29 Kasım 2008

zamana karşı..

Anlatıcak ne çok şeyim var aslında.. koskoca 2 ay olucak neredeyse blogla uğraşmayalı.. adam gibi yazmayalı.. Ve o kadar çok şey oldu ki bi anda hayatımda hala şaşiyorum duruma..

Tam 8 hafta doldurmuşum isTanbulda.. 8 hafta diil 8asırdır ordayım sanki.. Öle bi işlemiş ki içime.. Öyle bi sevmişim ki.. Ne milletin şikayet ettiği trafiği umrumda ne kalabalık.. Sevgiyi kucaklayip döndüm mü yüzümü maviliğine geride kalıyor tüm karmaşa.. Hava karardıktan sonra köprünün ışıkları yetiyor sarhoş olmama.. bakma ışık da köprü de bahane aslında..

Nasi geldi cumalar hızla ve ne zaman bitti bir hafta daha anlamadım hiç.. Elimde yastığım yorganım bavulum dolaştım oda oda 5 katli bi binada ilk haftalarda.. Çeşit çeşit insan tanıdım..Türkü makedonu kırgızı moldovyalısı müslümanı alevisi her türlüsüyle kaldım 3 gün 5 gün.. Sonunda yurtkur bana da güldü de topladım bavulumu yepyeni bi mekana taşındım 3 hafta önce.. Rahatladım.. Özenle yerleştirdim dolabımı ve kaldırdım bavullarımı..

İlk vizelerimi bile bitirdim de geldim bu hafta eve.. vize haftası çok yaradı o alışveriş merkezi senin bu tiyatro benim gezdim.. Arada çalışmayı da ihmal etmedim ama o kadar da tembel bi öğrenci diilim sadece gezmeye biraz fazla alıştım.. Aynı odada aynı insanlarla uzun süre kalmaya alişkin olmadığım için heralde.. sürekli mekan değiştirme ihtiyacı hissediyorum.. Bende atıveriyorum kendimi sokağa..Başka bişeyden değil yoksa:D

Şikayetçi diilim aslında hızla akıp giden zamandan.. O akıyo, ben koşuyorum peşinde, yakalıyamıyorum gibi bi durum söz konudu değil çünkü.. Aksine ben koşuyorum biraz galiba.. dolu dolu geçiyo günlerim.. MuTlulukla.. huzurla.. sevgiyle.. aşkla.. =)

okülerimin ucundaki hayat belirtileri..

beyaz önlüğümü giyip girdiğim ilk uygulama dersimde okülerimin ucundaki ilk görüntüm klasik ama aslında ilk defa bukadar güzeldi..
'Hücre' konusunun demirbaşıdır soğan zarı.. tahtaya çizilir mikroskopta ilk ona bakılır hatta yazılılarda itinayla sorulur.. Ben de üniverstedeki ilk mikroskop deneyimimin soğan zarı olucağnı öğrenince başta hayal kırıklığı yaşamış olsam da gördüğüm şey sanki herzaman gördüğüm soğan zarı değildi.. Kendi hazırladığım preparatım ve kendi kurduğum mikroskopumla daha hoş bi hal almıştı sanki..Ve özenle çizdim mikroskopta gördüğüm şeyi.. 'ya ressammı olcem ben genetikçi olcem nie çizioz ki?' dedim ama paşa paşa özene bezene cizdim valla:)

Alışmışım lisede her türlü elektronik, teknolojik alet; telefon, fotoğraf makinası vb.. yasağına hoca 'geçen yılkiler fotoğrafını da çekmişti gördüklerinin' diyince şaşirdim önce.. 'Çekiliyo muuu??' die sordum.. Kim bilir ne düşündü hoca hakkımda Biraz şapşalcaydı halim.. Ayıldım ve fırladım yerimden.. her daim yanımda taşıdığım fotoğraf makinamı çıkardım.. dayadım okülere.. 'Aaa çekilio hakkaten..!!' verdiğim ikinci şapşal tepkiydi.. Ve bir soğan zarının hücrelerinin ölümsüzleştirdim..

Ardindan ikinci preparatımı hazırladım.. Elodea bitkisi.. Daha önce duymuştum adını ama böle harika bi görüntüyle karşılaşacağmı tahmin etmemiştim..
Şu gördüğünüz Elode bitkisinin genç yaprak hücrelerinin 400kat büyültülmüş görüntüsü.. içlerindeki yeşillikler klorofil pigmentleri ve dikkatli baktığınızda onların hareket ettiğini görebiliyorsunuz.. Neden bilmem acayip büyüledi bu görüntü beni.. dönüp dönüp bi daha baktım.. Sora çizdim özenle yine.. her ayrıntısıyla.. Tabi sonra da fotoğrafını çektim heyecanla.. Herkese göstermek istedim.. Kimse benim kadar ilgi duymadı elbette ki..

3.preparatımız agız içi epitel hücresiyle hazırlanacaktı.. Lamınızı alıyorsunuz ve ağzınızın içine mümkünse yanağnız kenarına yada dilinize sürterek epitelinizi alıyosunuz.. Ben dilimden denedim 2 kere bişey bulamadım.. Derse girmeden içtiğim sıcak çayın epitellerimi öldürmüş olmasından şüphelenerekten diğer mikroskoplardan kopya çekerek çizdim ve çizimlerimi imzalattım.. E elalemin Ağız içinin epitelini de çekmiyim dedim..

İlk laboratuvar dersim böyle geçti.. sonraki haftalarda da değişik hücrelerin su kaybedip büzülüşünü sora su alıp şişişini izledik.. Kan aldık birinden (o biri olmayı çok istedim ama hoca beni istemedi) sora onun kan hücresini parçaladık.. önce patatesin sora da üzümün suyunu çikardık bi hafta da..

her hafta bi iki saatim mikroskop başında geçiyor.. o iki saatle seviyorum bölümümü.. okülerin ucundaki hayat belirtilerini seyrediyorum.. muTtlu oluyorum...

28 Kasım 2008

yeNi blogumun ilk mimi..

girip de haftanın analizini yapiyim iki çizik attırıyım bloğuma derken bi de baktım ki Pharos aplamdan mim gelmiş.. '' garip Huylar''
bEni biraz zorliycak ama aklima geldiği kadar artık..



*En sevdiğim şeyi genelde en sona bırakırım ki tadını çıkarıyım.. yemeğin en sevdiğim kısmını sona saklarım, en sevdiğim insani en son öperim(çok özlem duyduğum durumlar hariç;)) gibi..Çok sevdiğim bişei çok yavaş yerim bitmesin hemen die bazen de günlerce yemem..

*Aynı mantikla bana en zor geleni önce yapip kolayı sona saklamayı tercih ederim..

* uyum.. Bunu biraz hastalık olarak da tanımlayabilirz aslında ama.. üstümdeki başımdaki tepeden tırnağa uyumlu olamali.. hatta mümkünse saç rengime kadar.. giydiğim çorabın rengi o gün ayağımdaki ayakkabıyı çikarmicak bile olsam kıyafetimin rengine hatta mümkünse üstümdeki tshirt kazak vs.. rengine uymali.. Nolur nolmaz..

* bi rafta bişiler diziliyse onlar ya tam simetrik yada tam asimetrik olmali.. mutlaka kendimce bi düzeni olmali.. Hatta birden fazla gruplamayı içinde barindirmali.. şöyleki, mesela kitaplarım hem boy sırasına hem yazarına hem de türüne göre aynı anda 3 kriterde sıralanmali.. olmadi mi kafayı sıyırırım..

*kendi odamın, dolabimin dağınıklığına ve karişikliğina rağmen özümde düzen hastasi bi insan olmam en garip huyum kategorisine girebilir sanırım..

*yemeğe tuz biber yada çaya kahveye şeker atarken önce az doldururum kaşiği sonra biraz daha az sora biraz daha.. bi kerede atsam dolu bi kaşık etcek ve yeticek belki ama yok olmaz.. bazen bi kaç kristal tuz şeker bişi dökülse de kaşiktan illa onu 3e 5e tamamlicam..

*dışardan sıradan gibi gözüken insanların yiip içtikleri yada ne biliyim çöp diye attıklari şeyleri saklarım.. hatırası vardır.. misal 3senelik leblebi tanesi, şeker, kırılmış erik çekirdekleri vs..

* bişeyi unuttuğumda hafızamı geri sarıp yeniden yaşayarak hatırlamaya çalişirim.. mesela odaya geldim aklima bişi geldi gidip anneme söylicem.. o arada aklımadan binbir türlü şey geçebilir kafası yoğun bi insanım normaldir.. odamdan çikip annemin yanına gidene kadar ne diceğmi unuturum.. Ben sana bişi dicektim ama der arkamı dönerim.. odama doğru yürürüm.. bi önceki odama yönelişimde neler düşündüğümü hatrlarım.. tekrar ederim.. odamın kapısına gelirim olmassa geri dönerim hatrlayana kadar koridorda volta atarım ve genelde çok sürmeden hatırlar anneme koşarim..

*bi kelimeyle hafızama dalıp onlarca şey hatırlayabilicek bi insan olduuğumdan bazen konuşurken neden konuştuğumuzu unutur alakasız şeyler anlatmaya başlarim..( bana göre bi bağlantısı vardır ama konuyla alakası yoktur) Laf lafı açar durumu biraz da.. bu durumda da aynı taktiği uygular hafızamı geri sararım.. 'bunu dedim ondan önce bunu konuşmuştuk oraya burdan geldim heh hatırladım aslinda bundan bahsedioduk..' gibi:)

*tarihleri günleri olayları birbirleriyle bağlantılandırarak hatırlarım.. kafamda bi zincir kurarım tek bi günle bi sürü olay anı alakalı alakasız onlarca şey anlatabilirm.. çorap söküğü misali ardı arkası kesilmez.. gören hafızam çok kuvvetli zanneder oysa benimki sadece anılara çalışır..

*telefonun sesi açikken ve çalsa duyabilicekken bile sürekli telefona bakarım bi beklentim varsa.. duymamam imkansiz gibi gözüksede hiç bişi imkansız diildir bence..

*ya çok konuşurum ya da hiç konuşmam bi ayarım yoktur.. Hayatı uçlarda yaşamaya başladim iyice:)

*Çok güzel cümleler duyduğumda konuşamam karşilik veremem.. bende güzel şeyler düşünüyo olsam bile söyleyemem.. Hem benim söliceğim kelimeler hislerimi tamamen anlatamicak die korkarım hem de karşimdaki söylediği cümleler karşisinda ayıp olmasin die söylüyorum sanar die..

*biri bişei yap derse yapacağım varsa da yapmak istemem çünkü yap dendi diye yaptığmı zanederler diye korkarım.. Misal.. Birine kötü bişi yaptım özür dilemelisin idil derim.. yeltenirim.. o arada ordan biri gelir özür dile bilmem kimden hadi git der ve gidip özür dilemekten vazgeçerim.. Göster bakiyim amcalarına şeyini gibi bişi bu benim için..

*yazı yazarken yazdıklarımı döner döner tekrar okurum.. acaba bunu beğenirler mi? saçma mi oldu? bilmem kimin yazdığına benzedimi acaba ondan kopya çektiğimi düşünürler mi? gibi gibi bi sürü soru sorarım kendime şuan olduğu gibi..

bi kısmı hastalık bi kısmı takıntı tuhaf huylar.. herneyse işte.. Aklıma gelmio pek bişi insana sorulunca aklına gelmez ya öle oluyo işte.. Aslında garip huylarını okuduğum insanların garip huylarının arasında ''Aha aynı beN!'' dediğim şeyler oldu ama onları yazmamaya gayret ettim hem kopyacı gibi hissetmemekten hem de artık onların pek garip olduunu düşünmediimden.. Ee iki kişinin bildiği sır nasi sır değilse bi kaç insanın sahip olduğu garip özellik de garip özellik diildir dime =)

Geldik olayın en zor kısmına.. Mimliycek bi insanım var mı bakmalıyım.. ben çok insan takip ediorum ama bunların kaçi beni takipte.. bi önceki blogumdaki mimimi de aynı tereddütle attığım ve karşiliğini aldiğim Kaldırım çocuklarına gitsin mimim.. Hadi bakalım.. :)

19 Kasım 2008

yine yeni yeniden....


hayat yeniden başladi parlaklaştı evren biRden.. Seninleyim.. muTtluluk kalbimde çözülmüş.. ulAşamaz bana yaNlış sesler... sEnleyim.. rüYadan farksız..

son 3 haftadır, aklimda.. dilimde.. yüreğimde.. deli gibi tekrar eden sözler bunlar.. hiç durmadan.. bıkmadan.. usanmadan..
içimdeki kelebekler uçuşuyor kuşlar cıvıldaşıyor söylerken.. huzurlu mutluluğu tatmış bir çocuk, bir genç kız ile koca bi kadın dans ediyorlar karşılıklı.. bir uçurtma salınıyor yüreğimden İstanbul'un mavisine.. yüreğim.. yüreğim sarhoşluğun tadına varıyor... ..


O belli belirsiz.. umarsız gidişimin ardından başıma gelen harika şeyler bunlar..
Gitmeden önce belirsizliğinin içinde kaybolduğum İstanbul öyle güzel karşıladı ki beni.. tek başima taramvay yolunu takip ederek bulduğum galata köprüsünün ayağında..
karaköyde açtı bana kucağını.. tüm korkularımı, endişelerimi, sıkıntılarımı aldı yine o kucak ve usulca denize bıraktı..

Hatalarımla yüzleştim, sevgim için savaştım bu kez kaçmadan.. hatamı kabul ederken eğdim yanlızca başımı o gün.. Ve özgür bıraktım yüreğimde sakladığım o kocaman sevgiyi yeniden..

köhne bi binadan koca bir şehre yayıldı sevgim.. hayranlığım..mutluluğum.. huzur tekrar kapımı çaldı o kucakla..

sıyrıldım tüm kalıplardan..imkansızlardan.. aslalardan...

Ve hayaT yeniden başladı.. :)