Bazen sonsuza uçup gider kelimeler.. Bulamazsın.. Aklından aynı anda onlarca düşünce geçer.. Tutamazsın.. Ve duramazsın da yerinde.. Aklından geçenler binip birkaç kelimenin üstüne ucup gitmedikçe dilinden, tıkanır boğazına.. Rahat bir nefes alamazsın..
3 Nisan 2010
karmaşık mışık
Yazsam rahatlıycam ama beceremedm bir türlü..
Göçebeliğimin bedelleri..
Buz pateni... O Saha.. O ruh..
Geçmişteki onca şey.. Onca anı..
Kulağımda bir bir yankılanan sesler.. Tekerrürler..
Boş trübünlerde gördüğüm, kafamdaki onlarca insan.. Sevdiklerim.. nefretlerim.. rakiplerim.. dostlarım.. Karşilarında tüm benliğimden sıyrıldığım..
Bugün artık dönüşlerimde, kendi mekanımda bir yabancı gibi dolaştığım..
Öylece acaip bişe işte..
Konuşmak da faydasız biliorum konuşmaya başladıkça daha derine dalıyorum.. çıkamıyorum.. susamıyorum..
İyisi mi hazır saklanmışken kelimelerim tutayım çenemi...
21 Mart 2010
sosyalhaşere
Şimdi malumunuz Feysbuk kullanmıorum ben başından beri, biraz sosyofobik bi insan olduğumdan uzak durdum kendisinden. Gerçi benim mi ona onun mu bana fobisi var o kısım tartışılır ama neyse.. Ben daha üstü kapalı paylaşım alanlarını seviyorum sonuç olarak bunu demek istiyorum:D
Bu haftasonu hızımı alamadım ben:D Oyun oynamayı bıraktım, sigarayı bırakınca kendini sakıza veren insanlar gibi oldum.. Hissiyat paylaşım platformlarına verdim kendimi:D
http://www.formspring.me/Ttotay
20 Mart 2010
Ya Çok Çocuktum Balonumu Patlattılar...

Balonlarım… Henüz yeni kurmuş olduğum koyu renkli dünyamın tek canlı renkleriydi onlar.. Ve gerçekten de canlıydılar.. 4 ay.. koskoca 4 ay benimle kaldılar baş ucumda.. Hiç bu denli uzun bir süre aynı balonla oynadınız mı?
2005 yılının son demleriydi artık. 9. sınıftaydım. Sıradan bir biyoloji dersinde -ki o zamanlar hiç sevmezdim biyolojiyi- klasik bir konu işleniyordu: Hücre. Kim uydurduysa o hücrenin içinin su dolu balona benzediğini, bize balonların içini suyla doldurup oynayabildiğimiz bir ders bahşetti ki müteşekkirim. Tabi suyla yeteri kadar eğlenemiyorsunuz öyle ki birinin kafasına atıp patlatsanız olay çıkar yahut siz de yersiniz kafanıza bir tane su balonu bunu da hiç gerek yok. Bu sebepten bizde bir tanesini gayet insancıl bir şekilde şişirdik ve tenefüste o dar ve upuzuuun olan büyülü koridorumuzda, basit bir balonla çocuklar gibi eğlenmeye, etrafta balon peşinde koşturmaya başladık.
Ve o anda, daha o zamanlarda bile yüreğimin koca bir parçasına sahip olmuş, yüce varlık geldi. Zaten kahkahalar içinde eğlenirken bide onu görmek neşeme neşe katmıştı ki Kendisi elinde bir kalemle gayet eğlenerek balonumu patlatmayı önerdi birkaç kez. Kendi de büyük bir haz duyacaktı belli ki bu olaydan bizim gayet ve cidden ve gerçekten içten eğlendiğimizi fark etmedi. “Hayır, abim yapmaaaa!” Diyerek karşı cıksam da ellerimizin arasında keyifle uçuşan balon bir anda tüm havasını kaybederek kendini parçalar halinde yerde buldu. Yüreğimdeki çocuk da o balonla birlikte bir anda kaybetti kendini.. Her şey öyle anlıktı ki….
Çıldırdım. Koridoru yıktım. Çocuk gibiydim evet..Tam da iki kardeş gibiydik hatta. Abisi balonunu patlatınca bir kız çocuğu naparsa aynı onları yaptım. Bağırdım çağırdım hatta belki de yumrukladım.. Gözüm o kadar dönmüştü ki hatırlamıyorum O’na ne kadar işkence ettiğimi. Hatta derse girince hocaya bile şikayet ettim:D
Ama O, bilinen abilerden o kadar farklıydı ki, balonu patlattığı anda halimi görünce benden çok daha fazla üzüldü yaptığına.. Ben yapma derken bu kadar ciddi olduğumu fark etmemişti belli ki..
Bitaneydi o..

Ben konuyla ilgili arada bir bozuk atsam da aslında O’nun da ne kadar üzüldüğünün ve pişman olduğunun farkındaydım elbette. O ise konuyu her açtığımda o masum bakışlarını bıraktı üstüme.. Aradan bir iki hafta geçti.. 2006 yılının ilk haftasında ki o hafta ilk dönemin son haftasıydı, bir gün bir poşetle geldi yanıma. İçinde rengarenk balonlarla birkaç tane Toto oyuncağı vardı..
Benimdi, hepsi benim içindi:)
Bir balonum patladığında ne kadar üzüldüysem her bir balon için o kadar sevinmiştim o anda..Tarifsizdi..
Düşünceli abim benim kıyamamıştı bana birde fazladan gönül almaya en sevdiğim oyuncaklardan koymuştu yanına:))
Eve gittiğimde kıyamayıp bir iki tanesini ayırdıktan sonra kalan balonların hepsini şişirip bağlamıştım renkli iplerle. O kadar güzeldi ki o balonlar. Kocaman olmuşlardı şişirince ve capcanlıydı renkleri.. hatta korkmuştum fazla şişirmeye bir tanesini bile patlatmak istemiyordum çünkü.. Önce salıp oynadık 4 yaşındaki kardeşimle. Yuvarlandık yerlerde. Sonra bütün ipleri bir araya getirip örgü yaparak birleştirdim hepsini. Sonra da gidip odama yatağımın başucuna tüle bağladım. Tek çabam duvara değdirmeden saklayıp ömürlerini biraz olsun uzatmaktı…Ve 4ay kadar benimle kaldı o balonlar.Hiç havaları sönmeden hem de.. ilk günkü gibi parlak ve renkli.. Hiçbir zaman anlam veremedim o kadar süre dayanmalarına..

Bir mucizeydi o da belli ki; beni o balonlara kavuşturmuş değerli insan gibi...

Sonra bir gün baktım ki sönüvermiş havaları hepsinin.. Üzüldüm elbet ama yıkmadım ortalığı bu kez, kızmadan kimseye götürdüm onları ait oldukları yere..
Ve koskoca 4 yıl geçti o balonların üstünden.. Biz gene aynı çocuklarız aslımızda.. Aşkla.. Başka bir şehirde, başka insanlar içinde; yeni hisler, daha büyük sevgilerle…
19 Mart 2010
dönüyorum sanırsam yeniden sana:)
Sanki hep bi vakitsizlik var gibi gözükse de aslında internetsizlik idi bloğuma ulaşamanın kaynağı..
Son zamanlar da pek bi heves ettim. Haftada bir iki gün net buldum mu oyuna dalardım hemen eskiden. Bu ara oyunu bıraktığımdan olsa gerek depreşti blog özlemim.. :)
Bir iki gündür yazıyorum, karalıyorum bişeyler kendimce. Bundan sonra mümkün oldukça yazmaya ve net buldukça da blogumda paylaşmaya karar verdim..
Hadi hayırlsı:)
Yazmayı özlüyorum. Yazabilmeyi. Gerçekten.
Her yazıma da böyle başlıyorum biliyorum. Sanırım körelmişim bir hayli ki nereden başlayacağımı bilemiyorum bir türlü. Oysa içimde bir tutku, bir kıvılcım var hala yüreğimdekileri beyaz sayfalara akıtmak adına..
Belki çok okumadığım için böyleyim son zamanlarda.. yahut bulamadığımdan kanatacak bir yara.. belki de bulup da korktuğumdan anlatmaya…
İçimin garipçe sıkıldığı bir andayım. İnsanın içi garipçe olmayan bir şekilde nasıl sıkılır onu da bilmiyorum ya neyse..
Sıkıntımın bir telaffuzu var evet ama.. ama..
Anlatamam ki..!
Boş bir sıkıntı olduğuna inanma eğilimindeyim çünkü.. Belki de işin garipçe olan kısmı budur, kendi kendime sıkıntılar doğurabilecek kadar acımasızım kendime ve bir o kadar da ilacım sıkıntıma kendi adıma.. Kendi kendime anlamsız kendilikler içindeyim.. Hadi bakalım hayırlısı:)
22:48
Sevgili blogum,
Acaba doyumsuz biri olabilir miyim?
Peki ya kıskanç?
Yahut hep daha da fazlasını isteyen? Ah pardon blogcum doyumsuzdan kastım zaten buydu elbet!
00:11
Sevgili blogum,
Bence sen benden daha garip birisin.
Bunu neden dedim nerden çıkardım bilmesem de ölesin işte!