01.21
Yeniden yazmaya başlama hevesleriyle oturdum klavyenin başına… eskiden kalemi alır elime düşünürdüm illa yazmak istedim mi.. şimdi ise teknolojiye ayak uydurmuş benim de ellerim..
Her zaman dediğim gibi anlatacak şeyim çok, mesele nerden başlasam nasıl anlatsam…yazmak istediğimden başka bir şeyden de emin değilim.. Yazmaktan çok, ne yazsam diye düşünmeye üşeniyorum bazen de.. ben anca üşeniyorum bir şeylere zaten:S
Son zamanlarda kafamda dönen tek bir şey var zaten.. bir sene.. yaklaşık bir sene önce bir anda değişti her şey.. konuşmaya korktuğum adam sonunda her şeyim oldu, korkularıma sebep olan adamsa bir hiç.. Tek bir bakış sonra tek bir söz.. Yıllar biçtiğim buluşma en fazla 1yıl verdi yalnızlığıma,……
Derin bir nefes alıyorum.. alıyorum… ama düşünmekten yazamıyorum….
An be an geliyor gözümün önüne, an be an hissediyorum içimde… çekine çekine konuşmalarım, sesini duyduğum ilk an.. hele varlığını ilk belli ettiği gün.. kendimle savaşlarım tam da hayatımın en belirsiz döneminin tam göbeği.. içim koşarak özgürlüğüne kavuşmak isterken ayaklarımın adım adım geri kaçmaya zorunlu hisleri… af dilemeye yüz bulamayışlarım ve sessizce döktüğüm gözyaşlarım anlatırken rüyalarımı, rüyalarımda her defasında önünde diz çöküp yalvarışlarım… ve anlatması daha güç, çözümlemesi daha zor çaresizce yaşadıklarım…
Hep bilirdim bir gün yeniden ulaşacağımı, hep bilirdim bir gün yeniden gözlerinin içine bakacağımı.. Ama yıllar sonra.. ama yanında başka bir kadınla.. kadınıyla.. oğluyla, kızıyla… hayatta hiçbir şeyi bu kadar istememiştim ben hem de isteme yetisi olmayan ben.. ve istediğim hiçbir şey bu kadar çabuk gerçekleşmemişti.. hoş geçen zaman benim biçtiğim zamanın yanında hiç kalsa da o kısa zaman içinde yaşananlar hiç de ‘hiç’e sayılacak şeyler değillerdi elbet…
Görüşmeyi kabul ettiği an bir rüya.. karşıdan ayaklarını sürüye sürüye gelen adama sarılabilmek mucize değildi de neydi ya? Hiç bilmediğim bir şehirde bir cesaret Galata’ya inişim..
Bir denize bir arkama bakarak bekleyişim.. Sanki hiçbir şey değişmemiş hissi veren gelişi.. Suratıma bir tokat inmesini bile çoktan göze alarak ve aslında böyle bir şeyin asla olmayacağından da emin sarılışım… o koku.. uzak durma gereğiyle savaşarak bana sarılışı… Tüm bunlar bir mucize değildi de neydi ya…Bu kaçıncı buluşumuzdu birbirimizi… kaçıncı kaybedişin ardından kaçamak sarılışımızdı..Bir daha asla seni bırakmam diyip de gidişine boyun eğen zavallı aptal ben; işte o an, dünyanın en şanslı insanıydım.. En mutlu.. En huzurlu…
Oysa onun daha bana kızacakları, bağıracakları, neden diye soracakları vardı..ama tüm bunları bile bana sarılarak yaptı..Benimse ‘haklısın’dan başka bir diyebileceğim yoktu.. Haklıydı çünkü… onun bana söylediklerinden daha ağırdı zaten benim kendimle kavgalarım..
İşte böyle başladım mı da duramıyorum.. her cümlemde derin bir nefes çekerek içime yazabiliyorum bide ancak… geç oldu sabah okulum var susup yatmak istemesem de odamda uyumaya çalışanlarım var.. Bir de bunun yanında ranzadan inip kablomu makinemi toplayıp kaldırıp yeniden ranzaya tırmanmak var karanlıkta.. bir anda girdim konuya ve bir anda çıkıyorum.. Ee alışmış bünye ani değişimlere;)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder