28 Aralık 2008

UGDOS

1.Ulusal Genetiği Değiiştirilmiş Organizmalar Sempozyumu için ODTÜ'deydim geçen hafta cumartesi günü.. İlk seminerimdi..Çok hevesliydim ama üzülerek itiraf ediyorum ki çok sıkıldım.. (burayı da iyice itiraf duvarına cevirdim :S ) Neyseki ilerde işe yarıyabileceğine inandığmız bi sertifika vardiler de sempozyumu kurtaran o oldu.. Gerçi sertifikayı daha girerken vermeleri seminerin 2.oturumunda salonun yarısının boşalmasına sebeb oldu olsun.. Biz de, kulağmıza 'çıkışta sertifika onaylancak' gibi yanıltıcı ve bütün günü ODTÜ'nün koltuklarında uyuyarak geçirtici bi söylenti çalındığından salonun kalan yarısına dahildik 3-5 arkadaş.. Allahtan koltuklar pek rahattı..

Aslında hevesim seminere değildi.. konusu daha çok tarım olan -ki hiç ilgi alanım değildir- seminerde sıkılıcağmı biliyordum..

Tek derdim yıllar sora yeniden Ankara'ya gitmekti.. Ankara'yı çok sevdiğimden deil ama yanlış anlaşılmasın.. Anılarımı çok sevdiğimden.. Ankara yolculuklarımı özlediğimden.. Çok mu güzel çok mu eğlenceliydi her biri.. sahte dostlar.. yalnızlık.. kandırmacalar..
Ortaokul yıllarım önce Ankara.. Hep 2.likle dönülen Türkiye Şampiyonaları, Gençlik kupaları.. 'yine hakkımızı yediler' haykırışları.. Ve daha bir sürü şey.. Bi son gidişimin dünüşü hafifce gülümsetir beni.. Yol hiç bitmesin isteyişlerimiz gelir aklıma.. Ah çocucukluğum.. Sözde yaralarım..
Ve lisemdir Ankara.. Nisan başı.. 2006.. zincilerinden kurtulmuş ve ilk defa özgürlüğün tadına varmış Tt düşer yollara.. Yeni yeni kararmaya başlamış.. üstünde kendi imalatı gururla giydiği tshirtü.. Bu kez amaç ünivetsite gezileri.. İlk gidilen yer ODTÜ.. o devasal mekana, yemyeşil çimenlerine duyulan hayranlık.. 'Hocaaamm!! Bırakın bizi burdaa!!' 41 saat süren uykusuzluk.. Yol boyu yerine oturmayan hep ayakta hep konuşan hep bagıran insan.. ben..
Oysa hiç de yaşancak gibi değilmiş ODTÜ kışın.. rengi soluktu bu defa, ağaçlar çıplak etraf cansız.. Onların koca kampüsü varsa benim İsTanbuLum var!!

Bu kez gitme amacım da yeni hatıralar edinmekti Ankara yollarında.. Sabaha kadar süren yolculuk.. seminer.. ve ardından bir geceyi daha sabaha bağlayan geri dönüş.. Cuma sabahı uyandım..sonra pazar sabahı Ttli bir kucakta yumdum gözlerimi.. :) Ve harika bi haftasonu geçirdim..

Cuma gecesi 11de Taksimden kalktı otobüs.. Yolun yarısında en önce şöförün yanında yerde mekan yaptım kendime ve muhteşem sesimizle sabaha kadar uyutmadık otobüstekileri.. En çok şöförün işine yaramış olcak ki dönüşte artık herkesin sızdığı vakitlerde söför hala bana seslenmekteydi.. 'İdil uyumadın dime?? Uyuma İdil lazımsın sen bize?' :D O gece dağıtcağından en çok korkulan ben hepsinden sağlam çıktım adam bi bana güvendi tabi:D ben bile şaştım kendime ;P
cumartesi akşam 11de Kızılay'da başlayan yolculumuz da sabahın 6sında Taksim'de son buldu.. Taksim meydanında sabah ezanını dinleme şerefine de nail oldum ya.. daha ne isterim..:)
Ve İstiklalden -o saatte- akın akın gelen insanlara şaşkın, uykulu,yorgun ama bi o kadar da halinden memnun Ttnin yolculuğu edinilmiş yeni anılarla, sıcak bi yatakta son buldu.. :)

27 Aralık 2008

Okülerimin ucundaki hayat belirtileri (2)

'haFtamın okulda geçen en güzel saatleri' olarak sıfatlandırılmayi hakeden nacizane Temel ve Moleküler Biyoloji Uygulama derslerimden ara ara bahsetmeye ve gördüklerimi-görebildiklerimi- fotoğraflayıp paylaşmaya karar verdim.

Geçtiğimiz iki hafta boyunca konumuz bölünmeydi.. İlk hafta Allium Cepa namideğer soğan zarı üzerinde hazırlanmış preparatlarda mitoz bölünme evrelerini gözledik.. Tabi ben ilk olarak gözümün önünde hücreler hızla bölünücek sandım lakin öyle değilmiş.. preparattaki onlarca hücrenin içinde yalnızca bir kaçı mitozun çeşitli evrelerinde bulunuyor.. Siz de okülerinize yapışıp Allium Cepa üzerinde keşfe çıkarak onları buluyorsunuz..

Mitoz bölünme, hücrenin kendi genomunu eşleyerek genetik yapısı birbirinin aynısı 2 hücre oluşturmasıdır.
Ardarda gelen 2 mitoz arasında hücre, interfaz denilen evrede bölünmeye hazırlanır ki bu evrenin bizim elimizdeki mikroskoplarda görülmesi mümkün değildir..

Mitozun ilk evresi profazdır.. Çekirdek zarı ve organellerin eridiği bu evreyi diğer sıradan hücrelerden ayırt etmek biraz zor olsa da dikkatli bakıldığında kromozomlar, hücrenin içinde düğüm olmuş bi ip gibi karişik bi şekilde size sırıtıyorlar.
Ben bu fotoğraf karesine net gözüken 3 farklı evre sığdırabilmişim ancak.. Arada bi iki profaz da görür gibi oldum ama kendim emin olamadığımdan işaretlemedim..

Metafaz kardeş kromotitlerin ekvatoral düzlemde sıralandığı evredir. Bakınız fotografta siyahla işaretli olan hücre metafaz geçirmektedir..
Kardeş kromotitlerin zıt kutuplara doğru çekildiği evre ise fotoğrafta gri ile işaretlenmiş hücrenin geçirdiği Anafaz evresidir. Hatta ortada ovalimsi işaretlenmiş olan hücrenin içinde bulunduğu evre, tarafımdan abartılıp anafazdan telofaza geçiş evresi olarak da adlandırılabilir :)
Son olarak kırmızıyla işaretlenmiş hücre Telofaz evresinin sonlarında bulunmaktadır. Kromozomlar tamamen kutuplara çekilmiş, etrafında çekirdek zarı ve organaller yeniden oluşmuş ve hücre boğumlanmaya başlamiştir.

Şimdi şuanda küçük bi itirafta bulunmak istiyorum.. sanırım ortaokuldaydık.. Bu mitozun evrelerini bize, Profösör Mete Anasına Telefon etti şeklinde tam da Mete Işıkara'nın deprem baba olarak iyice ünlendiği zamanlarda öğretmişlerdi.. Bunu sölemekten utanıyorum ama hala mitoZun evrelerini bu şekilde sayıyorum içimden :D Yoksa mümkün diil hatırlayamıyorum sırasını.. Mesela biri pat diye 'anafazda nolur?' die sorsa cevap veremem.. Önce sayarım içimden kaçınci evreydi neyden önce neyden sonraydı falan ordan al oraya bağla çıkarırım zorla.. Bilmem yoksa evre falan hiç ezberden:D Derste de 'Buldum buldum bişiler' die bağardım da bilemedim hangi evre hangisi kıvırdım hocaya 'hocam minicik zaten net gözükmüyo anlayamıorum' diye :D
Bilinç altima işlemiş nadide cümlelerden biridir malesef 'Profösör Mete Anasına Telefon etti' ...

Yıllardır içimde sakladığım şeylerdin birini şuracığa salıverdikten sonra kişisel bilinçsel şeylerimi bi kenara bırakıp esas konuma geri döneyim..

Aslında, dersin en problem kısımını olurşturan 'mikroskopta görüğünü çiz' komutunun sonucu olarak ortaya çıkmış çizimlerimi de tarayıp koysam olurdu ama kendimi daha fazla rezil etmeyeyim.. zira hoca yeterince dalga geçti:D

bu hafta da mayoz bölünmeydi konu.. Önceki hafta birşeyler görebilmiş olmanın verdiği rahatlik uzun sürmedi mikroskop başında..latince de Lilium adıyla anılan bildiimiz zambak bitkisinden hazırlanmış preparatlar kıttı bence ki benimki gene iyiydi bikaç Mayoz2 evresi yakaladım..

Mayoz bölünme 2n kromozomlu ökaryot bi hücrenin bölünerek 4tane n kromozomlu hücre oluşturmasıdır ki bu hücreler genelde gamet hücreleridir ve mitozdaki gibi birbirlerinin aynısı değildir.Mayoz bölünmenin amacı üremede kromozom sayısını korumak ve çeşitlilik sağlamaktır.Mayoz1 ve mayoz2 olark iki bölümden olurşur.. çeşitlilik meydana getiren olaylar mayoz1de gerçekleşir ve kromozom sayısı yarıya iner.Mayoz2 de aslında klasik mitozdur.

Mayoz1 gerçekte mitozdan farkli olmakla birlikte kullandığımız mikroskoplar elektron mikroskopu kadar gelişmiş olmadığından -yani uzaktan- mitozun aynısıymış gibi gözükmekte.. Bu sebepten mayoz1le hiç ilgilenmedik direk 'mayoz2 geçiren hücre' avına çıktık..

Yan tarafta gördüğünüz mikroskopta ilk yakaladığım hücrenin bi benzeri.. ''Hocaamm! burda tetrat var ama bunların 3lüsü de var 4lüsü de:S'' Biliyorum adı üstünde Tetrat 3lü olamaz ama hücre bu belki mutasyon geçirmiştir olamaz mı:D Ya da biri diğerinin arkasına saklanmiştır hücreciklerin benim ilk gördüklerimde olduu gibi:D Ben aradım taradım sizin için en net en güzel tetratı buldum ve ölümsüzleştirdim :) Tetrat hücrenin mayozun sonuna gelmiş hali.. n kromozomlu 4 hücre birarada kardeş kardeş takılıoyorlar gördüğünüz gibi aralarındaki bağları koparmamişlar:P
Bu gördüğünüz de Tetrattan bi önceki evre olan Telofaz2 geçiren bi Lilium hücresi..

Mitozda gördüğümüzden farkli olarak bi hücre içinde iki hücre mitoz geçiriyomuş gibi gözükmesi yada gerçekte gerçekten öyle olmasi..
Benim mikroskopta tetrat ve telofaz2den başka bişey yoktu pek varsa da ben seçemedim:D
Başka mikroskoplardan diğer evreleri de gördüm lakin hiçbiri beni tatmin etmediği için fotoğraflamadım..

Zaten bunları çekmek için bile makineyle baya cebelleştim.. Çizimi falan bırakıp fotoğrafla uğraştım.. Hoca artık alışmış yada-alışmak biraz iyimser kaçıyo- bezmiş olucak ki çizimlerimizi tek kelime etmeden imzalayıp gönderdi:D

Ve bir Temel ve Moleküler Biyoloji Uygulama dersi de böyle bitti..
Oküler ermiş muradına Genetikçiler çıksın kerevetine:P

dipçik bir not: biyoloji dersi niteliği taşiyan bilgiler için yanlış bişey olmasın diye netten biraz kopya çektim.. affınıza:)

25 Aralık 2008

...

İsTanbul'dan, tarihi eser okulunun çağa uygun nadir mekanlarından olan bilgisayar laboratuarından, bilgisayar dersinde 'word' dinlemek yerine seslenmekte Tt:

'HEEEYYYY!!! Blogummm.. Blogcumm.. Okurum.. yazarım.. Özledim Sizi bea!! '

6 Aralık 2008

odamdan bir köşe...

Pharos'tan yeni bir mim gelmiş bana.. merak edilen şey nasıl bi ortamda blog yazdığımızmış.. buyrun efendim.. bi kaç sene önce; çalışmak, okumak, yazmak diil sadece yaşamak için düzenlenmiş alanımdan bir köşe..

Bu kadar parlak ve aydınlık görünmesinin tek sebebi fotoğraf makinasının flaşı.. yoksa yaşam alanımın bu kadar aydınlık olmasi pek mümkün bişey değildir, hiç bi ışıklandırma sistemi bunu başaramaz:)
Hep biraz basık biraz loştur..
Bilgisayarımın çevresinde fazla ışığı sevmem Ekrandan gelen ışıkla pek iyi anlaşıyoruz zaten:)

Bu köşe odamın en çok vakit geçirdiğim köşesidir aslında.. ama küçük bi sorun vardır ki sadece benim değil 'herkesin vakit geçirmesine açık' bir alandır burası.. 'Benim' olsa da hiçbir zaman 'sadece bana ait' hissedemediğim kocaman bir alan.. zaten yıllardır sadece tatillerimi geçirdiğim dört duvar arası(bu cümle bi 'isyan' belirtmemektedir!!) ..

bLog yazarken ekstra bi durum oluşturmam bilgisayarım ve çevresinde.. kapım herzaman açıktır sadece gece belli bi saatten sora kapanır içeri bilgisayarımın o bülbül sesi içeri sızmasın diye:P
tEk oturumda bitiremem hiç blog yazılarımı.. saatler sürer.. bazen başlar bırakırım sonra devam ederim.. Aynı anda birden fazla şeyle ilgilenirim genelde.. Yazmak istedikten sonra her koşulda yazarım zaten:)

Çok kalabalıktır yaşam alanım..O komidinin üstünde gördüğünüz civicivimsi şey komidini çok sevdiğinden tünememiştir oraya mesela..Sonradan geldiinden kendine başka yer bulamamiştir sadece.. Evden herkesin birşeyleri vardır burda.. bilgisayar, odayı 'ortak kullanım alanı' yapan en büyük etkendir tabi evde bilgisayar kullanan tek kişi olmamamdır bu etkenin özü.. geniştir.. oturmaya, misafir ağırlamaya müsaittir.. Bi gün sizleri de beklerim;)

Bunları yazarken farkettim de..
Bi kızın kişisel alanından çok oturma odasına benziyor oda..içeri girdiğinizde bi kıza ait olduğunu anlamak bile güç..

Odayı bi hevesle bu şekle soktuğum günler geldi aklıma.. Hüzün yaptım şimdi.. Buraya hiç doyamadığmı farkettim.. ve hiç tamamen sahip olamadığmı..

Neyse.. mimi daha da amacından saptırıcam devam edersem.. En iyisi burda kesiyim.. İşte nacizane yaşam alanımın Blog okuduyup yazdığım köşesi..


sıra geldi mimimizi devretmeye.. Kaldırım cocukları elim sende:)





29 Kasım 2008

zamana karşı..

Anlatıcak ne çok şeyim var aslında.. koskoca 2 ay olucak neredeyse blogla uğraşmayalı.. adam gibi yazmayalı.. Ve o kadar çok şey oldu ki bi anda hayatımda hala şaşiyorum duruma..

Tam 8 hafta doldurmuşum isTanbulda.. 8 hafta diil 8asırdır ordayım sanki.. Öle bi işlemiş ki içime.. Öyle bi sevmişim ki.. Ne milletin şikayet ettiği trafiği umrumda ne kalabalık.. Sevgiyi kucaklayip döndüm mü yüzümü maviliğine geride kalıyor tüm karmaşa.. Hava karardıktan sonra köprünün ışıkları yetiyor sarhoş olmama.. bakma ışık da köprü de bahane aslında..

Nasi geldi cumalar hızla ve ne zaman bitti bir hafta daha anlamadım hiç.. Elimde yastığım yorganım bavulum dolaştım oda oda 5 katli bi binada ilk haftalarda.. Çeşit çeşit insan tanıdım..Türkü makedonu kırgızı moldovyalısı müslümanı alevisi her türlüsüyle kaldım 3 gün 5 gün.. Sonunda yurtkur bana da güldü de topladım bavulumu yepyeni bi mekana taşındım 3 hafta önce.. Rahatladım.. Özenle yerleştirdim dolabımı ve kaldırdım bavullarımı..

İlk vizelerimi bile bitirdim de geldim bu hafta eve.. vize haftası çok yaradı o alışveriş merkezi senin bu tiyatro benim gezdim.. Arada çalışmayı da ihmal etmedim ama o kadar da tembel bi öğrenci diilim sadece gezmeye biraz fazla alıştım.. Aynı odada aynı insanlarla uzun süre kalmaya alişkin olmadığım için heralde.. sürekli mekan değiştirme ihtiyacı hissediyorum.. Bende atıveriyorum kendimi sokağa..Başka bişeyden değil yoksa:D

Şikayetçi diilim aslında hızla akıp giden zamandan.. O akıyo, ben koşuyorum peşinde, yakalıyamıyorum gibi bi durum söz konudu değil çünkü.. Aksine ben koşuyorum biraz galiba.. dolu dolu geçiyo günlerim.. MuTlulukla.. huzurla.. sevgiyle.. aşkla.. =)

okülerimin ucundaki hayat belirtileri..

beyaz önlüğümü giyip girdiğim ilk uygulama dersimde okülerimin ucundaki ilk görüntüm klasik ama aslında ilk defa bukadar güzeldi..
'Hücre' konusunun demirbaşıdır soğan zarı.. tahtaya çizilir mikroskopta ilk ona bakılır hatta yazılılarda itinayla sorulur.. Ben de üniverstedeki ilk mikroskop deneyimimin soğan zarı olucağnı öğrenince başta hayal kırıklığı yaşamış olsam da gördüğüm şey sanki herzaman gördüğüm soğan zarı değildi.. Kendi hazırladığım preparatım ve kendi kurduğum mikroskopumla daha hoş bi hal almıştı sanki..Ve özenle çizdim mikroskopta gördüğüm şeyi.. 'ya ressammı olcem ben genetikçi olcem nie çizioz ki?' dedim ama paşa paşa özene bezene cizdim valla:)

Alışmışım lisede her türlü elektronik, teknolojik alet; telefon, fotoğraf makinası vb.. yasağına hoca 'geçen yılkiler fotoğrafını da çekmişti gördüklerinin' diyince şaşirdim önce.. 'Çekiliyo muuu??' die sordum.. Kim bilir ne düşündü hoca hakkımda Biraz şapşalcaydı halim.. Ayıldım ve fırladım yerimden.. her daim yanımda taşıdığım fotoğraf makinamı çıkardım.. dayadım okülere.. 'Aaa çekilio hakkaten..!!' verdiğim ikinci şapşal tepkiydi.. Ve bir soğan zarının hücrelerinin ölümsüzleştirdim..

Ardindan ikinci preparatımı hazırladım.. Elodea bitkisi.. Daha önce duymuştum adını ama böle harika bi görüntüyle karşılaşacağmı tahmin etmemiştim..
Şu gördüğünüz Elode bitkisinin genç yaprak hücrelerinin 400kat büyültülmüş görüntüsü.. içlerindeki yeşillikler klorofil pigmentleri ve dikkatli baktığınızda onların hareket ettiğini görebiliyorsunuz.. Neden bilmem acayip büyüledi bu görüntü beni.. dönüp dönüp bi daha baktım.. Sora çizdim özenle yine.. her ayrıntısıyla.. Tabi sonra da fotoğrafını çektim heyecanla.. Herkese göstermek istedim.. Kimse benim kadar ilgi duymadı elbette ki..

3.preparatımız agız içi epitel hücresiyle hazırlanacaktı.. Lamınızı alıyorsunuz ve ağzınızın içine mümkünse yanağnız kenarına yada dilinize sürterek epitelinizi alıyosunuz.. Ben dilimden denedim 2 kere bişey bulamadım.. Derse girmeden içtiğim sıcak çayın epitellerimi öldürmüş olmasından şüphelenerekten diğer mikroskoplardan kopya çekerek çizdim ve çizimlerimi imzalattım.. E elalemin Ağız içinin epitelini de çekmiyim dedim..

İlk laboratuvar dersim böyle geçti.. sonraki haftalarda da değişik hücrelerin su kaybedip büzülüşünü sora su alıp şişişini izledik.. Kan aldık birinden (o biri olmayı çok istedim ama hoca beni istemedi) sora onun kan hücresini parçaladık.. önce patatesin sora da üzümün suyunu çikardık bi hafta da..

her hafta bi iki saatim mikroskop başında geçiyor.. o iki saatle seviyorum bölümümü.. okülerin ucundaki hayat belirtilerini seyrediyorum.. muTtlu oluyorum...

28 Kasım 2008

yeNi blogumun ilk mimi..

girip de haftanın analizini yapiyim iki çizik attırıyım bloğuma derken bi de baktım ki Pharos aplamdan mim gelmiş.. '' garip Huylar''
bEni biraz zorliycak ama aklima geldiği kadar artık..



*En sevdiğim şeyi genelde en sona bırakırım ki tadını çıkarıyım.. yemeğin en sevdiğim kısmını sona saklarım, en sevdiğim insani en son öperim(çok özlem duyduğum durumlar hariç;)) gibi..Çok sevdiğim bişei çok yavaş yerim bitmesin hemen die bazen de günlerce yemem..

*Aynı mantikla bana en zor geleni önce yapip kolayı sona saklamayı tercih ederim..

* uyum.. Bunu biraz hastalık olarak da tanımlayabilirz aslında ama.. üstümdeki başımdaki tepeden tırnağa uyumlu olamali.. hatta mümkünse saç rengime kadar.. giydiğim çorabın rengi o gün ayağımdaki ayakkabıyı çikarmicak bile olsam kıyafetimin rengine hatta mümkünse üstümdeki tshirt kazak vs.. rengine uymali.. Nolur nolmaz..

* bi rafta bişiler diziliyse onlar ya tam simetrik yada tam asimetrik olmali.. mutlaka kendimce bi düzeni olmali.. Hatta birden fazla gruplamayı içinde barindirmali.. şöyleki, mesela kitaplarım hem boy sırasına hem yazarına hem de türüne göre aynı anda 3 kriterde sıralanmali.. olmadi mi kafayı sıyırırım..

*kendi odamın, dolabimin dağınıklığına ve karişikliğina rağmen özümde düzen hastasi bi insan olmam en garip huyum kategorisine girebilir sanırım..

*yemeğe tuz biber yada çaya kahveye şeker atarken önce az doldururum kaşiği sonra biraz daha az sora biraz daha.. bi kerede atsam dolu bi kaşık etcek ve yeticek belki ama yok olmaz.. bazen bi kaç kristal tuz şeker bişi dökülse de kaşiktan illa onu 3e 5e tamamlicam..

*dışardan sıradan gibi gözüken insanların yiip içtikleri yada ne biliyim çöp diye attıklari şeyleri saklarım.. hatırası vardır.. misal 3senelik leblebi tanesi, şeker, kırılmış erik çekirdekleri vs..

* bişeyi unuttuğumda hafızamı geri sarıp yeniden yaşayarak hatırlamaya çalişirim.. mesela odaya geldim aklima bişi geldi gidip anneme söylicem.. o arada aklımadan binbir türlü şey geçebilir kafası yoğun bi insanım normaldir.. odamdan çikip annemin yanına gidene kadar ne diceğmi unuturum.. Ben sana bişi dicektim ama der arkamı dönerim.. odama doğru yürürüm.. bi önceki odama yönelişimde neler düşündüğümü hatrlarım.. tekrar ederim.. odamın kapısına gelirim olmassa geri dönerim hatrlayana kadar koridorda volta atarım ve genelde çok sürmeden hatırlar anneme koşarim..

*bi kelimeyle hafızama dalıp onlarca şey hatırlayabilicek bi insan olduuğumdan bazen konuşurken neden konuştuğumuzu unutur alakasız şeyler anlatmaya başlarim..( bana göre bi bağlantısı vardır ama konuyla alakası yoktur) Laf lafı açar durumu biraz da.. bu durumda da aynı taktiği uygular hafızamı geri sararım.. 'bunu dedim ondan önce bunu konuşmuştuk oraya burdan geldim heh hatırladım aslinda bundan bahsedioduk..' gibi:)

*tarihleri günleri olayları birbirleriyle bağlantılandırarak hatırlarım.. kafamda bi zincir kurarım tek bi günle bi sürü olay anı alakalı alakasız onlarca şey anlatabilirm.. çorap söküğü misali ardı arkası kesilmez.. gören hafızam çok kuvvetli zanneder oysa benimki sadece anılara çalışır..

*telefonun sesi açikken ve çalsa duyabilicekken bile sürekli telefona bakarım bi beklentim varsa.. duymamam imkansiz gibi gözüksede hiç bişi imkansız diildir bence..

*ya çok konuşurum ya da hiç konuşmam bi ayarım yoktur.. Hayatı uçlarda yaşamaya başladim iyice:)

*Çok güzel cümleler duyduğumda konuşamam karşilik veremem.. bende güzel şeyler düşünüyo olsam bile söyleyemem.. Hem benim söliceğim kelimeler hislerimi tamamen anlatamicak die korkarım hem de karşimdaki söylediği cümleler karşisinda ayıp olmasin die söylüyorum sanar die..

*biri bişei yap derse yapacağım varsa da yapmak istemem çünkü yap dendi diye yaptığmı zanederler diye korkarım.. Misal.. Birine kötü bişi yaptım özür dilemelisin idil derim.. yeltenirim.. o arada ordan biri gelir özür dile bilmem kimden hadi git der ve gidip özür dilemekten vazgeçerim.. Göster bakiyim amcalarına şeyini gibi bişi bu benim için..

*yazı yazarken yazdıklarımı döner döner tekrar okurum.. acaba bunu beğenirler mi? saçma mi oldu? bilmem kimin yazdığına benzedimi acaba ondan kopya çektiğimi düşünürler mi? gibi gibi bi sürü soru sorarım kendime şuan olduğu gibi..

bi kısmı hastalık bi kısmı takıntı tuhaf huylar.. herneyse işte.. Aklıma gelmio pek bişi insana sorulunca aklına gelmez ya öle oluyo işte.. Aslında garip huylarını okuduğum insanların garip huylarının arasında ''Aha aynı beN!'' dediğim şeyler oldu ama onları yazmamaya gayret ettim hem kopyacı gibi hissetmemekten hem de artık onların pek garip olduunu düşünmediimden.. Ee iki kişinin bildiği sır nasi sır değilse bi kaç insanın sahip olduğu garip özellik de garip özellik diildir dime =)

Geldik olayın en zor kısmına.. Mimliycek bi insanım var mı bakmalıyım.. ben çok insan takip ediorum ama bunların kaçi beni takipte.. bi önceki blogumdaki mimimi de aynı tereddütle attığım ve karşiliğini aldiğim Kaldırım çocuklarına gitsin mimim.. Hadi bakalım.. :)

19 Kasım 2008

yine yeni yeniden....


hayat yeniden başladi parlaklaştı evren biRden.. Seninleyim.. muTtluluk kalbimde çözülmüş.. ulAşamaz bana yaNlış sesler... sEnleyim.. rüYadan farksız..

son 3 haftadır, aklimda.. dilimde.. yüreğimde.. deli gibi tekrar eden sözler bunlar.. hiç durmadan.. bıkmadan.. usanmadan..
içimdeki kelebekler uçuşuyor kuşlar cıvıldaşıyor söylerken.. huzurlu mutluluğu tatmış bir çocuk, bir genç kız ile koca bi kadın dans ediyorlar karşılıklı.. bir uçurtma salınıyor yüreğimden İstanbul'un mavisine.. yüreğim.. yüreğim sarhoşluğun tadına varıyor... ..


O belli belirsiz.. umarsız gidişimin ardından başıma gelen harika şeyler bunlar..
Gitmeden önce belirsizliğinin içinde kaybolduğum İstanbul öyle güzel karşıladı ki beni.. tek başima taramvay yolunu takip ederek bulduğum galata köprüsünün ayağında..
karaköyde açtı bana kucağını.. tüm korkularımı, endişelerimi, sıkıntılarımı aldı yine o kucak ve usulca denize bıraktı..

Hatalarımla yüzleştim, sevgim için savaştım bu kez kaçmadan.. hatamı kabul ederken eğdim yanlızca başımı o gün.. Ve özgür bıraktım yüreğimde sakladığım o kocaman sevgiyi yeniden..

köhne bi binadan koca bir şehre yayıldı sevgim.. hayranlığım..mutluluğum.. huzur tekrar kapımı çaldı o kucakla..

sıyrıldım tüm kalıplardan..imkansızlardan.. aslalardan...

Ve hayaT yeniden başladı.. :)