler getirebileceğine inanıyorsunuz. Küçük şeylerden mutlu olmayı başarabiliyorsunuz ve istediklerinizi saplantı haline getirmek yerine sahip olduklarınıza şükür ediyorsunuz. Herşey her zaman istediğiniz gibi gitmesede bunu çok büyütmüyorsunuz ve geleceğe umutla bakmayı başarabiliyorsunuz.
İşte böyle...
Sıra geldi topu yani mimi her zamanki gibi Haydutlarım Bir Kelebeğin Önünde Diz Çöker'e atmaya.. Geçen sefer fotoğraf çekemedin diye affetim ama bu sefer Test sonuçlarını bekliyorum haberin olsun;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



