24 Mayıs 2009

bir garip Drosophila Melanogaster (2)

3 kırımızı gözlü Ebony erkeği ve 3 beyaz gözlü White dişi ile başlamıştı herşey.. bir hafta sonra onlarca larva onlarca pupa ve bir sonraki hafta ise onlarca drosophila melanogaster...

Haftalardır heyecanla beklediğimiz ilk drosophila dölüyle göz göze geldik bu hafta nihayet..
Yukarıdaki fotoğrafta görüğünüz şişenin dibindekilerin gözüktüğü kadarı.. Cama yapışık olan şefaf şeyler drosophilalarımızın çıktığı pupalar dipteki koyu renkli olanlar ise bizim yavrucuklar=)

Geçen hafta pupa ve larva evrelerindeydi yavrular.. sınıftaki diğer şişelerle karşılaştırdığımızda bazılarında nerdeyse hiç bir hareket yokken bizimkilerin bir önceki hafta göstermiş oldukları aceleciliğin meyvelerini bol bol aldıklarını gördük..
Yaklaşık 15 larva ve 45 pupa saydım ki normalde hocanın da dediğine göre gelişim aşamasından dolayı larvalarımızın daha çok olması gerekirdi.. Bizim şişeyi gören hoca da artık 'sizinkiler hızlı zaten' dedi normal karşilayarak.. ''Siz bunlara ekstra bişeyler mi verdiniz??'' gibi tepkiler de almadık değil tabi:D
Soldaki yavrularımızın ilk halleri işte.. Açık renkli solucan gibi olanlar larva ve koyu renkli olanlar ise pupadaki halleri..

Yavrular daha pupalarından çıkmamışken daha önce anlatmış olduğum bayıltma yöntemiyle anne ve babayı ayırdık şişenin içinden..Ve ebediyete uğurladık..
Böyle bir caniliğe göz yummak istemezdim ama herşey bilim için.. Eğer anne ve babayı şişede bıraksaydık yavrularıyla çiftleşebilrler ve normalden farklı bir genetik çeşitliliğe sebeb olabilirlerdi. Bu da bizim deneyimizi olumsuz etkilerdi.
Elbette ki,ben ve makinam onları son yolculuklarıyla da ölümsüzleştirdik..

Bu haftaya ise yine yavruları bayıltarak başladık..Bu defa bu yavruların arasından 4 dişi 4 erkek seçip yeni besiyerine koyup kalanları da cinsiyetlerine ve türlerine göre ayırıp sayıcaktık fakat bizim sinekler biraz fena cıktı..
Eterin kokusu bizi mahvetti ama bi kaç milimden ibaret olan yavrularımıza pek etki etmedi kimisi bayılmadı kimisi hemen ayılıverdi.. Baya bi cebelleştik başlarında iki kişi 4 el yetmedi..

Kendine gelen yalpalaya yalpalaya kaçti biz aralarında dişiyi erkeği ayırmaya çalışırken.. Bir de bir çoğu hala gelişme aşamasında olduğu için abdomenlerindeki çiziktiriklerinden çıplak gözle eşey tayini yapmak zor oldu.. Lupla bakmaya çalıştım o da ilk aldığım lup bozuk çıktı ayarlamak için baya uğraştım bu arada ayılanlar yeniden bayılanlar... Bi ara elime eterli pamuğu alıp hayvanların kafasına kafasına bastırdım ama yok banamasının demediler yine de.. kimisini canice katletmek zorunda kaldık ki zaten eşey tayinininden sonra saymak için bunu zaten yapıcaktık.. kimisini eterli şişeye attık.. kimisi de ilk üredikleri şişede besiyerine saplanmış bi şeilde kaldı çıkaramadık...

Bu arada lup altında gördüğüm bütün kırmızı gözlülerin dişi bütün beyaz gözlülerin de erkek olduğunu farkedene kadar baya uğraştım.. birkaç sinek kaçırıp bi kaçını da hunharca katlettikten sonra ikinci nesil için anne baba ayılırıp diğerlerini saymaya koyulduk..
100e yakın yavru saydık.. dişi erkek oranı yarı yarıyaydı nerdeyse.. Tabi uçanlar ve şişenin dibinde besiyerine saplı kalanlarla pek sağlıklı bi sayım olmadı ama olduğu kadar artık napalım...

Benim aklımda daha çok katledilen binden fazla sinek vardı.. Bi ara neden öldürmek yerine salmıyoruz gibi tepkiler geldi sınıftan ama hoca "Bunlar bir sürü kimyasal taşıyolar sonra okadar virüs nerden çıkıyor sanıyorsunuz.." diyince hepimiz bu fikirden vazgeçtik...
Sonrada hepsini morg adı altında hazırlanmış, içinde deterjanlı su bulunan şişeye attık...




9 Mayıs 2009

L’avare

Karanlık bir sahnede, yerde bir eli efendisinin ev içinde hususi araç olarak kullandığı tekerlekli sandalyesine zincirlenmiş yatan arabacı karşılıyor sizi.. Ardından şiddetli bir müzik.. Dumanlar... Ve dans edercesine etrefta koşup her bir köşede meşk yapan insanlar...
Büyülü havası daha başlarken sahneye kilitliyor izleyenleri.. Ruhunuz duman duman yükseliyor...


Son zamanlarda en büyük meraklarımdan birisi 'tiyatro'.. İpi salınmayı bekleyenlerdendi o da İstanbul'a varınca.. Bir türlü vakit bulamadıklarımdan, küçüklüğümde utandıklarımdandı... Hayran hayran seyrederken içimi cız ettirenlerden..

Bu sezon geç başladım.. Yerleşmeydi adaptasyondu hayatı düzene koymaydı derken,tam tiyatroyu da o düzene yerleştirmiştim ki sezon bitti...Bu sezon alabileceğim son bilet olduğundan habersizdim, Kenter Tiyatrosu'nun yeni sahneye koyduğu Moliere'in meşhur 'Cimri'sinin.. Benim için harika bi kapanış oldu...

Bir cumartesi suaresiydi..
Özenle hazırlandım,saygımı dış görünüşümle belirtmek istercesine.. Girdim bi insanın sahip olabileceği en güzel kavalyenin koluna bir baloya gidercesine...Sanki ben sahneye çıkıcakmışım gibi heyecanlı,gururlu ve dik...

Neredeyse boş koltuk yoktu.. 'Tiyatro yeterince seyirci bulamıyor' diye yakınırlar ya hep; 'hAni nerede bulunamayan seyirci' diye düşündüm doğrusu...Şu bir kaç ayda gördüğüm kadarıyla İstanbul insanı tiyatro salonlarına o kadar da uzak değil...

Oyun daha başlamadan daha bir anlık ön tarafa ilişti gözüm.. Yıldız Kenter 'i farkettim en önde yerini alırken.. Kim bilir nasil bir gururdur onun için o koltukta oturmak,emeğini seyretmek.. Onca yeteneğe aracı olmak...

İtiraf etmeliyim ki;hiç Moliere okumadım bu zaman kadar..Hakkında tek kelime bilmem.. Edebiyat, ilgilenmeyi sevsem de bir türlü hakim olamadığım bir daldır.. Bir kaç oyununa kulak dolgunluğum var işte Cimri de bunlardan birisiydi.. Ama öğrenmemek ayıptır derler ya hep, Kent Oyuncuları yorumu saysinde bir ayıbımı daha kapattım..


Bir camın ardından izlemeye alıştığım insanlar çıktı bir bir sahneye...Sevmediğim insalara sempati duydum birden ve sevdiğime daha da... Sanki yüzlerinde yıllardır taşıdıkları maskeleri çıkarıp gülümsediler bana... Mutlu oldum...

Oyun, adeta cimriliğin sınırlarını zorlayan bir baba (Harpagon) ile ona artık isyan eden çocukları arasında geçenleri, mizahi bir dilde anlatıyor.. Oğlunun aşık olduğu genç kızla evlenmek isteyen baba kızını da kendinden bile yaşlı bir adamla 'çeyizsiz' evlendirmeye çalışıyor; kızının aslına kahyasıyla birlikte olduğundan habersiz.. Evdeki herkes, bi yandan Harpagon'nun emirlerini yerine getirip bir yandanda O'nun altınlarının peşinde gizli işler çeviriyor..

Sahnedeki atmosfer sizi içine alıyor adete.. Oyuncular herşeyiyle gerçekçi ve bu da heyecanı yükseltiyor.. Gördüğünüz her sahne şaşırtıyor..ve içtenlikle güldürüyor..Tek kötü yanı bazı yerlerde argo,biraz 'aşırı'ya kaçıyor..Neyseki bu çok sık tekrarlanmıyor..

Ve oyun herkesin amacına ulaşıp evdeki hizmetlilerin Cimri Harpagonu adeta 'linç' etmesiyle son buluyor..

Salondan ayrılırken hissettiğim hazzı tarif etmem çok zor... Bir an bile pişman olmuyor insan seyrettiğine.. Oyuncular, dekor, müzik,ışık,kostümler... Hepsi öylesine uyum içinde ki...

Gecenin en güzeli ise..
Elinden sıkı sıkı tutup tiyatroya götürdüğüm ve bu seneye kadar hiç tiyatroya gitmemiş bi insanın gözlerinde gördüğüm, o mutluluk belirtisiydi aslında benim için... Ve dudaklarından dökülen en memnun edici replikleriyden biriydi hayatımızın: ''Bunu daha sık yapalım:)''



*Oyun hakkında teknik bilgi için : Kenter Tiyatrosu,Cimri
*L’avare, Moliere'in Cimri'sinin orjinal adıdır.

7 Mayıs 2009

bir garip Drosophila Melanogaster

Hayatınızda kaç kez bir hayvanın gözlerinizin önünde neslini devam ettirdiğini görebilme şansına sahip olabilrsiniz? Ve kaç canlının bunu 'nasıl' yaptığı bi kaç santim uzaktan seyredebilrsiniz?

Bu okula başladığımdan beri ilk defa bir şey bu kadar şaşırttı beni.. Ne bir sıçan kesimi ne bir kubağanın bacağı, kalbi... Bu bir sapkınlık değil kesinlikle bir zevk değil.. Kendi hemcinsimin bunu yaptığını görmek aynı hisleri yaşatmazdı muhtemelen ya da herhangi bir canlıyı tvde seyretmek..

Anladım ki; tiyatroyla sinema arasındaki fark ne kadar büyükse,belgesel seyretmek ya da bir fotoğrafta incelemekle kendi hazırladığım yaşam alanı içerisinde kendi seçtiğim bi kaç santimlik hayvanları canlı canlı seyretmek arasındaki fark da okadar büyükmüş..

Drosophilalarımızla buluştuk nihayet bu hafta.. 3kişiyiz ve cam bir şişenin içinde 3çift Drosophilamız var.. Erkekler kırmızı gözlü Ebony'ler ,Dişiler ise adı üstünde bembeyaz White'lar..

Yaklaşık 3 hafta önce besiyerlerini hazırlayıp sineklerimize yaşam alanı olacak şişelere dökmüş ve dinlenmeye bırakmıştık.. dün ise bir elimizde eterli şişeyle başka bir şişenin içindeki Ebony sineklerini bayıltıp sineklerimizde eşey tayinine giriştik..

Çıplak gözle ayırt etmek çok zor değil aslında cinsiyetleri ama yine de lup denilen mikroskopun daha ilkel bi tipiyle yakından bakarak özenle seçtim Drosophilalarımızı..
Mesela; sol tarafta gördüğünüz Ebonylerden yukarı doğru bakanı erkek aşağı doğru bakan ise dişi. Bunu anlamanın en kolay yolu kırmızıyla işaretlediğim yerdeki, şu anda adını bir türlü hatırlayamadığım cizgilerin sıklığı.. Gözle görmenin de mümkün olduğu bu cizgiler erkeklerde uca doğru iyice kalınlaşıp bir bütün halini alırken dişilerde ince cizgiler halinde sürüyor. Çıplak gözle erkeklerin kuyruk kısımlarını tamamiyle koyu görüyorsunuz. Erkeklerin, dış görünüş olarak, dişilerden bir farkı daha var ki onlar da ön ekstremitelerinde(daire içinde işaretli)bulunan ve çiftleşme sırasında dişilerini tutmak için kullandıkları eşey tarakları.. Nasıl kullandıklarına da bizzat şahit oldum.

Hafif dozda eterle bayılttığımız sineklerimizi seçtikten sonra önceden hazırlamış olduğumuz yaşam alanlarına aldık.. İlk seçtiklerimiz besiyerine yapışmalarına neden olarak katlettiğimizi acıyla belirtmek isterim ki bunu yapan yanlızca biz değildik.. Ama onları kurtarmak için sarfettiğimiz çabayı da göz ardı etmememiz gerekir..

Erkekleri yeniden seçip bu kez daha dikkatli bir şekilde şişeye yerleştirdikten sonra aynı işlemi daha önce döllenmesi engellenmiş White dişilere uyguladık.. Dişi olduğuna emin olduğumuz için eşey tayinine ihtiyaç duymadığımız halde dişileri de lup altında incelemekten kaçınmadım hiç...

Bu da White bir dişi..

bunlardan da 3tane seçip diğerlerinin yanına koyduk ve ayılmaları için beklemeye koyulduk..
Bu arada bi kaç tanesini yine besiyerine kaptırdık.. Neyseki ayılmaya başlamışlardı da ölmeden kurtulmayı başardılar..

Ve ardından 'Hadi koçum Göster kendini..!' gibi sözlerle evladımız gibi benimsediğimiz şuncacık bikaç santimlik hayvanları motive etmeye giriştik.. İşe yaramış olucak ki yaklaşık yarım saat sonra -bir köşede yaptığımız ve sonucunu birtürlü göremediğimiz deneyde kullandığımız boyan kurumasını beklemek amacıyla verdiğimiz molanın ardından- geri döndüğümüzde bir çiftin neslini devam ettirme çalışmalarına başladığını farkettim..
Sineklerin boyutlarını gördüğüm gün böyle belgesel tadında bir olayla karşilaşamıycağımı düşünüp üzülmüştüm açıkçası.. Hatta bunu bi hocanın yanında sesli bir şekilde dile getirmiş ve
'bir dahakine kara sineklerle çalışırız' gibi hoş bi tepki almıştım:D
Kendimi tutamadım ve 'bunlar çiftleşiyoooo' die bağırmaya başladım.... Biraz da ilk defa bizim sineklerde görülmesinden sebeb duyduğum gururla herkesin görmesini sağladım önce:D Elden ele gezdi şişe bi anda onlarca göz... Sonra da çekip aldım ellerinden 'rahat bırakın' die:D Hocanın tepkisi ise muhteşemdi: 'Nerden anladın??' .. Gösterince şişeyi soramamış olmayı tercih etti heralde 'bırakın hayvanları napıyolarsa yapsınlar canım' diye bırakıverdi elinden...
Bi süre daha sürdü.. Ben, elimdeki makina daha sağlam olsaydı belgesel çekicektim neredeyse... baya uğraştım düzgün bir foto yakalayabilmek için ama ancak buğulu bir camın ardından özel hayata saygı duyarcasına bi iki poz alabildim.. Zaten ondan sonra bedensel ilişkilerini kesip normal hayatlarına geri döndüler... Bir daha ayırt edemedik bile hangisiydiler... DErs bittikten sonra da şişelerimizi masaya öylece bırakıp çiktik labdan.. Devamı haftaya artık..

Bilmiyorum çektiğim fotoğrafı yayınlamam ne kadar doğru olur.. Açıkçası bunları yazıyorum ama bi sapık gibi anlaşılmaktan da korkmuyor değilim.. Doğanın bi parçası sonuçta bu anlattıklarım... Utanmıyorum diye bunu anlatmaktan ahlaksız bir insan olarak görülmem umarım.. HEycanımı ve gördüklerimi paylaşmak istedim yanlışım varsa affola...

25 Nisan 2009

moleküler dünyaya ilk adım..

bahar yarıyılıyla birlikte artık hangi yolda yürüdüğmü hissetmeye başladım yavaş yavaş.. Bölümümle ilgili dersler artmaya uygulama derslerim daha ilgi çekici bir hal almaya başladı..

Hücre Biyolojisi Labında bir sıçanın içini gördüm mesela sonra bir kurbaanın bacagına giden bir sinir teli üzerinde çalıştım..

Bölümümü daha çok ilgilendiren kısım Temel Genetik Uygulama LAbı elbetteki.. başlarda karyotip analiziydi problem çözumleriydi falan sıkıcıydı ama vizelerden sonraki haftadan itibaren oldukça eğleniceğimizden eminim...

Ne yapıcağımızdan kısaca bahsedip ayrıntıları bir sonraki yazıma saklamak zorundayım malesef:S Çünkü dün akşam tvye takılıp yarım bırakınca yazımı ve bu sabah geç kalkıp artık hazırlanıp istanbula dönmem gerektiğinden yine yine ve yine erteliyorum cümlelerimi... Üzgünüm...

ÇAlışma metaryelim Dorosophila sineği.. DAha doğrusu sinekleri.. GEçen hafta besiyerleri hazrladık onlar için.. bildiğiniz mama yaptık yani.. Sırayla gidip karıştırdık kazanmsı şeydeki mamamızı.. drosophilaları inceledik bu arada birde.. cinsiyet ayrımı gelişme evresi.. Herbirini aktarmaya öyle hevesliydim ki oysa..
bundan sonraki aşamalarımız asıl zevki olucak olan.. Önce bir çift sineği çiftleştiricez ve oluşan yavruların genetik çaprazlamasını yapıcaz.. sonra bir sonraki dölü elde edicez.. Tabi bir kaç hafta alıcak bunlar.. Ara basamakları biz de tam olarak bilmiyoruz.. Biz daha çok bir çift sinegimiz olucak adını ne koysak heyecanı içerisindeyiz=)

Neyse şimdi hitmeliyim ve hızla hazırlanıp yurduma geri dönmeliyim...

24 Nisan 2009

Kaç hafta geçmiş arada kaç gidiş ve kaç eve dönüş... Kim ne yazmış diye bakıp bazen hiç okumadan ayrıldığım blog dünyası... BEnim dünyam...

Özlendiğimi düşünmedim hiç ben özlesem de.. okunduğumu bile düşünmez olmuştm son zamanlarda zaten.. belki de oyüzden saldım biraz.. Oysa illa birileri okusun diye mi yazmak gerek..

Ne bileyim işte.. eve gelip nete oturduğumda nasil geçiyor zaman anlamıyorum.. Sanki heba oluyor ömrümde evde geçirdiğim şu iki gün.. O sebepten 2 haftaya indrdim geliş gidişilerimi.. Gelmediğim haftları tiyatroda yahut istanbul keşiflerinde geçiriyorum....

Paylaşacak öyle çok şeyim vardi ki oysa.. sanırım biraz bencillik ediyorum.. İzlediğim oyunlar, gittiğim yerler, gördüğüm olaylar... Öğrendiğim yeni şeyler... herbiri herbiri bana kalıyor uzun zamandır ben bölye olsun istemesem de...