31 Ocak 2011

....

Günlerden ne olduğunu unuttum...
Dönüşe ne kadar kaldı sayamıyorum korkudan... Çok gelir gözüme.. Dayanamam..
Saydıkça büyüyor sanki rakamlar bende.. Neden bilmem..
Hani nerede çabuk geçen sayılı günler..?



Oyunlar Köyü/Erzurum

23 Ocak 2011

Çocukken kurduğun hayaller gerçek olur bazen..


Ankara Üniversitesi Senkronize Buz Pateni Takımı Avusturya-Salzburgda Eisarena'daydı bugün..
İsveç,Finlandiya,ABD gibi Dünya dereceleri olan takımların bayrakları arasında Türk bayrağı da dalgalandı.. Ve yalnızca 3 ay önce çalişmalara başlamış bir takım olarak ilk resmi yarışma deneyimimizde elimizden gelenin en iyisini yaparak temsil ettik ülkemizi bugünkü kısa programda.. Darısı yarınki uzun programa.. :)

10 yıl önceydi ilk katıldığım yarışma.. Türkiye Şampiyonasıydı.. Ve o yıllarda yurt dışında bi yarışma hayaldi yalnızca.. Hani gerçekleşmeyeceğni bile bile kurduğun hayaller vardır ya.. En pembesinden.. Bugün buza çıkarken o alkışlar arasında farkettim ki;çocukken hiç inanmadan kurduğun hayaller bile gerçek olabilir bazen.. Bugün uluslar arası bir yarışma olan Mozart Cup, iki hafta sonra Universiade Kış Olimpiyatları.. Belki de Nisanda Dünya Senkronize Şampiyonası..
Daha ne isteyebilirim ki.. :)

13 Ocak 2011

osobüste..

Yorulmuyor musun? diyorlar bazen..
Aslında, düşünüyorum da sakince oturup dinlenebildiğim, kendime dönüp içsel sohbetler edebildiğim, belki biraz gözlerimi dinlendirebildiğim, heycanla kitap okuyabildiğim yada şuan olduğu gibi bloğuma bir kaç satır yazabildiğim tek yer bu otobüs koltukları son zamanlarda.. Konforlu geçen 5-6 saat..

5 Ocak 2011

She said; It is an Emergency kiT!



Yes, it is an emergency kiT!

Yanılmışım.. Hevesle sarılmıştım oysa ki kutuma.. İçine doldurduğumuz o alakasız metaryallerle değişik bir oyun oynayacağız ve takım olma hissimizi geliştireceğiz sanmıştım.. Gerçi öyle olsa bile, o bilince sahip olamamış insanların o toplantıda bile olmaması sebebiyle değişen hiçbirşey olmayacaktı ama en azından daha mutlu olacaktım..

Sabah, daha ayılamadan yaptığımız ilk programın faciaya dönüşmesinden sonra Christina'nın bizi bordların dibine sıralayıp 'Bu yaptığınızı benim Novice takımım bile yapmaz!' naralarının ardından söylediği bir cümle aslında mesajını vermişti bu kutunun..
'Şimdi elimize bi silgi alıyoruz ve bu yaptığınızı siliyoruz kafamızdan! Ve baştan alıyoruz..'

Biz, herseferinde olduğu gibi, resmi antremandaymış gibi en baştan aldık tabi kareografiyi.. Ve o da anons etti bizi yine, havaya girelim diye.. 'Begining Ten Minutes.. And ANkara University Synchronized Team! ' Alkışlayıp tezahurat bile etti hatta :)

Günün sonunda öğrendik ki kutumuza dolduruduğumuz onca şey aslında birer öğüt niteliğindeymiş.. CAnkurtaranmış bir çeşit.. Bizim tabirimizde 'Yangında ilk kurtarılacak'..

*Çikolata; genellikle biz kızların en ufak bir depresiflikte kendimize gelmek için kullanırken, başkaları beni sevmese de ben kendimi seviyorum deme biçimimizdir ya hani.. İşte o kutunun içinde olmasının sebebi baktıkça 'I love me!' diyebilmemiz içinmiş..
*Sakız;şekilden şekle girer çiğnedikçe.. Bitmez tükenmez, çiğnersin tekrar tekrar.. Antremanlar da böyledir.. Tekrar tekrar denemelisin demek istemekteydi bize kendini bozmadan.. Bıkmadan usanmadan..
*Jelibon; yutamayacağın kadar atarsan ağzına boğulabileceğimiz bir şekerleme olduğundan, kendi çapında 'Ayağını yorganına göre uzat' mesajı vermeliymiş bize..
*Silgi; hatalarımızı silip yeniden başlayabilceğimizi hatırlatmak içinmiş.. Yarışmada bu kural elbette geçerli değil ama antremanlarda milyonlarca hakkımız var..
*Ataç;aslında en büyük sorunumuzu yansıtmaktaydı bize.. Tek başına bir anlamı yoktu tıpkı takımda hiç kimsenin tekbaşına işe yarar bir fügürcü olamayacağı (hatta figür kökenlilerin de zaten figürde adam olamadıkları için bu takımda olduğu) gibi.. Ancak renkli renkli birkaç tanesinin bir araya getirip bileğine yada boynuna taktığında bir mücevher edasıyla hoş görüneceklerdi.. Bizim SeNKRONİZE olduğumuzda çok daha güzl gözüktüğümüz gibi..
*Lastik;esnekliğimizdi.. Kendimizi zorladığın kadar.. Zira buzda en önemli şeylerden biri de kayarken esnek olabilmekti..
*Kilitli iğne;aramızdaki boşlukları kapamak,kopuklukları bağlamak için girmişti o kutunun içine..
*Kürdan;dişlerimizin arasına kaçan ufak şeyleri kurcalayıp bulduğumuz gibi, hataları ve doğrularıda o incelikle araştırıp bulabileceğimiz inancını temsil etmekteydi..
*Parfüm;güzel kokmak içindi elbetteki.. Belki biraz makyaj, güzel bir parfüm bizi iyi hissettirirdi kendini..Ve ne kadar iyi hissedersen o kadar relax olurdun.. Sakin ve keyifli olmak temiz bir kareografi kaymak için en temel şarttı aslında..
*5 kuruş ise kafamızdaki küçük fikirleri temsil etmekteydi.. Küçük da olsalar paylaşmak gerekti, işe yarayabilirlerdi.. 5 kuruş küçücük bir şeydi fakat çöpe atabiliyor muyuz? Hayır.. Çünkü ona da muhtacız.. Aynı en küçük bir fikre muhtaç olduğumuz gibi..

Ve tüm bunları içine doldurduğumuz şefaf kutu, bizim Emergency Kitimizi oluşturmaktaydı..

Evet belki beklediğim kadar eğlenemedim bu kutuyla,lakin yine de hoşuma gitti bu cankurtaran hikayesi.. Keşke bu konuşmaya gerçekten ihtiyacı olanlar da o toplantıya lütfedip katılabilseydi..

4 Ocak 2011

Synchronized Skating is a TeaM SporT


*Çikolata
*Sakız
*Jelibon
*Silgi
*Ataç
*Lastik
*Kilitli iğne
*Kürdan
*Parfüm
*5 kuruş
ve hepsini koymak için şefaf bir kutu

Tüm bunlar, 2011 ile hayatımıza giren ve İtalyan bir senkronize antrenörü olan Christina'nın bugün toplantıda bizden istediği birbirinden alakasız materyeller.. Ve fotoğraftaki de benim kutum..
Sanıyorum ki, bize takım ruhunu kazandırabilmek için kullanıcak tüm bunları lakin nasil bir yöntem izleyeceğini henüz bilmiyorum.. Heycanla bekliyorum başımıza gelecekleri..

Son 3 gündür yabancı antrenörle çalışıyoruz.. Hayallerimizde yığınla ülke gezmiş olsak da sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte bütün yurt dışı kamp,yarışma vs. projelerinin önüne engeller çekildiğinden son çareyi yurt dışında çalışacağımız hocayı Ankara'ya getirmekte buldular..
Sonuç; daha 3 günde kareografide ve bizlerde muaazzam değişiklikler.. Sanki sihirli değnek..
Elbette her toplulukta olduğu gibi ne yaparsan yap eğitilemeyen,sorumluluk sahibi olmayı beceremeyen insanlar da hala yok değil..
Bu sebepten ki kadın, daha ilk günden senkronizenin bir takım sporu olduğunu söylemeye başladı üstüne basa basa.. Baktı ki hala anlamayanlar var, bize bu egzotik parçaları aldırmayı uygun gördü..

Geçirdiğimiz 3 aylık süreçte milyon defa tekrar ettiğimiz, aynı zamanda bazılarının hala anlamak istemediği TAKIM kavramını bu sihirli kutuyla pekiştirebilirsek eğer, işte o zaman Christina sayesinde kocaman bir yol katetmiş olacağımızı sanıyorum..
Umuyorum..
Diliyorum...