izmit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izmit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2011

Ve uykusuz geceler sonucu kendini iç dünyasının derinliklerinde alır Tt...


Neyseki artık aldırmıyorum dünyaya..

Ne var biliyor musun..

En çok beni seviyormuş gibi yaptılar önce…

..

Neyse…

Evet artık aldırmıyorum onlara..

Yine de kabul ediyorum ki bazen canım yanıyor.. Az ama.. Biraz..
Onlara muhtaç olduğum için değil..

Onlara hiç muhtaç olmadım ben!

Yalnızca emeklere acıyorum.. Yalanlara..

İlk defa onlarla verdiğim savaşta yaralandım ben.. Ve ilk defa o savaşta öğrendim yaralıyken durmayı ayakta..

Ben kimseye ‘beni sev’ demedim ki..

Onlar sardı etrafımı.. Biri diğerini kötüledi, beni överken.. En yakın arkadaşını.. Sonra öbürü sövdü diğerinin arkasından..

Ben kimseye ‘arkadaşım ol’ demedim ki..

Önce yaklaşıp arkadaşım oldular sonra düşman bellediler beni kendi kurdukları dünyalarda..

Önce yaptılar.. sonra bozdular..

6 Eylül 2010

O6.O9.2010

Hayatımda ilk defa "Hiç bitmesin" dediğim bir 6 Eylüldü bugün yaşadığım.. Öyle ki, vakit gece yarısına yaklaşırken, dursun diye baktım yalvaran gözlerle saate.. Yaşadıklarım ve daha yaşayacak olduklarım aşmıştı çünkü tüm 6 Eylülleri bir günde!

Tatlı bir 'İyiki Doğdun' şarkısıyla başlayan gün, yüzümde kocaman bir gülümsemeyle çekildi köşesine takvimlerde, bir sonraki yıl görüşmek üzere :)

O güzel şarkının sesi, elinde bir gülle geldi kucaklamaya beni.. Ne o daha önce çiçek almıştı birilerine, ne de bana elinde bir gülle gelmişti kimse.. Ne mutlu bana, bütün günü elimde o gülle geçirdim:) (Daha önce sıradan bir günde, hiç habersiz kapıma gönderdiği lilliumların güllerin yeri ayrı tabi:))


Gezip dolaştık, artık üzerine BİZim anılarımızı çizdiğimiz yollarda, caddelerde... Soluklandığımız her yerde ayrı bir hediye çıktı çantadan.. Her birinde ayrı bir mutluluk, ayrı bir heyecan:)
Üstelik Rd herşeydi ve herkes için bir hediye getirmişti bana farkında olmadan..
Sevgilim kırmızı bir gül getirmişti mesela, tatilden dönerken birkaç tatil hatırası getiren 6yıllık dostumdu, abimse oyuncak almıştı 20.yaş günümde, en sevdiğim korku kahramanı Freddy'i hem de..
Ve Rd aslında biRTtaneyDi!!


Herşey bir yana..
Boynunda kravatı, sırtında ceketi,yeni traş olmuş yakışıklı bir adam yürüdü bugün yanımda.. Gurur duydum!

Antremana gittik sonra birlikte.. İlk defa bir antremanımı seyredicekti buzda,daha önce bir gösterimi seyretmişti ama:) Erken gittik biraz,dolaştık içerde.. Bir mimarın gözüyle baktım o sahaya bu defa.. O yapıyı anlattı, ben de yıllardır o yapının gördüklerini.. Herzamanki gibi paylaşmak güzeldi hayaTtı onunla:)
İlk birkaç dakika heyecandan duramadım buzun üstünde.. Ayaklarım titredi adeta, daha adım atarken.. Yüzümdeki o şapşal gülümseme antremanın başlamasıyla biraz toparlandı anca:)

Yemeğe geçtik antremandan sonra, müdavimi olduğumuz bir mekana.. Geçen yıl sevgililer gününde oturduğumuz masaya oturduk farkında olmadan hatta.. O günkü kadar kıpır kıpırdı içimiz, o günkü kadar heyecanlı :)
Bu yüzdendir ki açlığımızı unutup daldık derin konularda muhabbete.. Geçmişimizi konuştuk biraz,birlikte geçirdiğimiz -aslında geçiremediğimiz- vakitleri.. Öyle dalmışız ki, bir BİZ kalmışız koskoca yerde oturan.. Karnımız bile doymuş farkında olmadan, birbirimizi seyrederken..

Herşeyden konuştuk biz bugün.. Özlemden.. Aşktan.. Sevgiden.. Geçmişten.. Gelecekten.. Güncel konulara bile girdik hayata dair.. Ben sordum kafama takılanları Rdm aydınlattı beni.. Ben bir tek O anlatınca anlıyorum bazı ciddi şeyleri.. Zaten lisede de en iyi öğretmenim abimdi:)

Ve dönüş vakti geldi sonra.. Ayrılmadan önce,bir teşekkür sarılması bir mutluluk öpücüğüydü tüm bu güzel günün karşılığında ona verebildiğim.. Tüm gün gözlerimde görebildiği o heyecan bir de yanında.. Hani kelimeler yetmez ya anlatmaya, öyle bir anın içinde işte son bir dönüp baktım arkama..
Önümde evim.. Yanımda beni almaya gelen babam, kardeşim..
Ardımda bıraktığım adam herşeyim..
Keşke koşup boynuna bir kez daha sarılabilseydim..


Günün sonunda,
Her 6 Eylül bir külkedisi olsa da hayatta, doğum günüm prenses olmuştu artık yakışıklı
bir prensin kollarında..
:)

29 Ağustos 2010

71.Günün ilk saatleri..



Söyleyecek çok bir şey yok.. Fotoğraflara bırakıyorum bu defa sözleri.. Denize emanet ediyorum kelimelerimi...


















Bu şehirde huzur bulunabilecek tek yer burası.. Seka PaRk.. Şehrin cılız ışıkları.. Uzakta bir gemi aydınlatır geceyi...











Ve sabahın 4ünde tasarım harikası bir salıncakta 'çocuklardan da şen' insanlarındı gecenin sessizliğini bastıran çığlıklar.. Kahkahalar...



















28 Haziran 2010

11.Günün ilk saatlerinde: Söz verdiğim gibi.. FanTa FesTivaLi..



Reklamlarda Şebnem'in sesini her duyduğumda içimi yakıyor Fanta Festivali ..
Fanta'yı pek sevmem festivallare katılan sanatçı kitlesi de genel olarak pek tarzım değildir ama yine de gider(D)im kimlerin geldiğiyle pek ilgilenmeden..Ayrı bir yeri vardır bende, dile kolay bu yıl 9.su düzenleniyor ve ben 7 yıl boyunca kutu kutu fanta içip -içirip- gittim o festivale..Hatta bir seferinde 10-belki de 20-kutu birden almıştık da açma halkalarını koparıp gerisini eve istiflemiştk:D
Hatta o yıldı sanırım, misafir cocuklarla falan nerdeyse bütün mahelleyi toplayıp götürmüştü babam.. Küçücük arabaya babam dahil 8kişi sığışıp gitmiştik.. Arabada yer olsa daha da kalabalık olabirldik.. Ölümüne yağmur bastırmıştı konserde de babam arabanın güneşliklerini getirmişti kafamıza tutalım diye.. Almamıştım.. Candan Erçetin vardı o sene sahnede, önümdede orda olması hiç beklemediğim bir arkadaşım..Islanmıştık hep birlikte..

Aslında ilk konsere kuzenim-in ısrarıyla babam- götürmüştü.. 1 biletimiz eksiikti de 3 kişi 5 şişe fantayı bitrcez diye uğraşmıştık kapıda.. Sonunda 4 kapağı bir de şişeyi vermeyi teklif ederek girmiştik içeriye:) Sıkış tepiş bi yerde en tepeden seyretmiştik.. Sanırım o ilk gerçek konserimdi.. İlk Teomandı.. Ve son olmadı..
Ondan sonraki senelerde hep bir şekilde gittim o konserle.. Kimi zaman babam topladı bütün mahalleyi gittik kimi zaman karşı komşumuzun çocukları.. En çok da ablam vardı yanımda heralde bu evlenicek olan.. Son yıllarda-büyüyünce- babam bize katılmaktan vazgeçmiş çıkışlarda bazen erkenden bazen de tüm alan boşaldıktan sonra bizi almaya gelir olmuştu.. Bu arada İlköğretim yıllarından kalma bir avuç arkadaş grubumla da her festivalde bir araya gelir olmuştuk.. Yanımızda kim olursa olsun.. Senede birkaç defa düzenleyebildiğimiz buluşmalarımızn bir ayağıydı Fanta..

2008 yılıydı en gariplerinden biri.. Sanırım ben bozunca geleneklerden birini bütün Fanta lanetlendi.. O yıl ilk defa o kadar özgür gittim konsere..Bir o kadar da esirdim gerçekte.. Yanımdaki ne ablamdı ne de babam.. O dönemin saplantısıydı belki de yalnızca..Uğruna çok şeyden vazgeçtiğim-vazgeçirildiğim- biriydi.. O bir avuç dostum yanımdan geçti.. Ben başımı eğdim... Arkalarından bakmakla yetinebildim sadece.. Bu yanımdakinin değil benim suçumdu elbette.. Dostlarım, durumu öğrenince beni affetti ama o Saplantı, günü gelince beni hiç dinlemeden terkedip gitti.. Hiç üzülmedim..

O fesitival son Fanta Festivali oldu benim için.. Geçen yıl o gece ani bir kararla tatile gittim gene ablamlarla.. Çok üzülmedim çünkü tatil her zaman bulabildiğim bir şey değildi.. Seneye dedim.. Bu yıl da ablamın düğününden dolayı katılamıyorum festivale,sevdiklerime.. Bu yıl daha çok üzülüyorum ama, Şebnem her daim bulunabilen birşey değil çünkü..

Koskoca haziran poşete girdi sanki.. Üstelik son iki yıldır Rdmi de sokmak hevesindeyken o bir avuç arkadaş grubumun arasına, nasib olmuyor birtürlü.. Öğrendiğim günden beri o reklamlar Şebnemin sesiyle de bir araya gelip oturuyor içime.. Bi ümit konserin tarihin değişmesini umuyorum hala..
Bugün en sonunda arkadaşlarımdan birine haber verdim de gelemeyeceğimi "Olsun Tottis seneye artık" dedi.. Canım, geçen yıl da böyle söylemişti:)

Napalım artık,seneye:)

7.Günü 8.Güne bağlarken.. : Eksik günlerin özeti



Daha 3.günden itibaren kendime verdiğim sözü bozmaya başladım.. Farkındayım.. Demek ki yaz tatili gerçekten başlamış:D

Gerçi çok da keyfi bi durum deildi bu günlerdir bir telaş..bir koşturmacadır gidiyor.. Bu hafta içinde bi düğünümüz var, karşi komşumuzun kızı evleniyor.. Tabi böyle diyince dış kapının mandalı olarak anlaşılmasın 13sene oldu birlikteyiz.. komşuluktan öte artık abi abla kardeş statüsündeyiz birbirimize..

Çok kısa zamanda oldu herşey, 6ay içinde tanışmadan evliliğe giden bir süreç olunca tabi çeyizin gideceği sabaha kadar anca tamamlandı eksikler.. Hele son bir kaç gün sabahlara kadar eşyaları toparlamakla uğraştık ve dün sabah da İstanbula götürüp yerleştirdik..


Tabi bu telaşın yanında uzun zamandır düğünde giymek için elbise arıyorum kendime.. Şöyle kolu paçası düzgün,özellikle bloğumun renginde.. İstanbul'da baktım bi iki yere gelmeden,İzmitTe de gidilebilcek heryere gittim ama bi türlü işte bu diyebileceğim bir modelle karşilaşmadım.. İstediğim de çok birşey deil ha, sade bir şey de arıyorum.. Kırk yılda bi siyah olmayan bir elbisem olsuun istedim güya bu mavi de moda ama en sonunda siyaha minnet etcek hale de geldim... Günlerdir gündüzleri elbise ararken geceleri de çeyizlere al atıyordum..

Artık yarın da itibaren "Dikim Mod"a geçiyoruz bir aksilik çıkmazsa istediğim renkte ve asırlık bir Burda kitabında bulduğum bir modelde elbise diktirivericez..

Bu arada cumartesi günkü Yoga dersi çeyiz telaşına kaynadı, yarın ki de bu elbise kumaş derdine gidicek.. Bir sonraki cumartesi de Düğün var zaten.. Yalan oldu benim Kundalini Enerjim:D

Ha bir de reklamlarda Şebnem'in sesini her duyduğumda içimi yakan Fanta Festivali var ki o da kına gecesi akşamına denk geliyor.. Aslında konser de kına da Fuar içinde ama festival de 'geçerken uğranılacak' bi yer değilki.. Fanta Festivallerinin ayrı bir yeri vardır bende bir de.. Çocukluğumdur.. Gençliğimdir.. Güzeldir :)

Şimdi burda derinlere inerek yazının 'özet' başlığını bozmayayım ama bir sonraki postum Fanta için gelsin:)


Dipp:Yukardaki resim gelinimizle damadımız olup, gelinin 4 yaşındaki yeğeni şu minik palyaço tarafından,çeyizler açılırken süpriz olsun diye yapılmıştır:)

13 Haziran 2010

SeNkronIce




Bir senkronize macerasına daha kapanış gösterisiyle süresiz ara vermiş bulunmaktayım.. Bundan sonrası belirsiz yine.. Apaçık belli olan şeyse 'vazgeçemeyeceğim' işte..

Onca şey saydım aylardır burda.. İsyanlar... Özlemler.. Sorumsuzluklar.. Ama o an.. Bir avuç alkışla buza çıktığım ilk anda siliniverdi herşey.. Bu duyguyu özlediğimi farkettim... Başım dik.. Yüzümde kocaman bir gülümseme.. Eskisi gibi... Bir kez daha oraya aittim.. Buzdan sahneye..

Başlanngıçta olan ufak tefek aksaklıkları, el-ayak titremelerini gösteriden bi kaç saat önce karar verdiğimiz ısınma turu kurtardı.. Müzikle birlikte esas şov başladığında ise herkes elinden gelenin en iyisini yaptı.. Mükemmel değildi.. Ama 9 kişilik bir gösteri grubunun 1-2 aylık çalişmasından da daha fazlası beklenemezdi..Öyleki daha sabahki provada sürekli bağırıp çağıran ben gösteride "iyi gidiyorsunuz.. çok iyi.." demekten de kendimi alamayandım..


Tüm bunların yanında bir gözüm de trübündeydi aslında.. Çok insanlar oturdu o trübünlerde.. Ailem demirbaştı hep.. Arkadaşarım,dostlarım olurdu sonra.. Bu defa inanmadığım kimseyi çağırmadım nerdeyse..Aile içinde sade bir tören gibiydi.. En güzeliyse,beni buz üzerinde ilk defa gören değerli insanlar da karıştı ailemin içine..

Benimleydi.. 6yıldır nerdeyse her halimi görmüş olan Rd'm ilk defa gördü beni buzdan sahnemde.. Evimde... Onun içindi bu kez gülen yüzüm.. Mutluluğum.. O'nun içindi bu kez buzda attığım her adım..Gururlu duruşum..
Ve O, gurulu bakışlarıyla bir kez daha...
"Bir bir sildi o yollardaki anılarımı farkında olmadan.. yerine kendini çizdi.."

İyiki vardı..
İyiki vardık hep birlikte...
İyiki çıktım birkez daha o sahneye..






29 Mayıs 2010

öyle böyle vay halime..






Bu aralar pek bir dolu içim.. Sanki başka alemin insanıymışım gibi.. daimi bir yorgunluk bir tembellik.. Finaller bir yandan.. ev biryandan.. buz ise öteki yandan...

Güzel gidiyo diyorum, batıyo.. Tam bitiyo diyorum,yeniden başlıyo.. İçinden çıkamadığım haller içindeyim..

Misal, blog sayfam..
"Yazılar çok küçük, zor okunuyor" gibi bir iki küçük eleştiri alınca e birde o klasik şeyden sıkınca temamı değiştirmeye karar verdim.. Bir iki aradım taradım.. Bunu buldum... Renkleri sevdim tipini sevdim bir o üstteki kızın tipi rahatsız etti beni daha orjinal bişeyler olsun özenti gençlik gibi duruyo böyle dedim ama resmin yerine uygun boyutta birşey yerleştiremedm.. Sinir oldum.. Şimdi de hiç içime sinmiyo tema baştan aşşağa.. Neden bilmem.. Belki de çıkıp da kimse "Çok güzel olmuş, daha iyi olmuş ya da bişeye benzememiş" gibi şeyler söylemediği içindir.. Sanırım gene değiştiricem tipini ama anca tatilde artık.. Hep bi değişiklik bi yenilik yapasım var şu blogda ama olmuyo bir türlü aynı kendimde beceremediğim gibi onu da toparlayamıyorum bir türlü...

Misal, finallerim..
2 sınav geçti biri kendi isteğimle büte bıraktım bile.. Diğerini de "hoca karılar" bırakacak muhtemelen.. Düşünüyorum.. Çaliştim tamam haftalarca değil belki, günü gününe değil hiç bir zaman böyle yapmadım zaten ama çalıştım.. sabahlar ettim.. uykusuz kaldım yeri geldi sızdım kaldım.. En mühimi bence nerdeyse hiç fire vermeden derslere katıldım.. Yoklama olmasa da, dersi sevmesem de.. Hem de "yoklama almıyoruz istemiyorsanız derse gelemezsiniz" gibi bir lafın üstüne bile katıldım.. Üniversiteye hala ilkokul muamalesi yapan bir insanım malesef.. Evet düşünüyorum.. Düşünüyorum ama cevabını bulamıyorum hiçbir sorunun.. Sanki söylenenler sadece iki kulağımın arasındaki mesefa kadar bana bir uğruyor ve kaçıyor.. Sanki duyduğum, anladığım, öğrendiğim yahut öğrendim sandığım herşey çok kısa bir zamanda uçup gidiyor.. Sadece bir "uğruyor" geçerken.. Son zamanlarda gerçekten "zekasal" bir "geriliğin" olup olmadığından şüphe etmeye başladım.. Gayet de ciddiyim bu konuda.. Sanki beynim dolmuş taşmış da almıyor gibi artık.. Bu mümkün mü ki.. Daha genç değilmiyim ben? 64 yaşında bir profösör hala ders anlatabilirken ben 20 yaşinda onun anlattıklarının bir cümlesini bile aklımda tutamıyorsam bu işte bir gariplik yok mudur?


Misal,buZ..
Ben ne yaptım, haftaya pazar gösteri var 1 kişi bile olsa eksik çalişmasınlar diye sırf antreman için oturup çalışmak ve kafa dağıtmak varken bu sabahın köründe İstanbuldan geldim, insanlar evlerindeki akşam uykusunu bırakıp geldikleri için mızmızlık ediyorlar..Onu da geçtim gelmeye tenezzül etmiyorlar.. Her kafadan ayrı ses, herkes sanki çok biliyo.. Kafaya göre antreman iptal çabaları, kafaya göre eleman alma saçmalıkları.. Hocanın gelemeyip de bana X var deyişi ve o sözde hocalık yapıcak X in antremana geç gelip hazıra konuşu..Bir de acaip tipli sevgililerini getirip baş köşeye dikmiyorlar mı.. hele bir de her fırsatta yanlarına gidip laf atmalar, bakışmalar falan.. Zaten "parmağında yüzükler, kolunda bilezikler" hepsi.. Kızlar benden küçük erkekler 30 yaşında gibi..Hele birininki resmen amca..Ellerini tutmadan buza gelip gidemiyorlar resmen.. (Böyle konularda laf etmeyi sevmem ve dış görünüşün çok önemli olmadığına inanırım ama bugun çok içimde kaldı tepem attı ondan tutmak istemiyorum kendimi..) Laf desen anlamazlar, insanın söylediğini bi taraflarına takmazlar.. Ben birşey diyorum onlar, herbiri ayrı birşey..
İşte böyle zamanlarda daha bir özlüyorum eskiyi..Hocamı.. Rana hocamı... Tarık hocamı.. Olaydı ya onlar..kim görmüş onların zamanında öyle antremanda sevgiliyle göz göze gelmeleri boyna boyna yanına gitmeleri.. Kim görmüş ozamanlarda bu kadar sorumsuzca antreman asıldığını, yapıldığını, yapılamadığını.. Gelmeyenlerin sayısı biraz fazla oldu mu ya antreman iptal olurdu ya da antreman saati "ceza saati" olurdu.. Üstelik gelenler cekerdi cezayı.. Ya da bir hareket 3denedin 5 denedin düzeni kuramadın mı hala.. Yat yere.. Buz üstünde şınav çekerdik eldivensiz.. İnsanoğluna illa işkence mi gerek?? Evet gerekmiş..
Bakalım pazar nolacak.. Gene böyle bi dağınıklık saçmalık olursa tepkimi koymak istiyorum.. İstiyorum diyorum cünkü ben böyle konularda olay çıkarmışlığı olan yahut olabilen bir insan değilim.. Rezill bir gösteri olucaksa başkaları yüzünden kendimi de rezil etmek istemiyorum.. Senkronize böyle lanet birşey cünkü senin nasıl olduğun çok önemli değil.. Çünkü koca bir bütünün ufak bir parçasısın yalnızca.."Tek vücut" olmayı bilemeyen "bencil"lerle yapamazsın..

__



Uyuyup kalmışım dün gece tam da burda.. Gözümü açtığımda hatırlamadığım bir şekilde laptopu kapayıp koymuşum kafayı öyle yatağın bir köşesine.. Bu ara sınavlarım da var ya uykum sağolsun hiç yalnız bırakmıyor beni.. Geçenlerde de laptop kucağımda elim farede internette takılırken uyumuşum oturduğum yerde.. İşte öyleyken böyle durumlar.. İçim çok dolu.. Konuşsam konuşamıyorum..içimde tutamıyorum.. tuT beni blog galiba düşüyoruMm..

16 Mayıs 2010

yeniden huzurla...




Bu sömestırda “tembellikten yoruldum” sloganıyla yeniden dönme girişiminde bulunmuştum Buz Pateni hayatıma.. Çeşitli talihsizlikler bu girişime bir süreliğine ket vurmuş olsa da artık düzenli olarak devam eden – tabi benim düzensiz olarak devam ettiğim- antrenmanlarım var benim.
Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı ve olamayacağı, çoğu zaman isteksizce gittiğim antrenmanlar bunlar.. Özlemle geçmişi anmaktan başka işe yaramadığına inanmaya başlamıştım hatta son zamanlarda..

Eskiden günün tüm karmaşasını afamdan atardım buza adımımı attım mı.. Yenilenirdim sanki.. Şimdiyse daha bir karışıp ayrılır olmuştum ordan..

Ama tüm bunların yanında uzun zamandan sonra ilk defa bu Pazar kendimi kaybettim buzda yeniden… Geçmişi anmadan hüzünle.. Huzurla süzüldüm buzda.. Eğlendim.. Dans ettim…

Çok az kişiydik.. Geçmişte olsa gelmeyenler yüzünden buzda aralıksız 1 saat koşmamıza sebep olacak kadar az..

Gitmeden önce katılıp katılmamakta kararsız kaldığım kapanış gösterisine müziğin, kostümlerin ve koreografinin heyecanıyla dahil oldum bir anda hiç nasıl yetişirim diye düşünmeden..”Onlar çalışırlar benim için tek günlük iş nasılsa” dedim.. Rana hocam da olsa öyle derdi eminim..

Antrenman uzadı hissetmedim bile.. Girmeden önce deli gibi ağrıyan boynumu bile unuttuğumu eve gidince fark ettim.. Hızımı alamadım 2 saat sonra kardeşimin peşinden yine buza girdim.. 7-10 yaş arası kursiyerlerin arasına daldım.. Dolandım ortalarda, çocuklar ilgilendim.. Antrenörlük alıştırması yaptım biryandan.. Kardeşimi seyrettim.. 10 sene önceki beni… Mutlu oldum..

6 Hazirandaki kapanışta onlar da katılacak gösteriye.. Bakalım , belki de artık bayrağı devretmenin vakti gelmiştir küçüklere…

3 Nisan 2010

karmaşık mışık

içime sıkışan şeyler var yazmak istiyordum ama toparlayamadım cümlelerimi...

Yazsam rahatlıycam ama beceremedm bir türlü..

Göçebeliğimin bedelleri..
Buz pateni... O Saha.. O ruh..
Geçmişteki onca şey.. Onca anı..
Kulağımda bir bir yankılanan sesler.. Tekerrürler..
Boş trübünlerde gördüğüm, kafamdaki onlarca insan.. Sevdiklerim.. nefretlerim.. rakiplerim.. dostlarım.. Karşilarında tüm benliğimden sıyrıldığım..
Bugün artık dönüşlerimde, kendi mekanımda bir yabancı gibi dolaştığım..

Öylece acaip bişe işte..

Konuşmak da faydasız biliorum konuşmaya başladıkça daha derine dalıyorum.. çıkamıyorum.. susamıyorum..
İyisi mi hazır saklanmışken kelimelerim tutayım çenemi...

13 Haziran 2009

...

keyifsizim....
Eve geldim.. cumartesi sabah gelirim diyip de süpriz yapmak suretiyle cuma akşamından varıverdim eve..

Evime.. evime diyemiorum.. odama kavuştum diyemiyorum... Aitliğini sınıyorum odanın geldiğimden beri... Hayır bana ait olamaz... bu karmaşa bunca gereksiz şey... Ben toparlamak, yaşanır hale getirmek istedikçe benden uzaklaşıyor bu kırmızı duvarlar... Soluk kırmızı duvarlar....

Taşınıp gitmek istiyorum herşeyden artık.. odamdan bu evden pcden bile taşınmak istiyorum... Toplayıp pılımı pırtımı bi göz bi odada minimize bi hayat yaşamak istiyorum fazlalıklardan uzak...

Kimsenin saygı duymadığı bu odanın saygı duyulmayan bi parçası mıyım? Yoksa... yoksa ikimiz de ayrı ayrı saygı duyulmayanlardan mıyız?

Burdan uzakta, 7 kişiyle paylaştığım 6 kişi kapasitesinde odam bile daha çok bana AİT...

Yorgunum. uykusuz... dün gece sabaha kadar oturdum.. bugun butun gun sokaklardaydım... Eşek ölüsü gibi bi bavulu ordan oraya çekiştirip durdum... Keyifsizim, Memnuniyetsizim...Üstümü başımı bile değiştirmedim daha bi misafir edasıyla...

Bu ev bütün enerjimi içine çekiyor......

14 Mart 2009

yoğun geçen günlerden sonra...

Uzun zaman sonra yeniden merhaba...
Tatil ne kadar gelmediyse içimden yazmak şu İstanbulda geçirdiğim 2 hafta içersinde okadar paylaşmak istedim yaşadıklarımı... Anlatıcak okadar çok şey var ki şu 24 saate nasıl sığdırıcağımı bilmiorum.. Herbirini herşeyi anlatmak, öğrendiğim herşeyi paylaşmak istiyorum..

şu son 2 haftam kadar yoğun olmamıştım uzun zamandır.. Yorucuydu ama dolu dolu geçti.. yeni yerler, yeni tatlar, yeni şeyler... Ne yağmur engel olabildi ne soğuk.. en sonunda hasta oldum, kendimi çok yorgun güçsüz keyifsiz hissettiğim oldu ama yılmadım yine attım kendimi sokaklara....

Özlemişim istanbulu.. Daha giderken.. İstanbul sınırlarına girdğimi hissttiğim anda değişti havam.. Hemen düştü çenem.. Huzuru hisstmeye başladım içimde.. Fatih'te arabadan ilk indiğimde derin bi nefes aldım.. Bi oh çektim içimden Fatihi çok sevmesem de..

Babam bıraktı yurda.. Odama girdim üstümü başımı değiştirip attım hemen kendimi sokaklara.. Beşiktaş'a.. Huzura...

En yoğun olan ilk haftamdı aslında 2. hafta okul da başlayınca o yogunluğun acısını çektim daha çok... Zaten uzun zamandan üzerimde olan duygusal psikolojik karmaşam daha da yoğunlaştı.. Acı verdi baya.. En çok da o yordu beni zaten... Neyseki eve gelmeden bi gün önce 'artık kurtulmalıyım bu saçmalıktan!!' diyerek kendimi önce istiklale sonra da elbetteki Beşiktaş'a atmak suretiyle sirkelenip kendime geldim.. Çok şükür...

Haftayı, RDmle birlikte, yıllardır içimde kalmış tren yolculuğunu yaparak noktaladım..

Ayrıntılar, çok yakında... =)

26 Şubat 2009

boş kalmasın die...

uzun zamandır susuyorum.. uzun zamandır hiç bişey yapmıyorum aslında.. Koca bir ay tatil evde nasi geçer derken oyalanmak için düşündüğüm hiçbirşeyi yapamadan geçti gitti bile...

ilk hafta acaba fizikten kaldımmı telaşı vardı.. Sonra yaşasın kalmamişimin rahatlığı.. bir sonraki hafta WOw merakı sardı ki 2 haftadır onunlayım.. BEn ki böyle gelişmiş oyunları beceremeyen insan aşka geldim kalkamıyorum başindan... GEce onunla yatıyorum rüyalarımı süslüyor kestiğim yaratıklar.. Peşlerinden koşuorum büyü yapıorum onlara.. SAbah onunla uyanıorum .. sonra biraz oynıyım derken akşam ediyorum...

evden dışarı çıkmak istemiyor canım.. şu artık ucube bi yer gelen odamdan bile çikamiorum onun sayesinde.. Güya odamı yeniliodum.. bi köşesinden başladım.. sonrası yok...

Tatilim bitti.. En azından evdeki tatilim.. şimdi bu son 3 güne neler sığdırsam diye bakıyorum hernekadar hiçbirini yapamıycağmdan emin olsam da...

Son haftamı ise istanbula ayırdım yoğunluğu planlanmış bi şekilde.. doğum günleri, partiler, seminerler, yemekler... Ve tabi daha özel geceler=)
Artık her gün oyun da oynayamıycam.. Özliycem sanırım onu da.. başindan ayrılamadığım blogdan bile vazgeçirdi beni.. Bi yemekten vazgeçemiorum onu da hızlıca yiip hemen dönüyorum, bir de 3 senedir izlediğim acınası dizimden..

bu aralar içmden birşeyler yazmak da gelmiyor zaten.. durgun geliyor blog dünyası da..

koyverdim artık evimi, odamı, tatili.. düşündüklerimi, yaşadıklarımı , hissettiklermi.. Yazarak kendimi yormak yada bir kez daha düşünmek istemiyorum.. Hafif alıngan depresif garipçe bir haldeyim.. Kendimi oyuna veriyorum.. İyi geliyor.. Vakit geçiyor çok güzel...

Tavsiye ederim;)

15 Şubat 2009

14 ŞubaTtan arta kalanlar =)

İlk defa huzurlu mutlu ve hatırlanabilir bir 14 şubat geçirdim..
Aslında sevdiğim insanla birlikte geçirdiğim herzamanki günlerden çok da farklı olmamakla birlikte yıllardır geçirdiğim 14şubatların yanından bile geçemezdi...

Geride bırakılmış 4 yılda benden çalanlarla bana yeni birşeyler katanların ayırdına birkez daha vardım bugün.. Hayatta bi çok şeye karşı kaybedilmiş heveslerimden birini daha kabul ettim yeniden hayatıma..

Amacı Sevgililer Günü değildi bu günün.. Sadece özlem.. biraz değişiklik.. bu kez farkli bir şehir.. farklı mekanlar..

Yıllarca başka insanlarla gittiğim yerlerdeydim bugün.. başka insanlarla yediğim yemeklerde..Başkalarının canımı yaktığı sokaklarda..Aslında hiç olamadığım caddelerde... Ben başka insanlarlayken de aslında hep yanımda olan biriyleydim bugün.. Sevgilimle.. dostumla.. abimle.. herşeyimle..

Ve bir bir sildi o yollardaki anılarımı farkında olmadan.. yerine kendini çizdi..

Mutlu olmak için elbetteki sevgililer gününe ihtiyacımız yoktu bizim.. Eğlenip gezip tozmak için de.. birlikte oturup deli gibi yemek yemek için 14 şubat olmasi gerekmezdi illa günlerden ve sinemada başimi göğsüne koyup çizgi film izlemek için de..

Ama kutlamamak için de bir neden yoktu artık ellerimizde.. Canımızı yakan hatıralar yoktu..

Huzur vardı bugün yüreğimizde hergünkü gibi.. Mutluluk vardı..
Gözlerinin içinde gördüğüm, avuçlarının içinde hissettiğim o sıcacık sevgi vardi bir de; her günümün en güzel hediyesi....
İyi ki HEP vaRDın!!!