Bazen sonsuza uçup gider kelimeler.. Bulamazsın.. Aklından aynı anda onlarca düşünce geçer.. Tutamazsın.. Ve duramazsın da yerinde.. Aklından geçenler binip birkaç kelimenin üstüne ucup gitmedikçe dilinden, tıkanır boğazına.. Rahat bir nefes alamazsın..
31 Mart 2012
Yarın YGS günü.. Ve benim tecrübeyle sabit söyleyecek şeylerim var..
22 Mart 2012
Bazıları için sahne kırmızı bir perdedir.. 'iki Kalas bir Heves..
Bazılarının ise ‘buz’dandır sahnesi.. İki çelik üzerinde.. Biraz soğuk.. Spot ışık..
Adımını attığın anda sen, artık sen olmaktan çıkar başka bir dünyada yeniden var olursun.. Hem de her defasında.. Sonra tam buraya geldiğinde tarif etmekte güçlük çekersin.. Çünkü o, sonucu ne olursa olsun, hayatında yaşadığın en büyük heyecandır.. Birkaç dakikadır o ‘sahne’de kaldığın süre.. İçinde büyüttüğün gurursa bir ömür…
Neyse başa dönelim..
Bugün tiyatroya gittim çok belli dimi??
İstanbul Efendisi..
Her defasında yazamıyorum böyle... İçimde biriktiriyorum cümlelerimi sonra bencillik ediyorum.. Ya da öyle büyüyor ki içimde...
Zaten her defasında kocaman bir boşluk..
Sanırım bu hayatta en çok onları kıskandım ben.. Tiyatro sahnesindeki insanların yüreklerinden yüzlerine yansıyan o tatlı heyecanı.. Onların sahnede eğlenerek dans ettiklerini, şarkı söylediklerini görmek..
Ve hiç bir sanatçıya sarılmak istemedim onların boynuna sarılmak istediğim kadar..
Sonra kendime dönüyorum... Benzer heycanların tadına varmış olmasam bu kadar etkilenmezdim heralde..
Ve tüm bu 'kafa tiyatrodan sarhoş' halimin üstüne bir mesaj gelmeseydi, gün böyle bir geceye bağlanmazdı bence..
Bir yanda eski kulübün yeniden -bu kaçıncıya- kurmaya çalıştığı takımdan, en olmayacak insandan gelen o yapmacık 'Bize katılır mısın? Gelsen ne güzel olurdu'lar... Bir yanda en eski takım arkadaşlarımdan birinin İstanbul'da toparlamaya çalıştığı başka bir takım ve 'Şuanda bir takımda mısın?'lar..
Bir yanda okul.. Genetik.. Aöf.. ÖSYM..
Bir yanda söz konusu insanların hazırlanmaya çalıştıkları, nisanın -aynı zamanda vizelerimin- ortasında yapılacak olan yarışma.. Kan çekiyor...
Ortada adam gibi birşey olsa aslında hiç düşünmem.. İzmit'i yokladım.. Kraldan çok kralcılar sonunda yolunu bulup başa geçmiş.. hala ortada bir iş yok.. İstanbuldan da adam eksiğine çağırıldığıma göre, ordan da kolay kolay iş çıkmaz..
Ama durun.. Şu idil bi mezun olsun da.. (Nolcaksa mezun olunca..)
Neyse o zamn görüşücez seninle..
10yıl sonra milli olduysam 20 yıl sonra da başarılı bir antrenör olabilirim.. Neden olmasın??
Ama önce bir mezun olayım da şu okuldan kurtulayım..
15 Haziran 2011
"Sınavadan Bir Gece Öncesi Sendromu"
bir tablet Kahve Dünyası -Dia’dan ‘bir alana bir bedava’ olarak alınmış ki Dia kartım olmamasına ragmen o acaip kasiyer kızın alttan çıkarttığı bir barkodu okutup bana ‘hadi sana kıyak geçtim’ bakışları attarak almama vesile olduğu- biTter çikolatası
ve atıştırmalık grisini eşliğinde ders notlarına bir yabancı gibi bakmak…
“Bunu sana yazdığımı bilmeezsinn.. Bir yabancı şarkı gibi diinlersinn… Benim için önce Tanrı sonra seeeensinn.. Birtek dileğim vaarr, Siktir git yeterr!!”
(bknz: Karpuz kabuğundan gemiler yapmak yerine şarkılarda sınavları bulmak sendromu)
9 Haziran 2011
Düşünüyorum da.. Ben küçükken de hiç 'Bilim İnsanı' olamak istememiştim..
Çok uzak gelirdi bana.. Hiç öyle bilimi seven bir çocuk olmadım.. Saygı duyardım yalnızca çünkü ulaşılmazdı..
Bir kere erkekti hepsi bilim adamıydı onlar.. Göbekleri vardı bir de üzerine aklar düşmüş saçları.. sakalları.. Hem herşeyi bulmuştu onlar zaten.. Beni neyi bulacaktım ki..
İnsanların içinde ne var diye hiç merak etmedim.. Birbirimize neden benzeriz.. ya da neden bu kadar farklıyız hiç bilmek istemedim.. Genmiş genommuş.. Onlar da neymiş..
Herkes gibi öğretmen.. doktor.. mühendis de olmak istemedim.. Fazlasıyla Tv izlesem de ne oyuncu olmak geçti aklımdan ne de dansçı.. Tabi Tv dünyası da ulaşılmazlardandı..
Müziği sevsem de müzisyenlik meslek değildi.. Ne topçu ne popçu.. Buz pateni yaptım yıllarca büyük bir aşkla ama ilerde onun bile meslek olabileceğini düşünmemiştim mesela.. Hocalarım vardı.. Onlar gibi olamazdım ki..
Daha maceracı.. daha göçebe bir ruh vardı içimde.. Polis olmak istedim mesela.. Şöyle organize işlerde.. Evet kabul ediyorum Memolinin bunda etksi vardı.. Sonra kesmedi polislik beni 'dedektif' olmak istedim.. Fazla Agatha okuyordum.. ve bu iş tam bana göreydi.. Ah şu 'küçük gri hücreler'.. Ve bastırıldım elbette ki.. Ülkemde özel dedektiflik yok denecek kadardı çünkü.. İş olmazdı ki..
Ömrümü doğada kamplarda çadırlarda geçirebilrdim veya..Ama bu da meslek değildi.. Daha ilkokula başlamadan biriktirdiğim paralarla uyku tulumu almışlığım var mesela.. Çadırımız da vardı.. Lakin bir kampa gidebilmem 10 yılımı aldı.. Ve uyku tulumum yanımda olamadı.. Hala duruyor ama bir gün onu gerçek bir kampa götürmekse hayallerimin arasında gerçekleştirilmeyi bekliyor..
Arkeoloji de dikkatimi çekerdi mesela.. Yönelmeyi hiç denemedim ama.. Sebeb aynı tabi..Türkiye'de adam gibi arkeolog mu vardı??..
En çok veterinerlik isterdi babam.. Bir de Pet shop açarız yanına ben de kasada dururum derdi.. Çok severdim hayvanları.. Ne kuşlar büyüttük biz.. tavşanlarla dost ettik.. Kaç köpeğin arkasından ağladım ben ve kaç bıldırcından beslendim, besledim büyüttüm önce.. Kabul yeri gelince yemeyi de severdim hala damağımdadır o tadı bıldırcının.. Mm.. Balıklar.. Civcivler.. Lisede, Öss'ye birkaç hafta kala 'Madem veteriner olmamı istiyorsun neden çalışıyorum ki?? Oraya gözüm kapalı girerim zaten!!' haykırışımla bitti o da içimde.. Babam bir daha veterinerlik demedi.. Zaten o işi yapabilmek için de sermaye gerekti.. Hem o zamanlar kaç insanın hayvanı vardı ki..
İleride ne olacağını düşünmeden Fen Lisesi'ne girdim ben.. Sadece 'Kazanamaz!'lara inat koşmaktı benimkisi..
Lakin, koşarken farketmemişim bile yolun nereye gittiğini... En sonunda yorulup şöyle bir etrafıma baktığımda çıkmaz bir sokakta bulmuştum kendimi.. Psikiyatriye sarılmıştım sonra tıp okumak doktor olmak istemesem de.. Kendime en yakın, ben gibileri bulmuştum ancak.. Çok şey öğrenmişim hayattan ve yardım edebileceğime inanmıştım.. Tam yolumu buldum derken.. Elbetteki ÖSS... Sevgili dostum.. 'Sen kimsin ki Tıp kazanacan' dedi bana.. Haklıydı..
Şuan sınıfımda bulunan birçok insan gibi tıp yakın olduğu için bu bölümü seçtim ben... En kötü eczacılık yazarım derken moleküler biyoloji ve genetiği ancak tutturan da bendim evet.. Dönemimde en düşük puan alanlardan biri de..
Elbet bir şey olur, bir çıkış yolu bulurumlarla başladığım üniversite maceram da bitecek neredeyse ama ben hala bir yol bulamadım kendime.. Tek bildiğim bilime bulaşmak istemediğim...
Olmak istediğim çok şey aslında çocukluğumun sakinliğine inat..
En çok kapıp tencere tavayı aşçı olmak var ya içimde.. Bastıramadığım.. Genetik bittikten sonra Mengen'e aşçilik okuluna gitmek var mesela.. Kimseye inandırıcı gelmese de.. Belli mi olur..
Ha bir de şu yazıyı artık bitirmek var aklıda.. Vakit sabaha karşı.. İçimde hala cır cır konuşan bir çocuk.. Hala belirsiz aklı.. Hala kafası karışık..
Sahi ya büyüyünce ne olucam ben???
19 Nisan 2011
Ben bugün Boğaziçi'ne gittim.. Rezillik diz boyu!
Boğaziçi derken Üniversiteye yani.. Hem de acaip bi sınavdan çıktıktan hemen sonra.. Koşar adım.. Sebebi çok şeye değebilrdi oysaki..
Boğaziçi'ne bugün James Watson geldi.. Aslında birçok insan tanımayacağı, muhtemelen genetik okumasam benim de hiç tanımayacağım biriydi o.. Daha çok Watson-Crick olarak bilinen ve DNA'nın çift sarmal yapısını keşfeden, Nobel ödüllü ikilinin hayatta kalanı.. 82 yaşında.. Keşfin 58.yılında.. Bu zamana kadar görebilceğimi bile hayal etmediğim bir insan..
Lakin korkunç bir organizasyon.. Koskoca Boğaziçi'nde, en azından 1000kişinin geliceği belli olduğu halde ufacık bir salonda düzenlenen.. İnsanlara daviteye dağıtıp, rezarvasyon yapıp kapıya gelindiğinde hepsini unutan, bir de üstüne utanmadan çıkıp biz rezarvasyon yapmadık diye açıklama yapan.. Ayıp olmasın, gelip de dışarda kalanlar zırlamasın diye buz gibi havada bahçeye, ses sistemi uyduruk bir barkovazyon koymayı mantıklı sayan.. Kapıda oluşan uzuuun kuyrukta en önlerde olduğu halde içeri girmekte zorluk çeken insanların da bulunduğu ve yalnızca okul adına rezillikten ibaret olan bir organizasyon.. Ha bir de içeri girmeye çalışan mini mini kolejlileri, çoraplarını evde unutup eteğini kaybedip gelmiş liseli gençleri de es geçemem tabi..
Sonuç olarak içeri giremedik elbet..Oluşan karmaşadan dolayı program da aksadı tabi.. Bir süre sonra dondurucu soğuk ve guruldayan midemiz de karışınca olaya isyan edip neredeyse ''Irkçı Watson!'' protestocularının arasına katılıp bahaneyle organizasyona sövmeye başlayacaktık ki geldiğimiz gibi geri dönmeye karar verdik..
Bir daha Boğaziçi mi?? Yalnızca adın var bebeğim!!31 Mart 2011
Hiç şüphem yok ki; benden adam olmaz..
Ama bu güzel olur bak benden..
En azından ülkemde, kısa süreliğine de olsa Milli Takım adı altına girecek kadar.. Avusturya’da ülkem bayrağını dalgalandırıcak kadar.. Erzurum’da dünya şampiyonlarıyla aynı piste çıkacak kadar..
Daha güzeli de olurdu da aslında.. İmkanlar işte.. Ülkemin bu spora verdiği değer ancak bu kadar..
27 Mart 2011
Bir MuTfağım Olsun Benim..
Ben bugün uslu bir çocuk oldum.. Aynı zamanda hamarat da.. Hatta günü kurtaran da bendim evet Ben!!
Annem bugün akraba toplaşmasına Adapazarı’na gitti.. Bense kardeşimi özel dersine götürme görevini üstlendim.. Zira ben,gitmeyi gerçekten istiyordum.. Kardeşim de dersine gitmeyi.. ‘Herkesin gönlü olsun, benim olmasa da olur..’ mantaliteme sığınarak kardeşimle evde kaldım… Dersten önce ödevlerini yaptırıyordum ki Adapazarı’na henüz ulaşmış annem aradı.. : Ders iptal olmuş… !!!
Olayı hemen kader kısmete bağlayarak harekete geçtim.. Kardeşimi alıp dolaşmaya çıktım.. BurgerKing’de çocuk menüsü yedim, biraz da soğan halkası hatta.. O sıra babam aradı ve günün ikinci bombasını ateşledii..’Akşama misafir gelicek.. Ee annen de geç gelicekmiş.. Sen birşeyler ayarlarsın dime kızım..Sen yaparsın kızım..’
Dondurmamızı da yedikten sonra eve geçtik hemen.. İnternetten toplama tariflere ‘biraz ondan biraz bundan.. Bu da benden haydi içimde kalmasın..’ felsefemle bir çeşit pasta bir çeşit de poğçaya evrimleşmeye hazırlanan bir kurabiye yaptım.. Hatta annem arayıp, ‘Buzlukta börek var..Ben gelince atarız fırına sen börekle uğraşma..’ demese affetmez, iki arada bi börek de uydururdum..
Annem geldiğinde kalan üçbeş kapkacağı yıkıyordum.. Üstüne karnı acıkan kardeşim için makarna pişirdim.. Misafir gelmeden kurulup, yenip, kaldırılan sofraya yardım ettim..
Ben..misafirlerle birlikte, yaptıklarımı yerken farkettim ki;
Asit kokan laboratuvarlarda değil, baharak kokan mutfaklarda yaşamayı tercih ederim...
Dolayısıyla Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümünü ya da Sağlık kurumları İşletmeciliğini boşuna okuyor olabilirm.. Çünkü ben, Genetikçi değil Aşçı olmak istiyorum..
7 Ekim 2010
06.10.2010
Ama o ne yaptı?? Sıranın altındaki telefona bakıyorum diye beni dersten attı! Tek bir çıt bile çıkarmadan onu dinlemeye çalıştığım halde.. Ne yani, kolumda saat olsaydı ve sürekli ona bakıyor olsaydım da mı aynı şeyi yapacaktı?
YAzık.. Ben uslu bir öğrenci olmaya çalıştıkçabaşıma gelenler.. Bahtsızlık olmalı.. Yahut bir "işaret" belki de.. Herşeyi bir kenara bırakıp hayallerimin peşinden koşmam için bir işaret...
Elbette takmıyorum takılmıyorum artık bu mevzuya.. Hatta bir hayli de destek aldım bu yaşananlardan sonra.. Gülüp geçiyorum şimdi ama yine de kafamda bir yerde "Neden?" diyorum kendime..
Aslında sadece benimle deil, ben ve arkadaşlarımla bir zoru var.. Geçen yıldan beri defalarca bir iki, sebepli sebepsiz uyarıyor bizi.. Lakin bu ilk dersten atışı oldu..
Önce sıranın altında telefonla oynamakta olduğumu, sonra - ben 'Evet var, ama oynamıyorum bakıyorum sadece' dedikten sonra- telefonla oynuyorsun demediğini idda etti.. Dalaşmadım yanımda oturan arkadaşlarımı ayaklandırarak ve not tuttuğum kalem kağıdımı gözüne sokarak telefonumu da alıp çıktım dışarı.. 10 dakika sonra da arkadaşlarım geldi yanıma.. Bu kadar.. İlk 10 dakika derse Vatan Caddesi'nin kapatılmasından dolayı geç kalan arkadaşlara 'dersi bölüyorsunuz' diye kızan insan; dersin huzurunu, son 10 dakikada beni sınıftan atarak sağladı..
Bu sebepten huzurluyum.. Gururluyum.. :)
Bu sebepten paylaşmak istedim ilk kez tattığım bu duyguyu:)
15 Eylül 2010
88.Güne merhaba..
Şimdi tatille aramda yalnızca saatler kaldı..
Ayrılıcaz.. hatta terkedicez birbirimizi acımadan..
Eşyalarım hazır.. Bavulum dolu ağzına kadar..
7.yılım bu yıl, şu göçebe hayatta.. 7.dönüşü mevsimin yazdan kışa, tatil boyunca.. Bu kimbilir kaçıncı bavul hazırlayışım başka şehre yola çıkmaya.. Geçen yılların yanında o 88 gün hiçbirşey aslında..
İyi katlandım bu yaz tatilin varlığına... Her zamankindan daha daha huzurlu olduğumdan olsa gerek bu başarım..
Şimdi son saatlerimi geçirirken tatille, son günlerde yaptıklarımdan bahsetmek istioyorum kısa kısa..
*Bugün, son tatil gunu kardeşimle geçirdim.. 9 yaşinda ve ilk defa onunla yalnız çıktım dışarıya.. Korkulacak bir şey olmadı.. Önce sinema sonra Burger King.. Canının her istediğini de yapmaya çalıştım ve giderayak iyi bir abla olmayı başardım sanırım..
*Bir kez daha "Kadın olmak zor iş" dedim bavulumla cebelleşirken.. Almanız gerekenler bir erkeğe göre daha fazla her zaman.. Onu da koymalıyım... Aa bunu da unuttum..Yarın nasil kapatırım o bavulu bilmem..
*Son zamanlarda butik bloglara takıldım ben.. Onlar mı yeni ben mi yeni keşfettim bilmiorum ama birinde kendime uygun birşeyler buldum sonuda.. Alsam almasam nasi olur denesemmi şu işi derken en sonunda bir adım attım ve Özlemoda'dan ürün satın aldım.. Şuanda kargodalar:) Merakla bekliyorum.. Gelince fotoğrafalıyla birlikte paylaşicam:)
Şimdilik burda son veriyorum -vermeliyim- yazıma.. Gözlerim artık kendini salmış, kapanmakta..
Hoşcakal tatil.. Kabul edelim,kıymetini bilelim de bu yıl iyi katlandık birbirimize..Şimdilik hoşçakal.. Seneye görüşmek üzere... :)
30 Mayıs 2010
Bir keFellin'in hikayesi
İlk defa duyduğun terimlerle sevişirsin.. Tim ve Tom ile mesela,yanlarında kardeşleri Tic ve Toc’la.. yahut permeazla.. ya da ilk hücre kültürü vardır ki yetmez yalnızca adını aklında tutmaya, ey sevgili HeLa.. Ve bunu gibiler çok daha.. Çoğu zaman şöyle yapar öğrenci sınavda tüm bunları hatırlayamadığında.. İçgüdüleriyle yazar hatırladığı 3-5 harfi kombinasyonla koyar yan yana..
Sevgili Başak arkadaşım bunlardan sadece biri aslında..Farkı, türettiği yeni bilimsel terime kattığı özel anlamda.. Paylaşmak istedim ben de burada.. İşte sözü geçen yeni terimin isim annesi Başak’ın kaleminden “KEFELLİN” karşinizda:

"'Kefelin'i soruyorsan eğer sana o molekülü şöyle açıklayabilirim: Nukleus içine protein taşınmasında rol oynayan moleküller RAN/GTP ve Karyoferin molekülleridir.Kefellin ise karyofeninin insan beyniyle modifiye edilmiş halidir. Şöyle ki:
Öğrencinin biri sınava girer,nukleus içine protein alım sorusunu görür.Soru hakkında pek bi fikir yürütemez ancak aklına birden bu sorunun içinde "K" ile başlayan bi molekül olduğu gelir.Veee öğrencinin kaleminden sınav sayfasına karyoferin yerine KEFELLİN dökülüverir,aynı sınavda bi de hellinger vardır ki istersen bi ara onu da anlatabilirim. "
24 Mayıs 2009
bir garip Drosophila Melanogaster (2)
Haftalardır heyecanla beklediğimiz ilk drosophila dölüyle göz göze geldik bu hafta nihayet..
Yukarıdaki fotoğrafta görüğünüz şişenin dibindekilerin gözüktüğü kadarı.. Cama yapışık olan şefaf şeyler drosophilalarımızın çıktığı pupalar dipteki koyu renkli olanlar ise bizim yavrucuklar=)
Geçen hafta pupa ve larva evrelerindeydi yavrular.. sınıftaki diğer şişelerle karşılaştırdığımızda bazılarında nerdeyse hiç bir hareket yokken bizimkilerin bir önceki hafta göstermiş oldukları aceleciliğin meyvelerini bol bol aldıklarını gördük..
Yaklaşık 15 larva ve 45 pupa saydım ki normalde hocanın da dediğine göre gelişim aşamasından dolayı larvalarımızın daha çok olması gerekirdi.. Bizim şişeyi gören hoca da artık 'sizinkiler hızlı zaten' dedi normal karşilayarak.. ''Siz bunlara ekstra bişeyler mi verdiniz??'' gibi tepkiler de almadık değil tabi:D
Soldaki yavrularımızın ilk halleri işte.. Açık renkli solucan gibi olanlar larva ve koyu renkli olanlar ise pupadaki halleri..
Böyle bir caniliğe göz yummak istemezdim ama herşey bilim için.. Eğer anne ve babayı şişede bıraksaydık yavrularıyla çiftleşebilrler ve normalden farklı bir genetik çeşitliliğe sebeb olabilirlerdi. Bu da bizim deneyimizi olumsuz etkilerdi.
Elbette ki,ben ve makinam onları son yolculuklarıyla da ölümsüzleştirdik..
Bu haftaya ise yine yavruları bayıltarak başladık..Bu defa bu yavruların arasından 4 dişi 4 erkek seçip yeni besiyerine koyup kalanları da cinsiyetlerine ve türlerine göre ayırıp sayıcaktık fakat bizim sinekler biraz fena cıktı..
Eterin kokusu bizi mahvetti ama bi kaç milimden ibaret olan yavrularımıza pek etki etmedi kimisi bayılmadı kimisi hemen ayılıverdi.. Baya bi cebelleştik başlarında iki kişi 4 el yetmedi..
Kendine gelen yalpalaya yalpalaya kaçti biz aralarında dişiyi erkeği ayırmaya çalışırken.. Bir de bir çoğu hala gelişme aşamasında olduğu için abdomenlerindeki çiziktiriklerinden çıplak gözle eşey tayini yapmak zor oldu.. Lupla bakmaya çalıştım o da ilk aldığım lup bozuk çıktı ayarlamak için baya uğraştım bu arada ayılanlar yeniden bayılanlar... Bi ara elime eterli pamuğu alıp hayvanların kafasına kafasına bastırdım ama yok banamasının demediler yine de.. kimisini canice katletmek zorunda kaldık ki zaten eşey tayinininden sonra saymak için bunu zaten yapıcaktık.. kimisini eterli şişeye attık.. kimisi de ilk üredikleri şişede besiyerine saplanmış bi şeilde kaldı çıkaramadık...
Bu arada lup altında gördüğüm bütün kırmızı gözlülerin dişi bütün beyaz gözlülerin de erkek olduğunu farkedene kadar baya uğraştım.. birkaç sinek kaçırıp bi kaçını da hunharca katlettikten sonra ikinci nesil için anne baba ayılırıp diğerlerini saymaya koyulduk..
100e yakın yavru saydık.. dişi erkek oranı yarı yarıyaydı nerdeyse.. Tabi uçanlar ve şişenin dibinde besiyerine saplı kalanlarla pek sağlıklı bi sayım olmadı ama olduğu kadar artık napalım...
7 Mayıs 2009
bir garip Drosophila Melanogaster
Bu okula başladığımdan beri ilk defa bir şey bu kadar şaşırttı beni.. Ne bir sıçan kesimi ne bir kubağanın bacağı, kalbi... Bu bir sapkınlık değil kesinlikle bir zevk değil.. Kendi hemcinsimin bunu yaptığını görmek aynı hisleri yaşatmazdı muhtemelen ya da herhangi bir canlıyı tvde seyretmek..
Anladım ki; tiyatroyla sinema arasındaki fark ne kadar büyükse,belgesel seyretmek ya da bir fotoğrafta incelemekle kendi hazırladığım yaşam alanı içerisinde kendi seçtiğim bi kaç santimlik hayvanları canlı canlı seyretmek arasındaki fark da okadar büyükmüş..
Drosophilalarımızla buluştuk nihayet bu hafta.. 3kişiyiz ve cam bir şişenin içinde 3çift Drosophilamız var.. Erkekler kırmızı gözlü Ebony'ler ,Dişiler ise adı üstünde bembeyaz White'lar..
Yaklaşık 3 hafta önce besiyerlerini hazırlayıp sineklerimize yaşam alanı olacak şişelere dökmüş ve dinlenmeye bırakmıştık.. dün ise bir elimizde eterli şişeyle başka bir şişenin içindeki Ebony sineklerini bayıltıp sineklerimizde eşey tayinine giriştik..
Çıplak gözle ayırt etmek çok zor değil aslında cinsiyetleri ama yine de lup denilen mikroskopun daha ilkel bi tipiyle yakından bakarak özenle seçtim Drosophilalarımızı..
Mesela; sol tarafta gördüğünüz Ebonylerden yukarı doğru bakanı erkek aşağı doğru bakan ise dişi. Bunu anlamanın en kolay yolu kırmızıyla işaretlediğim yerdeki, şu anda adını bir türlü hatırlayamadığım cizgilerin sıklığı.. Gözle görmenin de mümkün olduğu bu cizgiler erkeklerde uca doğru iyice kalınlaşıp bir bütün halini alırken dişilerde ince cizgiler halinde sürüyor. Çıplak gözle erkeklerin kuyruk kısımlarını tamamiyle koyu görüyorsunuz. Erkeklerin, dış görünüş olarak, dişilerden bir farkı daha var ki onlar da ön ekstremitelerinde(daire içinde işaretli)bulunan ve çiftleşme sırasında dişilerini tutmak için kullandıkları eşey tarakları.. Nasıl kullandıklarına da bizzat şahit oldum.
Hafif dozda eterle bayılttığımız sineklerimizi seçtikten sonra önceden hazırlamış olduğumuz yaşam alanlarına aldık.. İlk seçtiklerimiz besiyerine yapışmalarına neden olarak katlettiğimizi acıyla belirtmek isterim ki bunu yapan yanlızca biz değildik.. Ama onları kurtarmak için sarfettiğimiz çabayı da göz ardı etmememiz gerekir..
Erkekleri yeniden seçip bu kez daha dikkatli bir şekilde şişeye yerleştirdikten sonra aynı işlemi daha önce döllenmesi engellenmiş White dişilere uyguladık..
Bu da White bir dişi..
bunlardan da 3tane seçip diğerlerinin yanına koyduk ve ayılmaları için beklemeye koyulduk..
Bu arada bi kaç tanesini yine besiyerine kaptırdık.. Neyseki ayılmaya başlamışlardı da ölmeden kurtulmayı başardılar..
Ve ardından 'Hadi koçum Göster kendini..!' gibi sözlerle evladımız gibi benimsediğimiz şuncacık bikaç santimlik hayvanları motive etmeye giriştik.. İşe yaramış olucak ki yaklaşık yarım saat sonra -bir köşede yaptığımız ve sonucunu birtürlü göremediğimiz deneyde kullandığımız boyan kurumasını beklemek amacıyla verdiğimiz molanın ardından- geri döndüğümüzde bir çiftin neslini devam ettirme çalışmalarına başladığını farkettim..
Sineklerin boyutlarını gördüğüm gün böyle belgesel tadında bir olayla karşilaşamıycağımı düşünüp üzülmüştüm açıkçası.. Hatta bunu bi hocanın yanında sesli bir şekilde dile getirmiş ve
'bir dahakine kara sineklerle çalışırız' gibi hoş bi tepki almıştım:D
Kendimi tutamadım ve 'bunlar çiftleşiyoooo' die bağırmaya başladım.... Biraz da ilk defa bizim sineklerde görülmesinden sebeb duyduğum gururla herkesin görmesini sağladım önce:D Elden ele gezdi şişe bi anda onlarca göz... Sonra da çekip aldım ellerinden 'rahat bırakın' die:D Hocanın tepkisi ise muhteşemdi: 'Nerden anladın??' .. Gösterince şişeyi soramamış olmayı tercih etti heralde 'bırakın hayvanları napıyolarsa yapsınlar canım' diye bırakıverdi elinden...
Bi süre daha sürdü.. Ben, elimdeki makina daha sağlam olsaydı belgesel çekicektim neredeyse... baya uğraştım düzgün bir foto yakalayabilmek için ama ancak buğulu bir camın ardından özel hayata saygı duyarcasına bi iki poz alabildim.. Zaten ondan sonra bedensel ilişkilerini kesip normal hayatlarına geri döndüler... Bir daha ayırt edemedik bile hangisiydiler... DErs bittikten sonra da şişelerimizi masaya öylece bırakıp çiktik labdan.. Devamı haftaya artık..
Bilmiyorum çektiğim fotoğrafı yayınlamam ne kadar doğru olur.. Açıkçası bunları yazıyorum ama bi sapık gibi anlaşılmaktan da korkmuyor değilim.. Doğanın bi parçası sonuçta bu anlattıklarım... Utanmıyorum diye bunu anlatmaktan ahlaksız bir insan olarak görülmem umarım.. HEycanımı ve gördüklerimi paylaşmak istedim yanlışım varsa affola...
25 Nisan 2009
moleküler dünyaya ilk adım..
Hücre Biyolojisi Labında bir sıçanın içini gördüm mesela sonra bir kurbaanın bacagına giden bir sinir teli üzerinde çalıştım..
Bölümümü daha çok ilgilendiren kısım Temel Genetik Uygulama LAbı elbetteki.. başlarda karyotip analiziydi problem çözumleriydi falan sıkıcıydı ama vizelerden sonraki haftadan itibaren oldukça eğleniceğimizden eminim...
Ne yapıcağımızdan kısaca bahsedip ayrıntıları bir sonraki yazıma saklamak zorundayım malesef:S Çünkü dün akşam tvye takılıp yarım bırakınca yazımı ve bu sabah geç kalkıp artık hazırlanıp istanbula dönmem gerektiğinden yine yine ve yine erteliyorum cümlelerimi... Üzgünüm...
ÇAlışma metaryelim Dorosophila sineği.. DAha doğrusu sinekleri.. GEçen hafta besiyerleri hazrladık onlar için.. bildiğiniz mama yaptık yani.. Sırayla gidip karıştırdık kazanmsı şeydeki mamamızı.. drosophilaları inceledik bu arada birde.. cinsiyet ayrımı gelişme evresi.. Herbirini aktarmaya öyle hevesliydim ki oysa..
bundan sonraki aşamalarımız asıl zevki olucak olan.. Önce bir çift sineği çiftleştiricez ve oluşan yavruların genetik çaprazlamasını yapıcaz.. sonra bir sonraki dölü elde edicez.. Tabi bir kaç hafta alıcak bunlar.. Ara basamakları biz de tam olarak bilmiyoruz.. Biz daha çok bir çift sinegimiz olucak adını ne koysak heyecanı içerisindeyiz=)
Neyse şimdi hitmeliyim ve hızla hazırlanıp yurduma geri dönmeliyim...
3 Ocak 2009
Okülerimin Ucundaki Hayat Belirtileri (3)
Şöyleki, haftasonu yazdığım ve artık 'laboratuvar günlükleri' haline gelmiş ''Okülerimin ucundaki hayat belirtileri (2) '' adlı yazıyı yazarken aklımda kalan 'mitoz bölünme safhaları' bu haftaki uygulama dersimde işime yaradı..
Dersin başında 'Sınav yapıcaz sizi nihahaha!!' moduna bürünen muhterem asistan hocalarımız 'eski çizimlerinizi notlarınızı bi gözden geçirin' lerle korkuttular bizi bide üstüne dizdiler 7tane mikroskopu yan yana.. Harıl harıl çalıştılar etraflarında ayarladılar.. Ee tırstık tabi bizde:D Etraftan 'sınav mı olucaz??' 'hocam noluo?' 'eyvah sınav var napcam ben??' sesleri yükselmeye başlamıştı ki hocalardan biri 'bizimle kafa bulduklarını' itiraf etti.. Korktum ne yalan söyliyim:D Hiç sevmem öle pattadanak yapılan sınavları..
Meğer 7 farklı mikroskopun 3ünde kan hücreleri, 2sinde pankreas diğer 2sinde de tiroid bezi varmış.. Preparat az diye heralde.. Sözde sırayla baktık.. Az kişiydik zaten herkes takıldı kafasına göre.. Ben mikroskoptan incelemeyi bırakıp Fotoğraf makinama sarıldım elbetteki yine:D
Kan hücrelerinden hoşlanmadım bi fotograf karesi olarak pek birşeye benzemiyorlardı bende çekmedim..
Sadece Pankreas ve Tiroidle ilgilendim lakin şimdi farkettim ki ikisi de birbirine
benzediğinden sokakta görsem ayırt edemem ben bunları:S Allahtan çekim sıramı biliyorum:D
Neye benzediği ve neresinin ne olduğunu ben de tam bilmiyorum açıkçası:D
onca şeyi aklımada tutamadım..
Amacımın, biyoloji dersi vermek değil de 'okülerimin ucundaki hayat belirtileri'ni nacizane okurlarımla(sanki bütün blog alemi tarafından okunuyo hissine kapılmış insan modeli) paylaşmak olduğunu göz önünde buluduraraktan bunları 'Pankreasın Görülmeyen Yüzü' olarak bilseniz yeter;)
Ve işte bu da tüm çıplaklığıyla 'Tiroid Bezi'..
Ben tüm bunları çekebilmek için fotoğraf makinası ve mikroskopla cebelleşirken pek sevdiğim asistan hocam 'İnternette yazsan çıkar hepsi niye uğraşiosun!?' diyiverdi.. Biliyorum tamamen benim yorulmamam için kurdu bu ezici görünümlü iyi niyetli (yada iyi niyetli görünümlü ezici) cümleyi.. Ben de her ihtimale karşı (kendimi ezdirmemek için) 'derse ilgili, hazıra konmaktan hoşlanmayan ve kendi işini kendi gören çalışkan öğrenci porfili'ne bürünüp 'Onları ben çekmedim ama!' gibi sonradan nekadar yamuk olduğunu düşündüğüm bi cümle kuruverdim.. Neyseki hoca benim ne demek istediğimi anladı verdiğim cevaptan hoşlandığı anlamını çıkardığım bi tepki verdi:) Umarım aramızda ki bu 'ilgili öğrenci' diyologu bana yol su elektirik ve elbetteki kanaat olarak geri döner:D
Sonra tam ders erkenden biTti diye sevinirken 'herkes otursun kağıt çıkartsın' demezler mi.. Daha durumun ciddiyetini ölçemeden aslında hepimizin adımız gibi bilmemiz gereken bir soruyla karşıkarşıya kaldık.. 'Mitoz bölünmenin safhalarını yazınız ve birer cümleyle açıklayınız!' Sağolsun öss! Çok şey öğrenmiş ama sadece test çözmeye programlanmış androidler olarak herkes fısıldamaya başladı o an.. Neyseki ilgili öğrenci diyologuna girdiğim asistanın 'bir cümle yazın iki cümle yazanınki kabul değil' espiri(!)siyle olayı kendilerinin bile ciddiye almadığını çaktırdı ki bende onun rahatlığı ve daha bi kaç gün önce bloga yazarken tazelediğim bilgilerimle her safhayı uzun ama tek cümleyle açıkladım.. Her cümlede de 'iyiki blogda biyoloji dersi kıvamında bi yazı yazmışım kimseye yaramasa da bana yaradı' diye sayıklayıp durdum.. Hele kağıtları topladıktan sonra hocanın milletin yanlışlarını okumasından sonra.. Ee herkesin benim gibi blogu yok tabe:P
İşte böyle faydalı bişey şu blog:)
Bundan sonra derslerimi blog üzerinden mi tekrar etsem acaba? (sanki çok tekrar yapıyomuşum gibi:P) :D
28 Aralık 2008
UGDOS
1.Ulusal Genetiği Değiiştirilmiş Organizmalar Sempozyumu için ODTÜ'deydim geçen hafta cumartesi günü.. İlk seminerimdi..Çok hevesliydim ama üzülerek itiraf ediyorum ki çok sıkıldım.. (burayı da iyice itiraf duvarına cevirdim :S ) Neyseki ilerde işe yarıyabileceğine inandığmız bi sertifika vardiler de sempozyumu kurtaran o oldu.. Gerçi sertifikayı daha girerken vermeleri seminerin 2.oturumunda salonun yarısının boşalmasına sebeb oldu olsun.. Biz de, kulağmıza 'çıkışta sertifika onaylancak' gibi yanıltıcı ve bütün günü ODTÜ'nün koltuklarında uyuyarak geçirtici bi söylenti çalındığından salonun kalan yarısına dahildik 3-5 arkadaş.. Allahtan koltuklar pek rahattı..
Aslında hevesim seminere değildi.. konusu daha çok tarım olan -ki hiç ilgi alanım değildir- seminerde sıkılıcağmı biliyordum..
Tek derdim yıllar sora yeniden Ankara'ya gitmekti.. Ankara'yı çok sevdiğimden deil ama yanlış anlaşılmasın.. Anılarımı çok sevdiğimden.. Ankara yolculuklarımı özlediğimden.. Çok mu güzel çok mu eğlenceliydi her biri.. sahte dostlar.. yalnızlık.. kandırmacalar..
Ortaokul yıllarım önce Ankara.. Hep 2.likle dönülen Türkiye Şampiyonaları, Gençlik kupaları.. 'yine hakkımızı yediler' haykırışları.. Ve daha bir sürü şey.. Bi son gidişimin dünüşü hafifce gülümsetir beni.. Yol hiç bitmesin isteyişlerimiz gelir aklıma.. Ah çocucukluğum.. Sözde yaralarım..
Ve lisemdir Ankara.. Nisan başı.. 2006.. zincilerinden kurtulmuş ve ilk defa özgürlüğün tadına varmış Tt düşer yollara.. Yeni yeni kararmaya başlamış.. üstünde kendi imalatı gururla giydiği tshirtü.. Bu kez amaç ünivetsite gezileri.. İlk gidilen yer ODTÜ.. o devasal mekana, yemyeşil çimenlerine duyulan hayranlık.. 'Hocaaamm!! Bırakın bizi burdaa!!' 41 saat süren uykusuzluk.. Yol boyu yerine oturmayan hep ayakta hep konuşan hep bagıran insan.. ben..
Oysa hiç de yaşancak gibi değilmiş ODTÜ kışın.. rengi soluktu bu defa, ağaçlar çıplak etraf cansız.. Onların koca kampüsü varsa benim İsTanbuLum var!!
Bu kez gitme amacım da yeni hatıralar edinmekti Ankara yollarında.. Sabaha kadar süren yolculuk.. seminer.. ve ardından bir geceyi daha sabaha bağlayan geri dönüş.. Cuma sabahı uyandım..sonra pazar sabahı Ttli bir kucakta yumdum gözlerimi.. :) Ve harika bi haftasonu geçirdim..
Cuma gecesi 11de Taksimden kalktı otobüs.. Yolun yarısında en önce şöförün yanında yerde mekan yaptım kendime ve muhteşem sesimizle sabaha kadar uyutmadık otobüstekileri.. En çok şöförün işine yaramış olcak ki dönüşte artık herkesin sızdığı vakitlerde söför hala bana seslenmekteydi.. 'İdil uyumadın dime?? Uyuma İdil lazımsın sen bize?' :D O gece dağıtcağından en çok korkulan ben hepsinden sağlam çıktım adam bi bana güvendi tabi:D ben bile şaştım kendime ;P
cumartesi akşam 11de Kızılay'da başlayan yolculumuz da sabahın 6sında Taksim'de son buldu.. Taksim meydanında sabah ezanını dinleme şerefine de nail oldum ya.. daha ne isterim..:)
Ve İstiklalden -o saatte- akın akın gelen insanlara şaşkın, uykulu,yorgun ama bi o kadar da halinden memnun Ttnin yolculuğu edinilmiş yeni anılarla, sıcak bi yatakta son buldu.. :)
27 Aralık 2008
Okülerimin ucundaki hayat belirtileri (2)
Geçtiğimiz iki hafta boyunca konumuz bölünmeydi.. İlk hafta Allium Cepa namideğer soğan zarı üzerinde hazırlanmış preparatlarda mitoz bölünme evrelerini gözledik.. Tabi ben ilk olarak gözümün önünde hücreler hızla bölünücek sandım lakin öyle değilmiş.. preparattaki onlarca hücrenin içinde yalnızca bir kaçı mitozun çeşitli evrelerinde bulunuyor.. Siz de okülerinize yapışıp Allium Cepa üzerinde keşfe çıkarak onları buluyorsunuz..
Mitoz bölünme, hücrenin kendi genomunu eşleyerek genetik yapısı birbirinin aynısı 2 hücre oluşturmasıdır.
Ardarda gelen 2 mitoz arasında hücre, interfaz denilen evrede bölünmeye hazırlanır ki bu evrenin bizim elimizdeki mikroskoplarda görülmesi mümkün değildir..
Mitozun ilk evresi profazdır.. Çekirdek zarı ve organellerin eridiği bu evreyi diğer sıradan hücrelerden ayırt etmek biraz zor olsa da dikkatli bakıldığında kromozomlar, hücrenin içinde düğüm olmuş bi ip gibi karişik bi şekilde size sırıtıyorlar.
Ben bu fotoğraf karesine net gözüken 3 farklı evre sığdırabilmişim ancak.. Arada bi iki profaz da görür gibi oldum ama kendim emin olamadığımdan işaretlemedim..
Metafaz kardeş kromotitlerin ekvatoral düzlemde sıralandığı evredir. Bakınız fotografta siyahla işaretli olan hücre metafaz geçirmektedir..
Kardeş kromotitlerin zıt kutuplara doğru çekildiği evre ise fotoğrafta gri ile işaretlenmiş hücrenin geçirdiği Anafaz evresidir. Hatta ortada ovalimsi işaretlenmiş olan hücrenin içinde bulunduğu evre, tarafımdan abartılıp anafazdan telofaza geçiş evresi olarak da adlandırılabilir :)
Son olarak kırmızıyla işaretlenmiş hücre Telofaz evresinin sonlarında bulunmaktadır. Kromozomlar tamamen kutuplara çekilmiş, etrafında çekirdek zarı ve organaller yeniden oluşmuş ve hücre boğumlanmaya başlamiştir.
Şimdi şuanda küçük bi itirafta bulunmak istiyorum.. sanırım ortaokuldaydık.. Bu mitozun evrelerini bize, Profösör Mete Anasına Telefon etti şeklinde tam da Mete Işıkara'nın deprem baba olarak iyice ünlendiği zamanlarda öğretmişlerdi.. Bunu sölemekten utanıyorum ama hala mitoZun evrelerini bu şekilde sayıyorum içimden :D Yoksa mümkün diil hatırlayamıyorum sırasını.. Mesela biri pat diye 'anafazda nolur?' die sorsa cevap veremem.. Önce sayarım içimden kaçınci evreydi neyden önce neyden sonraydı falan ordan al oraya bağla çıkarırım zorla.. Bilmem yoksa evre falan hiç ezberden:D Derste de 'Buldum buldum bişiler' die bağardım da bilemedim hangi evre hangisi kıvırdım hocaya 'hocam minicik zaten net gözükmüyo anlayamıorum' diye :D
Bilinç altima işlemiş nadide cümlelerden biridir malesef 'Profösör Mete Anasına Telefon etti' ...
Yıllardır içimde sakladığım şeylerdin birini şuracığa salıverdikten sonra kişisel bilinçsel şeylerimi bi kenara bırakıp esas konuma geri döneyim..
Aslında, dersin en problem kısımını olurşturan 'mikroskopta görüğünü çiz' komutunun sonucu olarak ortaya çıkmış çizimlerimi de tarayıp koysam olurdu ama kendimi daha fazla rezil etmeyeyim.. zira hoca yeterince dalga geçti:D
bu hafta da mayoz bölünmeydi konu.. Önceki hafta birşeyler görebilmiş olmanın verdiği rahatlik uzun sürmedi mikroskop başında..latince de Lilium adıyla anılan bildiimiz zambak bitkisinden hazırlanmış preparatlar kıttı bence ki benimki gene iyiydi bikaç Mayoz2 evresi yakaladım..
Mayoz bölünme 2n kromozomlu ökaryot bi hücrenin bölünerek 4tane n kromozomlu hücre oluşturmasıdır ki bu hücreler genelde gamet hücreleridir ve mitozdaki gibi birbirlerinin aynısı değildir.Mayoz bölünmenin amacı üremede kromozom sayısını korumak ve çeşitlilik sağlamaktır.Mayoz1 ve mayoz2 olark iki bölümden olurşur.. çeşitlilik meydana getiren olaylar mayoz1de gerçekleşir ve kromozom sayısı yarıya iner.Mayoz2 de aslında klasik mitozdur.
Mayoz1 gerçekte mitozdan farkli olmakla birlikte kullandığımız mikroskoplar elektron mikroskopu kadar gelişmiş olmadığından -yani uzaktan- mitozun aynısıymış gibi gözükmekte.. Bu sebepten mayoz1le hiç ilgilenmedik direk 'mayoz2 geçiren hücre' avına çıktık..
Yan tarafta gördüğünüz mikroskopta ilk yakaladığım hücrenin bi benzeri.. ''Hocaamm! burda tetrat var ama bunların 3lüsü de var 4lüsü de:S'' Biliyorum adı üstünde Tetrat 3lü olamaz ama hücre bu belki mutasyon geçirmiştir olamaz mı:D Ya da biri diğerinin arkasına saklanmiştır hücreciklerin benim ilk gördüklerimde olduu gibi:D Ben aradım taradım sizin için en net en güzel tetratı buldum ve ölümsüzleştirdim :) Tetrat hücrenin mayozun sonuna gelmiş hali.. n kromozomlu 4 hücre birarada kardeş kardeş takılıoyorlar gördüğünüz gibi aralarındaki bağları koparmamişlar:P
Bu gördüğünüz de Tetrattan bi önceki evre olan Telofaz2 geçiren bi Lilium hücresi..
Mitozda gördüğümüzden farkli olarak bi hücre içinde iki hücre mitoz geçiriyomuş gibi gözükmesi yada gerçekte gerçekten öyle olmasi..
Benim mikroskopta tetrat ve telofaz2den başka bişey yoktu pek varsa da ben seçemedim:D
Başka mikroskoplardan diğer evreleri de gördüm lakin hiçbiri beni tatmin etmediği için fotoğraflamadım..
Zaten bunları çekmek için bile makineyle baya cebelleştim.. Çizimi falan bırakıp fotoğrafla uğraştım.. Hoca artık alışmış yada-alışmak biraz iyimser kaçıyo- bezmiş olucak ki çizimlerimizi tek kelime etmeden imzalayıp gönderdi:D
Ve bir Temel ve Moleküler Biyoloji Uygulama dersi de böyle bitti..
Oküler ermiş muradına Genetikçiler çıksın kerevetine:P
dipçik bir not: biyoloji dersi niteliği taşiyan bilgiler için yanlış bişey olmasın diye netten biraz kopya çektim.. affınıza:)
29 Kasım 2008
okülerimin ucundaki hayat belirtileri..
Alışmışım lisede her türlü elektronik, teknolojik alet; telefon, fotoğraf makinası vb.. yasağına hoca 'geçen yılkiler fotoğrafını da çekmişti gördüklerinin' diyince şaşirdim önce.. 'Çekiliyo muuu??' die sordum.. Kim bilir ne düşündü hoca hakkımda Biraz şapşalcaydı halim.. Ayıldım ve fırladım yerimden.. her daim yanımda taşıdığım fotoğraf makinamı çıkardım.. dayadım okülere.. 'Aaa çekilio hakkaten..!!' verdiğim ikinci şapşal tepkiydi.. Ve bir soğan zarının hücrelerinin ölümsüzleştirdim..
Ardindan ikinci preparatımı hazırladım.. Elodea bitkisi.. Daha önce duymuştum adını ama böle harika bi görüntüyle karşılaşacağmı tahmin etmemiştim..
3.preparatımız agız içi epitel hücresiyle hazırlanacaktı.. Lamınızı alıyorsunuz ve ağzınızın içine mümkünse yanağnız kenarına yada dilinize sürterek epitelinizi alıyosunuz.. Ben dilimden denedim 2 kere bişey bulamadım.. Derse girmeden içtiğim sıcak çayın epitellerimi öldürmüş olmasından şüphelenerekten diğer mikroskoplardan kopya çekerek çizdim ve çizimlerimi imzalattım.. E elalemin Ağız içinin epitelini de çekmiyim dedim..
İlk laboratuvar dersim böyle geçti.. sonraki haftalarda da değişik hücrelerin su kaybedip büzülüşünü sora su alıp şişişini izledik.. Kan aldık birinden (o biri olmayı çok istedim ama hoca beni istemedi) sora onun kan hücresini parçaladık.. önce patatesin sora da üzümün suyunu çikardık bi hafta da..
her hafta bi iki saatim mikroskop başında geçiyor.. o iki saatle seviyorum bölümümü.. okülerin ucundaki hayat belirtilerini seyrediyorum.. muTtlu oluyorum...
