Boğaziçi derken Üniversiteye yani.. Hem de acaip bi sınavdan çıktıktan hemen sonra.. Koşar adım.. Sebebi çok şeye değebilrdi oysaki..
Boğaziçi'ne bugün James Watson geldi.. Aslında birçok insan tanımayacağı, muhtemelen genetik okumasam benim de hiç tanımayacağım biriydi o.. Daha çok Watson-Crick olarak bilinen ve DNA'nın çift sarmal yapısını keşfeden, Nobel ödüllü ikilinin hayatta kalanı.. 82 yaşında.. Keşfin 58.yılında.. Bu zamana kadar görebilceğimi bile hayal etmediğim bir insan..
Lakin korkunç bir organizasyon.. Koskoca Boğaziçi'nde, en azından 1000kişinin geliceği belli olduğu halde ufacık bir salonda düzenlenen.. İnsanlara daviteye dağıtıp, rezarvasyon yapıp kapıya gelindiğinde hepsini unutan, bir de üstüne utanmadan çıkıp biz rezarvasyon yapmadık diye açıklama yapan.. Ayıp olmasın, gelip de dışarda kalanlar zırlamasın diye buz gibi havada bahçeye, ses sistemi uyduruk bir barkovazyon koymayı mantıklı sayan.. Kapıda oluşan uzuuun kuyrukta en önlerde olduğu halde içeri girmekte zorluk çeken insanların da bulunduğu ve yalnızca okul adına rezillikten ibaret olan bir organizasyon.. Ha bir de içeri girmeye çalışan mini mini kolejlileri, çoraplarını evde unutup eteğini kaybedip gelmiş liseli gençleri de es geçemem tabi..
Sonuç olarak içeri giremedik elbet..Oluşan karmaşadan dolayı program da aksadı tabi.. Bir süre sonra dondurucu soğuk ve guruldayan midemiz de karışınca olaya isyan edip neredeyse ''Irkçı Watson!'' protestocularının arasına katılıp bahaneyle organizasyona sövmeye başlayacaktık ki geldiğimiz gibi geri dönmeye karar verdik..
Bir daha Boğaziçi mi?? Yalnızca adın var bebeğim!!