iümbg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iümbg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2012

Yarın YGS günü.. Ve benim tecrübeyle sabit söyleyecek şeylerim var..

Adını öğrenmem bile zaman aldı bu yıl..
Benim için ÖSS çünkü gerçek olan..
Her yıl, yani ben ÖSSye girdikten sonra her yıl, sınava girecek insanları yeterince umursamadığım için vicdan azabı çekerim..
Ama bu yıl yanınızdayım geçler..
Halkın arasına karışıcam ve sınavın nabzını tutucam..
..

Tam 4 yıl geçti üstünde.. Ne geçirdiğim geceyi unutabilirim.. Ne sınavı.. Ne de sonrasını hissettiğim derin hayal kırıklığını..

Babam hala akılına geldikçe söyler.. 'Aslında ben sana söyliyceklerimi biliyordum da, öyle bir çıktın ki sınavdan, yüzün bembeyaz.. Bişey diyemedim, tuttum kendimi..'

Bir de dese nolurdu kimbilir..

..

Sonuçlara bakmadım.. Ama kaç alacağımı biliyordum ve sonuçlar açıklanınca şaşırmadım.. Babam da şaşırmamış meğer.. 'Bana geliyordu denemelerinin puanları, hala saklıyorum msjları, bak.. Zaten buydu ortalaman.. Sınavdan çıkınca söyleyecektim.. Ama öyle bir çıktın ki sınavdan....'
4yıl önce,ilk 16bine girerek Moleküler Biyoloji ve Genetik yazdım İstanbul Üniversitesinde.. Neredeyse 160bin kişi girmişti sınava.. Kendi irademle yazdım ama istemeyerek..

..

Bu dönem mezun oluyorum.. 4yıldır ne okuduğum hakkında pek bir fikrim yok.. Bazı laboratuvarlar ve bazı staj günleri haricinde güzel geçmiş, beni mutlu etmiş, heyecanlandırmış tek bir ders bile yok.. Hele de son iki yıldır.. Haftaya vizelerim başlıyor ama bu dönemki derslerini say deseler tamamını çıkaramayabilirim..
Ve bu yıl yeniden sınava giriyorum..

..

Deli yanım ‘fazlasına ihtiyacın yok, iki yıllık bir bölüme gir oku.. Seni mutlu etsin, zorlamasın ve artık kendini gerizekalı hissetmekten kurtul.. ’ diyor..
Ama her daim ağır basan, mantıklı yanımsa ‘önce yüksek lisansı halletmeye çalış.. Zaten onca sınava da girdin.. daha KPSS var elbet atarsın bir yere kapak.. Boşuna mı okudun..’ demekten vazgeçmiyor..

..

Valhasıl gençler..

Burada lafım, sınava gireceklere, üniversiteye yeni başlayacaklara..

Kimin ne dediğine bakmayın.. Hocalarınıza, okulunuza, dershanenize.. Çünkü onlar hep reklam peşinde.. Aldığınız puana da bakmayın.. Tercihlerinizi puan sıralamasına göre değil, gönlünüzün sıralamasına göre yapın..

Üniversiteye girince rahatladım sanmayın.. ‘ÖSS’ye bu kadar çalışsaydım, derece yapardım..’ diyen arkadaşlarım çok oldu.. Ama elbet mezun olacağınız da bir gerçek..
Sonraa ÖSYM yakanızı bırakmıyor..
ALES, ÜDS, KPDS var yükselmeyi düşünürseniz.. Yok anam memur mu olucan.. Malum KPSS var.. Tıp okuyacaksanız TUS var.. Diş okuyacaksanız DUS..
Sınavdan çıkınca herşeyi silmek istersiniz kafanızdan ya.. O temel matematiği sakın ha silmeyin.. Biraz Tarih, bolca Türkçe kalsın..

Bölüm kadar tercih ettiğiniz üniversite de önemli.. Sayısal bölümler için İstanbul Üniversitesi’ni asla tercih etmeyin.. Sözel bölümleri iyi olabilir ama İstanbul Üniversitesi’nde okunmaz.. Twitter’dan ’ :)’ die tweet atan bir Rektörümüz var mesela bundan başka sosyal faaliyet yok.. Bütün bir Kampüs kavramı yok..

Her yıl kayıt yenileme için öğrenci işleriyle kavga ediyoruz..Bir öğrenci belgesinin çıkması en az 3 gün.. Bunlar önemli şeyler gençler.. Üniversiteye giren para bok ama laboratuvarlarda daima malzeme kıtlığı.. Arada yenileme yapıyorlar o da patlıyor.. Daha geçen Fizik Laboratuvarı patladı… 400bin dolarlık malzeme kullanılmadan çöp oldu.. Bizim bitki laboratuvarında da gaz kaçağı var mesela.. Yakında bizim bina da patlar..

Demek istiyorum ki, ben yandım siz de yanmayın gençler..

Şimdi kafanız bidünya.. Baskı çok.. Hedef büyük.. Şimdi hepsini unutup yeniden düşünün…

İstediğiniz gerçekten bu mu??


24 Mart 2011

Bilim İnsanı Şarap Yapar..

Uzun zamandır okulla aramızda bir hayli mesafe var.. Biraz geçen dönemin nerdeyse tamamını buz pateni antremanlarında Ankara'da geçirdiğimden biraz da bu dönem yalnızca haftanın 4 günü en fazla 2 saat dersim olduğundan sebep..Haftada 1 gün de laboratuvara giriyorum o kadar..


İşte bu bölümü okumama anlam katan tek şey olan laboratuvarların biri Biyoteknoloji Laboratuvarı ve biz en önemli Biyoteknolojik ürünlerden birini yapıyoruz.. Şarap!!


2 hafta önceydi..

200ml Cappy %100 Elma suyunun içine biraz ılık suyla aktif hale getirdiğimiz 3 gr Kuru Mayayı ekledik ve içine mayalara başlagıç şeker kaynağı olarak 2 kesme şeker attık..




Sonra da biraz çalkalayıp Ph'ını ölçtükten sonra ağzını kapatıp dinlenmeye tabiri caizse 'Yıllanmaya' bıraktık..







Peki ya neden Elma??

Özel bir sebebi yok:D Klasik Laboratuvar şartları elimizde hepsi %100lük Üzüm,Karışık Meyve ve Elma Suyu vardı.. Bizim masaya Elma düştü:D Şarap dediğiniz üzümden olur.. Kırmızı olur.. Beyaz olur.. diyorsanız hazır olun.. Çünkü laboratuvarlarımızda artık Elmadan yapılma Sarı şarap üretimi de yapılmaya başlandı:D


Ve bugün kontrol için şişelerimize baktığımızda şarabımızın renginde biraz durulaşma ve dibinde tortulaşma gördük.. Anladık ki sevgili mayalarımız iyi çalışmıştı :) Yalnız Ph'ını ölçtüğümüzde ufak bir sorunla karşılaştık ki; asitliği yükselmesi gereken yerde ufak bir düşüş var.. İlk ölçümün hatalı olabileceğini söyledi asistan.. İlk ölçümden de hayli eminim aslında ama neyse..

Zaten bilimde doğrular hatalı buluşlarının izinden gitmez mi hep.. Kesin buluş yaptık biz:D

Yani tamam buluş yapmasak da şarap yaptık.. Yaptığımız 'şarap' şaraba benzemese de Bilim yaptık daha ne olsun.. :D



Dipçik Not
: Bu Başlığı ''Bilim insanı, şarap yapar.. '' olarak düşündümse de başlangıçta, sonradan neden ''Bilim, insanı şarap yapar..'' da olmasın diye düşündüm.. Sonuç konusunda kararsızım... O sebepten başlığı virgülsüz yazıp noktalama hatası yaparak aslında kendi içinizdeki gerçeği ortaya çıkarmayı amaçladım.. Nasıl anlarsanız.. :P

7 Ekim 2010

06.10.2010

Bugün içimden onu dinlemek gelmiş derste.. Aslında o kadar da kötü bir kadın olmamalı diye geçirdim içimden.. "Onu sevebilirim.."

Ama o ne yaptı?? Sıranın altındaki telefona bakıyorum diye beni dersten attı! Tek bir çıt bile çıkarmadan onu dinlemeye çalıştığım halde.. Ne yani, kolumda saat olsaydı ve sürekli ona bakıyor olsaydım da mı aynı şeyi yapacaktı?

YAzık.. Ben uslu bir öğrenci olmaya çalıştıkçabaşıma gelenler.. Bahtsızlık olmalı.. Yahut bir "işaret" belki de.. Herşeyi bir kenara bırakıp hayallerimin peşinden koşmam için bir işaret...

10:55

Elbette takmıyorum takılmıyorum artık bu mevzuya.. Hatta bir hayli de destek aldım bu yaşananlardan sonra.. Gülüp geçiyorum şimdi ama yine de kafamda bir yerde "Neden?" diyorum kendime..

Aslında sadece benimle deil, ben ve arkadaşlarımla bir zoru var.. Geçen yıldan beri defalarca bir iki, sebepli sebepsiz uyarıyor bizi.. Lakin bu ilk dersten atışı oldu..

Önce sıranın altında telefonla oynamakta olduğumu, sonra - ben 'Evet var, ama oynamıyorum bakıyorum sadece' dedikten sonra- telefonla oynuyorsun demediğini idda etti.. Dalaşmadım yanımda oturan arkadaşlarımı ayaklandırarak ve not tuttuğum kalem kağıdımı gözüne sokarak telefonumu da alıp çıktım dışarı.. 10 dakika sonra da arkadaşlarım geldi yanıma.. Bu kadar.. İlk 10 dakika derse Vatan Caddesi'nin kapatılmasından dolayı geç kalan arkadaşlara 'dersi bölüyorsunuz' diye kızan insan; dersin huzurunu, son 10 dakikada beni sınıftan atarak sağladı..
Bu sebepten huzurluyum.. Gururluyum.. :)
Bu sebepten paylaşmak istedim ilk kez tattığım bu duyguyu:)

30 Mayıs 2010

Bir keFellin'in hikayesi

Her şey bir biyokimya sınavı öncesinde başlar... İnsanlar stres içindedir.. Çalışmak çalışmamak çalışamamak içinde bir yandan kıvranıp diğer yandan birbirlerini tetiklerler çalışsın diye.. Bir yandan da gündüz girilmiş-girilmiş burada karşılıklı girmek olarak kullanılmıştır- sınavın etkisindedir öğrenciler hala… Hücre biyolojisi.. Ne ulu bir derstir ki o hocan sana gelme dese de sen o işkenceyi çekmeye devam edersin..

İlk defa duyduğun terimlerle sevişirsin.. Tim ve Tom ile mesela,yanlarında kardeşleri Tic ve Toc’la.. yahut permeazla.. ya da ilk hücre kültürü vardır ki yetmez yalnızca adını aklında tutmaya, ey sevgili HeLa.. Ve bunu gibiler çok daha.. Çoğu zaman şöyle yapar öğrenci sınavda tüm bunları hatırlayamadığında.. İçgüdüleriyle yazar hatırladığı 3-5 harfi kombinasyonla koyar yan yana..

Sevgili Başak arkadaşım bunlardan sadece biri aslında..Farkı, türettiği yeni bilimsel terime kattığı özel anlamda.. Paylaşmak istedim ben de burada.. İşte sözü geçen yeni terimin isim annesi Başak’ın kaleminden “KEFELLİN” karşinizda:


"'Kefelin'i soruyorsan eğer sana o molekülü şöyle açıklayabilirim: Nukleus içine protein taşınmasında rol oynayan moleküller RAN/GTP ve Karyoferin molekülleridir.Kefellin ise karyofeninin insan beyniyle modifiye edilmiş halidir. Şöyle ki:
Öğrencinin biri sınava girer,nukleus içine protein alım sorusunu görür.Soru hakkında pek bi fikir yürütemez ancak aklına birden bu sorunun içinde "K" ile başlayan bi molekül olduğu gelir.Veee öğrencinin kaleminden sınav sayfasına karyoferin yerine KEFELLİN dökülüverir,aynı sınavda bi de hellinger vardır ki istersen bi ara onu da anlatabilirim. "



*Resimdeki "importin" bir karyoferindir.

29 Mayıs 2010

öyle böyle vay halime..






Bu aralar pek bir dolu içim.. Sanki başka alemin insanıymışım gibi.. daimi bir yorgunluk bir tembellik.. Finaller bir yandan.. ev biryandan.. buz ise öteki yandan...

Güzel gidiyo diyorum, batıyo.. Tam bitiyo diyorum,yeniden başlıyo.. İçinden çıkamadığım haller içindeyim..

Misal, blog sayfam..
"Yazılar çok küçük, zor okunuyor" gibi bir iki küçük eleştiri alınca e birde o klasik şeyden sıkınca temamı değiştirmeye karar verdim.. Bir iki aradım taradım.. Bunu buldum... Renkleri sevdim tipini sevdim bir o üstteki kızın tipi rahatsız etti beni daha orjinal bişeyler olsun özenti gençlik gibi duruyo böyle dedim ama resmin yerine uygun boyutta birşey yerleştiremedm.. Sinir oldum.. Şimdi de hiç içime sinmiyo tema baştan aşşağa.. Neden bilmem.. Belki de çıkıp da kimse "Çok güzel olmuş, daha iyi olmuş ya da bişeye benzememiş" gibi şeyler söylemediği içindir.. Sanırım gene değiştiricem tipini ama anca tatilde artık.. Hep bi değişiklik bi yenilik yapasım var şu blogda ama olmuyo bir türlü aynı kendimde beceremediğim gibi onu da toparlayamıyorum bir türlü...

Misal, finallerim..
2 sınav geçti biri kendi isteğimle büte bıraktım bile.. Diğerini de "hoca karılar" bırakacak muhtemelen.. Düşünüyorum.. Çaliştim tamam haftalarca değil belki, günü gününe değil hiç bir zaman böyle yapmadım zaten ama çalıştım.. sabahlar ettim.. uykusuz kaldım yeri geldi sızdım kaldım.. En mühimi bence nerdeyse hiç fire vermeden derslere katıldım.. Yoklama olmasa da, dersi sevmesem de.. Hem de "yoklama almıyoruz istemiyorsanız derse gelemezsiniz" gibi bir lafın üstüne bile katıldım.. Üniversiteye hala ilkokul muamalesi yapan bir insanım malesef.. Evet düşünüyorum.. Düşünüyorum ama cevabını bulamıyorum hiçbir sorunun.. Sanki söylenenler sadece iki kulağımın arasındaki mesefa kadar bana bir uğruyor ve kaçıyor.. Sanki duyduğum, anladığım, öğrendiğim yahut öğrendim sandığım herşey çok kısa bir zamanda uçup gidiyor.. Sadece bir "uğruyor" geçerken.. Son zamanlarda gerçekten "zekasal" bir "geriliğin" olup olmadığından şüphe etmeye başladım.. Gayet de ciddiyim bu konuda.. Sanki beynim dolmuş taşmış da almıyor gibi artık.. Bu mümkün mü ki.. Daha genç değilmiyim ben? 64 yaşında bir profösör hala ders anlatabilirken ben 20 yaşinda onun anlattıklarının bir cümlesini bile aklımda tutamıyorsam bu işte bir gariplik yok mudur?


Misal,buZ..
Ben ne yaptım, haftaya pazar gösteri var 1 kişi bile olsa eksik çalişmasınlar diye sırf antreman için oturup çalışmak ve kafa dağıtmak varken bu sabahın köründe İstanbuldan geldim, insanlar evlerindeki akşam uykusunu bırakıp geldikleri için mızmızlık ediyorlar..Onu da geçtim gelmeye tenezzül etmiyorlar.. Her kafadan ayrı ses, herkes sanki çok biliyo.. Kafaya göre antreman iptal çabaları, kafaya göre eleman alma saçmalıkları.. Hocanın gelemeyip de bana X var deyişi ve o sözde hocalık yapıcak X in antremana geç gelip hazıra konuşu..Bir de acaip tipli sevgililerini getirip baş köşeye dikmiyorlar mı.. hele bir de her fırsatta yanlarına gidip laf atmalar, bakışmalar falan.. Zaten "parmağında yüzükler, kolunda bilezikler" hepsi.. Kızlar benden küçük erkekler 30 yaşında gibi..Hele birininki resmen amca..Ellerini tutmadan buza gelip gidemiyorlar resmen.. (Böyle konularda laf etmeyi sevmem ve dış görünüşün çok önemli olmadığına inanırım ama bugun çok içimde kaldı tepem attı ondan tutmak istemiyorum kendimi..) Laf desen anlamazlar, insanın söylediğini bi taraflarına takmazlar.. Ben birşey diyorum onlar, herbiri ayrı birşey..
İşte böyle zamanlarda daha bir özlüyorum eskiyi..Hocamı.. Rana hocamı... Tarık hocamı.. Olaydı ya onlar..kim görmüş onların zamanında öyle antremanda sevgiliyle göz göze gelmeleri boyna boyna yanına gitmeleri.. Kim görmüş ozamanlarda bu kadar sorumsuzca antreman asıldığını, yapıldığını, yapılamadığını.. Gelmeyenlerin sayısı biraz fazla oldu mu ya antreman iptal olurdu ya da antreman saati "ceza saati" olurdu.. Üstelik gelenler cekerdi cezayı.. Ya da bir hareket 3denedin 5 denedin düzeni kuramadın mı hala.. Yat yere.. Buz üstünde şınav çekerdik eldivensiz.. İnsanoğluna illa işkence mi gerek?? Evet gerekmiş..
Bakalım pazar nolacak.. Gene böyle bi dağınıklık saçmalık olursa tepkimi koymak istiyorum.. İstiyorum diyorum cünkü ben böyle konularda olay çıkarmışlığı olan yahut olabilen bir insan değilim.. Rezill bir gösteri olucaksa başkaları yüzünden kendimi de rezil etmek istemiyorum.. Senkronize böyle lanet birşey cünkü senin nasıl olduğun çok önemli değil.. Çünkü koca bir bütünün ufak bir parçasısın yalnızca.."Tek vücut" olmayı bilemeyen "bencil"lerle yapamazsın..

__



Uyuyup kalmışım dün gece tam da burda.. Gözümü açtığımda hatırlamadığım bir şekilde laptopu kapayıp koymuşum kafayı öyle yatağın bir köşesine.. Bu ara sınavlarım da var ya uykum sağolsun hiç yalnız bırakmıyor beni.. Geçenlerde de laptop kucağımda elim farede internette takılırken uyumuşum oturduğum yerde.. İşte öyleyken böyle durumlar.. İçim çok dolu.. Konuşsam konuşamıyorum..içimde tutamıyorum.. tuT beni blog galiba düşüyoruMm..

24 Mayıs 2009

bir garip Drosophila Melanogaster (2)

3 kırımızı gözlü Ebony erkeği ve 3 beyaz gözlü White dişi ile başlamıştı herşey.. bir hafta sonra onlarca larva onlarca pupa ve bir sonraki hafta ise onlarca drosophila melanogaster...

Haftalardır heyecanla beklediğimiz ilk drosophila dölüyle göz göze geldik bu hafta nihayet..
Yukarıdaki fotoğrafta görüğünüz şişenin dibindekilerin gözüktüğü kadarı.. Cama yapışık olan şefaf şeyler drosophilalarımızın çıktığı pupalar dipteki koyu renkli olanlar ise bizim yavrucuklar=)

Geçen hafta pupa ve larva evrelerindeydi yavrular.. sınıftaki diğer şişelerle karşılaştırdığımızda bazılarında nerdeyse hiç bir hareket yokken bizimkilerin bir önceki hafta göstermiş oldukları aceleciliğin meyvelerini bol bol aldıklarını gördük..
Yaklaşık 15 larva ve 45 pupa saydım ki normalde hocanın da dediğine göre gelişim aşamasından dolayı larvalarımızın daha çok olması gerekirdi.. Bizim şişeyi gören hoca da artık 'sizinkiler hızlı zaten' dedi normal karşilayarak.. ''Siz bunlara ekstra bişeyler mi verdiniz??'' gibi tepkiler de almadık değil tabi:D
Soldaki yavrularımızın ilk halleri işte.. Açık renkli solucan gibi olanlar larva ve koyu renkli olanlar ise pupadaki halleri..

Yavrular daha pupalarından çıkmamışken daha önce anlatmış olduğum bayıltma yöntemiyle anne ve babayı ayırdık şişenin içinden..Ve ebediyete uğurladık..
Böyle bir caniliğe göz yummak istemezdim ama herşey bilim için.. Eğer anne ve babayı şişede bıraksaydık yavrularıyla çiftleşebilrler ve normalden farklı bir genetik çeşitliliğe sebeb olabilirlerdi. Bu da bizim deneyimizi olumsuz etkilerdi.
Elbette ki,ben ve makinam onları son yolculuklarıyla da ölümsüzleştirdik..

Bu haftaya ise yine yavruları bayıltarak başladık..Bu defa bu yavruların arasından 4 dişi 4 erkek seçip yeni besiyerine koyup kalanları da cinsiyetlerine ve türlerine göre ayırıp sayıcaktık fakat bizim sinekler biraz fena cıktı..
Eterin kokusu bizi mahvetti ama bi kaç milimden ibaret olan yavrularımıza pek etki etmedi kimisi bayılmadı kimisi hemen ayılıverdi.. Baya bi cebelleştik başlarında iki kişi 4 el yetmedi..

Kendine gelen yalpalaya yalpalaya kaçti biz aralarında dişiyi erkeği ayırmaya çalışırken.. Bir de bir çoğu hala gelişme aşamasında olduğu için abdomenlerindeki çiziktiriklerinden çıplak gözle eşey tayini yapmak zor oldu.. Lupla bakmaya çalıştım o da ilk aldığım lup bozuk çıktı ayarlamak için baya uğraştım bu arada ayılanlar yeniden bayılanlar... Bi ara elime eterli pamuğu alıp hayvanların kafasına kafasına bastırdım ama yok banamasının demediler yine de.. kimisini canice katletmek zorunda kaldık ki zaten eşey tayinininden sonra saymak için bunu zaten yapıcaktık.. kimisini eterli şişeye attık.. kimisi de ilk üredikleri şişede besiyerine saplanmış bi şeilde kaldı çıkaramadık...

Bu arada lup altında gördüğüm bütün kırmızı gözlülerin dişi bütün beyaz gözlülerin de erkek olduğunu farkedene kadar baya uğraştım.. birkaç sinek kaçırıp bi kaçını da hunharca katlettikten sonra ikinci nesil için anne baba ayılırıp diğerlerini saymaya koyulduk..
100e yakın yavru saydık.. dişi erkek oranı yarı yarıyaydı nerdeyse.. Tabi uçanlar ve şişenin dibinde besiyerine saplı kalanlarla pek sağlıklı bi sayım olmadı ama olduğu kadar artık napalım...

Benim aklımda daha çok katledilen binden fazla sinek vardı.. Bi ara neden öldürmek yerine salmıyoruz gibi tepkiler geldi sınıftan ama hoca "Bunlar bir sürü kimyasal taşıyolar sonra okadar virüs nerden çıkıyor sanıyorsunuz.." diyince hepimiz bu fikirden vazgeçtik...
Sonrada hepsini morg adı altında hazırlanmış, içinde deterjanlı su bulunan şişeye attık...




7 Mayıs 2009

bir garip Drosophila Melanogaster

Hayatınızda kaç kez bir hayvanın gözlerinizin önünde neslini devam ettirdiğini görebilme şansına sahip olabilrsiniz? Ve kaç canlının bunu 'nasıl' yaptığı bi kaç santim uzaktan seyredebilrsiniz?

Bu okula başladığımdan beri ilk defa bir şey bu kadar şaşırttı beni.. Ne bir sıçan kesimi ne bir kubağanın bacağı, kalbi... Bu bir sapkınlık değil kesinlikle bir zevk değil.. Kendi hemcinsimin bunu yaptığını görmek aynı hisleri yaşatmazdı muhtemelen ya da herhangi bir canlıyı tvde seyretmek..

Anladım ki; tiyatroyla sinema arasındaki fark ne kadar büyükse,belgesel seyretmek ya da bir fotoğrafta incelemekle kendi hazırladığım yaşam alanı içerisinde kendi seçtiğim bi kaç santimlik hayvanları canlı canlı seyretmek arasındaki fark da okadar büyükmüş..

Drosophilalarımızla buluştuk nihayet bu hafta.. 3kişiyiz ve cam bir şişenin içinde 3çift Drosophilamız var.. Erkekler kırmızı gözlü Ebony'ler ,Dişiler ise adı üstünde bembeyaz White'lar..

Yaklaşık 3 hafta önce besiyerlerini hazırlayıp sineklerimize yaşam alanı olacak şişelere dökmüş ve dinlenmeye bırakmıştık.. dün ise bir elimizde eterli şişeyle başka bir şişenin içindeki Ebony sineklerini bayıltıp sineklerimizde eşey tayinine giriştik..

Çıplak gözle ayırt etmek çok zor değil aslında cinsiyetleri ama yine de lup denilen mikroskopun daha ilkel bi tipiyle yakından bakarak özenle seçtim Drosophilalarımızı..
Mesela; sol tarafta gördüğünüz Ebonylerden yukarı doğru bakanı erkek aşağı doğru bakan ise dişi. Bunu anlamanın en kolay yolu kırmızıyla işaretlediğim yerdeki, şu anda adını bir türlü hatırlayamadığım cizgilerin sıklığı.. Gözle görmenin de mümkün olduğu bu cizgiler erkeklerde uca doğru iyice kalınlaşıp bir bütün halini alırken dişilerde ince cizgiler halinde sürüyor. Çıplak gözle erkeklerin kuyruk kısımlarını tamamiyle koyu görüyorsunuz. Erkeklerin, dış görünüş olarak, dişilerden bir farkı daha var ki onlar da ön ekstremitelerinde(daire içinde işaretli)bulunan ve çiftleşme sırasında dişilerini tutmak için kullandıkları eşey tarakları.. Nasıl kullandıklarına da bizzat şahit oldum.

Hafif dozda eterle bayılttığımız sineklerimizi seçtikten sonra önceden hazırlamış olduğumuz yaşam alanlarına aldık.. İlk seçtiklerimiz besiyerine yapışmalarına neden olarak katlettiğimizi acıyla belirtmek isterim ki bunu yapan yanlızca biz değildik.. Ama onları kurtarmak için sarfettiğimiz çabayı da göz ardı etmememiz gerekir..

Erkekleri yeniden seçip bu kez daha dikkatli bir şekilde şişeye yerleştirdikten sonra aynı işlemi daha önce döllenmesi engellenmiş White dişilere uyguladık.. Dişi olduğuna emin olduğumuz için eşey tayinine ihtiyaç duymadığımız halde dişileri de lup altında incelemekten kaçınmadım hiç...

Bu da White bir dişi..

bunlardan da 3tane seçip diğerlerinin yanına koyduk ve ayılmaları için beklemeye koyulduk..
Bu arada bi kaç tanesini yine besiyerine kaptırdık.. Neyseki ayılmaya başlamışlardı da ölmeden kurtulmayı başardılar..

Ve ardından 'Hadi koçum Göster kendini..!' gibi sözlerle evladımız gibi benimsediğimiz şuncacık bikaç santimlik hayvanları motive etmeye giriştik.. İşe yaramış olucak ki yaklaşık yarım saat sonra -bir köşede yaptığımız ve sonucunu birtürlü göremediğimiz deneyde kullandığımız boyan kurumasını beklemek amacıyla verdiğimiz molanın ardından- geri döndüğümüzde bir çiftin neslini devam ettirme çalışmalarına başladığını farkettim..
Sineklerin boyutlarını gördüğüm gün böyle belgesel tadında bir olayla karşilaşamıycağımı düşünüp üzülmüştüm açıkçası.. Hatta bunu bi hocanın yanında sesli bir şekilde dile getirmiş ve
'bir dahakine kara sineklerle çalışırız' gibi hoş bi tepki almıştım:D
Kendimi tutamadım ve 'bunlar çiftleşiyoooo' die bağırmaya başladım.... Biraz da ilk defa bizim sineklerde görülmesinden sebeb duyduğum gururla herkesin görmesini sağladım önce:D Elden ele gezdi şişe bi anda onlarca göz... Sonra da çekip aldım ellerinden 'rahat bırakın' die:D Hocanın tepkisi ise muhteşemdi: 'Nerden anladın??' .. Gösterince şişeyi soramamış olmayı tercih etti heralde 'bırakın hayvanları napıyolarsa yapsınlar canım' diye bırakıverdi elinden...
Bi süre daha sürdü.. Ben, elimdeki makina daha sağlam olsaydı belgesel çekicektim neredeyse... baya uğraştım düzgün bir foto yakalayabilmek için ama ancak buğulu bir camın ardından özel hayata saygı duyarcasına bi iki poz alabildim.. Zaten ondan sonra bedensel ilişkilerini kesip normal hayatlarına geri döndüler... Bir daha ayırt edemedik bile hangisiydiler... DErs bittikten sonra da şişelerimizi masaya öylece bırakıp çiktik labdan.. Devamı haftaya artık..

Bilmiyorum çektiğim fotoğrafı yayınlamam ne kadar doğru olur.. Açıkçası bunları yazıyorum ama bi sapık gibi anlaşılmaktan da korkmuyor değilim.. Doğanın bi parçası sonuçta bu anlattıklarım... Utanmıyorum diye bunu anlatmaktan ahlaksız bir insan olarak görülmem umarım.. HEycanımı ve gördüklerimi paylaşmak istedim yanlışım varsa affola...

25 Nisan 2009

moleküler dünyaya ilk adım..

bahar yarıyılıyla birlikte artık hangi yolda yürüdüğmü hissetmeye başladım yavaş yavaş.. Bölümümle ilgili dersler artmaya uygulama derslerim daha ilgi çekici bir hal almaya başladı..

Hücre Biyolojisi Labında bir sıçanın içini gördüm mesela sonra bir kurbaanın bacagına giden bir sinir teli üzerinde çalıştım..

Bölümümü daha çok ilgilendiren kısım Temel Genetik Uygulama LAbı elbetteki.. başlarda karyotip analiziydi problem çözumleriydi falan sıkıcıydı ama vizelerden sonraki haftadan itibaren oldukça eğleniceğimizden eminim...

Ne yapıcağımızdan kısaca bahsedip ayrıntıları bir sonraki yazıma saklamak zorundayım malesef:S Çünkü dün akşam tvye takılıp yarım bırakınca yazımı ve bu sabah geç kalkıp artık hazırlanıp istanbula dönmem gerektiğinden yine yine ve yine erteliyorum cümlelerimi... Üzgünüm...

ÇAlışma metaryelim Dorosophila sineği.. DAha doğrusu sinekleri.. GEçen hafta besiyerleri hazrladık onlar için.. bildiğiniz mama yaptık yani.. Sırayla gidip karıştırdık kazanmsı şeydeki mamamızı.. drosophilaları inceledik bu arada birde.. cinsiyet ayrımı gelişme evresi.. Herbirini aktarmaya öyle hevesliydim ki oysa..
bundan sonraki aşamalarımız asıl zevki olucak olan.. Önce bir çift sineği çiftleştiricez ve oluşan yavruların genetik çaprazlamasını yapıcaz.. sonra bir sonraki dölü elde edicez.. Tabi bir kaç hafta alıcak bunlar.. Ara basamakları biz de tam olarak bilmiyoruz.. Biz daha çok bir çift sinegimiz olucak adını ne koysak heyecanı içerisindeyiz=)

Neyse şimdi hitmeliyim ve hızla hazırlanıp yurduma geri dönmeliyim...

14 Mart 2009

nerden başlasam anlatmaya....

son zamanlarda 'anlatcak ne çok şey biriktii ooo..' diyip diyip bırakıyorum bi köşeye söylemek isteyip de üşendiklerimi... Ne çok sey atladım kimbilir..

bu hafta da aynı tembelliğe düşmek istemesem de farkındayım hala geçiştirip duruyorum...

tamam başlıorum...

waffle yedim geçenlerde Beşiktaş'ta garip bi yerde.. hiç beğenmedim.. Daha doğrusu yiyemedim:D Hayal kırıklığına uğradım resmen görünce ve yemeğe çalışırken yıkıldım..En büyük vurgunu da Waffle denen şeyin aslında bildiğim, sıradan krep olduunu öğrenince yedim:D sade krebi verselerdi daha memnun olurdum valla:D İşte bu da yemeye çalıştığım waffle'ın ta kendisi:D Sonlarına doğru pes ettim.. İçinden sıcak bitter çikolataya bulanmış meyveleri ayıklayıp mideye indirdim kendimi onlarla tatmin ettim:D
Ya aslında bu kadar da haksızlık etmemek lazım biliorum.. Abarttığım kadar korkunç değildi tadı:D Ben soğuk bişey beklerken Sıcak ve yoğun bi çikolata tadıyla karşilaşinca şaşırdım.. Ve bi dahaki sefere Bebekteki meşhur yerde, mümkünse dondurmalısını denemem gerektiğine karar verdim :D

Beşiktaş karın doyurma mekanı olarak seçilmişti o gün bizim için... Ordan Rumeli Hisarı'na otobüsle geçip Bebek'e yürüyerek geri dönüş yaptık.. Tek amacımız ünlü düşünür Demet Akalın'ın (!) da dediği gibi 'bebek'te üc bej tur atmak'tı.. :D Sahil boyunca aklımızı yatlarda katlarda bırakarak yürüdük 'gelecekte 4ümüz bir araya gelsek acaba bunlardan birine sahip olabilr miyiz?' düşüncesiyle.. Ne de olsa 'genetikçi' olara aç kalma ihtimalimiz yüksek bu ülkede:D
Merak ettik deniz kenarındaki satılık yada kiralık dairelerden birini arasak dedik ama herbirinde de Turkcell numara vardi.. 'buna kontür harcamaya değmez' dedik biz de napalım Öyle lüks evlerin sahipleri bizim gibi öğrenci hattı Avea kullancak diğillerdi tabi:D
Bi ara o kadar içimize oturmuş ki Apartmanlara girip 'pardon , boşta koca var mı?' demek bile geçti aklımızdan.. (itiraf ediyorum bu benim fikrimdi:D) Kendim yapcağımdan değil maksat onlar boş kalmasın ben mütevazi hayatımda mütevazi Rdmle mutluyum zaten=) Biz de arada misafirliğe giderdik:P
Oturduk biraz Bebek'te sahilde.. denizi çektik içimize.. Anca deniz havası alabilirdik zaten..
Günün en büyük hatası Bebek'in en ucuz mekanı olduu iddia edilen starbaks'a (adının nası yazıldığının bi önemi yok bence!) girme girişiminde bulunmak oldu benim için.. Esas toplanış geziş dolaşiş ve tıkınış amacımız olan doğum günü cocuğu arzu edince kıramadık.. Sırf meraktan istedi o da gerçi ama neyse:D Gidip bi Türk kaHvesi içelim dedik..
İşte bu da o kahve Eller de bizzat bana ait:D
Amerikan kahvecisinde Türk kahvesi içmee teşebbüsünden bulunmak pek mantıklı bi fikir değildi elbet.... Bi yudum içtikten sonra bu zamana kadar ne kadar gereksiz bi yer olduğnu savunduğum starboks'a gitmemekle ne kadar mantıklı bişi yapmış olduuma emin oldum:D Bunun için o garip kahveyi içmeye gerek yoktu tabi ama arkadaş hatrı işte:D Bi daha mı? Hiç sanmıorum:D (Asla demek isterdim ama Asla dediğim şeyler başıma gelir hep:S)

İnsanlar evlerine yurtlarına odalarına dağılırken ben günü yine Beşiktaş'ta bitirdim... geride boğazın o güzel manzarası kaldı...



dippp: sanki çok dandik yazdım.. Farkındayım.. kopuk.. istemsiz... Dağınık.. toparlayamadım tam olarak cümlelerimi... Yine körelmeye başlamışım.... Acilen toparlanmalıyım! (bunu da aynı ünlü düşünür söylüodu dime? Acilen toparlanmalıyım üstümden koca bir tır geçti:P Allahım ben bu dandik dundik şarkıların hepsini neden biliorum:S )

3 Ocak 2009

Okülerimin Ucundaki Hayat Belirtileri (3)

Bu çarşamba blog yazmanın çok faydalı bişey olduğuna en içten dileklerimle karar verdim :)
Şöyleki, haftasonu yazdığım ve artık 'laboratuvar günlükleri' haline gelmiş ''Okülerimin ucundaki hayat belirtileri (2) '' adlı yazıyı yazarken aklımda kalan 'mitoz bölünme safhaları' bu haftaki uygulama dersimde işime yaradı..

Dersin başında 'Sınav yapıcaz sizi nihahaha!!' moduna bürünen muhterem asistan hocalarımız 'eski çizimlerinizi notlarınızı bi gözden geçirin' lerle korkuttular bizi bide üstüne dizdiler 7tane mikroskopu yan yana.. Harıl harıl çalıştılar etraflarında ayarladılar.. Ee tırstık tabi bizde:D Etraftan 'sınav mı olucaz??' 'hocam noluo?' 'eyvah sınav var napcam ben??' sesleri yükselmeye başlamıştı ki hocalardan biri 'bizimle kafa bulduklarını' itiraf etti.. Korktum ne yalan söyliyim:D Hiç sevmem öle pattadanak yapılan sınavları..

Meğer 7 farklı mikroskopun 3ünde kan hücreleri, 2sinde pankreas diğer 2sinde de tiroid bezi varmış.. Preparat az diye heralde.. Sözde sırayla baktık.. Az kişiydik zaten herkes takıldı kafasına göre.. Ben mikroskoptan incelemeyi bırakıp Fotoğraf makinama sarıldım elbetteki yine:D

Kan hücrelerinden hoşlanmadım bi fotograf karesi olarak pek birşeye benzemiyorlardı bende çekmedim..
Sadece Pankreas ve Tiroidle ilgilendim lakin şimdi farkettim ki ikisi de birbirine
benzediğinden sokakta görsem ayırt edemem ben bunları:S Allahtan çekim sıramı biliyorum:D

Sol yanda ve biraz aşşağıda görmüş olduklarınız 2 farklı pankreas dokusu..Neden farklı oldukları hakkında bi fikrim yok..



Neye benzediği ve neresinin ne olduğunu ben de tam bilmiyorum açıkçası:D Önümüzde bi histoloji kitabı vardı.. ordaki resimlerin üzerinde yazıyodu ayrıntıları ama elbete ki
onca şeyi aklımada tutamadım..

Amacımın, biyoloji dersi vermek değil de 'okülerimin ucundaki hayat belirtileri'ni nacizane okurlarımla(sanki bütün blog alemi tarafından okunuyo hissine kapılmış insan modeli) paylaşmak olduğunu göz önünde buluduraraktan bunları 'Pankreasın Görülmeyen Yüzü' olarak bilseniz yeter;)





Ve işte bu da tüm çıplaklığıyla 'Tiroid Bezi'..

Ben tüm bunları çekebilmek için fotoğraf makinası ve mikroskopla cebelleşirken pek sevdiğim asistan hocam 'İnternette yazsan çıkar hepsi niye uğraşiosun!?' diyiverdi.. Biliyorum tamamen benim yorulmamam için kurdu bu ezici görünümlü iyi niyetli (yada iyi niyetli görünümlü ezici) cümleyi.. Ben de her ihtimale karşı (kendimi ezdirmemek için) 'derse ilgili, hazıra konmaktan hoşlanmayan ve kendi işini kendi gören çalışkan öğrenci porfili'ne bürünüp 'Onları ben çekmedim ama!' gibi sonradan nekadar yamuk olduğunu düşündüğüm bi cümle kuruverdim.. Neyseki hoca benim ne demek istediğimi anladı verdiğim cevaptan hoşlandığı anlamını çıkardığım bi tepki verdi:) Umarım aramızda ki bu 'ilgili öğrenci' diyologu bana yol su elektirik ve elbetteki kanaat olarak geri döner:D

Sonra tam ders erkenden biTti diye sevinirken 'herkes otursun kağıt çıkartsın' demezler mi.. Daha durumun ciddiyetini ölçemeden aslında hepimizin adımız gibi bilmemiz gereken bir soruyla karşıkarşıya kaldık.. 'Mitoz bölünmenin safhalarını yazınız ve birer cümleyle açıklayınız!' Sağolsun öss! Çok şey öğrenmiş ama sadece test çözmeye programlanmış androidler olarak herkes fısıldamaya başladı o an.. Neyseki ilgili öğrenci diyologuna girdiğim asistanın 'bir cümle yazın iki cümle yazanınki kabul değil' espiri(!)siyle olayı kendilerinin bile ciddiye almadığını çaktırdı ki bende onun rahatlığı ve daha bi kaç gün önce bloga yazarken tazelediğim bilgilerimle her safhayı uzun ama tek cümleyle açıkladım.. Her cümlede de 'iyiki blogda biyoloji dersi kıvamında bi yazı yazmışım kimseye yaramasa da bana yaradı' diye sayıklayıp durdum.. Hele kağıtları topladıktan sonra hocanın milletin yanlışlarını okumasından sonra.. Ee herkesin benim gibi blogu yok tabe:P
İşte böyle faydalı bişey şu blog:)
Bundan sonra derslerimi blog üzerinden mi tekrar etsem acaba? (sanki çok tekrar yapıyomuşum gibi:P) :D

28 Aralık 2008

UGDOS

1.Ulusal Genetiği Değiiştirilmiş Organizmalar Sempozyumu için ODTÜ'deydim geçen hafta cumartesi günü.. İlk seminerimdi..Çok hevesliydim ama üzülerek itiraf ediyorum ki çok sıkıldım.. (burayı da iyice itiraf duvarına cevirdim :S ) Neyseki ilerde işe yarıyabileceğine inandığmız bi sertifika vardiler de sempozyumu kurtaran o oldu.. Gerçi sertifikayı daha girerken vermeleri seminerin 2.oturumunda salonun yarısının boşalmasına sebeb oldu olsun.. Biz de, kulağmıza 'çıkışta sertifika onaylancak' gibi yanıltıcı ve bütün günü ODTÜ'nün koltuklarında uyuyarak geçirtici bi söylenti çalındığından salonun kalan yarısına dahildik 3-5 arkadaş.. Allahtan koltuklar pek rahattı..

Aslında hevesim seminere değildi.. konusu daha çok tarım olan -ki hiç ilgi alanım değildir- seminerde sıkılıcağmı biliyordum..

Tek derdim yıllar sora yeniden Ankara'ya gitmekti.. Ankara'yı çok sevdiğimden deil ama yanlış anlaşılmasın.. Anılarımı çok sevdiğimden.. Ankara yolculuklarımı özlediğimden.. Çok mu güzel çok mu eğlenceliydi her biri.. sahte dostlar.. yalnızlık.. kandırmacalar..
Ortaokul yıllarım önce Ankara.. Hep 2.likle dönülen Türkiye Şampiyonaları, Gençlik kupaları.. 'yine hakkımızı yediler' haykırışları.. Ve daha bir sürü şey.. Bi son gidişimin dünüşü hafifce gülümsetir beni.. Yol hiç bitmesin isteyişlerimiz gelir aklıma.. Ah çocucukluğum.. Sözde yaralarım..
Ve lisemdir Ankara.. Nisan başı.. 2006.. zincilerinden kurtulmuş ve ilk defa özgürlüğün tadına varmış Tt düşer yollara.. Yeni yeni kararmaya başlamış.. üstünde kendi imalatı gururla giydiği tshirtü.. Bu kez amaç ünivetsite gezileri.. İlk gidilen yer ODTÜ.. o devasal mekana, yemyeşil çimenlerine duyulan hayranlık.. 'Hocaaamm!! Bırakın bizi burdaa!!' 41 saat süren uykusuzluk.. Yol boyu yerine oturmayan hep ayakta hep konuşan hep bagıran insan.. ben..
Oysa hiç de yaşancak gibi değilmiş ODTÜ kışın.. rengi soluktu bu defa, ağaçlar çıplak etraf cansız.. Onların koca kampüsü varsa benim İsTanbuLum var!!

Bu kez gitme amacım da yeni hatıralar edinmekti Ankara yollarında.. Sabaha kadar süren yolculuk.. seminer.. ve ardından bir geceyi daha sabaha bağlayan geri dönüş.. Cuma sabahı uyandım..sonra pazar sabahı Ttli bir kucakta yumdum gözlerimi.. :) Ve harika bi haftasonu geçirdim..

Cuma gecesi 11de Taksimden kalktı otobüs.. Yolun yarısında en önce şöförün yanında yerde mekan yaptım kendime ve muhteşem sesimizle sabaha kadar uyutmadık otobüstekileri.. En çok şöförün işine yaramış olcak ki dönüşte artık herkesin sızdığı vakitlerde söför hala bana seslenmekteydi.. 'İdil uyumadın dime?? Uyuma İdil lazımsın sen bize?' :D O gece dağıtcağından en çok korkulan ben hepsinden sağlam çıktım adam bi bana güvendi tabi:D ben bile şaştım kendime ;P
cumartesi akşam 11de Kızılay'da başlayan yolculumuz da sabahın 6sında Taksim'de son buldu.. Taksim meydanında sabah ezanını dinleme şerefine de nail oldum ya.. daha ne isterim..:)
Ve İstiklalden -o saatte- akın akın gelen insanlara şaşkın, uykulu,yorgun ama bi o kadar da halinden memnun Ttnin yolculuğu edinilmiş yeni anılarla, sıcak bi yatakta son buldu.. :)

27 Aralık 2008

Okülerimin ucundaki hayat belirtileri (2)

'haFtamın okulda geçen en güzel saatleri' olarak sıfatlandırılmayi hakeden nacizane Temel ve Moleküler Biyoloji Uygulama derslerimden ara ara bahsetmeye ve gördüklerimi-görebildiklerimi- fotoğraflayıp paylaşmaya karar verdim.

Geçtiğimiz iki hafta boyunca konumuz bölünmeydi.. İlk hafta Allium Cepa namideğer soğan zarı üzerinde hazırlanmış preparatlarda mitoz bölünme evrelerini gözledik.. Tabi ben ilk olarak gözümün önünde hücreler hızla bölünücek sandım lakin öyle değilmiş.. preparattaki onlarca hücrenin içinde yalnızca bir kaçı mitozun çeşitli evrelerinde bulunuyor.. Siz de okülerinize yapışıp Allium Cepa üzerinde keşfe çıkarak onları buluyorsunuz..

Mitoz bölünme, hücrenin kendi genomunu eşleyerek genetik yapısı birbirinin aynısı 2 hücre oluşturmasıdır.
Ardarda gelen 2 mitoz arasında hücre, interfaz denilen evrede bölünmeye hazırlanır ki bu evrenin bizim elimizdeki mikroskoplarda görülmesi mümkün değildir..

Mitozun ilk evresi profazdır.. Çekirdek zarı ve organellerin eridiği bu evreyi diğer sıradan hücrelerden ayırt etmek biraz zor olsa da dikkatli bakıldığında kromozomlar, hücrenin içinde düğüm olmuş bi ip gibi karişik bi şekilde size sırıtıyorlar.
Ben bu fotoğraf karesine net gözüken 3 farklı evre sığdırabilmişim ancak.. Arada bi iki profaz da görür gibi oldum ama kendim emin olamadığımdan işaretlemedim..

Metafaz kardeş kromotitlerin ekvatoral düzlemde sıralandığı evredir. Bakınız fotografta siyahla işaretli olan hücre metafaz geçirmektedir..
Kardeş kromotitlerin zıt kutuplara doğru çekildiği evre ise fotoğrafta gri ile işaretlenmiş hücrenin geçirdiği Anafaz evresidir. Hatta ortada ovalimsi işaretlenmiş olan hücrenin içinde bulunduğu evre, tarafımdan abartılıp anafazdan telofaza geçiş evresi olarak da adlandırılabilir :)
Son olarak kırmızıyla işaretlenmiş hücre Telofaz evresinin sonlarında bulunmaktadır. Kromozomlar tamamen kutuplara çekilmiş, etrafında çekirdek zarı ve organaller yeniden oluşmuş ve hücre boğumlanmaya başlamiştir.

Şimdi şuanda küçük bi itirafta bulunmak istiyorum.. sanırım ortaokuldaydık.. Bu mitozun evrelerini bize, Profösör Mete Anasına Telefon etti şeklinde tam da Mete Işıkara'nın deprem baba olarak iyice ünlendiği zamanlarda öğretmişlerdi.. Bunu sölemekten utanıyorum ama hala mitoZun evrelerini bu şekilde sayıyorum içimden :D Yoksa mümkün diil hatırlayamıyorum sırasını.. Mesela biri pat diye 'anafazda nolur?' die sorsa cevap veremem.. Önce sayarım içimden kaçınci evreydi neyden önce neyden sonraydı falan ordan al oraya bağla çıkarırım zorla.. Bilmem yoksa evre falan hiç ezberden:D Derste de 'Buldum buldum bişiler' die bağardım da bilemedim hangi evre hangisi kıvırdım hocaya 'hocam minicik zaten net gözükmüyo anlayamıorum' diye :D
Bilinç altima işlemiş nadide cümlelerden biridir malesef 'Profösör Mete Anasına Telefon etti' ...

Yıllardır içimde sakladığım şeylerdin birini şuracığa salıverdikten sonra kişisel bilinçsel şeylerimi bi kenara bırakıp esas konuma geri döneyim..

Aslında, dersin en problem kısımını olurşturan 'mikroskopta görüğünü çiz' komutunun sonucu olarak ortaya çıkmış çizimlerimi de tarayıp koysam olurdu ama kendimi daha fazla rezil etmeyeyim.. zira hoca yeterince dalga geçti:D

bu hafta da mayoz bölünmeydi konu.. Önceki hafta birşeyler görebilmiş olmanın verdiği rahatlik uzun sürmedi mikroskop başında..latince de Lilium adıyla anılan bildiimiz zambak bitkisinden hazırlanmış preparatlar kıttı bence ki benimki gene iyiydi bikaç Mayoz2 evresi yakaladım..

Mayoz bölünme 2n kromozomlu ökaryot bi hücrenin bölünerek 4tane n kromozomlu hücre oluşturmasıdır ki bu hücreler genelde gamet hücreleridir ve mitozdaki gibi birbirlerinin aynısı değildir.Mayoz bölünmenin amacı üremede kromozom sayısını korumak ve çeşitlilik sağlamaktır.Mayoz1 ve mayoz2 olark iki bölümden olurşur.. çeşitlilik meydana getiren olaylar mayoz1de gerçekleşir ve kromozom sayısı yarıya iner.Mayoz2 de aslında klasik mitozdur.

Mayoz1 gerçekte mitozdan farkli olmakla birlikte kullandığımız mikroskoplar elektron mikroskopu kadar gelişmiş olmadığından -yani uzaktan- mitozun aynısıymış gibi gözükmekte.. Bu sebepten mayoz1le hiç ilgilenmedik direk 'mayoz2 geçiren hücre' avına çıktık..

Yan tarafta gördüğünüz mikroskopta ilk yakaladığım hücrenin bi benzeri.. ''Hocaamm! burda tetrat var ama bunların 3lüsü de var 4lüsü de:S'' Biliyorum adı üstünde Tetrat 3lü olamaz ama hücre bu belki mutasyon geçirmiştir olamaz mı:D Ya da biri diğerinin arkasına saklanmiştır hücreciklerin benim ilk gördüklerimde olduu gibi:D Ben aradım taradım sizin için en net en güzel tetratı buldum ve ölümsüzleştirdim :) Tetrat hücrenin mayozun sonuna gelmiş hali.. n kromozomlu 4 hücre birarada kardeş kardeş takılıoyorlar gördüğünüz gibi aralarındaki bağları koparmamişlar:P
Bu gördüğünüz de Tetrattan bi önceki evre olan Telofaz2 geçiren bi Lilium hücresi..

Mitozda gördüğümüzden farkli olarak bi hücre içinde iki hücre mitoz geçiriyomuş gibi gözükmesi yada gerçekte gerçekten öyle olmasi..
Benim mikroskopta tetrat ve telofaz2den başka bişey yoktu pek varsa da ben seçemedim:D
Başka mikroskoplardan diğer evreleri de gördüm lakin hiçbiri beni tatmin etmediği için fotoğraflamadım..

Zaten bunları çekmek için bile makineyle baya cebelleştim.. Çizimi falan bırakıp fotoğrafla uğraştım.. Hoca artık alışmış yada-alışmak biraz iyimser kaçıyo- bezmiş olucak ki çizimlerimizi tek kelime etmeden imzalayıp gönderdi:D

Ve bir Temel ve Moleküler Biyoloji Uygulama dersi de böyle bitti..
Oküler ermiş muradına Genetikçiler çıksın kerevetine:P

dipçik bir not: biyoloji dersi niteliği taşiyan bilgiler için yanlış bişey olmasın diye netten biraz kopya çektim.. affınıza:)

29 Kasım 2008

okülerimin ucundaki hayat belirtileri..

beyaz önlüğümü giyip girdiğim ilk uygulama dersimde okülerimin ucundaki ilk görüntüm klasik ama aslında ilk defa bukadar güzeldi..
'Hücre' konusunun demirbaşıdır soğan zarı.. tahtaya çizilir mikroskopta ilk ona bakılır hatta yazılılarda itinayla sorulur.. Ben de üniverstedeki ilk mikroskop deneyimimin soğan zarı olucağnı öğrenince başta hayal kırıklığı yaşamış olsam da gördüğüm şey sanki herzaman gördüğüm soğan zarı değildi.. Kendi hazırladığım preparatım ve kendi kurduğum mikroskopumla daha hoş bi hal almıştı sanki..Ve özenle çizdim mikroskopta gördüğüm şeyi.. 'ya ressammı olcem ben genetikçi olcem nie çizioz ki?' dedim ama paşa paşa özene bezene cizdim valla:)

Alışmışım lisede her türlü elektronik, teknolojik alet; telefon, fotoğraf makinası vb.. yasağına hoca 'geçen yılkiler fotoğrafını da çekmişti gördüklerinin' diyince şaşirdim önce.. 'Çekiliyo muuu??' die sordum.. Kim bilir ne düşündü hoca hakkımda Biraz şapşalcaydı halim.. Ayıldım ve fırladım yerimden.. her daim yanımda taşıdığım fotoğraf makinamı çıkardım.. dayadım okülere.. 'Aaa çekilio hakkaten..!!' verdiğim ikinci şapşal tepkiydi.. Ve bir soğan zarının hücrelerinin ölümsüzleştirdim..

Ardindan ikinci preparatımı hazırladım.. Elodea bitkisi.. Daha önce duymuştum adını ama böle harika bi görüntüyle karşılaşacağmı tahmin etmemiştim..
Şu gördüğünüz Elode bitkisinin genç yaprak hücrelerinin 400kat büyültülmüş görüntüsü.. içlerindeki yeşillikler klorofil pigmentleri ve dikkatli baktığınızda onların hareket ettiğini görebiliyorsunuz.. Neden bilmem acayip büyüledi bu görüntü beni.. dönüp dönüp bi daha baktım.. Sora çizdim özenle yine.. her ayrıntısıyla.. Tabi sonra da fotoğrafını çektim heyecanla.. Herkese göstermek istedim.. Kimse benim kadar ilgi duymadı elbette ki..

3.preparatımız agız içi epitel hücresiyle hazırlanacaktı.. Lamınızı alıyorsunuz ve ağzınızın içine mümkünse yanağnız kenarına yada dilinize sürterek epitelinizi alıyosunuz.. Ben dilimden denedim 2 kere bişey bulamadım.. Derse girmeden içtiğim sıcak çayın epitellerimi öldürmüş olmasından şüphelenerekten diğer mikroskoplardan kopya çekerek çizdim ve çizimlerimi imzalattım.. E elalemin Ağız içinin epitelini de çekmiyim dedim..

İlk laboratuvar dersim böyle geçti.. sonraki haftalarda da değişik hücrelerin su kaybedip büzülüşünü sora su alıp şişişini izledik.. Kan aldık birinden (o biri olmayı çok istedim ama hoca beni istemedi) sora onun kan hücresini parçaladık.. önce patatesin sora da üzümün suyunu çikardık bi hafta da..

her hafta bi iki saatim mikroskop başında geçiyor.. o iki saatle seviyorum bölümümü.. okülerin ucundaki hayat belirtilerini seyrediyorum.. muTtlu oluyorum...