1 Kasım 2010

...

Kendine yapılmasını istemediğin bir davranışı başkasına da yapma diye öğretmişlerdi hep küçükken..
Keşke yanına şunu da ekleselerdi..
'Kendin olsan yapmayacağın birşeyi de başkasından bekleme e mi!'
Bence artık insanların bunu da öğrenmesi gerek..

23 Ekim 2010

Göçebe Derdim Adresimi Soranlara

Çok yollar gittim ben yalnız başima.. mesafeler kısaydı aslında.. ve gerekçeler hep aynı...
Eğitim adı altına sakladım hep evden kaçışlarımı..


Henüz 14 yaşındaydım bavullarımı toplayıp cıktığımda.. Evden ayrı, ailemden uzak kalmaya alışkın olsam da bir başkaydı artık bana ait olacak olan bir ranzada geçirilen gecenin tadı..

O günden sonra misafirdi o şehirde varlığımın adı.. Her hafta sonu sırtımda -bugün yine benimle olan- çantamla git gel yapardım.. Tatiller işkence olurdu sonra.. Evde durmak zorlaşırdı 2günden fazla..

Göçebe dedim ikametimi soranlara..Ev dediğin benden ibaretti aslında,kaplumbağa gibi evimi sırtımda taşıdım..

18imde büyüttüm mesafeleri, otobüsleri... Kocaman bir şehire saldım bu kez kendimi..Eve dönüş seferlerini azalttım, tatilsiz günleri uzattım..

Bugün yollarda geçirdiğim 7.yılımda, 3.bir şehir daha ekledim hiç beklemediğim bir anda göç güzergahıma.. Şimdi 3 günden fazla kalamıyorum aynı şehirde,aynı yatakta.. Ailemle ancak sabahın kör saatinde eve uğrayıp merhaba-hoşcakal oynayarak vakit geçiriyorum mesela..

Ve bugün ilk defa, tek başıma çıkıyorum böyle uzun bir yola.. Ömrü hayatımda 3 günden fazla kalmadığım, bir iki caddesinden başka yerini tanımadığım ve yalnızca son 2 haftadır yolcu otobüsü kullanarak yanımda birkaç arkadaşımla gittiğim Ankara'ya.. İstanbul'dan hiza aldım bu defa..Zaten bu sebepten yalnız yola çıkışım.. Yolun çoğunu geride bıraktım..
Aslında biliyorum ki, geride bıraktığım her adımda önüme yenilerini kattım..

17 Ekim 2010

To be a Girl

Bazen öyle sivri hissediyorum ki kendimi insanlar arasında, anormal olan ben miyim sorguları dönüyor başımda sonra..

Hele ki kız olmak çoğu zaman, benim gibi olmayan insanların yanında onlar gibi kız olmamak ya da..

Hayır hayatımda harika bir adam olması değil, herkes kapının önünde karşı odaya gelenlerle bağlantılarını kuvvetlendirmeye çalışırken benim içerde oturmama sebep..
Anlamsız geliyor bana yalnızca.. Çocukça hareketler, abartmalar, gülüşmeler.. Oysa karşı taraf bizimkilerden daha çok eğlendi eminim.. "Nasıl da kafaladık olum hemen!"
Farklı bir şey, bir hareket, bir söz duymuyorum her iki taraftan da.. Hazırda kurulmuş cümleler, önceden kaydedilmiş gülücükler..

Sanırım en zor yanı bu kız kıza kalmanın.. Başkaları buna eğlence der.. Başkaları macera.. Bense gereksiz derim.. Çok gereksiz esasında...



12 Ekim 2010

Ah yağmur dönerken kara.. Yine yol var falımda... Ankara..

9 saatte 3 farklı şehre ayak bastı dün yorgun bedenim..Savruldu ruhum birinden diğerine..Karıştı geceler gündüze.. 3 farklı şehirde 3 farklı ben.. 3 farklı hayat.. 3 farklı amaç..

Dün gece yarısı Ankara'dan bindim otobüse.. Sabaha karşı evimde, İzmitteydim.. Gün ağardığında ise yeniden yola çıkıp şehrime, İstanbul'a geldim.. Pazar öğlen attım kendimi sokaklara.. Akşam antremana kadar Ankara,Belpa, antreman.. Gece yol.. İzmit.. Sonra yeniden yol..ve İstanbul.. okul.. Staj arayışı.. sonra yurt.. derken huzurlu bir uykuya kavuşmam pazartesi akşamını buldu ama olsun.. o huzur herşeye bedeldi.. :)

Ankara'da geçirdim bu haftasonunu.. Geçen hafta gelen beklenmedik bir haberle.. 13 yıldır verdiğim emeğin karşılığını alabilmek adına, başta okul olmak üzere çokça şeyi bir kenara bırakarak..


Ocak sonunda başlayacak olan Universiad Kış Olimpyatları'nda, Erzurumda, Senkronize dalında Türkiye'yi temsil etmek için Ankara'da başlayan çalışmalara davet edildik geçen hafta.. İzmit'teki ufak çabalarımızla, darmaduman takımımızla gerçekleştiremeyeceğimiz bir fırsattı bu..

Artık her haftasonu Ankaradayım.. Ve tabi bazı hafta içeleri de.. Ve sadece Ankara değil, bazen başka şehirlerde belki başka ülkelerde.. Yıllarca kurduğum hayalleri gerçekleştirebilme çabası içinde.. :)

7 Ekim 2010

06.10.2010

Bugün içimden onu dinlemek gelmiş derste.. Aslında o kadar da kötü bir kadın olmamalı diye geçirdim içimden.. "Onu sevebilirim.."

Ama o ne yaptı?? Sıranın altındaki telefona bakıyorum diye beni dersten attı! Tek bir çıt bile çıkarmadan onu dinlemeye çalıştığım halde.. Ne yani, kolumda saat olsaydı ve sürekli ona bakıyor olsaydım da mı aynı şeyi yapacaktı?

YAzık.. Ben uslu bir öğrenci olmaya çalıştıkçabaşıma gelenler.. Bahtsızlık olmalı.. Yahut bir "işaret" belki de.. Herşeyi bir kenara bırakıp hayallerimin peşinden koşmam için bir işaret...

10:55

Elbette takmıyorum takılmıyorum artık bu mevzuya.. Hatta bir hayli de destek aldım bu yaşananlardan sonra.. Gülüp geçiyorum şimdi ama yine de kafamda bir yerde "Neden?" diyorum kendime..

Aslında sadece benimle deil, ben ve arkadaşlarımla bir zoru var.. Geçen yıldan beri defalarca bir iki, sebepli sebepsiz uyarıyor bizi.. Lakin bu ilk dersten atışı oldu..

Önce sıranın altında telefonla oynamakta olduğumu, sonra - ben 'Evet var, ama oynamıyorum bakıyorum sadece' dedikten sonra- telefonla oynuyorsun demediğini idda etti.. Dalaşmadım yanımda oturan arkadaşlarımı ayaklandırarak ve not tuttuğum kalem kağıdımı gözüne sokarak telefonumu da alıp çıktım dışarı.. 10 dakika sonra da arkadaşlarım geldi yanıma.. Bu kadar.. İlk 10 dakika derse Vatan Caddesi'nin kapatılmasından dolayı geç kalan arkadaşlara 'dersi bölüyorsunuz' diye kızan insan; dersin huzurunu, son 10 dakikada beni sınıftan atarak sağladı..
Bu sebepten huzurluyum.. Gururluyum.. :)
Bu sebepten paylaşmak istedim ilk kez tattığım bu duyguyu:)

30 Eylül 2010

Toprak olur kokarım yağmurdan sonra..



Son demlerini yaşıyor bugün Eylül.. Yavaşça terkediyor takvim yapraklarını,birdahaki yıla hazırlanmak üzere..
Daha bir huzurla gidiyor olmalı bu defa, en azından ben, yüzümde huzurlu bir gülümsemeyle el sallıyorum ona bu yıl.. Belki de ilk defa bu denli hissettiğim için varlığını... Belki de kucak dolusu muTtluluk getirdiği için bana, tüm eli açıklığıyla :)

Hep sevdim ben onu.. Gururla ayakta duruşunu.. İçimi huzurla dolduruşunu hep sevdim.. Ama biraz daha farklı oldu bu yıl eskilerden... Bu yıl bir pencerenin köşesinden, uzaktan, sessizce seyretmeyi bırakıp katıldım rüzgarına ben de..

Yalnız değildim elbette.. Paylaşmadan hissedemeyeceğim bir keyifti bu Eylül'ü yaşamak :) Her anımı Eylül kızı hissiyle geçirmem için elinden geleni yapan, beni balonlarla karşılayıp o balonların arasına bir minik ben daha koyan; tüm aya büyüklü küçüklü hediyeler, süprizler saklayan; sinema, sergi, gezinti; hatta birlikte kitap okuma saatleri.. ve daha nicelerinin mimarı adam!

Ben Eylül Kızıyım.. Sonbaharın rüzgarında uçar adım.. Yağmur olur yağarım solmuş yapraklara.. Toprak olur kokarım yağmurdan sonra..


Okula gitmek bile muTlu etti beni bu Eylül.. Bir avuç arkadaşımla özlediğim kızsal sohbetler, dünyadan haberler,kahkahalar,gezmeceler.. Bir de onların iyiki doğdun süprizi var ki, yeşilliğin içinde mum üflemek de başka güzel:) Çimenlerde sürünmek çarpıcı fotoğraflar yakalayabilmek için minik tripotumun üstünde..

Ben Eylül Kızıyım..


Gidiyor diye de üzülmüyorum bu defa hem.. Çünkü gitmesi değiştirmiyor o Ttatli tebessümleri.. Sıcak sohbetleri.. Daha alınmış gösteri biletleri, verilmiş gezinti sözleri.. İzlenecek filmler, alkışlanacak tiyatrolar var yolda.. Bir de kitaplar heyecanla okunmakta..

Bir mevsim içinde başka bir kahraman çıkıyor şimdi sahneye.. Eylül'e yoldaş.. Huzuruma yandaş.. Ekim giriyor kapıdan içeri.. Vakit, keyfi,huzuru ona devretme vakti :)

15 Eylül 2010

88.Güne merhaba..

88.gün oldu artık bugün..
Şimdi tatille aramda yalnızca saatler kaldı..
Ayrılıcaz.. hatta terkedicez birbirimizi acımadan..

Eşyalarım hazır.. Bavulum dolu ağzına kadar..
7.yılım bu yıl, şu göçebe hayatta.. 7.dönüşü mevsimin yazdan kışa, tatil boyunca.. Bu kimbilir kaçıncı bavul hazırlayışım başka şehre yola çıkmaya.. Geçen yılların yanında o 88 gün hiçbirşey aslında..

İyi katlandım bu yaz tatilin varlığına... Her zamankindan daha daha huzurlu olduğumdan olsa gerek bu başarım..

Şimdi son saatlerimi geçirirken tatille, son günlerde yaptıklarımdan bahsetmek istioyorum kısa kısa..

*Bugün, son tatil gunu kardeşimle geçirdim.. 9 yaşinda ve ilk defa onunla yalnız çıktım dışarıya.. Korkulacak bir şey olmadı.. Önce sinema sonra Burger King.. Canının her istediğini de yapmaya çalıştım ve giderayak iyi bir abla olmayı başardım sanırım..

*Bir kez daha "Kadın olmak zor iş" dedim bavulumla cebelleşirken.. Almanız gerekenler bir erkeğe göre daha fazla her zaman.. Onu da koymalıyım... Aa bunu da unuttum..Yarın nasil kapatırım o bavulu bilmem..

*Son zamanlarda butik bloglara takıldım ben.. Onlar mı yeni ben mi yeni keşfettim bilmiorum ama birinde kendime uygun birşeyler buldum sonuda.. Alsam almasam nasi olur denesemmi şu işi derken en sonunda bir adım attım ve Özlemoda'dan ürün satın aldım.. Şuanda kargodalar:) Merakla bekliyorum.. Gelince fotoğrafalıyla birlikte paylaşicam:)

Şimdilik burda son veriyorum -vermeliyim- yazıma.. Gözlerim artık kendini salmış, kapanmakta..
Hoşcakal tatil.. Kabul edelim,kıymetini bilelim de bu yıl iyi katlandık birbirimize..Şimdilik hoşçakal.. Seneye görüşmek üzere... :)

9 Eylül 2010

Gün 82: BiizE hER güN bAyram ;)


Yüzünüz öpülmekten solsun...
Mideniz beş kiloluk şekerle dolsun..
Cüzdanınızı mahalle bücürleri soysun..
Bayramınız kuTlu olsunn!!



Dip not: Böyle klişe şeyleri sevmesem de bu bayram msjına karşi sempatim vardır beni neden bilmem:)

Hayırlı Bayramlar dilerim :)



6 Eylül 2010

O6.O9.2010

Hayatımda ilk defa "Hiç bitmesin" dediğim bir 6 Eylüldü bugün yaşadığım.. Öyle ki, vakit gece yarısına yaklaşırken, dursun diye baktım yalvaran gözlerle saate.. Yaşadıklarım ve daha yaşayacak olduklarım aşmıştı çünkü tüm 6 Eylülleri bir günde!

Tatlı bir 'İyiki Doğdun' şarkısıyla başlayan gün, yüzümde kocaman bir gülümsemeyle çekildi köşesine takvimlerde, bir sonraki yıl görüşmek üzere :)

O güzel şarkının sesi, elinde bir gülle geldi kucaklamaya beni.. Ne o daha önce çiçek almıştı birilerine, ne de bana elinde bir gülle gelmişti kimse.. Ne mutlu bana, bütün günü elimde o gülle geçirdim:) (Daha önce sıradan bir günde, hiç habersiz kapıma gönderdiği lilliumların güllerin yeri ayrı tabi:))


Gezip dolaştık, artık üzerine BİZim anılarımızı çizdiğimiz yollarda, caddelerde... Soluklandığımız her yerde ayrı bir hediye çıktı çantadan.. Her birinde ayrı bir mutluluk, ayrı bir heyecan:)
Üstelik Rd herşeydi ve herkes için bir hediye getirmişti bana farkında olmadan..
Sevgilim kırmızı bir gül getirmişti mesela, tatilden dönerken birkaç tatil hatırası getiren 6yıllık dostumdu, abimse oyuncak almıştı 20.yaş günümde, en sevdiğim korku kahramanı Freddy'i hem de..
Ve Rd aslında biRTtaneyDi!!


Herşey bir yana..
Boynunda kravatı, sırtında ceketi,yeni traş olmuş yakışıklı bir adam yürüdü bugün yanımda.. Gurur duydum!

Antremana gittik sonra birlikte.. İlk defa bir antremanımı seyredicekti buzda,daha önce bir gösterimi seyretmişti ama:) Erken gittik biraz,dolaştık içerde.. Bir mimarın gözüyle baktım o sahaya bu defa.. O yapıyı anlattı, ben de yıllardır o yapının gördüklerini.. Herzamanki gibi paylaşmak güzeldi hayaTtı onunla:)
İlk birkaç dakika heyecandan duramadım buzun üstünde.. Ayaklarım titredi adeta, daha adım atarken.. Yüzümdeki o şapşal gülümseme antremanın başlamasıyla biraz toparlandı anca:)

Yemeğe geçtik antremandan sonra, müdavimi olduğumuz bir mekana.. Geçen yıl sevgililer gününde oturduğumuz masaya oturduk farkında olmadan hatta.. O günkü kadar kıpır kıpırdı içimiz, o günkü kadar heyecanlı :)
Bu yüzdendir ki açlığımızı unutup daldık derin konularda muhabbete.. Geçmişimizi konuştuk biraz,birlikte geçirdiğimiz -aslında geçiremediğimiz- vakitleri.. Öyle dalmışız ki, bir BİZ kalmışız koskoca yerde oturan.. Karnımız bile doymuş farkında olmadan, birbirimizi seyrederken..

Herşeyden konuştuk biz bugün.. Özlemden.. Aşktan.. Sevgiden.. Geçmişten.. Gelecekten.. Güncel konulara bile girdik hayata dair.. Ben sordum kafama takılanları Rdm aydınlattı beni.. Ben bir tek O anlatınca anlıyorum bazı ciddi şeyleri.. Zaten lisede de en iyi öğretmenim abimdi:)

Ve dönüş vakti geldi sonra.. Ayrılmadan önce,bir teşekkür sarılması bir mutluluk öpücüğüydü tüm bu güzel günün karşılığında ona verebildiğim.. Tüm gün gözlerimde görebildiği o heyecan bir de yanında.. Hani kelimeler yetmez ya anlatmaya, öyle bir anın içinde işte son bir dönüp baktım arkama..
Önümde evim.. Yanımda beni almaya gelen babam, kardeşim..
Ardımda bıraktığım adam herşeyim..
Keşke koşup boynuna bir kez daha sarılabilseydim..


Günün sonunda,
Her 6 Eylül bir külkedisi olsa da hayatta, doğum günüm prenses olmuştu artık yakışıklı
bir prensin kollarında..
:)

79.Gün: Günlerin en Eylülü bugün..

Bir ömrüm yıl dönümü bugün..
Hayatın 20 yıl önce, sonbahar yapraklarına sarıp Eylül esintisiyle kapıya bıraktığı bir ömrün yıldönümü...

20 yıl boyunca her Eylül, yeni heveslerle hayaTta bağlanan o ömrün sahibi.. Ben...
İyikiden doğdum sanki ben.. :)

5 Eylül 2010

78.Gün sabaha yelken açmış..



Bir gece daha bitiyor yalnız yatağında... Bir gün daha dönüyor dünden bu güne.. Herşeyden habersiz doğuyor güneş yine, seni beni bilmeden..
Bilse, belki daha hızlı tamamlardı seyahatini beklediğiN gün gelene kadar..


Eylül ağır aksak geçiyor bu gece de önünden.. Biraz tütsü, birkaç mumla dinginleştirirken zihnini, yüreğini daha da gömüyor içine özlemden...


Yeni bir gün hazırlanıyor başlamaya işte, ardındaki ayı terkedip biraz güneş sürerek gözlerine..


Ve Tt yumuyor gözlerini sabaha aynı anda..

2 Eylül 2010

74.Gün: Eylül...

Kafam öyle uçmuş ki son zamnlarda bugün mevsimin döndüğünü.. bu sabah yeni yılıma yeni bir hayata gözlerimi açtığmı bile farketmemişim dışardaki yağmura, soğuğa rağmen..

Şimdi işte asıl bahar.. İşte şimdi çiçek açma zamanım yağmurla..

Geldi nihayet.. Hoş geldi hayatıma:)

29 Ağustos 2010

71.Günün ilk saatleri..



Söyleyecek çok bir şey yok.. Fotoğraflara bırakıyorum bu defa sözleri.. Denize emanet ediyorum kelimelerimi...


















Bu şehirde huzur bulunabilecek tek yer burası.. Seka PaRk.. Şehrin cılız ışıkları.. Uzakta bir gemi aydınlatır geceyi...











Ve sabahın 4ünde tasarım harikası bir salıncakta 'çocuklardan da şen' insanlarındı gecenin sessizliğini bastıran çığlıklar.. Kahkahalar...



















25 Ağustos 2010

66.Gün: .. 67 de olsa farketmez 77 de..

Söylecek çok şey yok..
Kendimi boşlukta hissediyorum son zamnlarda...
Tatilin çoğu gitti azı kaldı ama ileriye baktıkça sanki daha.. daha da çok varmış gibi..

Daha sessiz sakinim son zamnlarda.. Sustukça susuyorum.. Sustukça büyüyor içimde biliyorum.. O yüzden ki son bir kaç gündür.. Bir süredir herzamankinden daha fazla yüreğimdeki şişlik.. O sebepten ki eve dönüp karanlık odama girdiğim anda paylaşamadığım her nefes göz yaşı olup birikiyor içime..

...

Sen de gör gördüklerimi, tattıklarımı sen de tat istiyorum..
Ellerimi sokacak bir cep aramak yerine senin elini tutayım mesela..
Susmak ya da sadece etrafa bakmak yerine seninle konuşayım..

..

6 Ağustos 2010

SeFiL Mekana Son Yolculuk

Ve Tt giriş yaptı SeFiL şehrine.. Bu defa yalnız değil, zamanında okulun kapısındaki bankta kıvrılıp sabahın kör saatinde yolunu gözleyen Rdyle birlikte..El ele..

Hiç paylaşmamıştık bu yolculuğu biz.. Hiç o şehre birlikte gitmemiştik.. Ya kalan olmuştuk arkada el sallayan ya da çaresiz gitmek zorunda olan..
Nasıl geçtiğini anlamadan geldi şehre ayak basma vakti.. Aylar geçmişti son gelişimin üstünden.. O son defadan sonra daha bi huzurlu daha bi gururluydum şimdi.. Sevdiğimin.. O şehirde kazandığım en güzel şeyin elini sıkıca tutarak baktım etrafıma..

Heey! BİZ geldik!!

Güzel bir kahvaltı yaptık önce afiyetle.. Yıllarca kapısından -sadece- geçtiğim nezih bir yerde.. Devam ettik sonra yolumuza..
Yürüdük..
Yürüdük...

Birbirimizle az daha görüşebilmek için özenle kaçırdığımız ve her kaçanı saymayı kendimize eğlence edindiğimiz münübüsler geçti yanımızdan... Gülümsedik.. Bu kez mesafeler koyamazlardı aramıza..
Yürüdük anılarımızla..

İlk durak,o şehirde hala saygı duyup deger verdiğim nadir bi mekan olan dershanemdi... Geçen defasında olduğu gibi gene içim kıpır kıpır heyecanla, biraz da çekingenlikle girdim içeri.. Hemen kapının kenarındaki rahat koltuklarda kuruculardan biri ile Rdmin çok değer verdiği,benim son gelişimde ancak ayak üstü tanışabildiğim hocası oturuyorlardı.. Gözlerim elbetteki Buran Babayı arıyordu.. Sordum hemen dersteymiş.. Bekledik biz de o arada sohbet ettik baya Rdmin hocasıyla:)
Bir ara yukarı çıktım.. Sesi yayılıyordu boş koridorda.. Organik kimya anlatıyordu.. Derse giresim geldi ama bölmek istemedim... Ama otursam koridora dinlerdim onu saatlerce..
Hayatımda onun gibi ders anlatan adam hiç görmedim ben.. Anlatır anlatır.. Ne yazmaktan usanır aynı şeyleri ne de anlatmaktan.. Sonra aklına bişiyler gelir anlatır.. En sevdiğim kısmı hep hayata dair konuştuklarıdır..
Uzunca bir süre bekledik aşşağda.. Ve nihayet duyuldu sesi merdivenlerde..

Bir saat oturup bekledikten sonra beş dakika suratını görüp o beş dakikada beş kere kucaklaştığım adam.. Gördüğüm en harika öğretmensin!!
Sen de benim için parmakla sayılacak insanlardan birisin..

Yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle çıkarken içerden.. Gökyüzü.. Bir anda bıraktı üstümüze gözyaşlarını.. Bu defa mutlulukla ıslattı bizi..O şehir.. Artık affetmişti beni.. BİZi.. Açtım kollarımı sevinçle.. O şehirde Rdmle ıslanmak kadar güzel başka birşey hiç olmadı.. Hele de o yolda... İlk defa buluştuğumuz, ilk defa sarıldığımız, bir dönem her cuma yakalanma korkusuna inat el ele, yağmur eşliğinde münübüs saymaya gittiğimiz,bir dönemse yalnızca yüreğime damlayan gözyaşlarıyla başbaşa yürüdüğüm SeFiL yuRda giden yolda..

Bir sonraki durak SeFiL yuRdtu işte..
Herşeyin başlangıç noktası..


Amaç kimseyi görmek değildi bu defa..
O binada saygıyı hakeden biri varsa onlar da herşeyimize şahit duvarlardır..
Girdik içeri sessizce.. Sanki yağmurdan kaçmış bir çift gibi, sırılsıklam..

Derin bi nefes çektim içime.. Kokusu.. Değişmişti.. Eskisi gibi değildi... Taşınan eşyalar sıralar dolaplar.. Sanki alıp götürmüştü tüm kokuyu.. Geriye yalnızca duvarlar kalmıştı anılarımızı yaşatan.. Birbirimizi gelişini gözlediğimiz merdivenler.. Ve dünyayı seyrettiğimiz o boyumuzu aşan pencere...

O pencerede beklerdim bazen gelişini.. Bazen de ayaklarını sürüye sürüye gidişini seyrederdim.. Olmadığın gecelerde, akşam etütlerinde kaçardım yine o pencereye.. Hele de hüzünlendiğimde.. Gözlerim dolardı da gökyüzü ağlardı benim yerime..

Kimselere görünmeden dolandık içerde.. Hala,kaçamaktı o koridorda adımlarımız.. Son bir kez baktık o pencereden ıslak şehre.. son bir kez yürüdük o uzuun koridorda.. Kapıları arkasında saklandığımız sınıflar boştu şimdi.. Projeksyon aleti toplamaya girdiğimiz laboratuvar da öyle.. Satranç taşlarına bile anılar sakladığımız masalar yoktu şimdi..

Üst kata çıktık sonra.. Hem bulduğumuz.. hem de kaybolduğumuz yerdi ora.. Bütün günü rehberlik odasında başbaşa geçirdiğimiz, bir gece herkes bizi arar da bulamazken, bizim sesleri duymamıza rağmen küçücük bir pencereden ayı seyretmeye devam ettiğimiz, sonra da hiçbirşey olmamış gibi aralarına karıştığımız günlerimiz yaşıyordu o koridorda.. Ve yalnızlığımız onca güzel anının yanında..

Biz çoktan gittik de şimdi sen de toplanmış gidiyorsun ya SeFiL yuRd.. Yarım kalan anılarımızı tamamlamaya, bıraktığımız acılarımızın üstüne yeniden mutluluğumuzu saçmaya geldik..

Göz yaşlarımızı da mutluluğumuzu da geceleriyle paylaştığımız yatağımızda, odalarımızda şimdi kimbilir kimler kalacak...

Artık başka insanların adı yazıcak duvarlarında..Pencerenin adı bile farklı olacak..
Adının gittiği yerde ise BİZ olmayacağız.. O duvarlar bizi hiç tanımayacak.. Belki, sen de SeFiL olmayacaksın artık.. Gerçek adın unutulacak..




Ağır adımlarla, uzaklaştık ordan O'na veda ettikten sonra.. Birlikte nerdeyse hiç yürümediğimiz yoldan döndük bu defa geriye, ellerimizi hiç bırakmadan.. Kocaman bir gülümseme yüzümüzde..

Ve bir bir sildik o yollardaki anılarımızı.. Yerine BiZ'i.. Mutlu.. Huzurlu BiZ'i çizdik...!



05.08.2010


4 Ağustos 2010

45.Gün: ..

İnanılmaz derecede, uzun zamandır hiç olmadığı kAdar çok sıkılıyorum bu gece.. Aynı zamanda da terliyorum ölümüne..
Ne yapacağmı bilemez bir haldeyim.. En sonunda koca vantilatörü taşıdım odama şuan tam karşimda dönüyor olmasına rağmen hala çöl sıcağını hissediyorum içimde..

Eski arkadşlarımla buluştum bugün.. Seviyorum onları, anlatmayı beceremicem şimdi onlarla ilgili düşüncelerimi ama onlar gibileri gelip geçmedi hiç.. Herkes o kadar farklı ki birbirinden aslında.. Ama bir araya gelince de bir başka..

Biraz serinlik iyi geldiydi dışarda, çenem de düştüydü azıcık bugün.. Onun üstüne böyle sesim kısık şimdi.. sıcak da sağolsun pek can sıkıcı bir arkadaş oluyor bu gece bana..

Tv boş internet boş bugün.. Elim ne kitaplara gidiyor ne filmlere.. Canım konuşmak.. konuşmak.. Anlatmak istiyor..

3 Ağustos 2010

Gün 44: Ben bugün yine..

Ben bugün yine garipçe bir rüyadan uyandım.. Gözümü açtığımda karşımda çook eskilerden kalan tek arkadaşım vardı.. Tam yolculuğa çıkarken telefon gelmiş, acil bir belge teslim etmesi gerekmiş ama yola çıkması daha çok gerekmiş.. Gittim çarşiya ben teslim ettim belgesini..

Ben bugün yine çarşıya gittim, sebebi ziyaretim belli.. Tabi çıkmışken dolaşmadan edemedim.. Şuna da buna da derken kitapçıların önünde buldum kendimi.. Önce evdekileri okusam derken bir kitap takıldı gözüme..Sonra aklıma ortaokul yıllarımdan beri gittiğim kitapçım geldi.. Bu yaz hiç gitmediğimi farkederek koştum..

Ben bugün yine uzun zamandır gitmediğim kitapçıma gittim... Rafları arasında büyürken sahaf alışkanlığı kazandığım, artık 'bayadır uğramıyorsun'larla karşılandığım kitapçıma.. Neye niyet neye kısmet derler ya gözüm raftaki V.C. Andrews kitaplarına takıldı.. En son başladığım ve devamını bulmayı hiç ummadığım serinin 3. kitabı çıktı aralarından.. Benimle yaşıttı resmen kitap..Hemen kucakladım.. Kitapçımla sohbet ettik o arada.. Çatı serisinden girdik kitap fuarlarından çıktık.. Farklı isimlerle basılan aynı kitaplar, dağınık seriler, yayınevlerinin rekabeti,fuarların en karlı günü.. Kitabıma sarılıp çıktım sonra heyecanla.. Bir kaç satır da çektim içime otobüste dönerken yoluma..

Ben bugün yine ananeme gittim malum pazartesi ritüeli:) Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle uzattım benden önce varmış olan anneme kitabı.. Şaşırdı..'Devamının baskası yok ama' demiştim çünkü 'Bir kitap böyle mi biter??' diye isyan ettiğinde.. 'Aa neler olmuş!' dedi arkasını okuyunca hemen.. O da mutlu oldu:) Bu akşam başlayan antremanım sebebiyle erken döndüm eve.. Hızla hazırlanıp koştum buz pistime...

Ben bugün yine buza girdim dışardaki kaynar sıcaktan sıyrılarak.. Yine başladı antremanlar ve ben yine garipçe haller içinde salındım buzun üstünde.. Yine özlem duydum geçmişime.. Yeni insanların gözünde belki kendini beğenmişin tekiyken birbirini tanıyan o kadar insanın yanında aslında yabancıydım... Ben zaten tribünlerde değil ama o buzun üzerinde hep yalnızdım!! Hiç estetik olmasam da belki de yalnızlığa karşı duyulan bir başkaldırıştı hep sert duruşum,dik başım! Nadir de olsa topladığım takdirlerdi en iyi arkadaşım.. Ve güzel olabilecek haberler sırada,es geçilemeyecek, Ekim sonu Cumhuriyet Kupası ve 2011 Universiad.. Bundan sonrası hakkımızda hayırlısı..

Ve ben bugün yine eve döndüm günün sonunda.. Yorgun..Düşünceli..
Ve artık yazmak istedim parmaklarımın gücü yettiğince.. Kelimelerimi özledim..Cümlelerimle ruhumun derinliklerinde gizlice değil de apaçık buluşmak istedim gözler önünde..
Ve bir günü daha bitirdim uykumun ziyaretiyle.. Uykusuz gecelerde yeniden görüşmek üzere...

27 Temmuz 2010

37.Gün: :) RtdT (:

Sen geldin ya şehrime bugün.. Bereket yağıyor rahmet yağıyor gökten.. Seninle kalbimi bu yağmurlarla bir edene binlerce şükürler...



Elini ilk defa tuttuğum günün sonunda olduğu gibi...

En sıkıntılı zamanlarımızda, bahçe kapısının kenarında çaresizlikten ağladığım; seninse bana hem kızıp hem de gözyaşlarımı temizlemeye çalıştığın zamandaki gibi..

Elimden tutup beni eve dönmem için bırakırken,geçen münübüsleri saydığımız cumalardaki gibi...

Birlikte ilk İstanbul turu attığımızda,aniden bastırdığı için hazırlıksız yakalanıp botlarını giymen için eve gittiğimiz cumartesi gibi...

Ve birlikte geçirdiğimiz; elimize,tenimize rahmet değen nice günlerdeki gibi bugün de....
İyi ki Varsın.. Hayatsın.. :)



21 Temmuz 2010

32.Güne adım adım...

Bir kez daha, aradan uzun olduğunu düşndüğüm bir zaman dilimi geçmiş ve ben,yine yavaşça salıyorum kelimelerimin iplerini nereye gideceklerinden habersiz..

Hissettirmeden kayıyor avuçlarımdan yaz.. Yeşile, maviye doyasıya bakamadan.. Zihnimi toprağa boşaltamadan gidiyor..
Görmediğim bilmediğim şehirlere ayak basamadan.. Mayın tarlası öğrenmekten başka kendime birşey katamadan dönüyor mevsim..
Okul dolayısıyla göremediğim arkadaşlarımı şimdi yaz dolayısıyla görememekteyim..
Evde otururken 'bilgisayar başında beyni çüriyen'; sokağa çıktığımda da hava bile kararmadan eve dönmeme rağmen 'çok gezen' adını gögüslemekteyim..

Aslında tüm bu yapmak istediğim şeyleri bir yandan da hiiiç yapmak 'istememekte'yim..

Bu aralar pek yazmadığım yazıların arasında hiç kadarının pek keyifli şeyler olduğunun farkındayım.. İstiyerek olmuyor aslında ama kafamı toparlayamıyorum yazı yazarken bu aralar..
Sanılmasın ki mutsuzum hep.. Oturunca blog başına üstüme çöken ağırlıktır asıl sebep...

12 Temmuz 2010

16'dan 23'e : İhmalkar bir blog yazarı..

Bugün 23. Gün ve tatil,benim tüm 'hiçbirşey yapmayışlarım'la sürüyor...

Sadece benim değil aslında, evdeki tüm ahalinin üstünde aynı tatil havası hakim..Gidilmeyen yerlerin, yapılmayan işlerin,okunmayan kitapların ve seyredilmeyen filmlerin listesi gun geçtikçe uzuyor.. Tabi yazmak isteyip de bir türlü toparlayamadığım cümleler de,sıkıntımla birlikte uzayıp gidiyor..

Oysa,tüm bunların yanında, son 1 haftadır değişik ve hoş şeyler de olmuyor değil hayatımda.. Güzel sözler,hoş süprizler.. Yıllardır kendimden bile sakladığım gizli cümlelerimin dışa vurumu.. 'Aslında, bir tek sen vardın!!'ın farkındalığı ve itirafıyla ulaşılan sonsuz sarhoşluk...

Biraz Twitter'da biraz Formspring'de geçiyor zaman.. En çok MSN'de tabi Rdmle muhabbet,sabaha kadar:)
Daha başlamadan ilk dersleri çeşitli sebeplerden kaçirdiğim yogayı da bıraktım gitti..
Bugün sözde kamp niteliğinde antremanlarım başlicaktı buzda ama o da tatil nedeniyle az katılımdan iptal olmuş.. Oysa herkes kamp muhabbeti açılduğında pek bi hevesliydi.. Gene ortada kalakaldık...
Yarın da yurda para yatırma vesilesiyle,şükür ki İstanbul'a hareket.. Gücümü kuvvetimi,huzurlu mutluluğumu depolayıp da gelebilmem ümidiyle:)

Simdilik söylecek daha fazla şeyim,kuracak güzel cümlelerim yok.. Kısmet başka bir güne:)

8 Temmuz 2010

...


Bir minicik kız çocuğu..Bak, duruyor orada hala...
Anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa...

5 Temmuz 2010

16.Günün ilk saatleri :Gelin olmuş gidiyorsun...

Nikah masasına oturdun işte.. Dayanmak çok zormuş böyle sevince.. Sana mutluluklar sözüm kardeşce.. At artık imzanı git biranönce...



İlk defa bir yanım bu denli eksik kaldı bir gelin giderken.. İlk defa bu kadar ağlamaklı oldum onca kalabalığın arasında herkes gözyaşi dökerken..

Oysa mutsuz değildi kalan da giden de, belki alışması zordu, biraz aceleye geldi ama vakitsiz, habersiz de değildi ya işte.. 27 yıl boyunca bunun olacağını bilerek bakmamış mıydı ona ailesi..
Gelinler hem ağlarım hem giderim derken, ardında bıraktıkları da hem ağlarım hem el sallarım ardından dememektemiydi ki, bir gece kendi elleriyle yabancı birinin kollarına bırakıp kızlarını giderken sanki..

13 yıl oldu az değil.. Ablam dedim içtenlikle.. Sorana kardeşim diye tanıtırdı bazen.. Kızı sananlar da olurdu beni kardeş olduğumuza inanlar da.. Annemden çok ona benzetirlerdi gözlerimiz birörnek diye...
Sadece o değil diğer iki kardeşiyle de aynı şekildeydi bağımız.. Ablasını düğünden sonra Ankara'ya bırakıp dönerken de garip olmuştum.."Ee sen şimdi bizimle gelmiyor musun?" diye sormuştum hatta.. Ablama iyi bak demiştim eşine.. Baktı sağolsun O da abim oldu sonra..
En küçükleriyle ise hep kavga ederdik küçükken,bana işkence etmeyi pek severdi.. Sonra büyüdük de vazgeçti kavga dövüşten biraz,abilik yapmaya başladı.. Bir defa Fanta konserine götürdü de bizi yerimizden kıpırdatmadı..Babamdan aşşağı kalır yanı yoktu bodyguartlık konusunda üstelik daha lise çağındaydı..

Dün gece-yine ablasıyla aynı yerde- Ankara'da bırakıp döndüğümüz ablamsa biraz daha farklıydı.. Aramızdaki 7 yaşi çok rahat kapatırdık birlikteyken.. Genelde o benimle çocuk olurdu,yerine göre de ben büyürdüm onunla.. Son yıllarda onun yoğun iş hayatından benim okulumdan pek fırsatımız olmasa da hayli vakit geçirdik birlikte..Güldük,eğlendik.. Birlikte halay çektik boş sokaklarda yada evin balkonunda.. Konserler,filmler,piknikler.. Tiyatroya hatta tatile bile gittik beraber tüm kardeşlerle.. Fuar arkadaşımdı ayrıca.. En son gittiğimde o da olmayınca yanımızda binemedim hiçbir oyuncağa yalnız başima,birdaha onunla çığlık çığlığa eğlenemeyeceğimi bilerek.. En son konser günüyse kınasını yaptık işte yine fuarda..
Dün sabah da kardeşinin kolunda çıkardık evinden.. Herkesin gözleri dolu, kimi tuttu kendini kiminin dayanmaya gücü yoktu..

Saçma gelirdi bana aslında.. Sonuçta Allah korusun ölmüyor ya ne var bu kadar gözyaşı dökecek ardından..Hele gelin dediğin niye ağlar ki isteyerek de evleniyorsa.. Sevdiğin adamla bir ömür yaşamaya gidiyorsun daha ne.. Ama öyle olmuyormuş işte..
Bir de düşün ki geride kalansan..Ve az da olsa uzağa bırakıyorsan bir parçanı.. Ben düşündüm,garipsedim.. Kendimi koydum yerine.. Herkes ağlarsa ben de ağlarım dayanamam diye korktum.. Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar tabi bir de.. Sonra daha da ileriye gittim.. Bir gün kızım olursa da o da böyle giderse.. Bu fikri daha da garipsedim.. En iyisi kızım olmasın benim..

Erkek tarafının yerinde de koydum kendimi elbet.. Davulla zurnayla gelip aminle duayla kızı alıyorsun,konvoyla kornayla götürüyorsun.. Kız tarafı ister gelsin peşinden ister gelmesin..Kim gelmiş, kim gitmiş demeden nikahını kıyıyor düğününü yapıyorsun.. Sen kızın bırak soyadını kütüğünü bile kendi üstüne alıyorsun.. Evet bir oğlum olsa daha iyi sanırım.. O zaman da oğlunun 'senden başka bir kadını sevme' durumu var ama olsun.. Gelin alıyorsun,damat vermiyorsun..

Aslında tüm bu sıkıntıyı yaratan gelin alma merasimi oluyor.. İmza atarken kimse ağlamıyor..Nikah kıyıldıktan sonra herkes güle oynaya dans ediyor,göbek atıyor.. Bir de üstüne altınlar takıyor, al da bunu keyfine bak dercesine.. En sonuda da herkes "hoşçakal" diyip evine dönüyor.. Gelinle damat da güle oynaya çıkıp salondan arkalarına bile bakmadan uçup gidiyor..
Geriye 'hayat arkadaşı' olmanın değerini bilmek kalıyor...

28 Haziran 2010

11.Günün ilk saatlerinde: Söz verdiğim gibi.. FanTa FesTivaLi..



Reklamlarda Şebnem'in sesini her duyduğumda içimi yakıyor Fanta Festivali ..
Fanta'yı pek sevmem festivallare katılan sanatçı kitlesi de genel olarak pek tarzım değildir ama yine de gider(D)im kimlerin geldiğiyle pek ilgilenmeden..Ayrı bir yeri vardır bende, dile kolay bu yıl 9.su düzenleniyor ve ben 7 yıl boyunca kutu kutu fanta içip -içirip- gittim o festivale..Hatta bir seferinde 10-belki de 20-kutu birden almıştık da açma halkalarını koparıp gerisini eve istiflemiştk:D
Hatta o yıldı sanırım, misafir cocuklarla falan nerdeyse bütün mahelleyi toplayıp götürmüştü babam.. Küçücük arabaya babam dahil 8kişi sığışıp gitmiştik.. Arabada yer olsa daha da kalabalık olabirldik.. Ölümüne yağmur bastırmıştı konserde de babam arabanın güneşliklerini getirmişti kafamıza tutalım diye.. Almamıştım.. Candan Erçetin vardı o sene sahnede, önümdede orda olması hiç beklemediğim bir arkadaşım..Islanmıştık hep birlikte..

Aslında ilk konsere kuzenim-in ısrarıyla babam- götürmüştü.. 1 biletimiz eksiikti de 3 kişi 5 şişe fantayı bitrcez diye uğraşmıştık kapıda.. Sonunda 4 kapağı bir de şişeyi vermeyi teklif ederek girmiştik içeriye:) Sıkış tepiş bi yerde en tepeden seyretmiştik.. Sanırım o ilk gerçek konserimdi.. İlk Teomandı.. Ve son olmadı..
Ondan sonraki senelerde hep bir şekilde gittim o konserle.. Kimi zaman babam topladı bütün mahalleyi gittik kimi zaman karşı komşumuzun çocukları.. En çok da ablam vardı yanımda heralde bu evlenicek olan.. Son yıllarda-büyüyünce- babam bize katılmaktan vazgeçmiş çıkışlarda bazen erkenden bazen de tüm alan boşaldıktan sonra bizi almaya gelir olmuştu.. Bu arada İlköğretim yıllarından kalma bir avuç arkadaş grubumla da her festivalde bir araya gelir olmuştuk.. Yanımızda kim olursa olsun.. Senede birkaç defa düzenleyebildiğimiz buluşmalarımızn bir ayağıydı Fanta..

2008 yılıydı en gariplerinden biri.. Sanırım ben bozunca geleneklerden birini bütün Fanta lanetlendi.. O yıl ilk defa o kadar özgür gittim konsere..Bir o kadar da esirdim gerçekte.. Yanımdaki ne ablamdı ne de babam.. O dönemin saplantısıydı belki de yalnızca..Uğruna çok şeyden vazgeçtiğim-vazgeçirildiğim- biriydi.. O bir avuç dostum yanımdan geçti.. Ben başımı eğdim... Arkalarından bakmakla yetinebildim sadece.. Bu yanımdakinin değil benim suçumdu elbette.. Dostlarım, durumu öğrenince beni affetti ama o Saplantı, günü gelince beni hiç dinlemeden terkedip gitti.. Hiç üzülmedim..

O fesitival son Fanta Festivali oldu benim için.. Geçen yıl o gece ani bir kararla tatile gittim gene ablamlarla.. Çok üzülmedim çünkü tatil her zaman bulabildiğim bir şey değildi.. Seneye dedim.. Bu yıl da ablamın düğününden dolayı katılamıyorum festivale,sevdiklerime.. Bu yıl daha çok üzülüyorum ama, Şebnem her daim bulunabilen birşey değil çünkü..

Koskoca haziran poşete girdi sanki.. Üstelik son iki yıldır Rdmi de sokmak hevesindeyken o bir avuç arkadaş grubumun arasına, nasib olmuyor birtürlü.. Öğrendiğim günden beri o reklamlar Şebnemin sesiyle de bir araya gelip oturuyor içime.. Bi ümit konserin tarihin değişmesini umuyorum hala..
Bugün en sonunda arkadaşlarımdan birine haber verdim de gelemeyeceğimi "Olsun Tottis seneye artık" dedi.. Canım, geçen yıl da böyle söylemişti:)

Napalım artık,seneye:)

7.Günü 8.Güne bağlarken.. : Eksik günlerin özeti



Daha 3.günden itibaren kendime verdiğim sözü bozmaya başladım.. Farkındayım.. Demek ki yaz tatili gerçekten başlamış:D

Gerçi çok da keyfi bi durum deildi bu günlerdir bir telaş..bir koşturmacadır gidiyor.. Bu hafta içinde bi düğünümüz var, karşi komşumuzun kızı evleniyor.. Tabi böyle diyince dış kapının mandalı olarak anlaşılmasın 13sene oldu birlikteyiz.. komşuluktan öte artık abi abla kardeş statüsündeyiz birbirimize..

Çok kısa zamanda oldu herşey, 6ay içinde tanışmadan evliliğe giden bir süreç olunca tabi çeyizin gideceği sabaha kadar anca tamamlandı eksikler.. Hele son bir kaç gün sabahlara kadar eşyaları toparlamakla uğraştık ve dün sabah da İstanbula götürüp yerleştirdik..


Tabi bu telaşın yanında uzun zamandır düğünde giymek için elbise arıyorum kendime.. Şöyle kolu paçası düzgün,özellikle bloğumun renginde.. İstanbul'da baktım bi iki yere gelmeden,İzmitTe de gidilebilcek heryere gittim ama bi türlü işte bu diyebileceğim bir modelle karşilaşmadım.. İstediğim de çok birşey deil ha, sade bir şey de arıyorum.. Kırk yılda bi siyah olmayan bir elbisem olsuun istedim güya bu mavi de moda ama en sonunda siyaha minnet etcek hale de geldim... Günlerdir gündüzleri elbise ararken geceleri de çeyizlere al atıyordum..

Artık yarın da itibaren "Dikim Mod"a geçiyoruz bir aksilik çıkmazsa istediğim renkte ve asırlık bir Burda kitabında bulduğum bir modelde elbise diktirivericez..

Bu arada cumartesi günkü Yoga dersi çeyiz telaşına kaynadı, yarın ki de bu elbise kumaş derdine gidicek.. Bir sonraki cumartesi de Düğün var zaten.. Yalan oldu benim Kundalini Enerjim:D

Ha bir de reklamlarda Şebnem'in sesini her duyduğumda içimi yakan Fanta Festivali var ki o da kına gecesi akşamına denk geliyor.. Aslında konser de kına da Fuar içinde ama festival de 'geçerken uğranılacak' bi yer değilki.. Fanta Festivallerinin ayrı bir yeri vardır bende bir de.. Çocukluğumdur.. Gençliğimdir.. Güzeldir :)

Şimdi burda derinlere inerek yazının 'özet' başlığını bozmayayım ama bir sonraki postum Fanta için gelsin:)


Dipp:Yukardaki resim gelinimizle damadımız olup, gelinin 4 yaşındaki yeğeni şu minik palyaço tarafından,çeyizler açılırken süpriz olsun diye yapılmıştır:)

23 Haziran 2010

3.Gün: OrmaN MeyveLeRi :)

Kırmızı meyvelere karşı zaafım var benim.. Özellikle de orman meyvelerine.. KaraduT, bögürtlen, framboaz,ahududu... Böyle yerken bi ekşimtrak olur ağzın..hani minik minik çekirdekleri değer dişine.. Oksidatif stres bile diz çöker önünde:)

Akşam üstüne kadar sıkıcı geçen günüm yemek yapma, pasta poğaça hazırlama telaşıyla renklendi.. Bu evde kendimi en huzurlu hissettiğim mekanın mutfakta tezgah başı olduğunu da farkettim bu sayede:)

Geçenlerde komşu teyze memleketinden kara kara dutumsu börtlenimsi birşey getirmiş bi tabak verdi.. Daha görünce tabağın içine eridim gittim.. Bambaşka dünyalara uçuyordum ki tabak hafifleyince kendime geldim.. Zorla frenledim kendimi..
"Bununla PasTa yapmalıyızzz!!!"
Kaç gündür duruyor öyle dolapta nasıl başardım bilmem elimi bile sürmedim.. Kim yapcak bunla şimdi pasta nasıl yapsak derken imdadıma Dr.Oetker amcanın Karaorman Pastası yetişti.. Hazır misafir de gelcek diye sıvadım kolları hemen..

İşin garip yanı bu hafta anneme vişne aldırdım ben... Hiç öyle oturup vişne yeme huyum da yoktur hatta sevmem bile ama canım çekti.. Eh onun da kısmeti pastayaymış:) Tarifte yalnızca vişne kullanmışlar ama ben araya, pasta olmak için bekleyen kırmızı siyah meyvelerimi de kattım, pek bi lezzetli oldu:) Hatta hala biraz meyve kaldı maşallah nasi içten verdilerse onu pek de bereketli çıktı:)

Bir yandan da çocukalarla boğuştum pastayı süslemeye çalışırken.. Biri kardeşim 9 yaşinda, öbürü de şu palyaço 4 yaşinda.. biri dio o tatli mi ekşimi,öbürü dio krema yicem bitince,diğeri dio hayır ben yicem..Anaaam heç susmak bilmediler ya hem birbirlerini yiyolar bi yandan hem de beni,o kadar sayıkladan sonra pastadan bi çatal bile almadılar ama.. Annem dedi "gördün mü çocuklarla iş yapmak nasıl oluyomuş" :D Hakkaten zormuş uğraşmak.. Yapmicam peşpeşe iki çocuk uğraşamam onlarla:D Sanki daha önceden böyle bir planım varmış gibi:P
Zaten dünden beri sürekli palyaço dansı yapıyoruz:D

2 saat içinde yemek yedik,sofra topladık,çay yaptık,pasta yaptık, gene Dr. amcanın hazır un karışımıyla kurabiye yaptık o da fena deildi hatta,arada misefir agırladık,yedik içirdik gönderdik:D

Annemi anladım bugün..Zormuş işi valla.. :)

22 Haziran 2010

2.Gün : Kara Kedi Mırnav Pistt!




Bir kaç gündür bir küçük velet dolaşıyor evde.. Yalvarıyodum bana müsamerede dans ettikleri palyaço şarkısını söylesn diye bir iki mırıldanıyodu ama hep de bildiğim yerleri söylüyodu deli oluyodum..

Bugün gene yalvarırken en sonunda daldım nette buldum şarkıyı.. İçim rahat etti.. İndirdim.. Birlikte söyledik dans ettik:D

Uzun zamandır aklımda ama bir türlü hatırlayamıyodum sözlerini adam gibi.. Derdim de neyse.. İnternet de aklıma gelmiyodu hiç kıvranıp duruyodum..Kaç sene önce anasınıfında kardeşime öğretmediler diye bile söylendiğim oldu:D

"Anasınıfına gidip Palyaço Şarkısı öğrenmeyen var mıdır ki?? Artık çocuklara palyaço şarkısını öğretmiyorlar mı?"

Derken öğrenmiş bir küçücük veletcik buldum ki hafızamı tazelememe yardım etti..

"Düşe kalka düşe kalka düşe kalka düşe kalka koşuşuruz
Şaka yolu şaka yolu şaka yolu şakayolu konuşuruz
Pinpon topu burnumuzda biz sevimli paylaçoyuz

Askılıdır pantolonumuz kocamandır papyonumuz
Pinpon topu burnumuzda biz sevimli paylaçoyuz

Düşe kalka düşe kalka düşe kalka düşe kalka koşuşuruz
Şaka yolu şaka yolu şaka yolu şakayolu konuşuruz
Tüm dünyanın gözünde biz neşe veren palyaçoyuz

Çocukların gözdesiyiz güldürüde biz öndeyiz
Pinpon topu burnumuzda biz sevimli paylaçoyuz"

İşin garibi hiç de sevmem palyaçoları küçüklüğümden beri :S Korkmam ama sevmem de..Hala sevmiyor olmamda Sevgili S.King Amcanın "O" adı romanındaki Pennywise karakterinin de payı yok değil tabi:D


Lakin bunun yanında kafama daha fena birşey takıldı ki çıkamıyorum içinden..
Aynı bu şekilde yıllardır -unuttuğumu farkettiğim zamandan buyana- sayıkladığım bir çocuk oyunu daha vardı ki o da "KARA KEDİ"

Bu zamana kadar hangi çocuğa sorduysam öyle birşey öğrenmemiş hiç oynamamış..
Ne kadar da eksik büyüyor çocuklar..
Oynadığımız yerleri,oynadığım insanları,o anları bile hatırlıyorum da "Kara kedi mırnav pistt" den öteye geçemiyorum..

Bugün palyaço şarkısını ararken bir forumda gözüme takıldı.. Görünce o takılan gözlerim parladı tabi.. Açtım baktım ki sadece sözleri var... Şöyle ki;

1. kara kedi 1. çocuklar


Dolaştım bodrum kiler Aramızda işin ne
Bulamadım hiçbir av Kara kedi mırnav pist
Aç kaldı bizimkiler Mutfakta bak işine
Mır mır mır mırnav. Kara kedi mırnav pist.


2. kara kedi 2.çocuklar

Olaydım ben bir köpek Kirlidir ağzı yüzü
Isırırdım hav hav hav. Üstü başı pis mi pis
Üstüme varmayın pek Kovalım şu yüzsüzü
Mır mır mır mırnav. Kara kedi mırnav pist

Peki ya melodisi?? Oynanışı??
Aradım o kadar ama yok.. İnsanlar ya sözlerini yazmışlar ya da melodisini soruyorlar zaten.. Nolcak şimdi takılır kalır aklıma... Anaokulu Örtmenimi mi bulsam acaba o hatırlıyordur muhakkak hala:D

Çok da severdim kendisini sevgili Nevin Alpaslan.. Anaokulu yıllarımın ayrı bir yeri vardır bende onun sayesinde..Zaten o yuzdendir bu arayışlarım hatırlama çabalarım...

Sonuç olarak daldım çıkamıyorum.. Var mı elini uzatıp benimle 'kara kedi mırnav pistt!' oynayacak olan??


1.GüN: KuNdaLini UyaNışı

Tatilde günleri saymaya, blog ve twitterı da çetele olarak kullanmaya karar verdim.. Wirelessımın kapsama alanı dışına çıkmadığım sürece hergün tweetleyip Blogumda mümkün olduğunca paylaşmaya söz verdim günlerimi.. Tabi, "tatil=kendine verdiğin sözleri tutmamak"tır biliyorum ama bu sebeptendir ki üstüme bir sayım sorumluluğu aldım.. Kendimi gerçekten birilerine sorumlu hissedersem yaparım biliyorum:) (Otokontrolümü seviyorum:P)

Bugün tatilimin resmi olarak 1. günüydü. Pazartesi günleri sevgili ananeme gitme ritüelini tamamlama dışında değişik birşey yaptım ve KipPa HipPerMaRrketT'in Aile klubünde ilk Yoga dersime girdim.. O 15 dakika bile hayatımda 'Enteresan' olarak tabir edebileceğim bir zaman dilimiydi..

Bu yaz hem değişik bir ortama girmek hem de kafamı biraz dağıtmak için bir kursa gitmek niyetindeydim.. Yoga ihtiyacım olan şeyin üstüne 'cuK' diye oturdu.. Bugun aslında biraz dolaşmak hem de şu kursu sormak için gittik Kipa'ya. Sekreter abla dedi ki kurs bugun başladı daha yeni girdiler falan istersen gir katıl ya da otur izle.. Dedim noluyoz ben alışkın deilim ani şeylere kıyafetim uygun deil kotla nası "ommm" yapcam falan kız biyandan annem bi yandan gazladı "Ya dersi bölmiyim şimdi.. öle gir çık olur mu.. hiç sevmem öle şeyleri.. Vakit yok daha ananeme gitcez.." falan derken giriverdim içeri.. Oturdum kapının kenarında bir sandalyeye..

İçerde hafif bir tütsü kokusu.. Ortam öyle egzotik falan değil ama bildiğiniz ufak çaplı bi spor salonu.. Genel itibariyle teyzeler yerde bağdaş kurmuşlar enerji moddalar..En önde de bir abla telkin edici bir sesle yönlendiriyor onları.. Tam da sonuna yetişmişim meditasyonun son esintilerini de hissedip normal hayata geri döndüler.. O arada yogacı abla beni de davet etti bağdaş kurmaya "fazla vaktim yok bi sonraki derse" diyerek gülümseyip uzaktan dnledim anlattıklarını.. Zaten meditasyon da bitmişti.. Ama ortamda tarif edemediğim bir enerji dolanmaya devam etmekteydi..

Sonra anlattı abla.. Adını da söylemişti ama unuttum tatli bi isimdi ama neyse şimdilik adı "Abla" kalsın:) Kundalininin enerjisinden bahsetti.. Sinirlerden.. Düğüm noktalarından nam-ı değer 'çakra'lardan.. Bir yanım içinde bulunduğum halle ölümüne kafa bulmak isterken öbür yanım ciddiyetle dinledi anlattıklarını.. Kafama yattı.. Hissettim.. Anlattıklarını bitirince yeniden meditasyona geçmeden kalktım.. Her gün sabah akşam bi 10 dakka yapmamızı istiyordu meditasyonu.. Kendimiz için, kendimizi bulmak ruhumuzu tanımak için.. Çıkmadan önce bir kez daha katılmamı teklif etti meditasyona.. 'Vaktim yok, çıkıyım' dedim annemin 'kal sonuna kadar' demesine ragmen.. 'O zaman gel' dedi 'Aç avcunu'.. Açtım o da açtı ellerimin üstüne doğru..Heycanlandım.. Bi yanım hala dalga geçio durumla bir yanım da enerjiyle uçtu gitti.. Aydınlanma istetti benden.. Bir kaç defa tekrar ettim cümleyi "Aydınlanma istedim" Zaten 2.de mi ne bi karıncalanma hissettim ellerimde onun ellerine doğru.. Sustum.. Şapşallaştım.. 'hissettim.. karıncalanma..' falan birşeyler geveledim... 'bu kadarı bile yeter şimdilik sana' dedi.. Çıktım.. Etkileyiciydi.. Ha bir de aydınlanmanın kaynağı olan insanın (başka zaman olsa teyze derim ama diyemiyorum okadar etkilendim) fotoğrafları da vardı 'bunlardan da al' dedi meditasyon köşemize koycakmışız,sonuçta onun enerjisinden faydalanıcaz, bi tuhaf oldum görünce tırstım almadım..Baktıkça dalga geçerim diye korktum:D

Sonra anneme anlattım tabi olanları 'sana da lazm gel' dedim o da gelicek bundan sonraki derslere sıkılmassa tabi:)

Gece eve gelince baktım tabi netTen de baya birşeyler buldum..
Aydınlanmanın kaynağı olan insanın fotoğrafı falan da var burda blog sayfama koyamıyorum bakınca bir garip oluyorum çünkü:D
Merakı olan varsa bakabilir, ben de devam ettikçe daha ayrıntılı bir biçimde bahsedicem zaten, enerjimin izin verdiğince:P

19 Haziran 2010

yazasım var çok.. Okul bitti eve döndüm.. Bütler bile geçti falan.. Beni gene bi tatil sardı sanırım.. şimdiden sıkıldım yazın nasıl sıkılacağımı düşünerek.. Blog yazmak bile zor gelio boş oturmama rağmen.. Yakında umarım karalicam bişeyler...

13 Haziran 2010

SeNkronIce




Bir senkronize macerasına daha kapanış gösterisiyle süresiz ara vermiş bulunmaktayım.. Bundan sonrası belirsiz yine.. Apaçık belli olan şeyse 'vazgeçemeyeceğim' işte..

Onca şey saydım aylardır burda.. İsyanlar... Özlemler.. Sorumsuzluklar.. Ama o an.. Bir avuç alkışla buza çıktığım ilk anda siliniverdi herşey.. Bu duyguyu özlediğimi farkettim... Başım dik.. Yüzümde kocaman bir gülümseme.. Eskisi gibi... Bir kez daha oraya aittim.. Buzdan sahneye..

Başlanngıçta olan ufak tefek aksaklıkları, el-ayak titremelerini gösteriden bi kaç saat önce karar verdiğimiz ısınma turu kurtardı.. Müzikle birlikte esas şov başladığında ise herkes elinden gelenin en iyisini yaptı.. Mükemmel değildi.. Ama 9 kişilik bir gösteri grubunun 1-2 aylık çalişmasından da daha fazlası beklenemezdi..Öyleki daha sabahki provada sürekli bağırıp çağıran ben gösteride "iyi gidiyorsunuz.. çok iyi.." demekten de kendimi alamayandım..


Tüm bunların yanında bir gözüm de trübündeydi aslında.. Çok insanlar oturdu o trübünlerde.. Ailem demirbaştı hep.. Arkadaşarım,dostlarım olurdu sonra.. Bu defa inanmadığım kimseyi çağırmadım nerdeyse..Aile içinde sade bir tören gibiydi.. En güzeliyse,beni buz üzerinde ilk defa gören değerli insanlar da karıştı ailemin içine..

Benimleydi.. 6yıldır nerdeyse her halimi görmüş olan Rd'm ilk defa gördü beni buzdan sahnemde.. Evimde... Onun içindi bu kez gülen yüzüm.. Mutluluğum.. O'nun içindi bu kez buzda attığım her adım..Gururlu duruşum..
Ve O, gurulu bakışlarıyla bir kez daha...
"Bir bir sildi o yollardaki anılarımı farkında olmadan.. yerine kendini çizdi.."

İyiki vardı..
İyiki vardık hep birlikte...
İyiki çıktım birkez daha o sahneye..






30 Mayıs 2010

Bir keFellin'in hikayesi

Her şey bir biyokimya sınavı öncesinde başlar... İnsanlar stres içindedir.. Çalışmak çalışmamak çalışamamak içinde bir yandan kıvranıp diğer yandan birbirlerini tetiklerler çalışsın diye.. Bir yandan da gündüz girilmiş-girilmiş burada karşılıklı girmek olarak kullanılmıştır- sınavın etkisindedir öğrenciler hala… Hücre biyolojisi.. Ne ulu bir derstir ki o hocan sana gelme dese de sen o işkenceyi çekmeye devam edersin..

İlk defa duyduğun terimlerle sevişirsin.. Tim ve Tom ile mesela,yanlarında kardeşleri Tic ve Toc’la.. yahut permeazla.. ya da ilk hücre kültürü vardır ki yetmez yalnızca adını aklında tutmaya, ey sevgili HeLa.. Ve bunu gibiler çok daha.. Çoğu zaman şöyle yapar öğrenci sınavda tüm bunları hatırlayamadığında.. İçgüdüleriyle yazar hatırladığı 3-5 harfi kombinasyonla koyar yan yana..

Sevgili Başak arkadaşım bunlardan sadece biri aslında..Farkı, türettiği yeni bilimsel terime kattığı özel anlamda.. Paylaşmak istedim ben de burada.. İşte sözü geçen yeni terimin isim annesi Başak’ın kaleminden “KEFELLİN” karşinizda:


"'Kefelin'i soruyorsan eğer sana o molekülü şöyle açıklayabilirim: Nukleus içine protein taşınmasında rol oynayan moleküller RAN/GTP ve Karyoferin molekülleridir.Kefellin ise karyofeninin insan beyniyle modifiye edilmiş halidir. Şöyle ki:
Öğrencinin biri sınava girer,nukleus içine protein alım sorusunu görür.Soru hakkında pek bi fikir yürütemez ancak aklına birden bu sorunun içinde "K" ile başlayan bi molekül olduğu gelir.Veee öğrencinin kaleminden sınav sayfasına karyoferin yerine KEFELLİN dökülüverir,aynı sınavda bi de hellinger vardır ki istersen bi ara onu da anlatabilirim. "



*Resimdeki "importin" bir karyoferindir.

29 Mayıs 2010

~RedNdaRk~

beLki dE kıRmızı ve maVinin kAranLıkLa dAnsı olMAlıydı aDı..


Dayanamadım.. Duramadım.. Sıkıntı değil mi ya durduramadım ellerimi... Hemen bugun kaydettiğim aşşağıda gördüğünüz yazımda bahsettiğim blogsal sıkıntıya bir çözüm bulma gayreti işine girdim..
Denedim.. deneştirdim.. O kırmızı ve siyah üzerine kurulu blog sayfamı son zamanlarda bayıldığım, tarifsiz maviyle kardeş ettim..
Mavi ağırlıklı temamın HTML kodlarını kurcaladım biraz deneme yanılmayla aralara kırmızıları kattım.. Bir de şu başlık üzerine geldiğimde çıkan yazının ve postun altındaki taglarin o garipçe mavisini mükemmel karanlık mavimle değişebilseydim ne hoş ne uyumlu olacaktı ama sanki yemişler o kodu naptıysam beceremedim.. Umarım çok göz bozmuyordur..


Ben güle güle kullanırken sizler de güle güle okuyun efendim.. Tabi sizler diye birileri varsa..

öyle böyle vay halime..






Bu aralar pek bir dolu içim.. Sanki başka alemin insanıymışım gibi.. daimi bir yorgunluk bir tembellik.. Finaller bir yandan.. ev biryandan.. buz ise öteki yandan...

Güzel gidiyo diyorum, batıyo.. Tam bitiyo diyorum,yeniden başlıyo.. İçinden çıkamadığım haller içindeyim..

Misal, blog sayfam..
"Yazılar çok küçük, zor okunuyor" gibi bir iki küçük eleştiri alınca e birde o klasik şeyden sıkınca temamı değiştirmeye karar verdim.. Bir iki aradım taradım.. Bunu buldum... Renkleri sevdim tipini sevdim bir o üstteki kızın tipi rahatsız etti beni daha orjinal bişeyler olsun özenti gençlik gibi duruyo böyle dedim ama resmin yerine uygun boyutta birşey yerleştiremedm.. Sinir oldum.. Şimdi de hiç içime sinmiyo tema baştan aşşağa.. Neden bilmem.. Belki de çıkıp da kimse "Çok güzel olmuş, daha iyi olmuş ya da bişeye benzememiş" gibi şeyler söylemediği içindir.. Sanırım gene değiştiricem tipini ama anca tatilde artık.. Hep bi değişiklik bi yenilik yapasım var şu blogda ama olmuyo bir türlü aynı kendimde beceremediğim gibi onu da toparlayamıyorum bir türlü...

Misal, finallerim..
2 sınav geçti biri kendi isteğimle büte bıraktım bile.. Diğerini de "hoca karılar" bırakacak muhtemelen.. Düşünüyorum.. Çaliştim tamam haftalarca değil belki, günü gününe değil hiç bir zaman böyle yapmadım zaten ama çalıştım.. sabahlar ettim.. uykusuz kaldım yeri geldi sızdım kaldım.. En mühimi bence nerdeyse hiç fire vermeden derslere katıldım.. Yoklama olmasa da, dersi sevmesem de.. Hem de "yoklama almıyoruz istemiyorsanız derse gelemezsiniz" gibi bir lafın üstüne bile katıldım.. Üniversiteye hala ilkokul muamalesi yapan bir insanım malesef.. Evet düşünüyorum.. Düşünüyorum ama cevabını bulamıyorum hiçbir sorunun.. Sanki söylenenler sadece iki kulağımın arasındaki mesefa kadar bana bir uğruyor ve kaçıyor.. Sanki duyduğum, anladığım, öğrendiğim yahut öğrendim sandığım herşey çok kısa bir zamanda uçup gidiyor.. Sadece bir "uğruyor" geçerken.. Son zamanlarda gerçekten "zekasal" bir "geriliğin" olup olmadığından şüphe etmeye başladım.. Gayet de ciddiyim bu konuda.. Sanki beynim dolmuş taşmış da almıyor gibi artık.. Bu mümkün mü ki.. Daha genç değilmiyim ben? 64 yaşında bir profösör hala ders anlatabilirken ben 20 yaşinda onun anlattıklarının bir cümlesini bile aklımda tutamıyorsam bu işte bir gariplik yok mudur?


Misal,buZ..
Ben ne yaptım, haftaya pazar gösteri var 1 kişi bile olsa eksik çalişmasınlar diye sırf antreman için oturup çalışmak ve kafa dağıtmak varken bu sabahın köründe İstanbuldan geldim, insanlar evlerindeki akşam uykusunu bırakıp geldikleri için mızmızlık ediyorlar..Onu da geçtim gelmeye tenezzül etmiyorlar.. Her kafadan ayrı ses, herkes sanki çok biliyo.. Kafaya göre antreman iptal çabaları, kafaya göre eleman alma saçmalıkları.. Hocanın gelemeyip de bana X var deyişi ve o sözde hocalık yapıcak X in antremana geç gelip hazıra konuşu..Bir de acaip tipli sevgililerini getirip baş köşeye dikmiyorlar mı.. hele bir de her fırsatta yanlarına gidip laf atmalar, bakışmalar falan.. Zaten "parmağında yüzükler, kolunda bilezikler" hepsi.. Kızlar benden küçük erkekler 30 yaşında gibi..Hele birininki resmen amca..Ellerini tutmadan buza gelip gidemiyorlar resmen.. (Böyle konularda laf etmeyi sevmem ve dış görünüşün çok önemli olmadığına inanırım ama bugun çok içimde kaldı tepem attı ondan tutmak istemiyorum kendimi..) Laf desen anlamazlar, insanın söylediğini bi taraflarına takmazlar.. Ben birşey diyorum onlar, herbiri ayrı birşey..
İşte böyle zamanlarda daha bir özlüyorum eskiyi..Hocamı.. Rana hocamı... Tarık hocamı.. Olaydı ya onlar..kim görmüş onların zamanında öyle antremanda sevgiliyle göz göze gelmeleri boyna boyna yanına gitmeleri.. Kim görmüş ozamanlarda bu kadar sorumsuzca antreman asıldığını, yapıldığını, yapılamadığını.. Gelmeyenlerin sayısı biraz fazla oldu mu ya antreman iptal olurdu ya da antreman saati "ceza saati" olurdu.. Üstelik gelenler cekerdi cezayı.. Ya da bir hareket 3denedin 5 denedin düzeni kuramadın mı hala.. Yat yere.. Buz üstünde şınav çekerdik eldivensiz.. İnsanoğluna illa işkence mi gerek?? Evet gerekmiş..
Bakalım pazar nolacak.. Gene böyle bi dağınıklık saçmalık olursa tepkimi koymak istiyorum.. İstiyorum diyorum cünkü ben böyle konularda olay çıkarmışlığı olan yahut olabilen bir insan değilim.. Rezill bir gösteri olucaksa başkaları yüzünden kendimi de rezil etmek istemiyorum.. Senkronize böyle lanet birşey cünkü senin nasıl olduğun çok önemli değil.. Çünkü koca bir bütünün ufak bir parçasısın yalnızca.."Tek vücut" olmayı bilemeyen "bencil"lerle yapamazsın..

__



Uyuyup kalmışım dün gece tam da burda.. Gözümü açtığımda hatırlamadığım bir şekilde laptopu kapayıp koymuşum kafayı öyle yatağın bir köşesine.. Bu ara sınavlarım da var ya uykum sağolsun hiç yalnız bırakmıyor beni.. Geçenlerde de laptop kucağımda elim farede internette takılırken uyumuşum oturduğum yerde.. İşte öyleyken böyle durumlar.. İçim çok dolu.. Konuşsam konuşamıyorum..içimde tutamıyorum.. tuT beni blog galiba düşüyoruMm..

16 Mayıs 2010

yeniden huzurla...




Bu sömestırda “tembellikten yoruldum” sloganıyla yeniden dönme girişiminde bulunmuştum Buz Pateni hayatıma.. Çeşitli talihsizlikler bu girişime bir süreliğine ket vurmuş olsa da artık düzenli olarak devam eden – tabi benim düzensiz olarak devam ettiğim- antrenmanlarım var benim.
Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı ve olamayacağı, çoğu zaman isteksizce gittiğim antrenmanlar bunlar.. Özlemle geçmişi anmaktan başka işe yaramadığına inanmaya başlamıştım hatta son zamanlarda..

Eskiden günün tüm karmaşasını afamdan atardım buza adımımı attım mı.. Yenilenirdim sanki.. Şimdiyse daha bir karışıp ayrılır olmuştum ordan..

Ama tüm bunların yanında uzun zamandan sonra ilk defa bu Pazar kendimi kaybettim buzda yeniden… Geçmişi anmadan hüzünle.. Huzurla süzüldüm buzda.. Eğlendim.. Dans ettim…

Çok az kişiydik.. Geçmişte olsa gelmeyenler yüzünden buzda aralıksız 1 saat koşmamıza sebep olacak kadar az..

Gitmeden önce katılıp katılmamakta kararsız kaldığım kapanış gösterisine müziğin, kostümlerin ve koreografinin heyecanıyla dahil oldum bir anda hiç nasıl yetişirim diye düşünmeden..”Onlar çalışırlar benim için tek günlük iş nasılsa” dedim.. Rana hocam da olsa öyle derdi eminim..

Antrenman uzadı hissetmedim bile.. Girmeden önce deli gibi ağrıyan boynumu bile unuttuğumu eve gidince fark ettim.. Hızımı alamadım 2 saat sonra kardeşimin peşinden yine buza girdim.. 7-10 yaş arası kursiyerlerin arasına daldım.. Dolandım ortalarda, çocuklar ilgilendim.. Antrenörlük alıştırması yaptım biryandan.. Kardeşimi seyrettim.. 10 sene önceki beni… Mutlu oldum..

6 Hazirandaki kapanışta onlar da katılacak gösteriye.. Bakalım , belki de artık bayrağı devretmenin vakti gelmiştir küçüklere…

9 Mayıs 2010

In My dReams..

Anathema.. Elimden tutup lise yıllarıma götürürdü beni.. Ağırca bir şey otururdu yüreğime.. dokunurdu.. Ulaşamadığıma sarıldığımdı yokluğunda çünkü.. Sıkı sıkıya.. Sanki o kurtarıcaktı,kavuşturucaktı beni, sanki o.. o acı geri getirecekti herşeyi..

Üstelik nerdeyse hiç anlamadan şarkılarında ne söylediğini ve tanımadan söyleyenlerin yüzlerini.. Sadece müzikle.. Hisseden... İçten bir sesle söylenmesi yeterliydi kaybolmaya... Her dinlediğimde bir önceki dinleyişimde hissettiklerim yeniden canlanıverirdi içimde.. Yer ve zaman.. An be an..

Tutunduğum bir avuç şarkıdandı onlar o dönemlerde.. Özenle seçilmiş.. Özenle içime işlemiş.. Bugün o günlerin acısını fazlasıyla çıkartmış olsam bile hala içimi titretenlerdendi..

Ve o özenle seçilmiş şarkılar.. Ve o yüzlerini tanımadığım insanlar..Evet,
O'nlar capacanlı karşımdaydılar.. Yanlızca birkaç metre mesafemde hemde..
İnanılmayacak kadar gerçekti...

Düşündükçe hala heyecan veren bir sızıyla yeniden yaşıyorum o 2 saati.. Hala çınlıyor kulaklarımda ve hala gözlerimin önünde şarkılar.. Hiçbir eksik kalmadan..
Daha önce hiç konuşulan dili bilmediğim, dediklerini anlamasam da akan bir damla yaşa hakim olamadığım bir anda bulmamıştım kendimi..
O şarkıları söyleyip, gitarıyla sevişirken iliklerine dek hisseden, hissettiren adam...
Arada bir sahnede görünüp sesiyle büyüleyen kadın..
Ve kim olduklarını hala bilmediğim diğerleriyle birlikte.. Bütünüyle...
Önümde Anathema, kulaklarımda müzik, yüreğimde anılar ve arkamda.. Arkamda ise.. o şarkıları benim için anlamlı kılmış olan insan..

3 Nisan 2010

karmaşık mışık

içime sıkışan şeyler var yazmak istiyordum ama toparlayamadım cümlelerimi...

Yazsam rahatlıycam ama beceremedm bir türlü..

Göçebeliğimin bedelleri..
Buz pateni... O Saha.. O ruh..
Geçmişteki onca şey.. Onca anı..
Kulağımda bir bir yankılanan sesler.. Tekerrürler..
Boş trübünlerde gördüğüm, kafamdaki onlarca insan.. Sevdiklerim.. nefretlerim.. rakiplerim.. dostlarım.. Karşilarında tüm benliğimden sıyrıldığım..
Bugün artık dönüşlerimde, kendi mekanımda bir yabancı gibi dolaştığım..

Öylece acaip bişe işte..

Konuşmak da faydasız biliorum konuşmaya başladıkça daha derine dalıyorum.. çıkamıyorum.. susamıyorum..
İyisi mi hazır saklanmışken kelimelerim tutayım çenemi...

21 Mart 2010

sosyalhaşere

Bu haftasonu çeşitli paylaşım sitelerine sardım. Gariptir. Özendim mi ne:P

Twitter kafamdaydı bi süredir pek bi duyuyorum orda burda merak ettim neyin nesidir diye. Tam ban göre iş aslında her gün beynimden onlarca cümle akıp giderken ziyan olmasın çöpe gitmesin diye kullanabileceğim bir alan kendisi.. Lakin şöyle bir sorun var ki gün boyu elimde internetim yok ki:/ Bu acı gerçekle yüz yüze olduğum halde artık benimde tweetim var.. Bu arada bu twitter'ın ne demek olduunu bilen var mı?:D


Şimdi malumunuz Feysbuk kullanmıorum ben başından beri, biraz sosyofobik bi insan olduğumdan uzak durdum kendisinden. Gerçi benim mi ona onun mu bana fobisi var o kısım tartışılır ama neyse.. Ben daha üstü kapalı paylaşım alanlarını seviyorum sonuç olarak bunu demek istiyorum:D

Bu haftasonu hızımı alamadım ben:D Oyun oynamayı bıraktım, sigarayı bırakınca kendini sakıza veren insanlar gibi oldum.. Hissiyat paylaşım platformlarına verdim kendimi:D

Bir de formspring üyesi oldum. Oldum olası severim böyle soru-cevap oyunlarını çünkü:D Bir süredi aklımdaydı bu iş de bu güne kısmetmiş.. Her türlü soruya cevap veririm ama böle öss sorusu niteliğinde olursa direk pas geçerim!

http://www.formspring.me/Ttotay



20 Mart 2010

Ya Çok Çocuktum Balonumu Patlattılar...


Balonlarım… Henüz yeni kurmuş olduğum koyu renkli dünyamın tek canlı renkleriydi onlar.. Ve gerçekten de canlıydılar.. 4 ay.. koskoca 4 ay benimle kaldılar baş ucumda.. Hiç bu denli uzun bir süre aynı balonla oynadınız mı?

2005 yılının son demleriydi artık. 9. sınıftaydım. Sıradan bir biyoloji dersinde -ki o zamanlar hiç sevmezdim biyolojiyi- klasik bir konu işleniyordu: Hücre. Kim uydurduysa o hücrenin içinin su dolu balona benzediğini, bize balonların içini suyla doldurup oynayabildiğimiz bir ders bahşetti ki müteşekkirim. Tabi suyla yeteri kadar eğlenemiyorsunuz öyle ki birinin kafasına atıp patlatsanız olay çıkar yahut siz de yersiniz kafanıza bir tane su balonu bunu da hiç gerek yok. Bu sebepten bizde bir tanesini gayet insancıl bir şekilde şişirdik ve tenefüste o dar ve upuzuuun olan büyülü koridorumuzda, basit bir balonla çocuklar gibi eğlenmeye, etrafta balon peşinde koşturmaya başladık.


Ve o anda, daha o zamanlarda bile yüreğimin koca bir parçasına sahip olmuş, yüce varlık geldi. Zaten kahkahalar içinde eğlenirken bide onu görmek neşeme neşe katmıştı ki Kendisi elinde bir kalemle gayet eğlenerek balonumu patlatmayı önerdi birkaç kez. Kendi de büyük bir haz duyacaktı belli ki bu olaydan bizim gayet ve cidden ve gerçekten içten eğlendiğimizi fark etmedi. “Hayır, abim yapmaaaa!” Diyerek karşı cıksam da ellerimizin arasında keyifle uçuşan balon bir anda tüm havasını kaybederek kendini parçalar halinde yerde buldu. Yüreğimdeki çocuk da o balonla birlikte bir anda kaybetti kendini.. Her şey öyle anlıktı ki….

Çıldırdım. Koridoru yıktım. Çocuk gibiydim evet..Tam da iki kardeş gibiydik hatta. Abisi balonunu patlatınca bir kız çocuğu naparsa aynı onları yaptım. Bağırdım çağırdım hatta belki de yumrukladım.. Gözüm o kadar dönmüştü ki hatırlamıyorum O’na ne kadar işkence ettiğimi. Hatta derse girince hocaya bile şikayet ettim:D
Ama O, bilinen abilerden o kadar farklıydı ki, balonu patlattığı anda halimi görünce benden çok daha fazla üzüldü yaptığına.. Ben yapma derken bu kadar ciddi olduğumu fark etmemişti belli ki..
Bitaneydi o..


Ben konuyla ilgili arada bir bozuk atsam da aslında O’nun da ne kadar üzüldüğünün ve pişman olduğunun farkındaydım elbette. O ise konuyu her açtığımda o masum bakışlarını bıraktı üstüme.. Aradan bir iki hafta geçti.. 2006 yılının ilk haftasında ki o hafta ilk dönemin son haftasıydı, bir gün bir poşetle geldi yanıma. İçinde rengarenk balonlarla birkaç tane Toto oyuncağı vardı..
Benimdi, hepsi benim içindi:)


Bir balonum patladığında ne kadar üzüldüysem her bir balon için o kadar sevinmiştim o anda..Tarifsizdi..

Düşünceli abim benim kıyamamıştı bana birde fazladan gönül almaya en sevdiğim oyuncaklardan koymuştu yanına:))


Eve gittiğimde kıyamayıp bir iki tanesini ayırdıktan sonra kalan balonların hepsini şişirip bağlamıştım renkli iplerle. O kadar güzeldi ki o balonlar. Kocaman olmuşlardı şişirince ve capcanlıydı renkleri.. hatta korkmuştum fazla şişirmeye bir tanesini bile patlatmak istemiyordum çünkü.. Önce salıp oynadık 4 yaşındaki kardeşimle. Yuvarlandık yerlerde. Sonra bütün ipleri bir araya getirip örgü yaparak birleştirdim hepsini. Sonra da gidip odama yatağımın başucuna tüle bağladım. Tek çabam duvara değdirmeden saklayıp ömürlerini biraz olsun uzatmaktı…

Ve 4ay kadar benimle kaldı o balonlar.Hiç havaları sönmeden hem de.. ilk günkü gibi parlak ve renkli.. Hiçbir zaman anlam veremedim o kadar süre dayanmalarına..
Bir mucizeydi o da belli ki; beni o balonlara kavuşturmuş değerli insan gibi...

Sonra bir gün baktım ki sönüvermiş havaları hepsinin.. Üzüldüm elbet ama yıkmadım ortalığı bu kez, kızmadan kimseye götürdüm onları ait oldukları yere..

Ve koskoca 4 yıl geçti o balonların üstünden.. Biz gene aynı çocuklarız aslımızda.. Aşkla.. Başka bir şehirde, başka insanlar içinde; yeni hisler, daha büyük sevgilerle…

:)


dip:'Ya çok çoucktum balonumu patlattılar ya da çok büyüdüm oyunları yasakladılar' patlayan balonumun üstüne söylediğim ve benim için o zamanın şartlarını anlatan bir cümleydi.. Artık herşey serbest;)