laboratuvar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
laboratuvar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2011

Bilim İnsanı Şarap Yapar..

Uzun zamandır okulla aramızda bir hayli mesafe var.. Biraz geçen dönemin nerdeyse tamamını buz pateni antremanlarında Ankara'da geçirdiğimden biraz da bu dönem yalnızca haftanın 4 günü en fazla 2 saat dersim olduğundan sebep..Haftada 1 gün de laboratuvara giriyorum o kadar..


İşte bu bölümü okumama anlam katan tek şey olan laboratuvarların biri Biyoteknoloji Laboratuvarı ve biz en önemli Biyoteknolojik ürünlerden birini yapıyoruz.. Şarap!!


2 hafta önceydi..

200ml Cappy %100 Elma suyunun içine biraz ılık suyla aktif hale getirdiğimiz 3 gr Kuru Mayayı ekledik ve içine mayalara başlagıç şeker kaynağı olarak 2 kesme şeker attık..




Sonra da biraz çalkalayıp Ph'ını ölçtükten sonra ağzını kapatıp dinlenmeye tabiri caizse 'Yıllanmaya' bıraktık..







Peki ya neden Elma??

Özel bir sebebi yok:D Klasik Laboratuvar şartları elimizde hepsi %100lük Üzüm,Karışık Meyve ve Elma Suyu vardı.. Bizim masaya Elma düştü:D Şarap dediğiniz üzümden olur.. Kırmızı olur.. Beyaz olur.. diyorsanız hazır olun.. Çünkü laboratuvarlarımızda artık Elmadan yapılma Sarı şarap üretimi de yapılmaya başlandı:D


Ve bugün kontrol için şişelerimize baktığımızda şarabımızın renginde biraz durulaşma ve dibinde tortulaşma gördük.. Anladık ki sevgili mayalarımız iyi çalışmıştı :) Yalnız Ph'ını ölçtüğümüzde ufak bir sorunla karşılaştık ki; asitliği yükselmesi gereken yerde ufak bir düşüş var.. İlk ölçümün hatalı olabileceğini söyledi asistan.. İlk ölçümden de hayli eminim aslında ama neyse..

Zaten bilimde doğrular hatalı buluşlarının izinden gitmez mi hep.. Kesin buluş yaptık biz:D

Yani tamam buluş yapmasak da şarap yaptık.. Yaptığımız 'şarap' şaraba benzemese de Bilim yaptık daha ne olsun.. :D



Dipçik Not
: Bu Başlığı ''Bilim insanı, şarap yapar.. '' olarak düşündümse de başlangıçta, sonradan neden ''Bilim, insanı şarap yapar..'' da olmasın diye düşündüm.. Sonuç konusunda kararsızım... O sebepten başlığı virgülsüz yazıp noktalama hatası yaparak aslında kendi içinizdeki gerçeği ortaya çıkarmayı amaçladım.. Nasıl anlarsanız.. :P

24 Mayıs 2009

bir garip Drosophila Melanogaster (2)

3 kırımızı gözlü Ebony erkeği ve 3 beyaz gözlü White dişi ile başlamıştı herşey.. bir hafta sonra onlarca larva onlarca pupa ve bir sonraki hafta ise onlarca drosophila melanogaster...

Haftalardır heyecanla beklediğimiz ilk drosophila dölüyle göz göze geldik bu hafta nihayet..
Yukarıdaki fotoğrafta görüğünüz şişenin dibindekilerin gözüktüğü kadarı.. Cama yapışık olan şefaf şeyler drosophilalarımızın çıktığı pupalar dipteki koyu renkli olanlar ise bizim yavrucuklar=)

Geçen hafta pupa ve larva evrelerindeydi yavrular.. sınıftaki diğer şişelerle karşılaştırdığımızda bazılarında nerdeyse hiç bir hareket yokken bizimkilerin bir önceki hafta göstermiş oldukları aceleciliğin meyvelerini bol bol aldıklarını gördük..
Yaklaşık 15 larva ve 45 pupa saydım ki normalde hocanın da dediğine göre gelişim aşamasından dolayı larvalarımızın daha çok olması gerekirdi.. Bizim şişeyi gören hoca da artık 'sizinkiler hızlı zaten' dedi normal karşilayarak.. ''Siz bunlara ekstra bişeyler mi verdiniz??'' gibi tepkiler de almadık değil tabi:D
Soldaki yavrularımızın ilk halleri işte.. Açık renkli solucan gibi olanlar larva ve koyu renkli olanlar ise pupadaki halleri..

Yavrular daha pupalarından çıkmamışken daha önce anlatmış olduğum bayıltma yöntemiyle anne ve babayı ayırdık şişenin içinden..Ve ebediyete uğurladık..
Böyle bir caniliğe göz yummak istemezdim ama herşey bilim için.. Eğer anne ve babayı şişede bıraksaydık yavrularıyla çiftleşebilrler ve normalden farklı bir genetik çeşitliliğe sebeb olabilirlerdi. Bu da bizim deneyimizi olumsuz etkilerdi.
Elbette ki,ben ve makinam onları son yolculuklarıyla da ölümsüzleştirdik..

Bu haftaya ise yine yavruları bayıltarak başladık..Bu defa bu yavruların arasından 4 dişi 4 erkek seçip yeni besiyerine koyup kalanları da cinsiyetlerine ve türlerine göre ayırıp sayıcaktık fakat bizim sinekler biraz fena cıktı..
Eterin kokusu bizi mahvetti ama bi kaç milimden ibaret olan yavrularımıza pek etki etmedi kimisi bayılmadı kimisi hemen ayılıverdi.. Baya bi cebelleştik başlarında iki kişi 4 el yetmedi..

Kendine gelen yalpalaya yalpalaya kaçti biz aralarında dişiyi erkeği ayırmaya çalışırken.. Bir de bir çoğu hala gelişme aşamasında olduğu için abdomenlerindeki çiziktiriklerinden çıplak gözle eşey tayini yapmak zor oldu.. Lupla bakmaya çalıştım o da ilk aldığım lup bozuk çıktı ayarlamak için baya uğraştım bu arada ayılanlar yeniden bayılanlar... Bi ara elime eterli pamuğu alıp hayvanların kafasına kafasına bastırdım ama yok banamasının demediler yine de.. kimisini canice katletmek zorunda kaldık ki zaten eşey tayinininden sonra saymak için bunu zaten yapıcaktık.. kimisini eterli şişeye attık.. kimisi de ilk üredikleri şişede besiyerine saplanmış bi şeilde kaldı çıkaramadık...

Bu arada lup altında gördüğüm bütün kırmızı gözlülerin dişi bütün beyaz gözlülerin de erkek olduğunu farkedene kadar baya uğraştım.. birkaç sinek kaçırıp bi kaçını da hunharca katlettikten sonra ikinci nesil için anne baba ayılırıp diğerlerini saymaya koyulduk..
100e yakın yavru saydık.. dişi erkek oranı yarı yarıyaydı nerdeyse.. Tabi uçanlar ve şişenin dibinde besiyerine saplı kalanlarla pek sağlıklı bi sayım olmadı ama olduğu kadar artık napalım...

Benim aklımda daha çok katledilen binden fazla sinek vardı.. Bi ara neden öldürmek yerine salmıyoruz gibi tepkiler geldi sınıftan ama hoca "Bunlar bir sürü kimyasal taşıyolar sonra okadar virüs nerden çıkıyor sanıyorsunuz.." diyince hepimiz bu fikirden vazgeçtik...
Sonrada hepsini morg adı altında hazırlanmış, içinde deterjanlı su bulunan şişeye attık...




7 Mayıs 2009

bir garip Drosophila Melanogaster

Hayatınızda kaç kez bir hayvanın gözlerinizin önünde neslini devam ettirdiğini görebilme şansına sahip olabilrsiniz? Ve kaç canlının bunu 'nasıl' yaptığı bi kaç santim uzaktan seyredebilrsiniz?

Bu okula başladığımdan beri ilk defa bir şey bu kadar şaşırttı beni.. Ne bir sıçan kesimi ne bir kubağanın bacağı, kalbi... Bu bir sapkınlık değil kesinlikle bir zevk değil.. Kendi hemcinsimin bunu yaptığını görmek aynı hisleri yaşatmazdı muhtemelen ya da herhangi bir canlıyı tvde seyretmek..

Anladım ki; tiyatroyla sinema arasındaki fark ne kadar büyükse,belgesel seyretmek ya da bir fotoğrafta incelemekle kendi hazırladığım yaşam alanı içerisinde kendi seçtiğim bi kaç santimlik hayvanları canlı canlı seyretmek arasındaki fark da okadar büyükmüş..

Drosophilalarımızla buluştuk nihayet bu hafta.. 3kişiyiz ve cam bir şişenin içinde 3çift Drosophilamız var.. Erkekler kırmızı gözlü Ebony'ler ,Dişiler ise adı üstünde bembeyaz White'lar..

Yaklaşık 3 hafta önce besiyerlerini hazırlayıp sineklerimize yaşam alanı olacak şişelere dökmüş ve dinlenmeye bırakmıştık.. dün ise bir elimizde eterli şişeyle başka bir şişenin içindeki Ebony sineklerini bayıltıp sineklerimizde eşey tayinine giriştik..

Çıplak gözle ayırt etmek çok zor değil aslında cinsiyetleri ama yine de lup denilen mikroskopun daha ilkel bi tipiyle yakından bakarak özenle seçtim Drosophilalarımızı..
Mesela; sol tarafta gördüğünüz Ebonylerden yukarı doğru bakanı erkek aşağı doğru bakan ise dişi. Bunu anlamanın en kolay yolu kırmızıyla işaretlediğim yerdeki, şu anda adını bir türlü hatırlayamadığım cizgilerin sıklığı.. Gözle görmenin de mümkün olduğu bu cizgiler erkeklerde uca doğru iyice kalınlaşıp bir bütün halini alırken dişilerde ince cizgiler halinde sürüyor. Çıplak gözle erkeklerin kuyruk kısımlarını tamamiyle koyu görüyorsunuz. Erkeklerin, dış görünüş olarak, dişilerden bir farkı daha var ki onlar da ön ekstremitelerinde(daire içinde işaretli)bulunan ve çiftleşme sırasında dişilerini tutmak için kullandıkları eşey tarakları.. Nasıl kullandıklarına da bizzat şahit oldum.

Hafif dozda eterle bayılttığımız sineklerimizi seçtikten sonra önceden hazırlamış olduğumuz yaşam alanlarına aldık.. İlk seçtiklerimiz besiyerine yapışmalarına neden olarak katlettiğimizi acıyla belirtmek isterim ki bunu yapan yanlızca biz değildik.. Ama onları kurtarmak için sarfettiğimiz çabayı da göz ardı etmememiz gerekir..

Erkekleri yeniden seçip bu kez daha dikkatli bir şekilde şişeye yerleştirdikten sonra aynı işlemi daha önce döllenmesi engellenmiş White dişilere uyguladık.. Dişi olduğuna emin olduğumuz için eşey tayinine ihtiyaç duymadığımız halde dişileri de lup altında incelemekten kaçınmadım hiç...

Bu da White bir dişi..

bunlardan da 3tane seçip diğerlerinin yanına koyduk ve ayılmaları için beklemeye koyulduk..
Bu arada bi kaç tanesini yine besiyerine kaptırdık.. Neyseki ayılmaya başlamışlardı da ölmeden kurtulmayı başardılar..

Ve ardından 'Hadi koçum Göster kendini..!' gibi sözlerle evladımız gibi benimsediğimiz şuncacık bikaç santimlik hayvanları motive etmeye giriştik.. İşe yaramış olucak ki yaklaşık yarım saat sonra -bir köşede yaptığımız ve sonucunu birtürlü göremediğimiz deneyde kullandığımız boyan kurumasını beklemek amacıyla verdiğimiz molanın ardından- geri döndüğümüzde bir çiftin neslini devam ettirme çalışmalarına başladığını farkettim..
Sineklerin boyutlarını gördüğüm gün böyle belgesel tadında bir olayla karşilaşamıycağımı düşünüp üzülmüştüm açıkçası.. Hatta bunu bi hocanın yanında sesli bir şekilde dile getirmiş ve
'bir dahakine kara sineklerle çalışırız' gibi hoş bi tepki almıştım:D
Kendimi tutamadım ve 'bunlar çiftleşiyoooo' die bağırmaya başladım.... Biraz da ilk defa bizim sineklerde görülmesinden sebeb duyduğum gururla herkesin görmesini sağladım önce:D Elden ele gezdi şişe bi anda onlarca göz... Sonra da çekip aldım ellerinden 'rahat bırakın' die:D Hocanın tepkisi ise muhteşemdi: 'Nerden anladın??' .. Gösterince şişeyi soramamış olmayı tercih etti heralde 'bırakın hayvanları napıyolarsa yapsınlar canım' diye bırakıverdi elinden...
Bi süre daha sürdü.. Ben, elimdeki makina daha sağlam olsaydı belgesel çekicektim neredeyse... baya uğraştım düzgün bir foto yakalayabilmek için ama ancak buğulu bir camın ardından özel hayata saygı duyarcasına bi iki poz alabildim.. Zaten ondan sonra bedensel ilişkilerini kesip normal hayatlarına geri döndüler... Bir daha ayırt edemedik bile hangisiydiler... DErs bittikten sonra da şişelerimizi masaya öylece bırakıp çiktik labdan.. Devamı haftaya artık..

Bilmiyorum çektiğim fotoğrafı yayınlamam ne kadar doğru olur.. Açıkçası bunları yazıyorum ama bi sapık gibi anlaşılmaktan da korkmuyor değilim.. Doğanın bi parçası sonuçta bu anlattıklarım... Utanmıyorum diye bunu anlatmaktan ahlaksız bir insan olarak görülmem umarım.. HEycanımı ve gördüklerimi paylaşmak istedim yanlışım varsa affola...

25 Nisan 2009

moleküler dünyaya ilk adım..

bahar yarıyılıyla birlikte artık hangi yolda yürüdüğmü hissetmeye başladım yavaş yavaş.. Bölümümle ilgili dersler artmaya uygulama derslerim daha ilgi çekici bir hal almaya başladı..

Hücre Biyolojisi Labında bir sıçanın içini gördüm mesela sonra bir kurbaanın bacagına giden bir sinir teli üzerinde çalıştım..

Bölümümü daha çok ilgilendiren kısım Temel Genetik Uygulama LAbı elbetteki.. başlarda karyotip analiziydi problem çözumleriydi falan sıkıcıydı ama vizelerden sonraki haftadan itibaren oldukça eğleniceğimizden eminim...

Ne yapıcağımızdan kısaca bahsedip ayrıntıları bir sonraki yazıma saklamak zorundayım malesef:S Çünkü dün akşam tvye takılıp yarım bırakınca yazımı ve bu sabah geç kalkıp artık hazırlanıp istanbula dönmem gerektiğinden yine yine ve yine erteliyorum cümlelerimi... Üzgünüm...

ÇAlışma metaryelim Dorosophila sineği.. DAha doğrusu sinekleri.. GEçen hafta besiyerleri hazrladık onlar için.. bildiğiniz mama yaptık yani.. Sırayla gidip karıştırdık kazanmsı şeydeki mamamızı.. drosophilaları inceledik bu arada birde.. cinsiyet ayrımı gelişme evresi.. Herbirini aktarmaya öyle hevesliydim ki oysa..
bundan sonraki aşamalarımız asıl zevki olucak olan.. Önce bir çift sineği çiftleştiricez ve oluşan yavruların genetik çaprazlamasını yapıcaz.. sonra bir sonraki dölü elde edicez.. Tabi bir kaç hafta alıcak bunlar.. Ara basamakları biz de tam olarak bilmiyoruz.. Biz daha çok bir çift sinegimiz olucak adını ne koysak heyecanı içerisindeyiz=)

Neyse şimdi hitmeliyim ve hızla hazırlanıp yurduma geri dönmeliyim...

10 Ocak 2009

....

Sıkılıorum bugun çok.. Dün de sıkılıyordum.. Yarını bekliyorum heycanla.. İstanbula dönmek istiyorum..
Bugün dönerim düşncesiyle gelmiştim eve ama salmadılar tabiki.. Dün akşam babam '' gitcen mi yarın? Gitmezsin dime? Gitmiceksin dime?? Gitme sakın idilll!!' gibi aşamalı aşamalı tehditkar sözler savurdu sürekli.. ben de fırsattan istifade ''bakarız.. duruma göre..'' gibi çelişkili cevaplar vererek olayı biraz da 'bana iyi davranın ona göre yoksa basar giderim'e getirdim... Bi anlamı olmadı tabi sonuç olarak hala evdeyim..

Yazı yazmak istesem de aklımada yazcak pek bişey yok.. Bu hafta biyoloji uygulama dersim de animasyon seyretmekle geçtiğinden biyoloji dersi niteliğindeki yazı dizime de devam edemiorum..ve önümüzdeki hafta da ders bilgisayar üzerinden gidicek.. Daha da kötüsü sonraki iki haftayı finallerim ve ardındaki bir ayı da sömestır tatili takip edeceğinden uzun bi süre uzak kalıcam mikroskopa okülere.. 2.dönem de Allah kerim artık..

Sıkılıorum hala.. Sıkılmaya devam edicem.. pffff...

3 Ocak 2009

Okülerimin Ucundaki Hayat Belirtileri (3)

Bu çarşamba blog yazmanın çok faydalı bişey olduğuna en içten dileklerimle karar verdim :)
Şöyleki, haftasonu yazdığım ve artık 'laboratuvar günlükleri' haline gelmiş ''Okülerimin ucundaki hayat belirtileri (2) '' adlı yazıyı yazarken aklımda kalan 'mitoz bölünme safhaları' bu haftaki uygulama dersimde işime yaradı..

Dersin başında 'Sınav yapıcaz sizi nihahaha!!' moduna bürünen muhterem asistan hocalarımız 'eski çizimlerinizi notlarınızı bi gözden geçirin' lerle korkuttular bizi bide üstüne dizdiler 7tane mikroskopu yan yana.. Harıl harıl çalıştılar etraflarında ayarladılar.. Ee tırstık tabi bizde:D Etraftan 'sınav mı olucaz??' 'hocam noluo?' 'eyvah sınav var napcam ben??' sesleri yükselmeye başlamıştı ki hocalardan biri 'bizimle kafa bulduklarını' itiraf etti.. Korktum ne yalan söyliyim:D Hiç sevmem öle pattadanak yapılan sınavları..

Meğer 7 farklı mikroskopun 3ünde kan hücreleri, 2sinde pankreas diğer 2sinde de tiroid bezi varmış.. Preparat az diye heralde.. Sözde sırayla baktık.. Az kişiydik zaten herkes takıldı kafasına göre.. Ben mikroskoptan incelemeyi bırakıp Fotoğraf makinama sarıldım elbetteki yine:D

Kan hücrelerinden hoşlanmadım bi fotograf karesi olarak pek birşeye benzemiyorlardı bende çekmedim..
Sadece Pankreas ve Tiroidle ilgilendim lakin şimdi farkettim ki ikisi de birbirine
benzediğinden sokakta görsem ayırt edemem ben bunları:S Allahtan çekim sıramı biliyorum:D

Sol yanda ve biraz aşşağıda görmüş olduklarınız 2 farklı pankreas dokusu..Neden farklı oldukları hakkında bi fikrim yok..



Neye benzediği ve neresinin ne olduğunu ben de tam bilmiyorum açıkçası:D Önümüzde bi histoloji kitabı vardı.. ordaki resimlerin üzerinde yazıyodu ayrıntıları ama elbete ki
onca şeyi aklımada tutamadım..

Amacımın, biyoloji dersi vermek değil de 'okülerimin ucundaki hayat belirtileri'ni nacizane okurlarımla(sanki bütün blog alemi tarafından okunuyo hissine kapılmış insan modeli) paylaşmak olduğunu göz önünde buluduraraktan bunları 'Pankreasın Görülmeyen Yüzü' olarak bilseniz yeter;)





Ve işte bu da tüm çıplaklığıyla 'Tiroid Bezi'..

Ben tüm bunları çekebilmek için fotoğraf makinası ve mikroskopla cebelleşirken pek sevdiğim asistan hocam 'İnternette yazsan çıkar hepsi niye uğraşiosun!?' diyiverdi.. Biliyorum tamamen benim yorulmamam için kurdu bu ezici görünümlü iyi niyetli (yada iyi niyetli görünümlü ezici) cümleyi.. Ben de her ihtimale karşı (kendimi ezdirmemek için) 'derse ilgili, hazıra konmaktan hoşlanmayan ve kendi işini kendi gören çalışkan öğrenci porfili'ne bürünüp 'Onları ben çekmedim ama!' gibi sonradan nekadar yamuk olduğunu düşündüğüm bi cümle kuruverdim.. Neyseki hoca benim ne demek istediğimi anladı verdiğim cevaptan hoşlandığı anlamını çıkardığım bi tepki verdi:) Umarım aramızda ki bu 'ilgili öğrenci' diyologu bana yol su elektirik ve elbetteki kanaat olarak geri döner:D

Sonra tam ders erkenden biTti diye sevinirken 'herkes otursun kağıt çıkartsın' demezler mi.. Daha durumun ciddiyetini ölçemeden aslında hepimizin adımız gibi bilmemiz gereken bir soruyla karşıkarşıya kaldık.. 'Mitoz bölünmenin safhalarını yazınız ve birer cümleyle açıklayınız!' Sağolsun öss! Çok şey öğrenmiş ama sadece test çözmeye programlanmış androidler olarak herkes fısıldamaya başladı o an.. Neyseki ilgili öğrenci diyologuna girdiğim asistanın 'bir cümle yazın iki cümle yazanınki kabul değil' espiri(!)siyle olayı kendilerinin bile ciddiye almadığını çaktırdı ki bende onun rahatlığı ve daha bi kaç gün önce bloga yazarken tazelediğim bilgilerimle her safhayı uzun ama tek cümleyle açıkladım.. Her cümlede de 'iyiki blogda biyoloji dersi kıvamında bi yazı yazmışım kimseye yaramasa da bana yaradı' diye sayıklayıp durdum.. Hele kağıtları topladıktan sonra hocanın milletin yanlışlarını okumasından sonra.. Ee herkesin benim gibi blogu yok tabe:P
İşte böyle faydalı bişey şu blog:)
Bundan sonra derslerimi blog üzerinden mi tekrar etsem acaba? (sanki çok tekrar yapıyomuşum gibi:P) :D

27 Aralık 2008

Okülerimin ucundaki hayat belirtileri (2)

'haFtamın okulda geçen en güzel saatleri' olarak sıfatlandırılmayi hakeden nacizane Temel ve Moleküler Biyoloji Uygulama derslerimden ara ara bahsetmeye ve gördüklerimi-görebildiklerimi- fotoğraflayıp paylaşmaya karar verdim.

Geçtiğimiz iki hafta boyunca konumuz bölünmeydi.. İlk hafta Allium Cepa namideğer soğan zarı üzerinde hazırlanmış preparatlarda mitoz bölünme evrelerini gözledik.. Tabi ben ilk olarak gözümün önünde hücreler hızla bölünücek sandım lakin öyle değilmiş.. preparattaki onlarca hücrenin içinde yalnızca bir kaçı mitozun çeşitli evrelerinde bulunuyor.. Siz de okülerinize yapışıp Allium Cepa üzerinde keşfe çıkarak onları buluyorsunuz..

Mitoz bölünme, hücrenin kendi genomunu eşleyerek genetik yapısı birbirinin aynısı 2 hücre oluşturmasıdır.
Ardarda gelen 2 mitoz arasında hücre, interfaz denilen evrede bölünmeye hazırlanır ki bu evrenin bizim elimizdeki mikroskoplarda görülmesi mümkün değildir..

Mitozun ilk evresi profazdır.. Çekirdek zarı ve organellerin eridiği bu evreyi diğer sıradan hücrelerden ayırt etmek biraz zor olsa da dikkatli bakıldığında kromozomlar, hücrenin içinde düğüm olmuş bi ip gibi karişik bi şekilde size sırıtıyorlar.
Ben bu fotoğraf karesine net gözüken 3 farklı evre sığdırabilmişim ancak.. Arada bi iki profaz da görür gibi oldum ama kendim emin olamadığımdan işaretlemedim..

Metafaz kardeş kromotitlerin ekvatoral düzlemde sıralandığı evredir. Bakınız fotografta siyahla işaretli olan hücre metafaz geçirmektedir..
Kardeş kromotitlerin zıt kutuplara doğru çekildiği evre ise fotoğrafta gri ile işaretlenmiş hücrenin geçirdiği Anafaz evresidir. Hatta ortada ovalimsi işaretlenmiş olan hücrenin içinde bulunduğu evre, tarafımdan abartılıp anafazdan telofaza geçiş evresi olarak da adlandırılabilir :)
Son olarak kırmızıyla işaretlenmiş hücre Telofaz evresinin sonlarında bulunmaktadır. Kromozomlar tamamen kutuplara çekilmiş, etrafında çekirdek zarı ve organaller yeniden oluşmuş ve hücre boğumlanmaya başlamiştir.

Şimdi şuanda küçük bi itirafta bulunmak istiyorum.. sanırım ortaokuldaydık.. Bu mitozun evrelerini bize, Profösör Mete Anasına Telefon etti şeklinde tam da Mete Işıkara'nın deprem baba olarak iyice ünlendiği zamanlarda öğretmişlerdi.. Bunu sölemekten utanıyorum ama hala mitoZun evrelerini bu şekilde sayıyorum içimden :D Yoksa mümkün diil hatırlayamıyorum sırasını.. Mesela biri pat diye 'anafazda nolur?' die sorsa cevap veremem.. Önce sayarım içimden kaçınci evreydi neyden önce neyden sonraydı falan ordan al oraya bağla çıkarırım zorla.. Bilmem yoksa evre falan hiç ezberden:D Derste de 'Buldum buldum bişiler' die bağardım da bilemedim hangi evre hangisi kıvırdım hocaya 'hocam minicik zaten net gözükmüyo anlayamıorum' diye :D
Bilinç altima işlemiş nadide cümlelerden biridir malesef 'Profösör Mete Anasına Telefon etti' ...

Yıllardır içimde sakladığım şeylerdin birini şuracığa salıverdikten sonra kişisel bilinçsel şeylerimi bi kenara bırakıp esas konuma geri döneyim..

Aslında, dersin en problem kısımını olurşturan 'mikroskopta görüğünü çiz' komutunun sonucu olarak ortaya çıkmış çizimlerimi de tarayıp koysam olurdu ama kendimi daha fazla rezil etmeyeyim.. zira hoca yeterince dalga geçti:D

bu hafta da mayoz bölünmeydi konu.. Önceki hafta birşeyler görebilmiş olmanın verdiği rahatlik uzun sürmedi mikroskop başında..latince de Lilium adıyla anılan bildiimiz zambak bitkisinden hazırlanmış preparatlar kıttı bence ki benimki gene iyiydi bikaç Mayoz2 evresi yakaladım..

Mayoz bölünme 2n kromozomlu ökaryot bi hücrenin bölünerek 4tane n kromozomlu hücre oluşturmasıdır ki bu hücreler genelde gamet hücreleridir ve mitozdaki gibi birbirlerinin aynısı değildir.Mayoz bölünmenin amacı üremede kromozom sayısını korumak ve çeşitlilik sağlamaktır.Mayoz1 ve mayoz2 olark iki bölümden olurşur.. çeşitlilik meydana getiren olaylar mayoz1de gerçekleşir ve kromozom sayısı yarıya iner.Mayoz2 de aslında klasik mitozdur.

Mayoz1 gerçekte mitozdan farkli olmakla birlikte kullandığımız mikroskoplar elektron mikroskopu kadar gelişmiş olmadığından -yani uzaktan- mitozun aynısıymış gibi gözükmekte.. Bu sebepten mayoz1le hiç ilgilenmedik direk 'mayoz2 geçiren hücre' avına çıktık..

Yan tarafta gördüğünüz mikroskopta ilk yakaladığım hücrenin bi benzeri.. ''Hocaamm! burda tetrat var ama bunların 3lüsü de var 4lüsü de:S'' Biliyorum adı üstünde Tetrat 3lü olamaz ama hücre bu belki mutasyon geçirmiştir olamaz mı:D Ya da biri diğerinin arkasına saklanmiştır hücreciklerin benim ilk gördüklerimde olduu gibi:D Ben aradım taradım sizin için en net en güzel tetratı buldum ve ölümsüzleştirdim :) Tetrat hücrenin mayozun sonuna gelmiş hali.. n kromozomlu 4 hücre birarada kardeş kardeş takılıoyorlar gördüğünüz gibi aralarındaki bağları koparmamişlar:P
Bu gördüğünüz de Tetrattan bi önceki evre olan Telofaz2 geçiren bi Lilium hücresi..

Mitozda gördüğümüzden farkli olarak bi hücre içinde iki hücre mitoz geçiriyomuş gibi gözükmesi yada gerçekte gerçekten öyle olmasi..
Benim mikroskopta tetrat ve telofaz2den başka bişey yoktu pek varsa da ben seçemedim:D
Başka mikroskoplardan diğer evreleri de gördüm lakin hiçbiri beni tatmin etmediği için fotoğraflamadım..

Zaten bunları çekmek için bile makineyle baya cebelleştim.. Çizimi falan bırakıp fotoğrafla uğraştım.. Hoca artık alışmış yada-alışmak biraz iyimser kaçıyo- bezmiş olucak ki çizimlerimizi tek kelime etmeden imzalayıp gönderdi:D

Ve bir Temel ve Moleküler Biyoloji Uygulama dersi de böyle bitti..
Oküler ermiş muradına Genetikçiler çıksın kerevetine:P

dipçik bir not: biyoloji dersi niteliği taşiyan bilgiler için yanlış bişey olmasın diye netten biraz kopya çektim.. affınıza:)

25 Aralık 2008

...

İsTanbul'dan, tarihi eser okulunun çağa uygun nadir mekanlarından olan bilgisayar laboratuarından, bilgisayar dersinde 'word' dinlemek yerine seslenmekte Tt:

'HEEEYYYY!!! Blogummm.. Blogcumm.. Okurum.. yazarım.. Özledim Sizi bea!! '

29 Kasım 2008

okülerimin ucundaki hayat belirtileri..

beyaz önlüğümü giyip girdiğim ilk uygulama dersimde okülerimin ucundaki ilk görüntüm klasik ama aslında ilk defa bukadar güzeldi..
'Hücre' konusunun demirbaşıdır soğan zarı.. tahtaya çizilir mikroskopta ilk ona bakılır hatta yazılılarda itinayla sorulur.. Ben de üniverstedeki ilk mikroskop deneyimimin soğan zarı olucağnı öğrenince başta hayal kırıklığı yaşamış olsam da gördüğüm şey sanki herzaman gördüğüm soğan zarı değildi.. Kendi hazırladığım preparatım ve kendi kurduğum mikroskopumla daha hoş bi hal almıştı sanki..Ve özenle çizdim mikroskopta gördüğüm şeyi.. 'ya ressammı olcem ben genetikçi olcem nie çizioz ki?' dedim ama paşa paşa özene bezene cizdim valla:)

Alışmışım lisede her türlü elektronik, teknolojik alet; telefon, fotoğraf makinası vb.. yasağına hoca 'geçen yılkiler fotoğrafını da çekmişti gördüklerinin' diyince şaşirdim önce.. 'Çekiliyo muuu??' die sordum.. Kim bilir ne düşündü hoca hakkımda Biraz şapşalcaydı halim.. Ayıldım ve fırladım yerimden.. her daim yanımda taşıdığım fotoğraf makinamı çıkardım.. dayadım okülere.. 'Aaa çekilio hakkaten..!!' verdiğim ikinci şapşal tepkiydi.. Ve bir soğan zarının hücrelerinin ölümsüzleştirdim..

Ardindan ikinci preparatımı hazırladım.. Elodea bitkisi.. Daha önce duymuştum adını ama böle harika bi görüntüyle karşılaşacağmı tahmin etmemiştim..
Şu gördüğünüz Elode bitkisinin genç yaprak hücrelerinin 400kat büyültülmüş görüntüsü.. içlerindeki yeşillikler klorofil pigmentleri ve dikkatli baktığınızda onların hareket ettiğini görebiliyorsunuz.. Neden bilmem acayip büyüledi bu görüntü beni.. dönüp dönüp bi daha baktım.. Sora çizdim özenle yine.. her ayrıntısıyla.. Tabi sonra da fotoğrafını çektim heyecanla.. Herkese göstermek istedim.. Kimse benim kadar ilgi duymadı elbette ki..

3.preparatımız agız içi epitel hücresiyle hazırlanacaktı.. Lamınızı alıyorsunuz ve ağzınızın içine mümkünse yanağnız kenarına yada dilinize sürterek epitelinizi alıyosunuz.. Ben dilimden denedim 2 kere bişey bulamadım.. Derse girmeden içtiğim sıcak çayın epitellerimi öldürmüş olmasından şüphelenerekten diğer mikroskoplardan kopya çekerek çizdim ve çizimlerimi imzalattım.. E elalemin Ağız içinin epitelini de çekmiyim dedim..

İlk laboratuvar dersim böyle geçti.. sonraki haftalarda da değişik hücrelerin su kaybedip büzülüşünü sora su alıp şişişini izledik.. Kan aldık birinden (o biri olmayı çok istedim ama hoca beni istemedi) sora onun kan hücresini parçaladık.. önce patatesin sora da üzümün suyunu çikardık bi hafta da..

her hafta bi iki saatim mikroskop başında geçiyor.. o iki saatle seviyorum bölümümü.. okülerin ucundaki hayat belirtilerini seyrediyorum.. muTtlu oluyorum...