27 Temmuz 2010

37.Gün: :) RtdT (:

Sen geldin ya şehrime bugün.. Bereket yağıyor rahmet yağıyor gökten.. Seninle kalbimi bu yağmurlarla bir edene binlerce şükürler...



Elini ilk defa tuttuğum günün sonunda olduğu gibi...

En sıkıntılı zamanlarımızda, bahçe kapısının kenarında çaresizlikten ağladığım; seninse bana hem kızıp hem de gözyaşlarımı temizlemeye çalıştığın zamandaki gibi..

Elimden tutup beni eve dönmem için bırakırken,geçen münübüsleri saydığımız cumalardaki gibi...

Birlikte ilk İstanbul turu attığımızda,aniden bastırdığı için hazırlıksız yakalanıp botlarını giymen için eve gittiğimiz cumartesi gibi...

Ve birlikte geçirdiğimiz; elimize,tenimize rahmet değen nice günlerdeki gibi bugün de....
İyi ki Varsın.. Hayatsın.. :)



21 Temmuz 2010

32.Güne adım adım...

Bir kez daha, aradan uzun olduğunu düşndüğüm bir zaman dilimi geçmiş ve ben,yine yavaşça salıyorum kelimelerimin iplerini nereye gideceklerinden habersiz..

Hissettirmeden kayıyor avuçlarımdan yaz.. Yeşile, maviye doyasıya bakamadan.. Zihnimi toprağa boşaltamadan gidiyor..
Görmediğim bilmediğim şehirlere ayak basamadan.. Mayın tarlası öğrenmekten başka kendime birşey katamadan dönüyor mevsim..
Okul dolayısıyla göremediğim arkadaşlarımı şimdi yaz dolayısıyla görememekteyim..
Evde otururken 'bilgisayar başında beyni çüriyen'; sokağa çıktığımda da hava bile kararmadan eve dönmeme rağmen 'çok gezen' adını gögüslemekteyim..

Aslında tüm bu yapmak istediğim şeyleri bir yandan da hiiiç yapmak 'istememekte'yim..

Bu aralar pek yazmadığım yazıların arasında hiç kadarının pek keyifli şeyler olduğunun farkındayım.. İstiyerek olmuyor aslında ama kafamı toparlayamıyorum yazı yazarken bu aralar..
Sanılmasın ki mutsuzum hep.. Oturunca blog başına üstüme çöken ağırlıktır asıl sebep...

12 Temmuz 2010

16'dan 23'e : İhmalkar bir blog yazarı..

Bugün 23. Gün ve tatil,benim tüm 'hiçbirşey yapmayışlarım'la sürüyor...

Sadece benim değil aslında, evdeki tüm ahalinin üstünde aynı tatil havası hakim..Gidilmeyen yerlerin, yapılmayan işlerin,okunmayan kitapların ve seyredilmeyen filmlerin listesi gun geçtikçe uzuyor.. Tabi yazmak isteyip de bir türlü toparlayamadığım cümleler de,sıkıntımla birlikte uzayıp gidiyor..

Oysa,tüm bunların yanında, son 1 haftadır değişik ve hoş şeyler de olmuyor değil hayatımda.. Güzel sözler,hoş süprizler.. Yıllardır kendimden bile sakladığım gizli cümlelerimin dışa vurumu.. 'Aslında, bir tek sen vardın!!'ın farkındalığı ve itirafıyla ulaşılan sonsuz sarhoşluk...

Biraz Twitter'da biraz Formspring'de geçiyor zaman.. En çok MSN'de tabi Rdmle muhabbet,sabaha kadar:)
Daha başlamadan ilk dersleri çeşitli sebeplerden kaçirdiğim yogayı da bıraktım gitti..
Bugün sözde kamp niteliğinde antremanlarım başlicaktı buzda ama o da tatil nedeniyle az katılımdan iptal olmuş.. Oysa herkes kamp muhabbeti açılduğında pek bi hevesliydi.. Gene ortada kalakaldık...
Yarın da yurda para yatırma vesilesiyle,şükür ki İstanbul'a hareket.. Gücümü kuvvetimi,huzurlu mutluluğumu depolayıp da gelebilmem ümidiyle:)

Simdilik söylecek daha fazla şeyim,kuracak güzel cümlelerim yok.. Kısmet başka bir güne:)

8 Temmuz 2010

...


Bir minicik kız çocuğu..Bak, duruyor orada hala...
Anlatamam gördüklerimi o neşeli çocuğa...

5 Temmuz 2010

16.Günün ilk saatleri :Gelin olmuş gidiyorsun...

Nikah masasına oturdun işte.. Dayanmak çok zormuş böyle sevince.. Sana mutluluklar sözüm kardeşce.. At artık imzanı git biranönce...



İlk defa bir yanım bu denli eksik kaldı bir gelin giderken.. İlk defa bu kadar ağlamaklı oldum onca kalabalığın arasında herkes gözyaşi dökerken..

Oysa mutsuz değildi kalan da giden de, belki alışması zordu, biraz aceleye geldi ama vakitsiz, habersiz de değildi ya işte.. 27 yıl boyunca bunun olacağını bilerek bakmamış mıydı ona ailesi..
Gelinler hem ağlarım hem giderim derken, ardında bıraktıkları da hem ağlarım hem el sallarım ardından dememektemiydi ki, bir gece kendi elleriyle yabancı birinin kollarına bırakıp kızlarını giderken sanki..

13 yıl oldu az değil.. Ablam dedim içtenlikle.. Sorana kardeşim diye tanıtırdı bazen.. Kızı sananlar da olurdu beni kardeş olduğumuza inanlar da.. Annemden çok ona benzetirlerdi gözlerimiz birörnek diye...
Sadece o değil diğer iki kardeşiyle de aynı şekildeydi bağımız.. Ablasını düğünden sonra Ankara'ya bırakıp dönerken de garip olmuştum.."Ee sen şimdi bizimle gelmiyor musun?" diye sormuştum hatta.. Ablama iyi bak demiştim eşine.. Baktı sağolsun O da abim oldu sonra..
En küçükleriyle ise hep kavga ederdik küçükken,bana işkence etmeyi pek severdi.. Sonra büyüdük de vazgeçti kavga dövüşten biraz,abilik yapmaya başladı.. Bir defa Fanta konserine götürdü de bizi yerimizden kıpırdatmadı..Babamdan aşşağı kalır yanı yoktu bodyguartlık konusunda üstelik daha lise çağındaydı..

Dün gece-yine ablasıyla aynı yerde- Ankara'da bırakıp döndüğümüz ablamsa biraz daha farklıydı.. Aramızdaki 7 yaşi çok rahat kapatırdık birlikteyken.. Genelde o benimle çocuk olurdu,yerine göre de ben büyürdüm onunla.. Son yıllarda onun yoğun iş hayatından benim okulumdan pek fırsatımız olmasa da hayli vakit geçirdik birlikte..Güldük,eğlendik.. Birlikte halay çektik boş sokaklarda yada evin balkonunda.. Konserler,filmler,piknikler.. Tiyatroya hatta tatile bile gittik beraber tüm kardeşlerle.. Fuar arkadaşımdı ayrıca.. En son gittiğimde o da olmayınca yanımızda binemedim hiçbir oyuncağa yalnız başima,birdaha onunla çığlık çığlığa eğlenemeyeceğimi bilerek.. En son konser günüyse kınasını yaptık işte yine fuarda..
Dün sabah da kardeşinin kolunda çıkardık evinden.. Herkesin gözleri dolu, kimi tuttu kendini kiminin dayanmaya gücü yoktu..

Saçma gelirdi bana aslında.. Sonuçta Allah korusun ölmüyor ya ne var bu kadar gözyaşı dökecek ardından..Hele gelin dediğin niye ağlar ki isteyerek de evleniyorsa.. Sevdiğin adamla bir ömür yaşamaya gidiyorsun daha ne.. Ama öyle olmuyormuş işte..
Bir de düşün ki geride kalansan..Ve az da olsa uzağa bırakıyorsan bir parçanı.. Ben düşündüm,garipsedim.. Kendimi koydum yerine.. Herkes ağlarsa ben de ağlarım dayanamam diye korktum.. Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar tabi bir de.. Sonra daha da ileriye gittim.. Bir gün kızım olursa da o da böyle giderse.. Bu fikri daha da garipsedim.. En iyisi kızım olmasın benim..

Erkek tarafının yerinde de koydum kendimi elbet.. Davulla zurnayla gelip aminle duayla kızı alıyorsun,konvoyla kornayla götürüyorsun.. Kız tarafı ister gelsin peşinden ister gelmesin..Kim gelmiş, kim gitmiş demeden nikahını kıyıyor düğününü yapıyorsun.. Sen kızın bırak soyadını kütüğünü bile kendi üstüne alıyorsun.. Evet bir oğlum olsa daha iyi sanırım.. O zaman da oğlunun 'senden başka bir kadını sevme' durumu var ama olsun.. Gelin alıyorsun,damat vermiyorsun..

Aslında tüm bu sıkıntıyı yaratan gelin alma merasimi oluyor.. İmza atarken kimse ağlamıyor..Nikah kıyıldıktan sonra herkes güle oynaya dans ediyor,göbek atıyor.. Bir de üstüne altınlar takıyor, al da bunu keyfine bak dercesine.. En sonuda da herkes "hoşçakal" diyip evine dönüyor.. Gelinle damat da güle oynaya çıkıp salondan arkalarına bile bakmadan uçup gidiyor..
Geriye 'hayat arkadaşı' olmanın değerini bilmek kalıyor...