isTtanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
isTtanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2010

Toprak olur kokarım yağmurdan sonra..



Son demlerini yaşıyor bugün Eylül.. Yavaşça terkediyor takvim yapraklarını,birdahaki yıla hazırlanmak üzere..
Daha bir huzurla gidiyor olmalı bu defa, en azından ben, yüzümde huzurlu bir gülümsemeyle el sallıyorum ona bu yıl.. Belki de ilk defa bu denli hissettiğim için varlığını... Belki de kucak dolusu muTtluluk getirdiği için bana, tüm eli açıklığıyla :)

Hep sevdim ben onu.. Gururla ayakta duruşunu.. İçimi huzurla dolduruşunu hep sevdim.. Ama biraz daha farklı oldu bu yıl eskilerden... Bu yıl bir pencerenin köşesinden, uzaktan, sessizce seyretmeyi bırakıp katıldım rüzgarına ben de..

Yalnız değildim elbette.. Paylaşmadan hissedemeyeceğim bir keyifti bu Eylül'ü yaşamak :) Her anımı Eylül kızı hissiyle geçirmem için elinden geleni yapan, beni balonlarla karşılayıp o balonların arasına bir minik ben daha koyan; tüm aya büyüklü küçüklü hediyeler, süprizler saklayan; sinema, sergi, gezinti; hatta birlikte kitap okuma saatleri.. ve daha nicelerinin mimarı adam!

Ben Eylül Kızıyım.. Sonbaharın rüzgarında uçar adım.. Yağmur olur yağarım solmuş yapraklara.. Toprak olur kokarım yağmurdan sonra..


Okula gitmek bile muTlu etti beni bu Eylül.. Bir avuç arkadaşımla özlediğim kızsal sohbetler, dünyadan haberler,kahkahalar,gezmeceler.. Bir de onların iyiki doğdun süprizi var ki, yeşilliğin içinde mum üflemek de başka güzel:) Çimenlerde sürünmek çarpıcı fotoğraflar yakalayabilmek için minik tripotumun üstünde..

Ben Eylül Kızıyım..


Gidiyor diye de üzülmüyorum bu defa hem.. Çünkü gitmesi değiştirmiyor o Ttatli tebessümleri.. Sıcak sohbetleri.. Daha alınmış gösteri biletleri, verilmiş gezinti sözleri.. İzlenecek filmler, alkışlanacak tiyatrolar var yolda.. Bir de kitaplar heyecanla okunmakta..

Bir mevsim içinde başka bir kahraman çıkıyor şimdi sahneye.. Eylül'e yoldaş.. Huzuruma yandaş.. Ekim giriyor kapıdan içeri.. Vakit, keyfi,huzuru ona devretme vakti :)

15 Eylül 2010

88.Güne merhaba..

88.gün oldu artık bugün..
Şimdi tatille aramda yalnızca saatler kaldı..
Ayrılıcaz.. hatta terkedicez birbirimizi acımadan..

Eşyalarım hazır.. Bavulum dolu ağzına kadar..
7.yılım bu yıl, şu göçebe hayatta.. 7.dönüşü mevsimin yazdan kışa, tatil boyunca.. Bu kimbilir kaçıncı bavul hazırlayışım başka şehre yola çıkmaya.. Geçen yılların yanında o 88 gün hiçbirşey aslında..

İyi katlandım bu yaz tatilin varlığına... Her zamankindan daha daha huzurlu olduğumdan olsa gerek bu başarım..

Şimdi son saatlerimi geçirirken tatille, son günlerde yaptıklarımdan bahsetmek istioyorum kısa kısa..

*Bugün, son tatil gunu kardeşimle geçirdim.. 9 yaşinda ve ilk defa onunla yalnız çıktım dışarıya.. Korkulacak bir şey olmadı.. Önce sinema sonra Burger King.. Canının her istediğini de yapmaya çalıştım ve giderayak iyi bir abla olmayı başardım sanırım..

*Bir kez daha "Kadın olmak zor iş" dedim bavulumla cebelleşirken.. Almanız gerekenler bir erkeğe göre daha fazla her zaman.. Onu da koymalıyım... Aa bunu da unuttum..Yarın nasil kapatırım o bavulu bilmem..

*Son zamanlarda butik bloglara takıldım ben.. Onlar mı yeni ben mi yeni keşfettim bilmiorum ama birinde kendime uygun birşeyler buldum sonuda.. Alsam almasam nasi olur denesemmi şu işi derken en sonunda bir adım attım ve Özlemoda'dan ürün satın aldım.. Şuanda kargodalar:) Merakla bekliyorum.. Gelince fotoğrafalıyla birlikte paylaşicam:)

Şimdilik burda son veriyorum -vermeliyim- yazıma.. Gözlerim artık kendini salmış, kapanmakta..
Hoşcakal tatil.. Kabul edelim,kıymetini bilelim de bu yıl iyi katlandık birbirimize..Şimdilik hoşçakal.. Seneye görüşmek üzere... :)

12 Temmuz 2010

16'dan 23'e : İhmalkar bir blog yazarı..

Bugün 23. Gün ve tatil,benim tüm 'hiçbirşey yapmayışlarım'la sürüyor...

Sadece benim değil aslında, evdeki tüm ahalinin üstünde aynı tatil havası hakim..Gidilmeyen yerlerin, yapılmayan işlerin,okunmayan kitapların ve seyredilmeyen filmlerin listesi gun geçtikçe uzuyor.. Tabi yazmak isteyip de bir türlü toparlayamadığım cümleler de,sıkıntımla birlikte uzayıp gidiyor..

Oysa,tüm bunların yanında, son 1 haftadır değişik ve hoş şeyler de olmuyor değil hayatımda.. Güzel sözler,hoş süprizler.. Yıllardır kendimden bile sakladığım gizli cümlelerimin dışa vurumu.. 'Aslında, bir tek sen vardın!!'ın farkındalığı ve itirafıyla ulaşılan sonsuz sarhoşluk...

Biraz Twitter'da biraz Formspring'de geçiyor zaman.. En çok MSN'de tabi Rdmle muhabbet,sabaha kadar:)
Daha başlamadan ilk dersleri çeşitli sebeplerden kaçirdiğim yogayı da bıraktım gitti..
Bugün sözde kamp niteliğinde antremanlarım başlicaktı buzda ama o da tatil nedeniyle az katılımdan iptal olmuş.. Oysa herkes kamp muhabbeti açılduğında pek bi hevesliydi.. Gene ortada kalakaldık...
Yarın da yurda para yatırma vesilesiyle,şükür ki İstanbul'a hareket.. Gücümü kuvvetimi,huzurlu mutluluğumu depolayıp da gelebilmem ümidiyle:)

Simdilik söylecek daha fazla şeyim,kuracak güzel cümlelerim yok.. Kısmet başka bir güne:)

9 Mayıs 2010

In My dReams..

Anathema.. Elimden tutup lise yıllarıma götürürdü beni.. Ağırca bir şey otururdu yüreğime.. dokunurdu.. Ulaşamadığıma sarıldığımdı yokluğunda çünkü.. Sıkı sıkıya.. Sanki o kurtarıcaktı,kavuşturucaktı beni, sanki o.. o acı geri getirecekti herşeyi..

Üstelik nerdeyse hiç anlamadan şarkılarında ne söylediğini ve tanımadan söyleyenlerin yüzlerini.. Sadece müzikle.. Hisseden... İçten bir sesle söylenmesi yeterliydi kaybolmaya... Her dinlediğimde bir önceki dinleyişimde hissettiklerim yeniden canlanıverirdi içimde.. Yer ve zaman.. An be an..

Tutunduğum bir avuç şarkıdandı onlar o dönemlerde.. Özenle seçilmiş.. Özenle içime işlemiş.. Bugün o günlerin acısını fazlasıyla çıkartmış olsam bile hala içimi titretenlerdendi..

Ve o özenle seçilmiş şarkılar.. Ve o yüzlerini tanımadığım insanlar..Evet,
O'nlar capacanlı karşımdaydılar.. Yanlızca birkaç metre mesafemde hemde..
İnanılmayacak kadar gerçekti...

Düşündükçe hala heyecan veren bir sızıyla yeniden yaşıyorum o 2 saati.. Hala çınlıyor kulaklarımda ve hala gözlerimin önünde şarkılar.. Hiçbir eksik kalmadan..
Daha önce hiç konuşulan dili bilmediğim, dediklerini anlamasam da akan bir damla yaşa hakim olamadığım bir anda bulmamıştım kendimi..
O şarkıları söyleyip, gitarıyla sevişirken iliklerine dek hisseden, hissettiren adam...
Arada bir sahnede görünüp sesiyle büyüleyen kadın..
Ve kim olduklarını hala bilmediğim diğerleriyle birlikte.. Bütünüyle...
Önümde Anathema, kulaklarımda müzik, yüreğimde anılar ve arkamda.. Arkamda ise.. o şarkıları benim için anlamlı kılmış olan insan..

2 Ekim 2009

bir gece yazma girişiminde bulunmuş insan modeli...

30.06.2009
01.21
Yeniden yazmaya başlama hevesleriyle oturdum klavyenin başına… eskiden kalemi alır elime düşünürdüm illa yazmak istedim mi.. şimdi ise teknolojiye ayak uydurmuş benim de ellerim..

Her zaman dediğim gibi anlatacak şeyim çok, mesele nerden başlasam nasıl anlatsam…yazmak istediğimden başka bir şeyden de emin değilim.. Yazmaktan çok, ne yazsam diye düşünmeye üşeniyorum bazen de.. ben anca üşeniyorum bir şeylere zaten:S

Son zamanlarda kafamda dönen tek bir şey var zaten.. bir sene.. yaklaşık bir sene önce bir anda değişti her şey.. konuşmaya korktuğum adam sonunda her şeyim oldu, korkularıma sebep olan adamsa bir hiç.. Tek bir bakış sonra tek bir söz.. Yıllar biçtiğim buluşma en fazla 1yıl verdi yalnızlığıma,……

Derin bir nefes alıyorum.. alıyorum… ama düşünmekten yazamıyorum….
An be an geliyor gözümün önüne, an be an hissediyorum içimde… çekine çekine konuşmalarım, sesini duyduğum ilk an.. hele varlığını ilk belli ettiği gün.. kendimle savaşlarım tam da hayatımın en belirsiz döneminin tam göbeği.. içim koşarak özgürlüğüne kavuşmak isterken ayaklarımın adım adım geri kaçmaya zorunlu hisleri… af dilemeye yüz bulamayışlarım ve sessizce döktüğüm gözyaşlarım anlatırken rüyalarımı, rüyalarımda her defasında önünde diz çöküp yalvarışlarım… ve anlatması daha güç, çözümlemesi daha zor çaresizce yaşadıklarım…

Hep bilirdim bir gün yeniden ulaşacağımı, hep bilirdim bir gün yeniden gözlerinin içine bakacağımı.. Ama yıllar sonra.. ama yanında başka bir kadınla.. kadınıyla.. oğluyla, kızıyla… hayatta hiçbir şeyi bu kadar istememiştim ben hem de isteme yetisi olmayan ben.. ve istediğim hiçbir şey bu kadar çabuk gerçekleşmemişti.. hoş geçen zaman benim biçtiğim zamanın yanında hiç kalsa da o kısa zaman içinde yaşananlar hiç de ‘hiç’e sayılacak şeyler değillerdi elbet…

Görüşmeyi kabul ettiği an bir rüya.. karşıdan ayaklarını sürüye sürüye gelen adama sarılabilmek mucize değildi de neydi ya? Hiç bilmediğim bir şehirde bir cesaret Galata’ya inişim.. Bir denize bir arkama bakarak bekleyişim.. Sanki hiçbir şey değişmemiş hissi veren gelişi.. Suratıma bir tokat inmesini bile çoktan göze alarak ve aslında böyle bir şeyin asla olmayacağından da emin sarılışım… o koku.. uzak durma gereğiyle savaşarak bana sarılışı… Tüm bunlar bir mucize değildi de neydi ya…

Bu kaçıncı buluşumuzdu birbirimizi… kaçıncı kaybedişin ardından kaçamak sarılışımızdı..Bir daha asla seni bırakmam diyip de gidişine boyun eğen zavallı aptal ben; işte o an, dünyanın en şanslı insanıydım.. En mutlu.. En huzurlu…

Oysa onun daha bana kızacakları, bağıracakları, neden diye soracakları vardı..ama tüm bunları bile bana sarılarak yaptı..Benimse ‘haklısın’dan başka bir diyebileceğim yoktu.. Haklıydı çünkü… onun bana söylediklerinden daha ağırdı zaten benim kendimle kavgalarım..

İşte böyle başladım mı da duramıyorum.. her cümlemde derin bir nefes çekerek içime yazabiliyorum bide ancak… geç oldu sabah okulum var susup yatmak istemesem de odamda uyumaya çalışanlarım var.. Bir de bunun yanında ranzadan inip kablomu makinemi toplayıp kaldırıp yeniden ranzaya tırmanmak var karanlıkta.. bir anda girdim konuya ve bir anda çıkıyorum.. Ee alışmış bünye ani değişimlere;)

24 Eylül 2009

bir kez daha...

Nasi geçtiğni anlamadığım uzun bi aradan sonra yeniden yazmaya karar verdim..
Aslında artık hiç yazmama kararı almış da değildim... üşenmekle başladı önce uzaklaşmam blog dünyasından sonrası vakitsizlikle geldi.. çok da yoğun olduğumdan da değil hoş.. Kışı okulla geçirdim zaten eve sık dönmeyince bilgisayara da yazmaya da uzak kaldım.. Yazınsa bilgisayarı yalnbızca oyun oynamak için açtım:D
Bir dönem zaten pek de takip edilmediğimi düşündüğüm için yazmamak da bi sakınca görmedim.. Arkasında kimse olmadığını sanıp çekip giden insanlar gibi..

Bir de acı cekmeden için daralmadan yazmak pek zormuş bir kez daha anladm.... harika bir sene geçirdim ve yaşadığım mutululuğu huzuru anlatsam sanki tüm büyüsü kaçicakmış gibi susmayı seçtim..

Ama özledim... okumayı.. başka hayatlara ortak olmayı.. paylaşmayı.. yazmayı... anlatmayı..
İste bu yüzden elime geçen güzel imkanların da sayesinden artık daha sık yazmaya karar verdim..

Şimdilik kısa kesiyim.. Belki anlatıcak şey çok ama kelimelerim körelmiş biraz önce bilemek gerek..

9 Mayıs 2009

L’avare

Karanlık bir sahnede, yerde bir eli efendisinin ev içinde hususi araç olarak kullandığı tekerlekli sandalyesine zincirlenmiş yatan arabacı karşılıyor sizi.. Ardından şiddetli bir müzik.. Dumanlar... Ve dans edercesine etrefta koşup her bir köşede meşk yapan insanlar...
Büyülü havası daha başlarken sahneye kilitliyor izleyenleri.. Ruhunuz duman duman yükseliyor...


Son zamanlarda en büyük meraklarımdan birisi 'tiyatro'.. İpi salınmayı bekleyenlerdendi o da İstanbul'a varınca.. Bir türlü vakit bulamadıklarımdan, küçüklüğümde utandıklarımdandı... Hayran hayran seyrederken içimi cız ettirenlerden..

Bu sezon geç başladım.. Yerleşmeydi adaptasyondu hayatı düzene koymaydı derken,tam tiyatroyu da o düzene yerleştirmiştim ki sezon bitti...Bu sezon alabileceğim son bilet olduğundan habersizdim, Kenter Tiyatrosu'nun yeni sahneye koyduğu Moliere'in meşhur 'Cimri'sinin.. Benim için harika bi kapanış oldu...

Bir cumartesi suaresiydi..
Özenle hazırlandım,saygımı dış görünüşümle belirtmek istercesine.. Girdim bi insanın sahip olabileceği en güzel kavalyenin koluna bir baloya gidercesine...Sanki ben sahneye çıkıcakmışım gibi heyecanlı,gururlu ve dik...

Neredeyse boş koltuk yoktu.. 'Tiyatro yeterince seyirci bulamıyor' diye yakınırlar ya hep; 'hAni nerede bulunamayan seyirci' diye düşündüm doğrusu...Şu bir kaç ayda gördüğüm kadarıyla İstanbul insanı tiyatro salonlarına o kadar da uzak değil...

Oyun daha başlamadan daha bir anlık ön tarafa ilişti gözüm.. Yıldız Kenter 'i farkettim en önde yerini alırken.. Kim bilir nasil bir gururdur onun için o koltukta oturmak,emeğini seyretmek.. Onca yeteneğe aracı olmak...

İtiraf etmeliyim ki;hiç Moliere okumadım bu zaman kadar..Hakkında tek kelime bilmem.. Edebiyat, ilgilenmeyi sevsem de bir türlü hakim olamadığım bir daldır.. Bir kaç oyununa kulak dolgunluğum var işte Cimri de bunlardan birisiydi.. Ama öğrenmemek ayıptır derler ya hep, Kent Oyuncuları yorumu saysinde bir ayıbımı daha kapattım..


Bir camın ardından izlemeye alıştığım insanlar çıktı bir bir sahneye...Sevmediğim insalara sempati duydum birden ve sevdiğime daha da... Sanki yüzlerinde yıllardır taşıdıkları maskeleri çıkarıp gülümsediler bana... Mutlu oldum...

Oyun, adeta cimriliğin sınırlarını zorlayan bir baba (Harpagon) ile ona artık isyan eden çocukları arasında geçenleri, mizahi bir dilde anlatıyor.. Oğlunun aşık olduğu genç kızla evlenmek isteyen baba kızını da kendinden bile yaşlı bir adamla 'çeyizsiz' evlendirmeye çalışıyor; kızının aslına kahyasıyla birlikte olduğundan habersiz.. Evdeki herkes, bi yandan Harpagon'nun emirlerini yerine getirip bir yandanda O'nun altınlarının peşinde gizli işler çeviriyor..

Sahnedeki atmosfer sizi içine alıyor adete.. Oyuncular herşeyiyle gerçekçi ve bu da heyecanı yükseltiyor.. Gördüğünüz her sahne şaşırtıyor..ve içtenlikle güldürüyor..Tek kötü yanı bazı yerlerde argo,biraz 'aşırı'ya kaçıyor..Neyseki bu çok sık tekrarlanmıyor..

Ve oyun herkesin amacına ulaşıp evdeki hizmetlilerin Cimri Harpagonu adeta 'linç' etmesiyle son buluyor..

Salondan ayrılırken hissettiğim hazzı tarif etmem çok zor... Bir an bile pişman olmuyor insan seyrettiğine.. Oyuncular, dekor, müzik,ışık,kostümler... Hepsi öylesine uyum içinde ki...

Gecenin en güzeli ise..
Elinden sıkı sıkı tutup tiyatroya götürdüğüm ve bu seneye kadar hiç tiyatroya gitmemiş bi insanın gözlerinde gördüğüm, o mutluluk belirtisiydi aslında benim için... Ve dudaklarından dökülen en memnun edici replikleriyden biriydi hayatımızın: ''Bunu daha sık yapalım:)''



*Oyun hakkında teknik bilgi için : Kenter Tiyatrosu,Cimri
*L’avare, Moliere'in Cimri'sinin orjinal adıdır.

15 Mart 2009

dönüyorum huzura...

dönüş vakti geldi çatti yine adam gibi yazamadan...
DÖnüyor olmaktan çok memnun ama şu alletten uzak kalıcak olmaktan gayet mumnuniyetsiz bir hal içerisindeyim...
Eve dönüşüm yine iki hafta sonra.. Önümüzdeki hafta için, biraz sosyal biraz kültürlü insanlar olabilmek adına, yine yoğun ama keyifli planlar içerisindeyim...

Güle güle blogum.. Sen de beni Özle E mi! =)

14 Mart 2009

nerden başlasam anlatmaya....

son zamanlarda 'anlatcak ne çok şey biriktii ooo..' diyip diyip bırakıyorum bi köşeye söylemek isteyip de üşendiklerimi... Ne çok sey atladım kimbilir..

bu hafta da aynı tembelliğe düşmek istemesem de farkındayım hala geçiştirip duruyorum...

tamam başlıorum...

waffle yedim geçenlerde Beşiktaş'ta garip bi yerde.. hiç beğenmedim.. Daha doğrusu yiyemedim:D Hayal kırıklığına uğradım resmen görünce ve yemeğe çalışırken yıkıldım..En büyük vurgunu da Waffle denen şeyin aslında bildiğim, sıradan krep olduunu öğrenince yedim:D sade krebi verselerdi daha memnun olurdum valla:D İşte bu da yemeye çalıştığım waffle'ın ta kendisi:D Sonlarına doğru pes ettim.. İçinden sıcak bitter çikolataya bulanmış meyveleri ayıklayıp mideye indirdim kendimi onlarla tatmin ettim:D
Ya aslında bu kadar da haksızlık etmemek lazım biliorum.. Abarttığım kadar korkunç değildi tadı:D Ben soğuk bişey beklerken Sıcak ve yoğun bi çikolata tadıyla karşilaşinca şaşırdım.. Ve bi dahaki sefere Bebekteki meşhur yerde, mümkünse dondurmalısını denemem gerektiğine karar verdim :D

Beşiktaş karın doyurma mekanı olarak seçilmişti o gün bizim için... Ordan Rumeli Hisarı'na otobüsle geçip Bebek'e yürüyerek geri dönüş yaptık.. Tek amacımız ünlü düşünür Demet Akalın'ın (!) da dediği gibi 'bebek'te üc bej tur atmak'tı.. :D Sahil boyunca aklımızı yatlarda katlarda bırakarak yürüdük 'gelecekte 4ümüz bir araya gelsek acaba bunlardan birine sahip olabilr miyiz?' düşüncesiyle.. Ne de olsa 'genetikçi' olara aç kalma ihtimalimiz yüksek bu ülkede:D
Merak ettik deniz kenarındaki satılık yada kiralık dairelerden birini arasak dedik ama herbirinde de Turkcell numara vardi.. 'buna kontür harcamaya değmez' dedik biz de napalım Öyle lüks evlerin sahipleri bizim gibi öğrenci hattı Avea kullancak diğillerdi tabi:D
Bi ara o kadar içimize oturmuş ki Apartmanlara girip 'pardon , boşta koca var mı?' demek bile geçti aklımızdan.. (itiraf ediyorum bu benim fikrimdi:D) Kendim yapcağımdan değil maksat onlar boş kalmasın ben mütevazi hayatımda mütevazi Rdmle mutluyum zaten=) Biz de arada misafirliğe giderdik:P
Oturduk biraz Bebek'te sahilde.. denizi çektik içimize.. Anca deniz havası alabilirdik zaten..
Günün en büyük hatası Bebek'in en ucuz mekanı olduu iddia edilen starbaks'a (adının nası yazıldığının bi önemi yok bence!) girme girişiminde bulunmak oldu benim için.. Esas toplanış geziş dolaşiş ve tıkınış amacımız olan doğum günü cocuğu arzu edince kıramadık.. Sırf meraktan istedi o da gerçi ama neyse:D Gidip bi Türk kaHvesi içelim dedik..
İşte bu da o kahve Eller de bizzat bana ait:D
Amerikan kahvecisinde Türk kahvesi içmee teşebbüsünden bulunmak pek mantıklı bi fikir değildi elbet.... Bi yudum içtikten sonra bu zamana kadar ne kadar gereksiz bi yer olduğnu savunduğum starboks'a gitmemekle ne kadar mantıklı bişi yapmış olduuma emin oldum:D Bunun için o garip kahveyi içmeye gerek yoktu tabi ama arkadaş hatrı işte:D Bi daha mı? Hiç sanmıorum:D (Asla demek isterdim ama Asla dediğim şeyler başıma gelir hep:S)

İnsanlar evlerine yurtlarına odalarına dağılırken ben günü yine Beşiktaş'ta bitirdim... geride boğazın o güzel manzarası kaldı...



dippp: sanki çok dandik yazdım.. Farkındayım.. kopuk.. istemsiz... Dağınık.. toparlayamadım tam olarak cümlelerimi... Yine körelmeye başlamışım.... Acilen toparlanmalıyım! (bunu da aynı ünlü düşünür söylüodu dime? Acilen toparlanmalıyım üstümden koca bir tır geçti:P Allahım ben bu dandik dundik şarkıların hepsini neden biliorum:S )

yoğun geçen günlerden sonra...

Uzun zaman sonra yeniden merhaba...
Tatil ne kadar gelmediyse içimden yazmak şu İstanbulda geçirdiğim 2 hafta içersinde okadar paylaşmak istedim yaşadıklarımı... Anlatıcak okadar çok şey var ki şu 24 saate nasıl sığdırıcağımı bilmiorum.. Herbirini herşeyi anlatmak, öğrendiğim herşeyi paylaşmak istiyorum..

şu son 2 haftam kadar yoğun olmamıştım uzun zamandır.. Yorucuydu ama dolu dolu geçti.. yeni yerler, yeni tatlar, yeni şeyler... Ne yağmur engel olabildi ne soğuk.. en sonunda hasta oldum, kendimi çok yorgun güçsüz keyifsiz hissettiğim oldu ama yılmadım yine attım kendimi sokaklara....

Özlemişim istanbulu.. Daha giderken.. İstanbul sınırlarına girdğimi hissttiğim anda değişti havam.. Hemen düştü çenem.. Huzuru hisstmeye başladım içimde.. Fatih'te arabadan ilk indiğimde derin bi nefes aldım.. Bi oh çektim içimden Fatihi çok sevmesem de..

Babam bıraktı yurda.. Odama girdim üstümü başımı değiştirip attım hemen kendimi sokaklara.. Beşiktaş'a.. Huzura...

En yoğun olan ilk haftamdı aslında 2. hafta okul da başlayınca o yogunluğun acısını çektim daha çok... Zaten uzun zamandan üzerimde olan duygusal psikolojik karmaşam daha da yoğunlaştı.. Acı verdi baya.. En çok da o yordu beni zaten... Neyseki eve gelmeden bi gün önce 'artık kurtulmalıyım bu saçmalıktan!!' diyerek kendimi önce istiklale sonra da elbetteki Beşiktaş'a atmak suretiyle sirkelenip kendime geldim.. Çok şükür...

Haftayı, RDmle birlikte, yıllardır içimde kalmış tren yolculuğunu yaparak noktaladım..

Ayrıntılar, çok yakında... =)

3 Şubat 2009

eve dönüş...

Ve herkesin bitirip de dönmeye başladığı tatile çıktım nihayet bende.. Gerçi ne kadar memnun olduğum tartışılır ama nihayetinde benim de tatile ihtiyacım vardı... Hele o sınavlardan sonra..
Her ne kadar bi dersim sallantı da olsa da ucunda İstanbula gitmek var...

Daha sabah başladı aksilikler.. Erken uyandım gariptir.. Canım kahvaltı etmek istemedi.. Bilgisayar notlarına da çalışmak istemedi.. Zorla bi kahve içtim bi iki kek yedim öğlen.. bi defa da okudum notlarımı.. toparlandım çıkıcam odadan ki Akbilimin kayıp olduğunu farkettim.. Aradım heryeri ama bulamadm.. sinirlendim.. sonra 'kaybolan Akbil olsun boşver..' dedim... Okula gittim.. sınavlarım açıklanmış.. Hiç bi notumu beğenmedim.. 'Geçtiğine şükret boşver..' dedim tabi fiziği saymassam.. '9Şubatta istanbulDasın işte daha ne istiosun boşver..' dedim ardından da tabi çalişmam gereken fizik konularını ihmal ederek kafamda...

Bilgisayar sınavına girdim sonra.. Tam 14:45ti sınav saati.. Belki de bütün lanet bu saatte gizliydi.. Neden 30 değil 00 değil de 45?

Ve 10dakka da bitti sınav.. Acelem var çıkıcam.. daha yurda dönücem bavullarımı alıcam 4e kdar eminönünde olmam lazım.. Toparlandım kalkmaya hazırlanıodum ki 'çıkamassın!' dedi bi ses.. '15 dakika sonra sınav süresi bitince çıkacaksın!' Yıkıldım.. kağıda baktım öylece.. Salladıklarımı değiştirmeye çabalamadım.. 'Otobüse biner 5 dakkada gidersin idil boşver...' dedm.. Vakit dolunca çıktım.. Koşarcasına.. Otobüs yok.. her zaman kapıda dizili otobüsler yok.. 'Yürümeye başla idil boşver..' dedim.. 'ilerle sen gelir elbet..' hızla yürümeye başladım... Sinirliyim.. Bağcıklarım çözülüp duruyo yolda.. hızımı kesio.. 2durak geçtim hala otobüs yok ortada.. Kaç tane hat geçio oysa o duraklardan.. Yok hiçbiri..

Ardından bankamatikten para çekmek istediğim gelio aklıma nolur nolmaz die..Okulun ordan çekmei unuttum.. 'olsun idil boşver..' diorum 'yol üstünde 2 tane var.. biri dolu olursa öbürüne gidersin sen hızını kesme..' İlk bankamatiğe yanaşıyorum.. Önümdeki teyze pek yavaş.. Çıldırıorum.. 'sakin ol idil..sakin' diorum... Sıra bana geliyor.. Kartımı sokmaya çalışırken bankamatikte banknot olmama ihtimali geliyor aklıma korkudan gözlerimi kapıorum.. Karşima 50TLnin katları çıkıyor.. Yıkılıyorum... Ama yılmıyorum.. Yurdun orda da var bitane.. Umutluyum.. Hızlanıorum.. Tel çalıyor.. Hem konuşuorum hem koşar adım yürüyorum.. Artık otobüsler geçmeye başliyor bu arada.. gelmişim zaten nerdeyse.. binmiyorum..
Bavullarımı hareme kadar taşıyabiliceğme ikna etmeye çalışıyorum telefonun ucundaki, hasta haliyle bana yardım etmek için ısrar eden, harika insanı.. Zor da olsa başarıyorum.. Zaten günlerdir anneme bavullarımı taşıyabileceğmi anlatıyorum...

kendimi bildim bileli ağır çantalarla gezerm.. İlk okulda bile en ağır çanta benimkiydi.. Ortaokulda okula giderken buz patenlerimi bile taşidğim oldu galiba okuldan direk antremana geçiçem die.. Lisede zaten bavulum sırtımda.. ''Kaderim bu böyle yazılmış yazım.. Hiç kimsenin bavulumu taşimasında yoktur gözüm....'' Her neyse çok derine dalamayayım..

Rdmi ikna ettim ve bankamatiğin önüne geldim.. KAder aNı! Bu seferde 20Tl diyceğni adım gibi biliodum.. 18Tl dicek hali yoktu ya zaten.. 'boşver...' dedim yurda koştum hızla.. Çıktım odama kaptım bavullarımı.. Ve bir yardım teklifi daha.. Oda arkadaşım aşağı indirmeme yardım etmei teklif etti.. Ben olsam bende aynı şei yapardım ve karşimdaki kabul ederdi.. Ama ben etmedim tabiki.. Kendi günlük çantam , tıkabasa doldurduğum çekçekli bavulum ve orta boyuttaki omzuma asmış bulunduğum bavulum ile ben indik 2 kat aşşağıya.. Çıktım durağa.. İlk gelen otobüs 28di! Herzaman beni durakta bekleten harika araba.. binmedim.. İnince karşidan karşiya geçmem gerekti çünkü ve uzak kalıcaktı feribota.. Ayrıca biletçi amcası yoktu.. Trafğe karşi sabırlı olucak ve eminönü arabasına binicektim.. Bi tane geldi ben bavulumu düzeltip arabaya yönelene kadar durmAdı gitti.. Ardından bi tane daha geldi neyseki.. Bu arada 2 numaralı bavulu çekçeklinin üstüne koyduğum için kendi kendime taşımamı engellediğmi farkettim ki biletçi amca şöförün komutuyla yerinden fırlayp bavulumu otobüse sokmuştu bile.. Teşekkür ettim.. Fenayım ben bide küfrettim içimden kendime 'beceriksiz!' die.. nese oturdum..
Şöyle bi alıcı gözüyle baktım bavula.. İlk kapadığımda bu kadar değildi sonradan gaza gelip onu da bunu da derken baya doldurmuşum.. Eminönüne geldik bu sefer 2numaralı bavulu omzuma attım daha rahat taşıyım die derken ak sakallı bi amca 'dur yardım ediyim' diyip yakaladı bavulu.. ben 'yok ben taşirim' diyorum amca 'korkma' dio.. Bavulumu alıp kaçicak die korkuorum sandı halbuki ben 'Acıma bana!!' psikolojisi içindeyim.. O amcaya da teşekkür ettim ve feribota doğru ilerledim.. Neyseki yol üstündeki merdivenlerden inerken kendi kuvvetimle yüzleştim.. galip geldim...

Çok fazla insan vardı etrafta.. Onlara çarpadan ilerlemek o bavulu çekmekten daha zormuş onu anladım.. Ama bu sadece bi iki dakikayla feribotu kaçirmama engel olamadı.. 'Sakin ol idil.. Hep bu insanlar Onlar kesti hızını yoksa kesin yakalardın.. Bi sonrakine binersin.. boşver...' Aldım jetonumu.. Girdim içieri tele baktım anam aramış.. bu stresin acelenin üstüne telefonumun çalmış olduğunu farkedince daha da sinirleniorum.. 'sakinleş idil..' Aradım hemen.. bu arada 4buçuk arabasına binmei planlarken saat 4buçuğu geçmişti ve ben hala feribota binememiştim.. Anama söylendim derken feribot yanaştı hemen bi tane daha..
Bindim.. direk diğer uca geçip geçmediğini anlamak için merdivenin altındaki koridorun başinda duruyodum.. Bi amca 'bırakma bavullarını orda götürürler' dedi.. 'bırakmıycam zaten' dedm.. İç sesim bu kadar sakin değildi elbette.. 'salak adam neden bırakayım koca bavulu ortada!!!' karşidan bi insan geldiğini görünce toplayıp cesaretimi daldım ücra olduğunu düşündüğüm koridora ve karşi tarafa geçiverdim.. İneceğim yerde dikildim ve kalkışı bekledim.. bundan sonra bi ceşitli seyahat acentalarının muavinlerini atlatmak kalmişti..Yani en azından ben öyle sanıodum ki amcanın biri yanıma yanaştı ve bana yardımcı olmayı teklif etti.. gülümsedim ve teşekkür ettim içimden küfrederken.. 'Yükün ağır baya bırakalım istersen gitceğin yere kadar yolumuzun üstüyse' :S 'gerek yok Teşekkür ederim!!' hala gülümsüyorum ayıp olmasın die ve aynı tepki 'Yanlış anlama ailemle birlikteyim yükün ağır diye dedim ne tarafa gidiceksin?' Siz beni yanlış anlıyorsunuz demek geliyor içimden.. fazla muhabbete gerek yok.. 'İzmit.. ZAten hemen burdan otobüse binicem teşekkürler' Ve amca dönüp arabasına biniyor.. Hakikaten ailesiyle birlikte..

Rüzgar vuruyor yüzüme.. Üşüyorum ama çevirmiyorum yüzümü.. O vurmaya devam ediyor.. Sakinim.. GEldim işte Haremdeyim.. Taşıdım bavullarımı da.. İniyorum feribottan bi kaç muavini atlattıktan sonra herzamanki adama takılıyorum.. Adan tanıdı artık beni ona da yok İzmit değil diyemiyorum.. Bavullarıma sarılıyor yine.. Ve aynı kelime dökülüyor onun da dudaklarından 'korkma..' Sakin ol idil.. Ve bırakıyorum artık direnmiyorum ama koşturuyor beni.. hızla sokuyor yazaneye ve kayboluyor arkamdan..5arabasına yetişiyorum nihayet alıyorum biletimi ve işte otobüsteyim.. 'şükür!' diyorum..
'Ne fenasın idil' diorum kendime sonra.. İnsanlar sana yardım ediyo sen onlara kızıyorsun.. Hastalık işte.. Ben babama bile kolay kolay taşıtmazdım çantalarımı hiç tanımadığım adamların yardımına muhtaç olmak istemiyorum.. Neyseki geçti... kitabımı açıyorum.. Heyecanla okumaya başlıyorum ki şöför ışığı söndürüyor.. En önde oturuyorum 'heralde ışık görüşünü bozuo' diorum sesimi çıkarmıyorum telefonun ışığıyla bulunduğum bölümü bitirp bırakıorum.. 'mayışıyorum.. Sakinleşiyorum..' Derken bitiveriyor yolculuk.. İnip bavullarımı alıyorum babamın önünde dikiliyorum ki o beni hala otobüsün içinde arıyor...
Yüklenio koca bavulu atıo arabaya.. ve 3 hafta sonra yeniden izmitte olduğma şükrediorum bi kaç saat sonra çıldıracağımdan habersiz..

Günün son damlası taşmadan önceki bi kaç saati ailemle huzurlu geçiriyorum.. kendi evimizde olmadımızdanmış eve gelince anlıyorum.. Bi hevesle odama giriyorum ki oda sanki birden üstüme geliyor.. Kalabalık.. karmaşik.. geçen hafta kardeşimin müjdelediği siyah laptopu arıyorum fazla heveslenmeden.. biliyorum bi dandiklik çıkacakc çünkü altından.. Derken gözüm masanın üstündeki siyah kasaya takılıyor.. çığlığı basıyorum.. Beyaz monütörün yanında iğrenç duruyor.. Oda daha bi üstüme geliyor.. hala bi laptop arıyor gözlerim.. ve bi ses kandırıldğımı söylüyor.. Kardeşim şaka yapmış.. Meğer çift çekirdekli yeni işletim sistemi sadece kasaymış... durumun ciddiyetinden habersiz gülüyorlar evdekiler.. ve ben susuyorum.. LAptop umrumda deil.. Kandırıldığıma yanıyorum.. Yine yine ve yine inandığıma... Kendime kızıyorum... Sonra ayılıyo kafam ''Ee benim herşeyim öbür kasa da!!'' Babam yine kıt kafalı bi insan olduğumu vurgulayan sözlerle diğer kasadan usb bellekle taşıycağmı söylüyor.. Kasa yatağmın yanında duruyor.. Ben daha çok usb kısmına takılıyorum.. Aynı teklifi ben Rdme yaptığımda gülmüştü bana.. haklıydı.. Ama ben babama gülmüyorum.. susuyorum.. 4gb bellekle 40gb malzemeyi kasayı kaç defa takıp çıkartarak taşıyabiliriz? sorusunu sormaya tşebbüs bile etmiyorum.. Basıyorum yeni kasanın düğmesine...bana ait birşeyler olmayan bi ekran karşımda.. Nefret ediyorum... Sinirleniyorum... Farkındalar.. konuşmuyorum...

Ve işte o anda kafamda tonlarca ses yükselio.. sıkı sıkı kapatıyorum ağzımı parmaklarım oynuo sadece msja döküorm içimi... Sakinleşmeye çalışıorum.. Yine kandığım için kızıyorum kendime haLa hayal kırıklığına uğradığım için... Ve bi anda yeni kararlar alıyorum.. Kardeşimi kaldırıyorum pcden.. Söküyorum yeni kasayı emektarımı bağlıyorum hemen.. Msne sarılıp birz içimi döküyorum sevdiğime.. İnat ettiğimi söylüyor ama benim yerimde olsa bu kadar sessiz kalamiycağnı ve daha çok çıldıracağını itiraf ediyor..

Belki tüm bu anlattıklarım Nankör bi insan portresi çizicek gözlerinizn önüne.. Yardmlara küfreden yenilenmiş bi pcyi elinin tersiyle iten şımarık bi kız çocuğu belki size göre idil...
Acaba şımarık bi kız çocuğu olsa daha mutlu olur muydu idil bu evde? Ya da içine atmayı bırakıp öfkesini haykırsa rahatlar mı?? ''Çocukluğumdan beri bu kaçıncı heves bu kaçıncı hayal kırıklığı?? '' dese.. ''Neyin eksikti?'' der mi?? Peki ya huzur desem... bu eve onu geri getirebilecek biri var mı??

Sonuç olarak evdeyim işte.. Hem de marta kadar... Önümüzdeki bi kaç gün odamdaki gereksiz şeylere acımamaya kararlıyım.. gelmeden önce burayı yeniden yaşanabilir kılmaya kararlıydım ama pek kolay olucağa benzemiyor..

Günün bütün hazımsızlığını bloguma kuşmuş bulundum bu arada... Tüm bu olanların üstüne içtiğim koca bi bardak su dokundu heralde..
Üşenmeyip de okuyabilien varsa ne ala..

23 Ocak 2009

bir garip geride kalan...

Yolcuların ardından bakakaldım dün.. İlk defa giden değil geride kalandım.. gidenlerin ardından el sallayan...
Yıllardır oynadığım göçebe rolünü devrettim dün.. Benim sırtımda değildi koca çanta ve elindeki bavulu sürükleyen ben değildim.. Gidenlerin ardından el sallayandım yalnızca.. El sallayıp geride kalan.. Uzaklaşırken yolcular öylece arkalarından bakan..

Sırtında çantası ayaklarını sürüye sürüye gidişini seyrettim dün.. Yıllar önce SeFiL yuRdun bahçesinden çıkışını seyrettiğim gibi uzun uzun...
Pencereden başımı uzatsam bu sabah köşeyi dönen arabadan inişini de görebilir miydim yine....
.....
bUrası o laNet olası SeFiL yuRdu değil İdil!!
....

Her anışımda lanetler yağdırdığım şehirdi aslında bizi buluşturan.. tutuşturan... Bi gün ayırmış olsa da.. O lanet olsai şehirdi bizi BİZ yapan.. yakan.. yaşatan....

Gittiğinin farkında değil aslında hala bünyem.. alışkın değil çünkü..Şaşkın hala..İlk defa bir şehirde 'uzaklara gidenin ardında kalıp dönüşünü bekleyen insanı' oynamakta...

Dönüşü belli olmayan bir yolcu uğurladım dün.. Oysa benim saati bile rutindi dönüşlerimin..
4yıldır.. her haftasonu, her sömestır, her yaz.. Her defasında ardımda bıraktıklarıma yaşattıklarımı bu sömestır çıkaracak benden....

Huzuru bulduğum şehirdeyim...Ve sonu belli olmayan bir özlemin içindeyim...

Eyy gidi Lanet olası sEfiL şehir.. Sevdiğime de anılarıma da iyi bak e mi!!

18 Ocak 2009

bAşımda miMler DÖRT döNer amAn...

Negatif-im'den yeni bi mim gelmiş bi kaç gün önce.. Görür görmez cevaplayayım dedim..
Sorulara en mühim sınav sorularımmış gibi özel muamelede bulundum.. Çok düşündüm.. sildim sildim bi daha düşündüm.. Kimine 4 cevap çok geldi kimineyse yetmedi.. Umduğumu değil bulduğumu yedim.. idare ettim.. Aslına en yakın cevapları bloguma serdim...

yAptığım 4 iŞ:
_bavulum sırtımda bir şehirden öbürüne düZenli olarak göÇ etmek..
_rd'ye mesaj atarken sızmak
_tıkınmak
_blog yazmak

dEfalarca iZleyebilEceğim 4 fLim:
_yeşil YoL
_esaretin bedeli
_ölü gelin
_buz dEvri
(sıralama belli bi öncelik taşımamakla birlikte hafızamı zorlayıp çıkardığım filmlerdir bunlar.. Çok dandik olamakla birlikte her filmi defalarca izleyebilirm)
yAşadığıM 4 yeR:
_bEşikTaş
_FatiH
_İzmit
_kırmızı kaplı odam

TaTil içiN giTtiğim 4 yEr:
_İzmiT
->Evim
-->oDam
--->bilgiSayarım

En sEvdiĞiM (patlayana kadar yiebileceğim) 4 yeMek:
_Rd usulü paSta ŞutA
_Tt usulü doMAtes soslu maKarna
_Anam usulü tavuk suyuna sehriye çorbası
_dominos pizza
..bu liste daha uzar aslında.. en sevmediğim 4 yemek daha mantıklı bi soru olabilirdi benim için:P

hEmen şiMdi olMak isTeyeceğim 4 yer:
_Şuanda bulunduğum yer ;)
_Rd'yle sEFil yuRdu koridoru
->hatta müdürün çelik kapısının ardı...
_önü deniz arkası orman olan minik bi kulübede şömine başinda..

bİr yağmuR damlası olsaydım düŞmek istiyceğim 4 yer:
_bir cuma günü.. sEfİl ŞeHrin sokaklaRı..
_yeniden canlandırabileceğim kurak topraklar..
_içinde kaybolabilceğim okyanuslar...
_yahut hiç düşmemek isterdim aslında.. Uçmak hep.. ve özgürlüğün tadına varmak....
.
.
.


Ve geldik bir mimimizin daha sonuna..
Gökten 3 elma düşmüş..
Biri Ttnin koca kafasına
biri koşan kelebeğin kanadına..
Ve sonuncusu da abraxas'ın bloguna..
bizde ayrım yok herkes ersin muradına:)

10 Ocak 2009

....

Sıkılıorum bugun çok.. Dün de sıkılıyordum.. Yarını bekliyorum heycanla.. İstanbula dönmek istiyorum..
Bugün dönerim düşncesiyle gelmiştim eve ama salmadılar tabiki.. Dün akşam babam '' gitcen mi yarın? Gitmezsin dime? Gitmiceksin dime?? Gitme sakın idilll!!' gibi aşamalı aşamalı tehditkar sözler savurdu sürekli.. ben de fırsattan istifade ''bakarız.. duruma göre..'' gibi çelişkili cevaplar vererek olayı biraz da 'bana iyi davranın ona göre yoksa basar giderim'e getirdim... Bi anlamı olmadı tabi sonuç olarak hala evdeyim..

Yazı yazmak istesem de aklımada yazcak pek bişey yok.. Bu hafta biyoloji uygulama dersim de animasyon seyretmekle geçtiğinden biyoloji dersi niteliğindeki yazı dizime de devam edemiorum..ve önümüzdeki hafta da ders bilgisayar üzerinden gidicek.. Daha da kötüsü sonraki iki haftayı finallerim ve ardındaki bir ayı da sömestır tatili takip edeceğinden uzun bi süre uzak kalıcam mikroskopa okülere.. 2.dönem de Allah kerim artık..

Sıkılıorum hala.. Sıkılmaya devam edicem.. pffff...

3 Ocak 2009

Okülerimin Ucundaki Hayat Belirtileri (3)

Bu çarşamba blog yazmanın çok faydalı bişey olduğuna en içten dileklerimle karar verdim :)
Şöyleki, haftasonu yazdığım ve artık 'laboratuvar günlükleri' haline gelmiş ''Okülerimin ucundaki hayat belirtileri (2) '' adlı yazıyı yazarken aklımda kalan 'mitoz bölünme safhaları' bu haftaki uygulama dersimde işime yaradı..

Dersin başında 'Sınav yapıcaz sizi nihahaha!!' moduna bürünen muhterem asistan hocalarımız 'eski çizimlerinizi notlarınızı bi gözden geçirin' lerle korkuttular bizi bide üstüne dizdiler 7tane mikroskopu yan yana.. Harıl harıl çalıştılar etraflarında ayarladılar.. Ee tırstık tabi bizde:D Etraftan 'sınav mı olucaz??' 'hocam noluo?' 'eyvah sınav var napcam ben??' sesleri yükselmeye başlamıştı ki hocalardan biri 'bizimle kafa bulduklarını' itiraf etti.. Korktum ne yalan söyliyim:D Hiç sevmem öle pattadanak yapılan sınavları..

Meğer 7 farklı mikroskopun 3ünde kan hücreleri, 2sinde pankreas diğer 2sinde de tiroid bezi varmış.. Preparat az diye heralde.. Sözde sırayla baktık.. Az kişiydik zaten herkes takıldı kafasına göre.. Ben mikroskoptan incelemeyi bırakıp Fotoğraf makinama sarıldım elbetteki yine:D

Kan hücrelerinden hoşlanmadım bi fotograf karesi olarak pek birşeye benzemiyorlardı bende çekmedim..
Sadece Pankreas ve Tiroidle ilgilendim lakin şimdi farkettim ki ikisi de birbirine
benzediğinden sokakta görsem ayırt edemem ben bunları:S Allahtan çekim sıramı biliyorum:D

Sol yanda ve biraz aşşağıda görmüş olduklarınız 2 farklı pankreas dokusu..Neden farklı oldukları hakkında bi fikrim yok..



Neye benzediği ve neresinin ne olduğunu ben de tam bilmiyorum açıkçası:D Önümüzde bi histoloji kitabı vardı.. ordaki resimlerin üzerinde yazıyodu ayrıntıları ama elbete ki
onca şeyi aklımada tutamadım..

Amacımın, biyoloji dersi vermek değil de 'okülerimin ucundaki hayat belirtileri'ni nacizane okurlarımla(sanki bütün blog alemi tarafından okunuyo hissine kapılmış insan modeli) paylaşmak olduğunu göz önünde buluduraraktan bunları 'Pankreasın Görülmeyen Yüzü' olarak bilseniz yeter;)





Ve işte bu da tüm çıplaklığıyla 'Tiroid Bezi'..

Ben tüm bunları çekebilmek için fotoğraf makinası ve mikroskopla cebelleşirken pek sevdiğim asistan hocam 'İnternette yazsan çıkar hepsi niye uğraşiosun!?' diyiverdi.. Biliyorum tamamen benim yorulmamam için kurdu bu ezici görünümlü iyi niyetli (yada iyi niyetli görünümlü ezici) cümleyi.. Ben de her ihtimale karşı (kendimi ezdirmemek için) 'derse ilgili, hazıra konmaktan hoşlanmayan ve kendi işini kendi gören çalışkan öğrenci porfili'ne bürünüp 'Onları ben çekmedim ama!' gibi sonradan nekadar yamuk olduğunu düşündüğüm bi cümle kuruverdim.. Neyseki hoca benim ne demek istediğimi anladı verdiğim cevaptan hoşlandığı anlamını çıkardığım bi tepki verdi:) Umarım aramızda ki bu 'ilgili öğrenci' diyologu bana yol su elektirik ve elbetteki kanaat olarak geri döner:D

Sonra tam ders erkenden biTti diye sevinirken 'herkes otursun kağıt çıkartsın' demezler mi.. Daha durumun ciddiyetini ölçemeden aslında hepimizin adımız gibi bilmemiz gereken bir soruyla karşıkarşıya kaldık.. 'Mitoz bölünmenin safhalarını yazınız ve birer cümleyle açıklayınız!' Sağolsun öss! Çok şey öğrenmiş ama sadece test çözmeye programlanmış androidler olarak herkes fısıldamaya başladı o an.. Neyseki ilgili öğrenci diyologuna girdiğim asistanın 'bir cümle yazın iki cümle yazanınki kabul değil' espiri(!)siyle olayı kendilerinin bile ciddiye almadığını çaktırdı ki bende onun rahatlığı ve daha bi kaç gün önce bloga yazarken tazelediğim bilgilerimle her safhayı uzun ama tek cümleyle açıkladım.. Her cümlede de 'iyiki blogda biyoloji dersi kıvamında bi yazı yazmışım kimseye yaramasa da bana yaradı' diye sayıklayıp durdum.. Hele kağıtları topladıktan sonra hocanın milletin yanlışlarını okumasından sonra.. Ee herkesin benim gibi blogu yok tabe:P
İşte böyle faydalı bişey şu blog:)
Bundan sonra derslerimi blog üzerinden mi tekrar etsem acaba? (sanki çok tekrar yapıyomuşum gibi:P) :D

25 Aralık 2008

...

İsTanbul'dan, tarihi eser okulunun çağa uygun nadir mekanlarından olan bilgisayar laboratuarından, bilgisayar dersinde 'word' dinlemek yerine seslenmekte Tt:

'HEEEYYYY!!! Blogummm.. Blogcumm.. Okurum.. yazarım.. Özledim Sizi bea!! '

29 Kasım 2008

zamana karşı..

Anlatıcak ne çok şeyim var aslında.. koskoca 2 ay olucak neredeyse blogla uğraşmayalı.. adam gibi yazmayalı.. Ve o kadar çok şey oldu ki bi anda hayatımda hala şaşiyorum duruma..

Tam 8 hafta doldurmuşum isTanbulda.. 8 hafta diil 8asırdır ordayım sanki.. Öle bi işlemiş ki içime.. Öyle bi sevmişim ki.. Ne milletin şikayet ettiği trafiği umrumda ne kalabalık.. Sevgiyi kucaklayip döndüm mü yüzümü maviliğine geride kalıyor tüm karmaşa.. Hava karardıktan sonra köprünün ışıkları yetiyor sarhoş olmama.. bakma ışık da köprü de bahane aslında..

Nasi geldi cumalar hızla ve ne zaman bitti bir hafta daha anlamadım hiç.. Elimde yastığım yorganım bavulum dolaştım oda oda 5 katli bi binada ilk haftalarda.. Çeşit çeşit insan tanıdım..Türkü makedonu kırgızı moldovyalısı müslümanı alevisi her türlüsüyle kaldım 3 gün 5 gün.. Sonunda yurtkur bana da güldü de topladım bavulumu yepyeni bi mekana taşındım 3 hafta önce.. Rahatladım.. Özenle yerleştirdim dolabımı ve kaldırdım bavullarımı..

İlk vizelerimi bile bitirdim de geldim bu hafta eve.. vize haftası çok yaradı o alışveriş merkezi senin bu tiyatro benim gezdim.. Arada çalışmayı da ihmal etmedim ama o kadar da tembel bi öğrenci diilim sadece gezmeye biraz fazla alıştım.. Aynı odada aynı insanlarla uzun süre kalmaya alişkin olmadığım için heralde.. sürekli mekan değiştirme ihtiyacı hissediyorum.. Bende atıveriyorum kendimi sokağa..Başka bişeyden değil yoksa:D

Şikayetçi diilim aslında hızla akıp giden zamandan.. O akıyo, ben koşuyorum peşinde, yakalıyamıyorum gibi bi durum söz konudu değil çünkü.. Aksine ben koşuyorum biraz galiba.. dolu dolu geçiyo günlerim.. MuTlulukla.. huzurla.. sevgiyle.. aşkla.. =)

19 Kasım 2008

yine yeni yeniden....


hayat yeniden başladi parlaklaştı evren biRden.. Seninleyim.. muTtluluk kalbimde çözülmüş.. ulAşamaz bana yaNlış sesler... sEnleyim.. rüYadan farksız..

son 3 haftadır, aklimda.. dilimde.. yüreğimde.. deli gibi tekrar eden sözler bunlar.. hiç durmadan.. bıkmadan.. usanmadan..
içimdeki kelebekler uçuşuyor kuşlar cıvıldaşıyor söylerken.. huzurlu mutluluğu tatmış bir çocuk, bir genç kız ile koca bi kadın dans ediyorlar karşılıklı.. bir uçurtma salınıyor yüreğimden İstanbul'un mavisine.. yüreğim.. yüreğim sarhoşluğun tadına varıyor... ..


O belli belirsiz.. umarsız gidişimin ardından başıma gelen harika şeyler bunlar..
Gitmeden önce belirsizliğinin içinde kaybolduğum İstanbul öyle güzel karşıladı ki beni.. tek başima taramvay yolunu takip ederek bulduğum galata köprüsünün ayağında..
karaköyde açtı bana kucağını.. tüm korkularımı, endişelerimi, sıkıntılarımı aldı yine o kucak ve usulca denize bıraktı..

Hatalarımla yüzleştim, sevgim için savaştım bu kez kaçmadan.. hatamı kabul ederken eğdim yanlızca başımı o gün.. Ve özgür bıraktım yüreğimde sakladığım o kocaman sevgiyi yeniden..

köhne bi binadan koca bir şehre yayıldı sevgim.. hayranlığım..mutluluğum.. huzur tekrar kapımı çaldı o kucakla..

sıyrıldım tüm kalıplardan..imkansızlardan.. aslalardan...

Ve hayaT yeniden başladı.. :)