9 Mayıs 2009

L’avare

Karanlık bir sahnede, yerde bir eli efendisinin ev içinde hususi araç olarak kullandığı tekerlekli sandalyesine zincirlenmiş yatan arabacı karşılıyor sizi.. Ardından şiddetli bir müzik.. Dumanlar... Ve dans edercesine etrefta koşup her bir köşede meşk yapan insanlar...
Büyülü havası daha başlarken sahneye kilitliyor izleyenleri.. Ruhunuz duman duman yükseliyor...


Son zamanlarda en büyük meraklarımdan birisi 'tiyatro'.. İpi salınmayı bekleyenlerdendi o da İstanbul'a varınca.. Bir türlü vakit bulamadıklarımdan, küçüklüğümde utandıklarımdandı... Hayran hayran seyrederken içimi cız ettirenlerden..

Bu sezon geç başladım.. Yerleşmeydi adaptasyondu hayatı düzene koymaydı derken,tam tiyatroyu da o düzene yerleştirmiştim ki sezon bitti...Bu sezon alabileceğim son bilet olduğundan habersizdim, Kenter Tiyatrosu'nun yeni sahneye koyduğu Moliere'in meşhur 'Cimri'sinin.. Benim için harika bi kapanış oldu...

Bir cumartesi suaresiydi..
Özenle hazırlandım,saygımı dış görünüşümle belirtmek istercesine.. Girdim bi insanın sahip olabileceği en güzel kavalyenin koluna bir baloya gidercesine...Sanki ben sahneye çıkıcakmışım gibi heyecanlı,gururlu ve dik...

Neredeyse boş koltuk yoktu.. 'Tiyatro yeterince seyirci bulamıyor' diye yakınırlar ya hep; 'hAni nerede bulunamayan seyirci' diye düşündüm doğrusu...Şu bir kaç ayda gördüğüm kadarıyla İstanbul insanı tiyatro salonlarına o kadar da uzak değil...

Oyun daha başlamadan daha bir anlık ön tarafa ilişti gözüm.. Yıldız Kenter 'i farkettim en önde yerini alırken.. Kim bilir nasil bir gururdur onun için o koltukta oturmak,emeğini seyretmek.. Onca yeteneğe aracı olmak...

İtiraf etmeliyim ki;hiç Moliere okumadım bu zaman kadar..Hakkında tek kelime bilmem.. Edebiyat, ilgilenmeyi sevsem de bir türlü hakim olamadığım bir daldır.. Bir kaç oyununa kulak dolgunluğum var işte Cimri de bunlardan birisiydi.. Ama öğrenmemek ayıptır derler ya hep, Kent Oyuncuları yorumu saysinde bir ayıbımı daha kapattım..


Bir camın ardından izlemeye alıştığım insanlar çıktı bir bir sahneye...Sevmediğim insalara sempati duydum birden ve sevdiğime daha da... Sanki yüzlerinde yıllardır taşıdıkları maskeleri çıkarıp gülümsediler bana... Mutlu oldum...

Oyun, adeta cimriliğin sınırlarını zorlayan bir baba (Harpagon) ile ona artık isyan eden çocukları arasında geçenleri, mizahi bir dilde anlatıyor.. Oğlunun aşık olduğu genç kızla evlenmek isteyen baba kızını da kendinden bile yaşlı bir adamla 'çeyizsiz' evlendirmeye çalışıyor; kızının aslına kahyasıyla birlikte olduğundan habersiz.. Evdeki herkes, bi yandan Harpagon'nun emirlerini yerine getirip bir yandanda O'nun altınlarının peşinde gizli işler çeviriyor..

Sahnedeki atmosfer sizi içine alıyor adete.. Oyuncular herşeyiyle gerçekçi ve bu da heyecanı yükseltiyor.. Gördüğünüz her sahne şaşırtıyor..ve içtenlikle güldürüyor..Tek kötü yanı bazı yerlerde argo,biraz 'aşırı'ya kaçıyor..Neyseki bu çok sık tekrarlanmıyor..

Ve oyun herkesin amacına ulaşıp evdeki hizmetlilerin Cimri Harpagonu adeta 'linç' etmesiyle son buluyor..

Salondan ayrılırken hissettiğim hazzı tarif etmem çok zor... Bir an bile pişman olmuyor insan seyrettiğine.. Oyuncular, dekor, müzik,ışık,kostümler... Hepsi öylesine uyum içinde ki...

Gecenin en güzeli ise..
Elinden sıkı sıkı tutup tiyatroya götürdüğüm ve bu seneye kadar hiç tiyatroya gitmemiş bi insanın gözlerinde gördüğüm, o mutluluk belirtisiydi aslında benim için... Ve dudaklarından dökülen en memnun edici replikleriyden biriydi hayatımızın: ''Bunu daha sık yapalım:)''



*Oyun hakkında teknik bilgi için : Kenter Tiyatrosu,Cimri
*L’avare, Moliere'in Cimri'sinin orjinal adıdır.

Hiç yorum yok: