keyifsizim....
Eve geldim.. cumartesi sabah gelirim diyip de süpriz yapmak suretiyle cuma akşamından varıverdim eve..
Evime.. evime diyemiorum.. odama kavuştum diyemiyorum... Aitliğini sınıyorum odanın geldiğimden beri... Hayır bana ait olamaz... bu karmaşa bunca gereksiz şey... Ben toparlamak, yaşanır hale getirmek istedikçe benden uzaklaşıyor bu kırmızı duvarlar... Soluk kırmızı duvarlar....
Taşınıp gitmek istiyorum herşeyden artık.. odamdan bu evden pcden bile taşınmak istiyorum... Toplayıp pılımı pırtımı bi göz bi odada minimize bi hayat yaşamak istiyorum fazlalıklardan uzak...
Kimsenin saygı duymadığı bu odanın saygı duyulmayan bi parçası mıyım? Yoksa... yoksa ikimiz de ayrı ayrı saygı duyulmayanlardan mıyız?
Burdan uzakta, 7 kişiyle paylaştığım 6 kişi kapasitesinde odam bile daha çok bana AİT...
Yorgunum. uykusuz... dün gece sabaha kadar oturdum.. bugun butun gun sokaklardaydım... Eşek ölüsü gibi bi bavulu ordan oraya çekiştirip durdum... Keyifsizim, Memnuniyetsizim...Üstümü başımı bile değiştirmedim daha bi misafir edasıyla...
Bu ev bütün enerjimi içine çekiyor......
Bazen sonsuza uçup gider kelimeler.. Bulamazsın.. Aklından aynı anda onlarca düşünce geçer.. Tutamazsın.. Ve duramazsın da yerinde.. Aklından geçenler binip birkaç kelimenin üstüne ucup gitmedikçe dilinden, tıkanır boğazına.. Rahat bir nefes alamazsın..
13 Haziran 2009
31 Mayıs 2009
Bulantı...
25.05.2009
(23:35)
(23:35)

Gökyüzünün kül rengi derinliğinde, gri atkısıyla, midesi bulanan bir patenci kayıyordu.. Ve midesine inat spin atıyordu havada.. durmadan.. bıkmadan.. usanmadan...
Tutkuyla bağlıydı çünkü gökyüzüne ve vazgeçmesi içinmidesinden çok daha fazlası gerekliydi..
Üzerinde durduğu çelik kadar sert ve keskindi patenci.. Ve bir bulut kadar doluydu içi...
Tutkuyla bağlıydı çünkü gökyüzüne ve vazgeçmesi içinmidesinden çok daha fazlası gerekliydi..
Üzerinde durduğu çelik kadar sert ve keskindi patenci.. Ve bir bulut kadar doluydu içi...
Midem bulanıyor...
Biliyorum, akşam yemeğini bir iki parça hamur işiyle geçiştirmeye çalışmasaydım böyle olmayacaktı.Oysa ne kadar da hevesliydim yemeğe.Yurda gelirgelmez ilk işim ne yemek olduğuna bakmak oldu.Daha yeni çıkmıştı yemekler ve benim yemek istediğim hiçbirşey gözükmüyordu.Sonra da canım istemedi yemek.
Aç kaldıkça midem bulandı ve midem bulandıkça daha da yemek istemedi canım.. Kısacası midesel bir kaosa kurban gittim..
Aç kaldıkça midem bulandı ve midem bulandıkça daha da yemek istemedi canım.. Kısacası midesel bir kaosa kurban gittim..
Uyumak istedim...
Yorgundum oysa.Uyumak istedim bütün gün.Uyukladım..Gelince ve yemekten vazgeçince yine uyumak istedim; uyuyamadım. Öğlen içtiğim o sert kahve miydi beni uyutmayan yoksa BEN miydim?
Gökyüzünün kül rengi derinliğinde kayan gri atkılı,midesi bulanan ve uyuyamayan patenci bir bulutun üzerinde durdu.
Ve gök gürledi. Bir şimşek çaktı o an...
Ve bir bulut içini boşalttı dünyaya...
Ve 'bir patenci'nin gözünden bir damla yaş aktı...
Ve gök gürledi. Bir şimşek çaktı o an...
Ve bir bulut içini boşalttı dünyaya...
Ve 'bir patenci'nin gözünden bir damla yaş aktı...
26.05.2009
(00:26)
hayat ayrıntıda gizli: Gökyüzünün kül rengi derinliğinde kayan gri atkılı patenci Ayna İçinde Ayna adında çok enteresan kitapta geçen bir cümleden aklımda kalmadır..
mevzubahs
garip insan,
öylesine bişeler işte,
patenci
24 Mayıs 2009
bir garip Drosophila Melanogaster (2)
3 kırımızı gözlü Ebony erkeği ve 3 beyaz gözlü White dişi ile başlamıştı herşey.. bir hafta sonra onlarca larva onlarca pupa ve bir sonraki hafta ise onlarca drosophila melanogaster...

Haftalardır heyecanla beklediğimiz ilk drosophila dölüyle göz göze geldik bu hafta nihayet..
Yukarıdaki fotoğrafta görüğünüz şişenin dibindekilerin gözüktüğü kadarı.. Cama yapışık olan şefaf şeyler drosophilalarımızın çıktığı pupalar dipteki koyu renkli olanlar ise bizim yavrucuklar=)
Geçen hafta pupa ve larva evrelerindeydi yavrular.. sınıftaki diğer şişelerle karşılaştırdığımızda bazılarında nerdeyse hiç bir hareket yokken bizimkilerin bir önceki hafta göstermiş oldukları aceleciliğin meyvelerini bol bol aldıklarını gördük..
Yaklaşık 15 larva ve 45 pupa saydım ki normalde hocanın da dediğine göre gelişim aşamasından dolayı larvalarımızın daha çok olması gerekirdi.. Bizim şişeyi gören hoca da artık 'sizinkiler hızlı zaten' dedi normal karşilayarak.. ''Siz bunlara ekstra bişeyler mi verdiniz??'' gibi tepkiler de almadık değil tabi:D
Soldaki yavrularımızın ilk halleri işte.. Açık renkli solucan gibi olanlar larva ve koyu renkli olanlar ise pupadaki halleri..
Yavrular daha pupalarından çıkmamışken daha önce anlatmış olduğum bayıltma yöntemiyle anne ve babayı ayırdık şişenin içinden..Ve ebediyete uğurladık..
Böyle bir caniliğe göz yummak istemezdim ama herşey bilim için.. Eğer anne ve babayı şişede bıraksaydık yavrularıyla çiftleşebilrler ve normalden farklı bir genetik çeşitliliğe sebeb olabilirlerdi. Bu da bizim deneyimizi olumsuz etkilerdi.
Elbette ki,ben ve makinam onları son yolculuklarıyla da ölümsüzleştirdik..
Bu haftaya ise yine yavruları bayıltarak başladık..Bu defa bu yavruların arasından 4 dişi 4 erkek seçip yeni besiyerine koyup kalanları da cinsiyetlerine ve türlerine göre ayırıp sayıcaktık fakat bizim sinekler biraz fena cıktı..
Eterin kokusu bizi mahvetti ama bi kaç milimden ibaret olan yavrularımıza pek etki etmedi kimisi bayılmadı kimisi hemen ayılıverdi.. Baya bi cebelleştik başlarında iki kişi 4 el yetmedi..
Kendine gelen yalpalaya yalpalaya kaçti biz aralarında dişiyi erkeği ayırmaya çalışırken.. Bir de bir çoğu hala gelişme aşamasında olduğu için abdomenlerindeki çiziktiriklerinden çıplak gözle eşey tayini yapmak zor oldu.. Lupla bakmaya çalıştım o da ilk aldığım lup bozuk çıktı ayarlamak için baya uğraştım bu arada ayılanlar yeniden bayılanlar... Bi ara elime eterli pamuğu alıp hayvanların kafasına kafasına bastırdım ama yok banamasının demediler yine de.. kimisini canice katletmek zorunda kaldık ki zaten eşey tayinininden sonra saymak için bunu zaten yapıcaktık.. kimisini eterli şişeye attık.. kimisi de ilk üredikleri şişede besiyerine saplanmış bi şeilde kaldı çıkaramadık...
Bu arada lup altında gördüğüm bütün kırmızı gözlülerin dişi bütün beyaz gözlülerin de erkek olduğunu farkedene kadar baya uğraştım.. birkaç sinek kaçırıp bi kaçını da hunharca katlettikten sonra ikinci nesil için anne baba ayılırıp diğerlerini saymaya koyulduk..
100e yakın yavru saydık.. dişi erkek oranı yarı yarıyaydı nerdeyse.. Tabi uçanlar ve şişenin dibinde besiyerine saplı kalanlarla pek sağlıklı bi sayım olmadı ama olduğu kadar artık napalım...
Haftalardır heyecanla beklediğimiz ilk drosophila dölüyle göz göze geldik bu hafta nihayet..
Yukarıdaki fotoğrafta görüğünüz şişenin dibindekilerin gözüktüğü kadarı.. Cama yapışık olan şefaf şeyler drosophilalarımızın çıktığı pupalar dipteki koyu renkli olanlar ise bizim yavrucuklar=)
Geçen hafta pupa ve larva evrelerindeydi yavrular.. sınıftaki diğer şişelerle karşılaştırdığımızda bazılarında nerdeyse hiç bir hareket yokken bizimkilerin bir önceki hafta göstermiş oldukları aceleciliğin meyvelerini bol bol aldıklarını gördük..
Yaklaşık 15 larva ve 45 pupa saydım ki normalde hocanın da dediğine göre gelişim aşamasından dolayı larvalarımızın daha çok olması gerekirdi.. Bizim şişeyi gören hoca da artık 'sizinkiler hızlı zaten' dedi normal karşilayarak.. ''Siz bunlara ekstra bişeyler mi verdiniz??'' gibi tepkiler de almadık değil tabi:D
Soldaki yavrularımızın ilk halleri işte.. Açık renkli solucan gibi olanlar larva ve koyu renkli olanlar ise pupadaki halleri..
Böyle bir caniliğe göz yummak istemezdim ama herşey bilim için.. Eğer anne ve babayı şişede bıraksaydık yavrularıyla çiftleşebilrler ve normalden farklı bir genetik çeşitliliğe sebeb olabilirlerdi. Bu da bizim deneyimizi olumsuz etkilerdi.
Elbette ki,ben ve makinam onları son yolculuklarıyla da ölümsüzleştirdik..
Bu haftaya ise yine yavruları bayıltarak başladık..Bu defa bu yavruların arasından 4 dişi 4 erkek seçip yeni besiyerine koyup kalanları da cinsiyetlerine ve türlerine göre ayırıp sayıcaktık fakat bizim sinekler biraz fena cıktı..
Eterin kokusu bizi mahvetti ama bi kaç milimden ibaret olan yavrularımıza pek etki etmedi kimisi bayılmadı kimisi hemen ayılıverdi.. Baya bi cebelleştik başlarında iki kişi 4 el yetmedi..
Kendine gelen yalpalaya yalpalaya kaçti biz aralarında dişiyi erkeği ayırmaya çalışırken.. Bir de bir çoğu hala gelişme aşamasında olduğu için abdomenlerindeki çiziktiriklerinden çıplak gözle eşey tayini yapmak zor oldu.. Lupla bakmaya çalıştım o da ilk aldığım lup bozuk çıktı ayarlamak için baya uğraştım bu arada ayılanlar yeniden bayılanlar... Bi ara elime eterli pamuğu alıp hayvanların kafasına kafasına bastırdım ama yok banamasının demediler yine de.. kimisini canice katletmek zorunda kaldık ki zaten eşey tayinininden sonra saymak için bunu zaten yapıcaktık.. kimisini eterli şişeye attık.. kimisi de ilk üredikleri şişede besiyerine saplanmış bi şeilde kaldı çıkaramadık...
Bu arada lup altında gördüğüm bütün kırmızı gözlülerin dişi bütün beyaz gözlülerin de erkek olduğunu farkedene kadar baya uğraştım.. birkaç sinek kaçırıp bi kaçını da hunharca katlettikten sonra ikinci nesil için anne baba ayılırıp diğerlerini saymaya koyulduk..
100e yakın yavru saydık.. dişi erkek oranı yarı yarıyaydı nerdeyse.. Tabi uçanlar ve şişenin dibinde besiyerine saplı kalanlarla pek sağlıklı bi sayım olmadı ama olduğu kadar artık napalım...
Benim aklımda daha çok katledilen binden fazla sinek vardı.. Bi ara neden öldürmek yerine salmıyoruz gibi tepkiler geldi sınıftan ama hoca "Bunlar bir sürü kimyasal taşıyolar sonra okadar virüs nerden çıkıyor sanıyorsunuz.." diyince hepimiz bu fikirden vazgeçtik...
Sonrada hepsini morg adı altında hazırlanmış, içinde deterjanlı su bulunan şişeye attık...
mevzubahs
Drosophila Melanogaster,
genetik,
iümbg,
laboratuvar
9 Mayıs 2009
L’avare
Karanlık bir sahnede, yerde bir eli efendisinin ev içinde hususi araç olarak kullandığı tekerlekli sandalyesine zincirlenmiş yatan arabacı karşılıyor sizi.. Ardından şiddetli bir müzik.. Dumanlar... Ve dans edercesine etrefta koşup her bir köşede meşk yapan insanlar...
Büyülü havası daha başlarken sahneye kilitliyor izleyenleri.. Ruhunuz duman duman yükseliyor...
Bu sezon geç başladım.. Yerleşmeydi adaptasyondu hayatı düzene koymaydı derken,tam tiyatroyu da o düzene yerleştirmiştim ki sezon bitti...Bu sezon alabileceğim son bilet olduğundan habersizdim, Kenter Tiyatrosu'nun yeni sahneye koyduğu Moliere'in meşhur 'Cimri'sinin.. Benim için harika bi kapanış oldu...
Bir cumartesi suaresiydi..
Özenle hazırlandım,saygımı dış görünüşümle belirtmek istercesine.. Girdim bi insanın sahip olabileceği en güzel kavalyenin koluna bir baloya gidercesine...Sanki ben sahneye çıkıcakmışım gibi heyecanlı,gururlu ve dik...
Özenle hazırlandım,saygımı dış görünüşümle belirtmek istercesine.. Girdim bi insanın sahip olabileceği en güzel kavalyenin koluna bir baloya gidercesine...Sanki ben sahneye çıkıcakmışım gibi heyecanlı,gururlu ve dik...
Neredeyse boş koltuk yoktu.. 'Tiyatro yeterince seyirci bulamıyor' diye yakınırlar ya hep; 'hAni nerede bulunamayan seyirci' diye düşündüm doğrusu...Şu bir kaç ayda gördüğüm kadarıyla İstanbul insanı tiyatro salonlarına o kadar da uzak değil...
Oyun daha başlamadan daha bir anlık ön tarafa ilişti gözüm.. Yıldız Kenter 'i farkettim en önde yerini alırken.. Kim bilir nasil bir gururdur onun için o koltukta oturmak,emeğini seyretmek.. Onca yeteneğe aracı olmak...
İtiraf etmeliyim ki;hiç Moliere okumadım bu zaman kadar..Hakkında tek kelime bilmem.. Edebiyat, ilgilenmeyi sevsem de bir türlü hakim olamadığım bir daldır.. Bir kaç oyununa kulak dolgunluğum var işte Cimri de bunlardan birisiydi.. Ama öğrenmemek ayıptır derler ya hep, Kent Oyuncuları yorumu saysinde bir ayıbımı daha kapattım..
Bir camın ardından izlemeye alıştığım insanlar çıktı bir bir sahneye...Sevmediğim insalara sempati duydum birden ve sevdiğime daha da... Sanki yüzlerinde yıllardır taşıdıkları maskeleri çıkarıp gülümsediler bana... Mutlu oldum...
*Oyun hakkında teknik bilgi için : Kenter Tiyatrosu,Cimri
*L’avare, Moliere'in Cimri'sinin orjinal adıdır.
Oyun, adeta cimriliğin sınırlarını zorlayan bir baba (Harpagon) ile ona artık isyan eden çocukları arasında geçenleri, mizahi bir dilde anlatıyor.. Oğlunun aşık olduğu genç kızla evlenmek isteyen baba kızını da kendinden bile yaşlı bir adamla 'çeyizsiz' evlendirmeye çalışıyor;
kızının aslına kahyasıyla birlikte olduğundan habersiz.. Evdeki herkes, bi yandan Harpagon'nun emirlerini yerine getirip bir yandanda O'nun altınlarının peşinde gizli işler çeviriyor..
kızının aslına kahyasıyla birlikte olduğundan habersiz.. Evdeki herkes, bi yandan Harpagon'nun emirlerini yerine getirip bir yandanda O'nun altınlarının peşinde gizli işler çeviriyor..Sahnedeki atmosfer sizi içine alıyor adete.. Oyuncular herşeyiyle gerçekçi ve bu da heyecanı yükseltiyor.. Gördüğünüz her sahne şaşırtıyor..ve içtenlikle güldürüyor..Tek kötü yanı bazı yerlerde argo,biraz 'aşırı'ya kaçıyor..Neyseki bu çok sık tekrarlanmıyor..
Ve oyun herkesin amacına ulaşıp evdeki hizmetlilerin Cimri Harpagonu adeta 'linç' etmesiyle son buluyor..
Ve oyun herkesin amacına ulaşıp evdeki hizmetlilerin Cimri Harpagonu adeta 'linç' etmesiyle son buluyor..
Salondan ayrılırken hissettiğim hazzı tarif etmem çok zor... Bir an bile pişman olmuyor insan seyrettiğine.. Oyuncular, dekor, müzik,ışık,kostümler... Hepsi öylesine uyum içinde ki...
Gecenin en güzeli ise..
Elinden sıkı sıkı tutup tiyatroya götürdüğüm ve bu seneye kadar hiç tiyatroya gitmemiş bi insanın gözlerinde gördüğüm, o mutluluk belirtisiydi aslında benim için... Ve dudaklarından dökülen en memnun edici replikleriyden biriydi hayatımızın: ''Bunu daha sık yapalım:)''
Elinden sıkı sıkı tutup tiyatroya götürdüğüm ve bu seneye kadar hiç tiyatroya gitmemiş bi insanın gözlerinde gördüğüm, o mutluluk belirtisiydi aslında benim için... Ve dudaklarından dökülen en memnun edici replikleriyden biriydi hayatımızın: ''Bunu daha sık yapalım:)''
mevzubahs
isTtanbul,
Kenter Tiyatrosu,
mutTlu Tt muTtlu Rd =),
tiyatro
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



