
Üstünden geçtiğim her köprüyü yıktım ben.. Gözümü bile kırpmadan hem de..
Şimdi oturmuş uçurumun kenarına, bakıyorum geriye..
Hiç kullanmadığım ‘keşke’lerim, acaba kimlerin cebinde...?Bazen sonsuza uçup gider kelimeler.. Bulamazsın.. Aklından aynı anda onlarca düşünce geçer.. Tutamazsın.. Ve duramazsın da yerinde.. Aklından geçenler binip birkaç kelimenin üstüne ucup gitmedikçe dilinden, tıkanır boğazına.. Rahat bir nefes alamazsın..
Kement atmayı, ağaçlara tırmanmayı seven ve erkek çocuklarla oynayan bir kız çocuğu gördük önce. Ama büyüdükçe içindeki zarif kadının ortaya çıkışına da tanık olduk. Her ne kadar kendinizi hep ikinci planda tutup dostlarınızın rahatını daha çok düşünseniz de, aslında onların mutlu olduğu zamanlarda siz de mutlu oluyorsunuz. Sadece dostlarınıza değil düşmanlarınıza karşı da hep iyi yürekli bir yanınız var. Kimse için kötülük istemiyorsunuz...

Macbeth seyrettim bu pazar.. Oyun Atölyesi’nde ilk tiyatro deneyimimdi.. Oyun bitip salonu bırak sokağa adım atıp yüzüme biraz yağmur serpilene kadar atlatamadım ilk şoku..'Ne yaptık biz?? Oyun muydu yoksa gerçek mi..?'
Şimdi seyrettim diyemiyorum aslında.. ‘Yaşadım’ adeta.. Sanki bir ömür ortak olmuştum Macbeth’in hayatına..
Cadılar davullarını kulağımı patlatırcasına çaldı.. Göz göze geldik.. İçlerindeki öfkeyi gördüm.. Macbeth kılıcını savurdu,gırtlağıma doğru kanlı elleriyle.. Korkuyordu aslında o da.. Sonra korkunun tadını unuttuk birlikte, o vahşetin içinde.. Lady Macbeth'i gördüm sonra.. İhtiras dolu haykırışları ürküttü beni.. Akıttığı gözyaşları acıttı.. Ölüm çığlıkları.. Baykuş ıslıkları.. Hepsi gerçekti aslında.. Yahut hayat kötü bir kopyaydı Shakespeare’in yazdıklarının yanında…
Hiç şüphem yok ki; benden adam olmaz..
Daha güzeli de olurdu da aslında.. İmkanlar işte.. Ülkemin bu spora verdiği değer ancak bu kadar..